--
Gözlerimi, içimi saran karanlık ve sisli kabusların pençesinden zorla açtım. Etrafımda dans eden gölgeler ve korku dolu figürler vardı. Her şey bu kadar gerçek gibi görünüyordu ki, panik içinde nefes almakta zorlanıyordum. İçimde bir boşluk, bir umutsuzluk hissi vardı.Bir anda, korkunun derinliklerinden tanıdık bir ses yükseldi. Gözlerimi ovuşturup bakmaya çalıştım ve tanıdık bir silueti fark ettim. Kaya, başında endişeli bir ifadeyle yanı başımdaydı. Yüzündeki kaygı, içimdeki korkuyu hafifletmeye yetti. Kaya nazikçe elini omzuma koydu ve sesini yumuşak bir şekilde duydum. “Sakin ol,” dedi. “Bir kabus gördüğünü biliyorum. Her şey yolunda.”Kaya’nın sözleri içimi bir nebze olsun rahatlatmıştı. Derin derin nefes alarak kendimi toparlamaya çalıştım.
Kaya’nın varlığı, korkularımın yükünü biraz olsun hafifletmişti. Kaya, benim daha da rahatlamam için yanımda kalmaya devam etti.“Akşam yemeği için hazırlanmalısın,” dedi Kaya. “Biraz dinlenmeye ihtiyacın var ve seni bekleyen bir akşam yemeğimiz var.”Kaya’nın nazik tavsiyesine başımı sallayarak teşekkür ettim. Onun yardım eliyle yavaşça kalktım. İçimi saran karanlık yavaşça dağılmaya başlamıştı; en azından şimdilik, korkularımın pençesinden kurtulmuştum.
Kaya, odadan çıkarken kapıyı nazikçe kapattı. O an, kendi kendime ne kadar zayıf ve çaresiz hissettiğimi fark ettim. İçimde bir öfke ve utanç birikiyordu. Kafamda, kendime olan kızgınlığım büyüyordu; kendimi bu kadar ezik ve güçsüz hissetmek, kabul edilemezdi.Kaya’nın nazik tavsiyesine rağmen, bu kadar zayıf görünmek beni sinirlendiriyordu. "Ne kadar da acizsin," diye mırıldandım, sesim neredeyse bir fısıltı kadar utancı biraz olsun üzerimden atmak için dikkatle kıyafet seçmeye başladım. Bu, hem dışarıda geçireceğim vakit için hazırlık yapmamı hem de kenddüşüktü. "Kendini bu kadar küçük ve güçsüz göstermeyi nasıl göze alırsın? Kendi kendine…"Küfürüm, bir an için dilimde dolaşsa da, tam olarak çıkaramadım. Sinirimden dolayı sözcükler ağzımdan kayıp gitmiş gibi hissettirdi. Derin bir nefes aldım, kendimi toparlamaya çalıştım. Bu kadar acizlikle yüzleşmek zorundaydım; bu, kabuslardan ve korkulardan kurtulmak için geçmem gereken bir aşamaydı.
Hızla doğruldum, kendimi bir nebze olsun iyi hissetmek için odadaki kıyafetlere yöneldim. İçimden geçirdiğim öfkeyi ve imi yeniden toparlamamı sağlayacak bir adımdı. Eğlenceli ve dikkat çekici bir kıyafet giymek istiyordum ama annemin otoriter tavırları yüzünden bunu yapamazdım. Gözlerim, zarif ve seksi bir elbiseye takıldı; derin V yaka, dantel detaylı, adeta vücut hatlarımı sergileyen bir elbise.“Bu tam bana göre!” diye düşündüm. Topuklu ayakkabılarla yürümek biraz zorlayıcıydı, ama bu da elbisemin şıklığını tamamlıyordu.
Kapıyı açıp Kaya'nın yanına çıktım ve gözlerim ona şaka yollu bir şekilde parladı. Kaya, kapının önünde bekliyordu ve beni görünce gözleri neredeyse yuvalarından fırladı. “Bunu mu giymek zorunda kaldın?” dedi, şaşkın bir şekilde. “Gerçekten çok etkileyici. Böyle şeyler giyer miydin sen?”Gülümseyerek, “Valla, eğlenceli bir şey giymek istiyordum,” dedim, alaycı bir tonla. “Ama annem beni böyle bir kıyafetle görürse, kesin bayılır. Bu yüzden şık olanı seçmek zorunda kaldım. Hem senin tepkini görmek de ayrı bir zevk!”Kaya'nın koluna hafifçe vurdum, ardından topuklu ayakkabılarla zar zor yürüyerek yemek salonuna ilerledim.
