---
Saraya yaklaştığımda kalbim hızla çarpıyordu. O devasa kapıların önünde dururken içimdeki heyecan ve çılgınlık birbirine karıştı. Dudaklarımda sinsice bir gülümseme belirdi. Ay ışığı taş duvarlara vuruyordu, sanki bana göz kırpıyordu. "Hadi bakalım, gösteri başlasın," diye mırıldandım.
Kapılara doğru ilerledim ve tokmağa elimi koydum. Soğuk metalin hissi beni biraz sakinleştirdi. Kapıyı yavaşça araladığımda, içeriden gelen sıcak hava dalgası yüzüme çarptı. İçeri adım attığımda, büyük salonun ihtişamı beni büyüledi. Kristal avizelerden sarkan ışık huzmeleri, mermer zeminde parlıyordu. "Tam bir deli deryası, burada kimler çıldırmış acaba?" diye fısıldadım kendime.
Salonda ilerlerken adımlarımın yankısı boşlukta dans ediyordu. Duvarlardaki tablolar, bana geçmişin sırlarını fısıldıyordu. Her tabloya bir göz attım, her yüz bana bir hikaye anlatıyordu. "Merhaba çocuklar," dedim sessizce, "görünüşe göre burada epey zaman geçirmişsiniz."
Büyük bir kapının önünde durdum. Kapı aralıktı, içeriye bir göz atmak için sabırsızlanıyordum. İçeri adımımı attığımda, geniş bir bahçeye açılan bir salonla karşılaştım. Bahçede, ay ışığı altında parlayan çiçekler ve hafif esen rüzgarın taşıdığı gül kokusu vardı. Bahçenin ortasında, su sesi duyuluyordu; büyük bir çeşme zarifçe akıyordu. "Tam bir cennet," dedim kendime. "Ya da cehennem, bakış açısına bağlı olarak değişir. Ama zaten kimin umurunda, değil mi?"
Bahçede yürürken, ayaklarımın altında ezilen çimenlerin hışırtısını duyuyordum. Çeşmenin yanına geldiğimde, suyun serinliği bana huzur verdi. Bir an için her şeyi unuttum; sadece suyun sesi ve bahçenin huzuru vardı. Ama huzur kim, ben kim? Hadi biraz eğlenelim.
Sonra, birinin bana doğru yaklaştığını fark ettim. Döndüğümde, Kaya'yı gördüm. Kaya'nın gözleri, ay ışığında parlıyordu. Bir an durup birbirimize baktık, sonra Kaya nazikçe gülümsedi.
"Kaya," dedim, sesimde bir parça alay ve merak vardı. "Beni mi arıyordun yoksa? Yoksa sen de mi benim kadar delisin?"
"Hoş geldin," dedi Kaya, sesi yumuşak ve samimiydi. "Bu saray artık senin de evin."
Durun durun. Hikayenin asıl başladığı noktalarda size bu asil korumamı tanıtmak isterim.
Şimdi, Kaya’yı anlatmak gerçekten bir komedi! Adamın görünüşü tam bir dağ gibi; omuzları o kadar geniş ki, kapıdan geçerken ‘Beni daraltma!’ diye bağırmak istiyorsunuz. Kasları mı? Hani vücut geliştirme dergilerinde görürsünüz ya, işte Kaya onlardan biri! Ama asıl eğlenceli kısmı, bu kaslı adamın sinirlerini nasıl bozduğum. Gözleri o kadar ciddi ki, ona yaklaşırken ‘Acaba sinirlerini daha ne kadar bozabilirim?’ diye düşünüyorsunuz. Spor yaparken öyle ısrarcı ki, bazen ‘Yeter! Şu ağırlıkları bırak!’ diye haykırmak istiyorum. Hele gülüşü, bir şaka gibi! O kadar abartılı ve enerjik ki, her an bir şaka yapacak gibi hissediyorum. Ve tabii ki, Kaya’nın sabrı öyle sınırlı ki, her defasında sinirlerini biraz daha zorluyorum. Ama ne yapsam da, o ciddiyetle bana bakışları çok komik; resmen ‘Beni deli etmeyi başardın!’ der gibi! Kısacası, Kaya’nın yanında olmak bir yandan çok eğlenceli, diğer yandan biraz da sinir bozucu bir deneyim! Her ne olursa olsun yanımdan ayrılmıyor da. Şu korumalar ve görevlerine sadık kalma şeysi.
