
Okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu; "İnsanların var olma sebebi, onu hayatta tutan birilerinin olmasıydı.."
Benim hiçbir şeyim yoktu. Ailem küçük yaşta vefat etmişti ve teyzeme yerleşmiştim. Çalıştığı için günde en fazla 2 saat görüyordum ve bazen hiç eve gelmiyordu. Ailenin ne demek olduğunu bilmiyordum ben. Hayallerimi süsleyen birisi vardı. Y/N..
Y/N ile ilkokuldan beri arkadaştık. Çirkin olduğumu düşündüğüm ve kendimi bir türlü hazır hissetmediğim için açılamamıştım.
"TAAKK"
Hayallere dalmışken demir kapının sert sesi ile kafamı çevirdim. Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken sallandığımızı hissettim. Bütün sınıfların kapıları birbirlerine çarpıyor, masalar devriliyor ve binada çatlaklar oluşmaya başlıyordu. Bütün herkes bahçeye çıkmıştı ve depremin geçmesini beklemişti. Ben neredeydim biliyor musunuz? Çatıda..
Herkes benim olduğum yere odaklanmıştı. Öğretmenler telefonlarına sarılıp itfaiyeyi aramaya başladılar, öğrenciler ise çığlık atıyordu.
Y/N: "Minho!"
O kadar insanın içinde bilin bakalım kimin sesini net bir şekilde duydum? Bilirsiniz tabiiki. Kalbime her dokunduğumda hissettiğim o kişi. Y/N..
M: "İn*ihar etmek için çıkmadım buraya. Sakin olun!"
Neredeyse her teneffüs buradayım ve 3 yılın sonunda yeni mi fark etmişlerdi? Ne kadar bağırırsam bağırayım beni duyamazlardı. Herkes ya dedikodu yapıyor ya da inmem için bağırıyorlardı.
Aşağı inmek için kapı kolunu çevirdiğimde kilitli olduğunu gördüm. Beni mi kilitlemişlerdi? Belki depremden dolayı arkadan bir şey düşüp kapıyı engellemiştir.
Yaklaşık 15 dakikanın sonunda itfaiyenin geldiğini gördüm. İlk başlarda korkuyordum ancak şu anda çok rahatlamış hissediyordum. Telefonuma baktığımda teyzemden bir mesaj geldiğini gördüm.
T: "İyi misin?"
Merak etmesine şaşırmıştım. Evde bile konuşmazdık. Hemen "Evet." mesajımı gönderip telefonu cebime attım. Tam o sırada ikinci bir "TAAKK" sesi ile herkesin çığlık attığını duydum. Demir kapıya doğru koşuyorlardı. İşte o anda ne olduğunu gördüm. İtfaiye araçları yan yatmış ve alevler yükseliyordu.
Ne olduğuna anlam veremeden herkes ailelerini aramıştı. Birkaç kişi benim aşağı atlamam için kıyafetlerini çıkartıp birbirlerine bağlamıştı. Yeteri kadar uzunluktaydı ve örümcek ağı şeklini oluşturmuşlardı. Okulumuz çok uzun olmadığı için kendim bile atlasam en fazla 2 bacağımı kırardım. O kadar zahmet etmişler atlamamak olmaz..
Aşağı atlarken nasıl hissettiğimi anlatayım. Hani gondolda en uca oturursunuz da sizin olduğunuz taraf hızlı bir şekilde aşağı iner ya.. MÜKEMMELDİ!
Hemen Y/N'in yanına koştum. Aşağı indiğimde polis arabaları, patlayan itfaiyelerin etrafını sarmıştı. Polislerden biri bizim olduğumuz tarafa doğru geliyordu. Ne gördüğümüzü soracağı belliydi. Okulumuzun müdürü de polisin yanına doğru koşuyordu. Hepimiz dikkatlice müdürü izliyorduk. O sırada bana hiç yabancı olmayan bir ses daha geldi.
"TAAKKK"
Müdür yere yığılmıştı ve hareketsiz yatıyordu. Polis bize yaklaşmayı bırakmış ve geri dönmüştü.
Y/N ile olanlara açıklık getirmeye çalışıyorduk.
M: "Zombi saldırısı olsa mükemmel olurdu.."