Her adımda topuklarımın beni nasıl zorladığını hissediyordum, ama bu da yürüyüşümü daha komik ve eğlenceli hale getiriyordu. Kaya, bana şaşkın bir şekilde bakarken, arada bir gülmekten kendini alamadı. “Beni bırakma!” dedim, eğlenceli bir şekilde. “Yemek salonuna kadar beni idare et!”Yemek salonuna vardığımda, annemin benim için ayırdığı sandalyeye oturdum. Kaya, kolumu bırakıp bir adım geri çekildi ama hala gülümseyerek bana baktı. Kendimi oldukça iyi hissettim, topuklu ayakkabılarla biraz komik bir görünümüm olsa da, akşam yemeğine ve eğlenmeye hazırdım.
Gözlerim salonu taradı ve iştahla yemek yiyen kızı fark ettim. Midesindeki yemeklerin ne kadar leziz göründüğü gözlerinden okunuyordu. Kafamda sinsice bir plan belirdi. Gözlerimi kısarak alaycı bir şekilde sırıttım. Bu akşam biraz eğlenmeye karar vermiştim.Yavaşça yanına yaklaşıp, “Bu yemeklerin gerçekten çok lezzetli olduğunu duydum,” dedim, sesimde kurnaz bir ton vardı. Kızın dikkatini çekmek için planımı devreye soktum. Sesimdeki tehditkâr tını ve alaycılığı fark ettiğinde yüzü bir anda soldu. Gözleri büyüdü ve ağzındaki lokma boğazında kaldı.Kızın yutkunmaya çalıştığını görmek keyif vericiydi. Gözlerimdeki kötü niyetli ışıltının onun üzerindeki etkisini net bir şekilde görebiliyordum. Panik içinde bana bakmaktan kaçındı ama gözlerim adeta üzerine yapışmış gibiydi.
Kızın panik anını izledikten sonra, dikkatimi diğer yemeğe çevirmeye karar verdim. Ancak, yerime döndüğümde, diğer tarafımda Kaya’yı fark ettim. Kaya, bana doğru eğilmiş ve yüzünde ciddi bir ifade vardı. Gözleri, adeta ateş saçıyordu.Kaya'nın bu bakışları, anında şok olmama neden oldu. Kızgın bakışları, paniğin ve alaycılığın etkilerini daha da belirgin hale getirdi. Kaya’nın gözleri, bana “Ne yaptığını sanıyorsun?” der gibi bakıyordu. Anlık şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak, Kaya’nın yanına doğru yaklaştım.Kaya, kulağıma eğildi ve hafifçe fısıldadı, “Bu kadar ileri gitme. Misafirler burada ve bu davranışların fark edilirse büyük sorun yaratabilir.” Sesindeki uyarı tonunu net bir şekilde duydum, ama aynı zamanda onun bu ciddi uyarısına alaycı bir şekilde karşılık vermek istedim.
Parmağımı dudaklarıma götürdüm, nazikçe öptüm ve hızla Kaya’nın yüzüne tokat gibi bir hareket yaptım.Kaya’nın yüzü aniden kızardı ve geri çekildi. Yüzündeki renk değişimi ve şaşkın bakışları oldukça keyif vericiydi. Kaya’nın bu durumda ne yapacağını görmek için sabırsızlanıyordum. Kaya, yüzündeki ifadesiyle sinirlenmiş gibi görünüyordu. Sesini alçaltarak, “Beni böyle sinirlendirme,” dedi, ama sesindeki ciddiyet, benim için fazla önemli değildi.“Yemeklerin tadını çıkarmaya devam edelim, ne dersin?” diye önerdim, gözlerimdeki alaycılık hâlâ yerindeydi. Konuşmamda bir şekilde rahat ve huzurlu görünmeyi başardım.
