İçeriğe geç

Just Hope

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Just Hope

Bölüm 2

2.Yabancıdan Gelen Umut

---

** Bölüm 2**

Başımı yasladığım sırada kulağıma dolan müzikle nefes alıyordum sanki. Müzik, acılarıma merhem olabilen tek ilaçtı. Beni dinleyen notalar, ritim ve sözlerdi yalnızca.

İnsanlarla iletişimde olmayı uzun zamandır kesmiştim. Hayatlarına kötü bir an bırakmaktan fazlası değildim çünkü. Yaşadığım onca şeye onları ortak etmek haksızlıktı belki de. Yanımda birinin olmasını isterdim ama yine de. Kim istemezdi ki? Hoş, benimle arkadaş olmak isteyen birinin de karşıma çıktığını görmemiştim. Yalnızlık en yakın arkadaşımdı benim.

Belki de ben kendime yad etmiştim bu kavramı. Kafamı sıradan kaldırmak istemiyordum. Dün olanlar tüm gece rüyalarımda tekrar etmişti ve bu sefer gerçekten çığlık atamamıştım. Her şeyin bir kabus olmasını istediğim duam kabul olmuştu sanırım, gülünçtü.

Yüzümdeki yaraları saklayacak bir fondötenim yoktu, alacak param da. Dizilerde olduğu gibi saklayıp gelmiyordum. Başımı kaldırmak istememe sebeplerinden biri bu olabilirdi ama kimsenin pek umursadığı da söylenemezdi sanırım. Belalı olduğumu anlıyorlar, bana olan bakış açıları daha da kötüleşiyordu. Diğer sebep ise bedenimin dün üşütmem dolayısıyla çok yorgun ve bitkin olmasıydı. Hastalanacağımdan emindim artık.

Gözlerimi açıp camdan görünen bulutlarda gezdirdim. Parayı nasıl bulacağımı düşünüyordum. O şerefsize söz vermiştim. Çalıştığım yerden borç isteyebilirdim, o adamın niyeti ne kadar kötü olsa da başka bir şansım yoktu. O şerefsizi en az bir ay yakamdan atmalıydım.

İzlediğim pencerede aniden gördüğüm yansımayla kulaklıklarımı sıranın altına koyup uyumaya çalıştım. Omzumdaki montu daha çok üstüme çektim, üşüyordum. Kötü hasta olacaktım galiba. Ders dinleyecek hâlim yoktu. Kulağıma dolan sesleri umursamadan uykuya daldım.

Üşüme hissiyle olduğum yerde titriyordum, gerçekten kötü hastalanmıştım. Omzumda hissettiğim baskıyla kendimi zorlamaya çalıştım ama gözümü açacak gücüm bile yoktu. Başımın kaldırılmasıyla elimde olmadan açtım gözlerimi.

"Ateşin var. Revire gitmelisin."

Bu çocuk, bana dün montunu veren çocuktu. Bedenimi çekiştirmesine izin vererek savsak adımlarımla ilerliyordum. Adımlarımın birbirine dolanmasıyla yere düştüm. Yürüyecek halim bile yoktu.

"İzin verirsen koluna gireceğim."

Sessizliğimi evet olarak algılayıp bedenimi kendine yaslayarak yavaş yavaş ilerledi. Sırtımı sedyeyle buluşturmamla gözlerimi tekrar kapattım. Kollarımı birbirine sarıp bacaklarımı kendime çektim.

"Hemşire nerede acaba? Nasıl bu kadar hasta olabildi ki?"

Sesi kulaklarımda anlam bulamadan yok oluyordu. Kısa süren bir sessizlikten sonra yüzümde minik baskılar hissettim. Yüzümdeki yaralara dokunmak istiyor ama hemen geri çekiyordu elini. Yüzümü ekşitmemle geri çekildi.

"Dün bu kadar değildi, nasıl oldu ki bunlar?"

Sesini duyuyor ama cevap veremiyordum. Uykuya dalan bedenimi engelleyemiyordum. Belki de uyumak, bir süre olsun iyi hissettirebilirdi.

Uyanmam ise kolumda hissettiğim iğnenin baskısıyla olmuştu. Yarı baygın gibiydim.

"Bugün burada kalsın son derse kadar. Sonra hastaneye gitse iyi olur."