Y/N: "Saçmalama Minho. Bu işin içinde bir iş var ama zombi ile ilgili değil. Hem zombiler gerçek olamaz. O kadar araştırma yaptık hatırlarsan. Belki görünmez bir şey bizi burada tutuyordur?"
M: "Senin söylediğin de baya gerçekçi."
Alaycı bir şekilde gülerken onun öldürücü bakışlarını görüp, ufak bir öksürükle kendimi toparladım.
Y/N: "Gidip bir bakalım mı?"
M: "Olur."
Yavaş yavaş ilerliyorduk. Bizden görüp cesaretlenen birkaç öğretmen de arkamızdan geliyordu.
Müdürün yanına vardığımızda öğretmenler kaldırıp okula doğru götürdüler. Bize doğru bakan polislere aldırmadan ellerimiz önde bir şekilde ilerliyorduk. Tam o sırada elimde bi sertlik hissettim. Elimi biraz daha havada gezdirdikten sonra, gerçekten de görünmez bir şeyin bizi hapsettiğini anladık.
M: "Zombiler neden gerçek değil peki?"
Y/N zafer kendisindeymişçesine (öyle) dans ediyordu. Bir süre sonra olayın ciddiyetini anlayıp durdu. Polisler bize doğru elleri önde bir şekilde geliyorlardı. Tam dibimizde durdular. Elimi polislerden birinin eliyle birleştirdim. Bizi hapseden cam, kağıt kadar inceydi. Buna rağmen hiçbir şeyin sesini duyamıyorduk. Polislerin, uçakların, kuşların..
Herkesin ailesi gelmişti ve camın etrafına dizilmişlerdi. Polisler onları kontrollü bir şekilde tutuyordu. Gözlerim birisine takıldı. Teyzem. Buraya gelmişti. Ağlıyordu. Nereden bildiğini düşünürken, camın sağ tarafındaki habercileri gördüm. Onu duyamıyordum ancak yazışabilirdik. Telefonumu çıkardım ve yazmaya başladım.
M: "İyiyim. Üzülme."
Teyzem, ona yazdığımı bilmediği için elimle telefonumu gösterdim. Telefonunu çıkarttı ve yazmaya başladı.
T: "Çok korkuyorum. Biliyorum beni sevmiyorsun ama ben seni hep korumaya çalıştım. Her gün seni öperek uyumaya giderdim. Uykun çok ağır bebeğim. Bugün sensiz uyumak istemiyorum.."
Her ne kadar sevgisini hissedememiş olsam da bu yazdıkları gözlerimin dolmasına sebep oldu. Nasıl fark edememiştim?
M: "Merak etme teyze. Hayatına devam etmelisin. Geleceğim."
T: "Hemen gel!"
Telefonu cebime koydum ve teyzemin gözlerine kilitlendim. Gözleri ağlamaktan şişmişti.
Arkamı döndüm ve okula ilerlerken Y/N koşarak yanıma geldi.
Y/N: "Tahmin işinde baya iyisin. Bir bakmışsın zombi saldırısı olmuş. Üzülme."
Hâlâ dalga geçiyordu. Modum pek yerinde değildi. Kafamı onaylarcasına sallamakla yetindim.
Y/N: "Teyzenle konuşmadığını düşünüyordum."
M: "Ben de."
Y/N: "Hemen haberlere çıkmış bu konu. Annem anlattı. Bütün dünya bizim okulun konusu ile çalkalanıyormuş. Neden özellikle biz?"
M: "Bilmiyorum. Yakında öğreniriz. Dua edelim de internetimizi kesmesinler."
Okula girdiğimizde bizim sınıfa doğru ilerledik. Y/N çok rahat görünüyordu. Burada ne kadar kalacağımız hakkında ikimizin de bir fikri yoktu. Yemeğimiz, içeceğimiz, kısaca her şeyimiz kısıtlıydı. 500 kişi için yetecek hiçbir şey yoktu.
Y/N: "Kantinden bir şeyler mi alsak?"
M: "İyi fikir. Kendimiz için ufak bir stok hazırlamalıyız."
Kantine doğru ilerledik ve elimize gelen her şeyden 2'şer tane aldık. Kantinciler dışarda olduğu için bizi görmediler. Hem görseler de anlayışla karşılayacaklarını düşünüyorum.