"Yaa! Öyle mi? Ne kadar güzel." Ona yakalanmak, istediğim son şeydi çünkü bu sarayın öncesinde benim yeterince özgürlüğüme el koyuyordu.
Dikkatini dağıtıp sıvışmam lazımdı.
"Senin spor saatin gelmemiş miydi kas balığı ?"
Kaçmak için fırsat kolluyordum ama o dev cüssesi beni korkutuyordu. Ne hoş. Kaya'ya gülümserken yavaş yavaş kapıya yaklaşıyordum.
"Bana da anlatır mısın?" Dedi Kaya, hafif alaycı bir gülüşle.
"Ehm... Tam olarak neyi?" Sanırım feci yakalanmıştım. Sonuçta işinin uzmanı her hareketimde anlıyor her şeyi. Tam bir ukala. Kaya iç çekerek bana yaklaşmaya başladı. Aynı zamanda ben de geri geri gidiyordum çünkü o dev cüsseyle karşı karşıya kalmak beni korkutuyordu.
"Muhteşem ötesi kaçış planını diyorum tatlım. Hadi anlat bakalım." Sesindeki yumuşaklık beni mutlu etmişti ama ondan kaçış olmadığını da açıkça ilan etmiş bulunuyordu. Yapacak bir şey yok. Tam önümde durduğunda göz göze geldik ve cevap vermemi ister gibi tek kaşını kaldırdı.
"Aslında öyle bir amacım yoktu biliyor musun?" Kendimi zorlayarak gülmemi tuttum. Ama yani kardeşim insanı bir sal.
Daha sonrasında hiç inandırıcı olmayan bir gülüşle bana ve sonrasında kendisiyle gurur duyar gibi gökyüzüne baktı. Evet gurur duymak için gökyüzüne bakması gerekiyor.
Daha fazla bu tavrına katlanamayacağımı anlayıp aniden koşarak kapıya ulaştım. Derken bilin bakalım kimin eli kıyafetimden tutup beni geri çekti.
"Doğruca odana gidiyoruz küçük hanım." Dedi kaslı abimiz. Sonra elime uzandı ve elimi tuttu. Pes etmiştim. Bu adama karşı başka seçeneğiniz olmuyor malesef. Odaya doğru yol alırken koridorda başka korumalarla karşılaştık. Kaya onlara küçük bir baş selamı verdi ve onlarda bunu aynı şekilde karşılaşıladıktan sonra içlerinden en kısa olanı konuşmaya başladı.
"Hey millet bizim Kaya kız arkadaş yapmaya karar vermiş." Ardından gülme seslerini duydum ve bu durum beni de sinirlendirdi. Kaya'nın onlara ne cevap vereceğini görmek için eğilip ona baktım. O da bana doğru hafif eğilip baktı ve sinirlendiğini kızaran yüzünden anladım. Aniden önüme döndüm ve Kaya'nın elinden kurtularak onlara doğru bir adım atıp durdum.
Geniş bir gülümsemeyle yaklaştım. “Ah, gerçekten mi? Ne kadar cesur bir gözlem. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Koridor bekçiliği mi? Vay canına, ne kadar etkileyici!”
İçlerinden biri öne atıldı." Bizim görevimiz kabus bekçiliği. Ayrıca küçük bir çocuk bile senden daha korkutucudur."
Kahkahamı tutamayarak cevap verdim. “Çocuklar mı? Ne tatlı! Belki de sizin rüyalarınıza girip biraz eğlenmeliyim. Ama korkarım, sizin gibi ‘cesur’ savaşçılar buna dayanamaz.”
Muhafızlar arasında bir homurtu yayıldı, ama kimse cesaret edip karşılık veremedi. Ben ise küçümseyici bir bakış atarak devam ettim. “Gerçekten mi? Cesur savaşçılar mı? Koridor bekçileri! Sizden korkan var mı ki?”Kaya hafifçe gülümseyerek başını salladı.