Sesler kulağımdan girip çıkıyordu sanki. Beynim çok ağır geliyordu bana. Tekrar uykuya daldım kısa sürede. Uyandığımda oda bomboştu. En son hatırladığım, o çocuğun beni buraya getirmesiydi. Yanımdaki telefona bakınca dersin bitmesine beş dakika kaldığını görüp sevinmiştim. Hâlâ yorgundum ama dayanabilirdim. Dayanmalıydım. Çantam yanımdaydı. Eşyalarımı alıp ayaklandım.

Okuldan çıkıp yine koşarak kafeye vardım. Mesaimin bitmesiyle üzerimi değiştirip ön tarafa ilerledim. Her zamanki gibi kafeyi kapatmak için masada oturmuş bekliyordu. Telefonla hararetle konuşmasını dinlemeye başladım.

"Bugün tekrar geldi Andrew. Ayarladığımız adamlardan bir çocuk sayesinde kurtulmuş. Onu ağımıza düşüreceğiz biliyorsun. İstemese bile kabul edecek. Daha ne kadar dayanabilir Tanrı aşkına? Piyasaya onun gibi kızlar lazım."

Duyduklarımla midem bulandı. Bu şerefsizler neler planlıyordu böyle? Dolan gözlerimi durdurmamıştım bu sefer. Kolonun arkasına saklandım. Lanetli gibi hissediyordum. Hiçbir şeyden kurtulamayacak mıydım artık? Çabalarım boşa mıydı yani?

"Seyeon! Dükkanı kapatıyoruz. Acele et."

Gözyaşlarımı hızla sildim. Hızlı adımlarla ona doğru ilerledim.

"Ben çıkıyorum."

Bir şey demesini beklemeden çıktım. Eve gidemezdim. Bu sefer başıma neler gelebilirdi, ben bile bilmiyordum. Telefonumu elime alıp mesaj kısmına girdim.

"Eşyalarını toplayıp Busan'a ablanın yanına git. Sakın ama sakın seninle kalacağım deme. Bir kere olsun ne dersem onu dinle. Yatağımın altındaki parayla biletini alırsın. Yakalanmadığına emin ol."

Burada kalması başıma bela açmaktan başka bir şey değildi. Hızlı adımlarla meydana çıktım. Peşimde olan kişilerin farkındaydım. Adımlarımı yavaşlatıp insanların arasında yorgun bedenimi yere bıraktım bir anda. Ateşimin olması işime geliyordu. Güvende olmak zorundaydım.

"Ambulans! Ambulans çağırın!"

"Kızım iyi misin?"

"Ateşi var, fenalaşmış."

Etrafıma dolan insanların bağırışlarıyla rolüme devam ettim. Kalkmaya gücüm de yoktu zaten. Çok geçmeden uykuya daldım. Bugünün uykusuzluğu ilk defa işime yaramıştı.

Duyduğum koşuşturma sesleri ile uyandım. Daha iyi hissediyordum. Kolumda hissettiğim serumdan dolayıydı muhtemelen. Gözlerimi açtım. Yanımda oturan bedeni görmemle şaşkınlığımı saklayamadım. Nasıl her kötü anımda yanımda bitiyordu?

"Ah uyanmışsın. Bakma öyle. Sen uyurken telefon numaramı kaydetmek için seni aramıştım. Son araman da bu olduğu için bana haber verdiler."

Yatakta dikleşip bakışlarımı ona diktim.

"Yakın olduğumuzu sanmıyorum. Telefon numaramı alma sebebin ve telefonuma kaydetme sebebini öğrenebilir miyim?"

Başını iki yana salladı, yanlış anlamamı istemez gibi.

"Sadece arkadaş olabiliriz diye düşünmüştüm."

Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım.

"Bana acımana ihtiyacım yok, kendini zorlama benim için." Yataktan inip çantamı sırtıma alıp çıkışa ilerledim. Bileğimden tutulmamla durdum. Tutuşu sert değildi ama ben istemediğim sürece fiziksel temastan nefret ederdim. Elimi kendime çekip gözlerimi ona çevirdim.

"Yanlış anlıyorsun beni. Amacım sana acımak değildi."