Sandalye arkamda hafifçe gıcırdadı ve bir anda dikkatimi salonun köşesine çektim. Orada, yoğun karanlık enerjisiyle parlayan etkileyici bir figür belirmişti. Gözlerim, gece kadar karanlık, mor ve siyahın çeşitli tonlarından oluşan ihtişamlı bir elbise giymiş olan Kabus Kraliçesi’ne(Anneme) takıldı. Elbisesinin kenarları, sanki karanlık bir yıldız bulutu gibi hafifçe dalgalanıyor ve her adımında etrafı mistik bir havayla sarıyordu. Annemin başındaki taç, karanlık kristallerle süslenmiş ve her hareketinde ışıl ışıl parlıyordu.Yanında, Kabus Yöneticisi sessiz bir şekilde duruyordu. O, Kraliçe’nin ihtişamını tamamlayan, soğukkanlı ve ciddi bir duruş sergiliyordu. Salondaki herkesin dikkatini çeken bu an, adeta bir krallığın taçlanmış liderinin girişi gibi hissettirdi. Annemin salonun merkezine adım atışı, salonun atmosferini tamamen değiştirdi. Her hareketi, gücünü ve otoritesini hissettiren bir hava taşıyordu. Üzerimdeki baskıyı hissettim; Annemin varlığı, adeta karanlık bir egemenliğin işaretiydi.Kabus Yöneticisi, annemin yanındaki sessiz duruşunu koruyarak adım attı ve konuklara dönerek konuşmaya başladı: “Kabus Kraliçesi’nin buradaki varlığı, kabus dünyasının derinliklerini tanıtmak amacıyla bir onur olarak kabul edilmelidir.”Sesi, annemin ihtişamıyla uyumlu bir şekilde derin ve etkileyiciydi. “Bu akşam, kabus koruyucularının rütbeleri hakkında sizlere bilgi vereceğiz. Bu bilgiler, kabus dünyasının nasıl işlediğini ve bu dünyadaki dengeleri daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.”
Kabus Kraliçesi'nin Yöneticisi, kalabalığa doğru bir adım atarak konuşmaya devam etti:"Şimdi, kabus dünyasının koruyucularının rütbelerini açıklayacağım. Bu rütbeler, Kabus Kraliçesi'nin ordusunu oluşturan hiyerarşinin temel taşlarıdır."Bir an durakladı, odadaki gergin sessizliği dinlerken gözleri parladı. Sonra derin ve yankılanan sesiyle devam etti:"Gece Gözcüsü" "Gece Gözcüleri, en alt seviyedeki koruyuculardır. Onların görevi, kabus dünyasının sınırlarını devriye gezmek ve yeni gelenleri eğitmektir. Gözcüler, sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da dayanıklı olmalıdır, çünkü kabusların en zayıf noktalarında bile ayakta kalabilmelidirler.""Kabus Yürütücüsü" "Kabus Yürütücüleri, Gözcülerin bir üst rütbesindedir. Onlar, kabus dünyasında düzeni sağlamak için çalışırlar ve tehlikeli yaratıkları kontrol altında tutarlar.
Yürütücüler, kabusları yönlendirebilme yeteneğine sahip olmalıdır, çünkü onlar kabusların içinde aktif olarak rol alırlar.""Ruh Avcısı" "Ruh Avcıları, Kraliçemizin en güvenilir savaşçılarıdır. Onlar, kabusların içine girerek en karanlık korkuları avlarlar. Avcılar, sadece fiziksel güç değil, aynı zamanda olağanüstü bir zeka ve kurnazlık gerektirir. Onlar, kabus dünyasındaki en tehlikeli görevleri üstlenirler.""Kabus Lordu" "Kabus Lordları, kabus dünyasının liderleridir. Onlar, tüm koruyucuları yönetir ve Kraliçemize doğrudan rapor verirler. Lordlar, stratejik planlar yapar, kabus dünyasının dengesini korur ve Kraliçemizin en gizli sırlarını bilirler. Onların bilgeliği ve gücü, kabus dünyasının temelini oluşturur."Yönetici, kalabalığın üzerinde otoritesini hissettirerek sözlerini tamamladı: "Bu rütbeler, kabus dünyasının nasıl işlediğini ve burada nasıl hayatta kalınacağını anlamanızı sağlayacaktır."