Muhafızlara son bir bakış atarak, “Umarım bir gün gerçek cesaretin ne olduğunu öğrenirsiniz. Şimdilik, koridorları iyi koruyun. Belki bir gün bir işe yararsınız.”dedim.
Kaya, birkaç adım attıktan sonra geri dönüp muhafızlardan birinin yanına yaklaşarak kulağına fısıldadı, “O, Kabus Kraliçesi’nin kızı.”
Muhafızın yüzündeki alaycı ifade bir anda dehşete dönüştü. Gözleri büyüdü, nefesi hızlandı. Hemen diğer muhafızlara durumu fısıldadı. “O, Kabus Kraliçesi’nin kızıymış!”
Muhafızlar, bu haberi duyar duymaz büyük bir paniğe kapıldılar. Yüzlerindeki alaycı ifadeler hızla yerini korku ve şaşkınlığa bıraktı. Hepsi birden toparlanarak, bana doğru eğildiler. “Affedin prensesim, sizi tanıyamadık. Çok özür dileriz.”
Hafif bir gülümsemeyle onların özürlerini dinlerken, gözlerimde alaycı bir ışıltı vardı. Muhafızların yüzlerindeki korku ve pişmanlığı izlemekten keyif alıyordum. Yavaşça sırtımı döndüm ve birkaç adım attım. Aniden durdum, omzumun üzerinden muhafızlara bakarak ellerimi havada hayali bir silah tutuyormuş gibi yaptım. Gözlerimi delice bir ışıltı kapladı, dudaklarımı çarpık bir gülümsemeyle bükerek bir an duraksadım. Silahı doğrultup, işaret parmağımı tetiği çeker gibi hareket ettirdim. Sessizce "Bang!" dedim, ama sesim çıkmadan sadece dudaklarımı oynattım.
Muhafızlar bu ani hareket ve jest karşısında yerlerinde zıplayarak irkildiler. Ben ise kahkahalarımı tutamayarak deli gibi gülmeye başladım. Kahkahalarım yankılanıyordu. Başımı geriye atıp kahkaha atarken ellerimle saçlarımı karıştırdım, adeta kontrolsüz bir neşe patlaması yaşıyordum. Onları böyle görmekten gerçekten keyif alıyordum. Kaya da bu manzara karşısında gülümsemekten kendini alamadı.
Kahkahalarım eşliğinde koridorda yürümeye devam ettim. Muhafızlar ise kahkaham koridorda yankılanırken, alay edilmenin ve büyük bir hata yapmanın utancıyla sessizce durdular, şaşkınlık ve korku içinde bana bakakaldılar. Beni kim görse bakakalır yani. Öyle bir fantazim var evet.
"Ne bekliyorsun tatlım?" Konuşması bir an için şoka girip ona bakmama sebep oldu. Beynim bana yeni oyunlar oynuyor olabilirdi. Odama ışınlanmış mıydık? Yoksa sadece başka bir şey üzerine mi beynimi yoruyordum. Kaya yol boyunca elimi tutmuştu. Her zaman yaptığı gibi. Kapıyı açmış girmemi istiyordu.
"Ah gelmişiz. Kusuruma bakma dalgındım." diyerek odaya doğru adım attım.
"Sorun değil. Şimdilik odanda kalacaksın. Burası fazla tehlikeli olduğu için akşam yemeği için seni odandan almam gerekecek. O zamana kadar takıl burda küçük hanım. İyi günler." Ardından kapı kapandı.
Buraya hapsedilmiş gibi hissediyordum resmen. Her şey kurallara göre işliyordu ve bu kesinlikle eğlence barındırmıyordu. Derin bir nefes verip kapıya yöneldim ama kapı kilitlenmişti. Benim gibi başkalarının da kapısı kilitleniyor muydu? Yoksa sadece bana özel bir durum muydu bu? Kapıdan ümidimi kesip odaya doğru döndüm. Sanırım sadece akşam olmasını bekleyecektim. Sessizce yatağa uzandım ve eğlenceli bir şarkı mırıldandım. Sonrasında ise uykuya dalmıştım...