Ufak stoğumuzu dolaplara sakladıktan sonra çatının kapısına gittik. Tam düşündüğüm gibiydi. Kocaman bir tahta parçası kapının arkasına düşmüştü. Tahtayı kaldırmaya çalıştık ama başarılı olamadık. Sıkışmıştı. Pes edip sınıfa geri döndük.
Y/N: "Oyun oynayalım mı?"
M: "Nasıl bir oyun?"
Y/N: "Bu işte biraz kötüsün ama.. Tahmin etme oyunu."
M: "Dalga geçeceksen hiç başlamayalım bile."
Y/N: "Hayır tabiiki. Amaç zaman geçsin. Ben başlıyorum o zaman. Hımmmm.. 20 gün sonra kurtarılmış olacağız."
M: "Bence sonsuza kadar burada çürüyüp gideceğiz."
Y/N: "Çok karamsarsın Minho."
Evet çok karamsardım. Y/N'in böylesine pozitif olması beni ona daha çok çekiyordu. Sanki o yanımdayken kötü hiç bir şey olamazmış gibi. Sanki o yanımdayken kötülüğe yer yokmuş gibi. Sanki o yanımdayken her yer çiçek bahçesi ve oradaki en büyük ve dikkat çekici kelebek oymuş gibi. Ölüyordum. Fiziken değil, ruhen değil, kalben ölüyordum. Çürüyordum.
Y/N: "İş başa düştü. Tekrar sıra bende. Bu teorime çok güveniyorum. Bence.."
Yanıma yaklaştı ve aramızdaki mesafeyi kapattı. Kalbimin sesini duyabilmesinden çok korkuyordum.
Y/N: "Rüyadayız."
Hayır böyle bir şey olmamalıydı. Aslında olsa mükemmel olurdu ama başka şekilde Y/N ile bu kadar uzun süre yan yana kalamazdık.
Benden uzaklaştı. Hafifçe öksürüp etrafa bakındım.
M: "Umarım değildir."
Y/N: "Neden?"
M: "Çünkü.. ..çünkü"
Bir sebep arıyordum. Bu şekilde söyleyemezdim.
M: "Çünkü burası rahat gözüküyor."
Y/N gözlerini kısarak bana baktı.
Y/N: "Sebep bu mu cidden?"
M: "Evet. Sıra bendeydi değil mi? Bence burada geçirdiğimiz sürede, Yohan sana aşkını itiraf edecek."
Neden bir anda bu konuyu açmıştım? Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bu konuda gerçekten kötüyüm.
Y/N: "Yohan mı? Onunla zaten konuştuğumu bilmiyor muydun?"
Nasıl yani? Konuşuyorlar mıydı? Nasıl bilmiyordum bunu?
M: "Ne zamandır-"
Y/N: "Öyle değil Minho. Hayatımda zaten birisi olduğunu ve onunla zaten mutlu olduğumu söyledim. Konuyu burada kapattık. Hâlâ beni izlediğini görebiliyorum ancak yapabileceği hiçbir şey yok."
Ne demek hayatımda biri var? Bunu da mı bilmiyorum? Arkadaş olmadığımızı düşünmeye başladım. Çünkü birbirimize her şeyi anlatan iki yakın arkadaştık. Derin bir nefes alıp etrafa bakmaya devam ettim.
Y/N: "Sensin Minho. Hayatımdaki kişi sensin. Nasıl karşılarsan karşıla umrumda değil. Buradan kurtulmak istemiyorum. Seninle sonsuza kadar bile sürse burada kalmak istiyorum. Seni yıllardır çok seviyorum ve artık arkadaş kalmak istemiyorum Minho."
Yakınlaşıp aramızdaki mesafeyi kapattı. Heyecandan titreyen nefesini yüzümde hissediyordum. Gözlerimi kocaman açıp gözlerine baktım. Duyduklarım ve gördüklerim doğru muydu? Rüya mıydı bu yaşadıklarımız? Yine mi haklıydı? Gizli bir şekilde kendimi çimdikledim. Doğruydu. Gerçek ola
mayacak kadar güzel olmasının sebebi buymuş. Bu bir rüyaydı..
~
Açık söyliyim bu sonu ben bile beklemiyordum xlödidöcşcşxlsosöcş