Bu sırada, kalabalığın arasından biri öne çıktı. Uzun, siyah pelerin giymiş, gözleri derin bir karanlıkla dolu olan bu kişi, dikkatleri üzerine topladı. Yönetici, bu kişiye doğru hafifçe eğilerek saygısını gösterdi ve onun kim olduğunu açıkladı:"Kabus Lordu Drakon, sizlere bazı önemli bilgiler vermek istiyor."
Drakon, kabus dünyasının karanlık gölgeleri arasında sessizce yürüyerek bana doğru yaklaşıyordu. Ayak sesleri neredeyse duyulmazdı, ancak her adımında etrafındaki hava daha da ağırlaşıyordu. Karşımda durduğunda, gözlerinin derinliklerinde gizli bir tehdit ve otorite hissediliyordu. İçimdeki hoşlanmama duygusu daha da güçlendi. Bu adamın etrafında olmak bile tüylerimi diken diken ediyordu." Annenin sana özel bir ilgisi olduğunu biliyorum. Ancak bu dünyada hayatta kalmak için çok daha fazlasına ihtiyacın olacak," dedi Drakon, soğuk ve etkileyici bir ses tonuyla. Sesi, zifiri karanlık bir mağaranın derinliklerinden yankılanan bir fısıltı gibiydi.Gözlerimi devirdim. Drakon'un sözleri kulağıma ne kadar da klişe geliyordu. Herhangi bir şeye karşı içimde uyanan bu kadar derin bir hoşnutsuzluk daha önce hiç hissetmemiştim. Ama yine de, sesimi sakin ve kontrollü tutarak, "Gerçekten mi? Bu da kim bilir kaçıncı klişe oldu," dedim içimden. Alaycı bir gülümseme yüzüme yayıldı. "Bunu duymak gerçekten harika," dedim, sesimde alaycı bir tonla.Drakon, tepki vermedi.
Yüzündeki sert ifade, alaycı tavrıma karşı herhangi bir duygu belirtisi göstermiyordu. Ancak, bir adım geri çekildi ve annemin yanına geçerek bana göz kırptı. Bu hareketin ardındaki gizemi çözmeye çalışırken, bir anda Kaya'nın belirdiğini gördüm. Kaya, önümde dikiliyordu, yüzünde ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu. Bu kadar ani bir şekilde ortaya çıkışı beni şaşırtmıştı, ama belli etmemeye çalıştım.Kaya'nın gözlerindeki kararlılık ve ciddiyet beni bir an için duraksattı. Ancak, bu dünyada güçlü ve kendine güvenen biri olmayı öğrenmiştim. Kendimi toparlayarak, Kaya'nın yüzüne alaycı bir gülümsemeyle baktım. "Aa, bakın! Bir kurtarıcı daha. Ne kadar da beklenmedik bir sürpriz! Şimdi hep birlikte kabus dünyasını kurtarabiliriz, değil mi?"Kaya, benim alaycı tavrıma cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. "Dalga, dikkatli olmalısın. Bu adam sandığından çok daha tehlikeli," dedi, sesi ciddi ve uyarıcı bir tondaydı.Gözlerimi devirdim ve Kaya'ya doğru bir adım attım. "Tehlike mi? Ah, lütfen, bu sadece eğlencenin başlangıcı," dedim gülerek. "Şimdi, bakalım bu dünyada başka hangi klişelerle karşılaşacağız?"
Kaya'nın gözlerindeki ciddiyet hiç değişmedi, ama benim umursamaz tavrım onu belli ki sinirlendiriyordu. Derin bir nefes daha alarak, sesi daha düşük ve daha ciddi bir tonla konuştu. "Dalga, anlamıyorsun. Bu dünya tehlikeli değil; asıl tehlike Drakon'un ta kendisi. Onun niyetleri ve güçleri, kabusların ötesinde bir karanlık barındırıyor."Bu sözler beni bir an için şaşırttı ve düşündürdü. Gerçekten de Drakon'un etrafında hissettiğim o yoğun karanlık ve tehdit, sıradan bir tehlikeden çok daha fazlasını işaret ediyordu. Fakat bu düşünceyi henüz kabul edemeyecek kadar inatçıydım. Tam bu sırada annem, Kabus Kraliçesi, Drakon'un yanına gelerek ondan benim adıma özür diledi. Bu hareket beni bir an için rahatsız etti."Anne özür dilemeni gerektirecek bir şey yok," diye mırıldandım, ardından Kaya'nın kravatından tutup onu bir köşeye çektim. "Drakon hakkında ne biliyorsan hemen anlat," dedim, sesimdeki ciddiyetle onu şaşkına çevirdim. Kaya, bu ani hareketimle afalladı. Gözlerindeki şaşkınlık kısa süreliydi ama ardından kendini toparladı. "Dalga, bu dünyada hayatta kalmak için dikkatli olmalısın," dedi yavaşça. "Drakon, kabus dünyasının en tehlikeli varlıklarından biridir. Onun gücü ve niyetleri, burada karşılaştığımız her şeyden çok daha karanlık ve yıkıcıdır. O, sadece bir düşman değil, bir kabus yaratıcısı. Onunla oyun oynayamazsın. Annene iyi görünüyor olabilir ama onun gerçek yüzünü bizzat gördüm diyebilirim."Kaya'nın sözleri, Drakon'un tehlikesini daha da belirginleştiriyordu." Burada daha fazla dikkat çekmeyelim.
"Eğer dediğin gibi biriyse onun hakkında üstünkörü konuşmak olmaz."Kaya'nın yüzündeki ciddiyet değişmedi. "Ah! Vay be. Senin bazen de ciddi olduğun zamanları görmek hiçte fena değil ha." dedi. Ancak benim umursamaz tavrım Kaya'nın dediklerini duymamazlıktan geliyordu. Belki de gerçekten tehlikenin içindeydik, ama biraz eğlenmekten zarar gelmez değil mi?
Daha sonrasında aniden kendi masama yöneldim. Drakon kürsüye çıkmış konuşmalarını yapmak üzereydi.
Yemek salonunda ağır bir sessizlik hakimdi. “Bugün burada toplanmamızın birkaç önemli nedeni var,” dedi Drakon, sesini belirgin bir şekilde yükselterek. “Öncelikle, yeni gelen öğrencilerimize hoş geldiniz demek istiyorum. Hangi pozisyonda olursanız olun, aramıza katıldığınız için mutluyuz.”Drakon, alaycı bir gülümseme ile devam etti. “Tabii ki, bu hoş geldiniz konuşması benim gibi bir liderin size yapabileceği en büyük iyiliklerden biri. Bu ortamda sizleri görmekten gerçekten mutluluk duyuyorum. Ama şimdi, gerçek işlere geçelim.”
Kaya yüzündeki tiksinti ifadesiyle onu izliyordu.
"Ne kadar da kibirli!" Kaya'nın bu sözü üzerine gülmekten kendimi alamadım ama dikkatimi başka birine vermeliydim.
Drakon, masanın üzerine koyduğu dosyayı karıştırarak devam etti. “Bu toplantının asıl sebebi, hepinizin ne kadar önemli olduğunuzu anlamanızı sağlamak. Kimi zaman buradaki işler zorlu olabilir, ama neyse ki, bizim gibi uzmanlar yanınızda olacak.”Salondaki öğrenciler, Drakon’un alaycı tavrıyla gülümsemeye başladı. “Unutmayın, aranızda daha çok şey öğrenmeniz gerekenler var. Size bu ortamda fırsat tanınacak, ama aynı zamanda sizi sıkı bir şekilde takip edeceğiz.”Drakon, derin bir nefes alarak konuşmasına son verdi. “ Hepinizin hangi zorlukları atlatıp buralara geldiğini biliyoruz. Tabi bazı VIP'ler hariç."
Sesindeki alaycı ton rahatsız hissetmeme sebep olmuştu. Bu saraya nasıl geldiğimi biliyor olmalıydı ama bunu herkesin bilmesini mi istiyordu? Kürsünün arkasından küçümseyici bir bakışla bana döndü ve gülümsedi. Kendimi hiç bu kadar aşağılanmış hissetmemiştim. Bazı zamanlar geçmişim hakkında konuşmayı reddetmiş olabilirim. Geçmişimden nefret ediyorda olabilirim. Ama asla yaptıklarımdan pişman değildim ve bunun gizemlerini araştırmaktan asla vazgeçmeyeceğim...