Çantamı daha çok kendime çekip gözlerine baktım.

"Seninle arkadaş olamam. Benimle ilgilenmeyi bırak. Zararlı çıkan sadece sen olursun."

Hastaneden çıkıp yavaş adımlarla etrafıma göz gezdirerek ilerliyordum. İş bulmak zorundaydım. Bir daha oraya gidemezdim. Birkaç yere girdim ama başarısızlıkla sonuçlandı hepsi. Ya okul saatlerim uymuyordu ya da benden daha iyi seçenekleri vardı.

Gözüme takılan parka ilerleyip bir banka oturdum. Babasıyla kaydıraktan kayan küçük kız gözlerimin önüne geldi. O zamanlarda kalmak isterdim. Belki sonsuza kadar o anı yaşamak isterdim.

Ne diye söz verdirmişti ki bana? Ailemize yaptıklarına rağmen geride bırakamıyordum onu. Neden herkes bencili oynuyordu ki bu hayatta? Üzerime bıraktığın ağırlıkla eziliyor, nefes bile alamıyordum. Beni ona emanet etmeliydi, onu bana değil. Çok kırgındım.

Ne yapacağımı bilmiyordum. O borcu bitirip defolup gitmeliydim buralardan. O kadın ile aramdaki bağı da sonlandırmalıydım. Acı ve beladan başka bir şey sunmuyordu bana.

Çantamdaki suyu alıp bir yudum içtim. Açlığımı bastırmak zorundaydım. Çantamı yanıma koymaya yeltendiğim an oturan bedenle korktum.

"Kimleri görüyorum? Borcumu ödeyeceğim deyip şu saate kadar ödemeyen Kim Seyeon?"

Bankta kenara kayıp çantamı araya koydum.

"Sana ödeyeceğimi söylemiştim. Tepemde dolanmayı kes."

Bir anda sertçe bileğime dolanan elleri gözlerimi doldurdu.

"Oynadığın oyunun farkında olmadığımı mı sanıyorsun velet? Nereye sakladın o annen olacak şahsı? Sana neler olacağını söylemiştim. Ölmeye çok meraklısın sanırım."

Bileğimi kendime çekmeye çalışmamla daha çok sıktı.

"Sana tüm borcu kapatmak için bir hafta veriyorum. Artık taksitlemek de yok. Ya o borcu ödersin ya da cesedini evinin kapısına bırakırım. O salak annen de kendi elleriyle yanıma gelir."

Bileğimi çektirdim iyice kendime. Aniden bıraktı, yüzündeki iğrenç gülümsemeyle el sallayarak yanımdan uzaklaştı.

Acıyan bileğimi ovarak, yüzümü ıslatan yaşların düşmesini izledim. Bıkmıştım. Ciddi anlamda bıkmıştım.

Başımı eğip ağlamaya devam ediyordum. Yanımda hissettiğim kişiyle sağ tarafıma dönüp yüzümü sildim. Nefes nefeseydi, sanki buraya yetişmeye çalışmış gibi. Belki de az önceki rezil anı görmüştü. Beni her seferinde böyle yakalaması saçmalıktı.

Çantamı alıp ayağa kalkarak uzaklaşmak için adımlarımı attım. Çantamdan tutulmamla sendeleyip durdum.

"Dur."

Sinirimi ondan çıkartmak acizlik olurdu sanırım. Beklemeliydim, ne olabilirdi ki en fazla?

"İş arıyorsun sanırım. Birçok yere girdin. O giden leş de borcunu istiyordu sanırım, uzaktan duydum sesini. Bir arkadaşımın dükkanı var. İstersen onunla tanıştırayım seni."

Çantamı bırakmasıyla arkamı döndüm.

"Neden yardım etmek istiyorsun bana? Bir sebep sun. Acımadığını söylüyorsun. Ne o zaman bunun sebebi?"

Saçlarını alnından itti, derin bir nefes aldı.

"Sadece yardım etmek istiyorum."

Adımlarımı üzerine doğru çevirdim.

"O gün ben eve girdiğimde gitmedin değil mi? Duydun her şeyi."

Gözlerini kaçırıp boynuna attı ellerini.

"Sadece yardım etmek istiyorum. Bu kadar kurcalamasan."

Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım. Sadece yardım etmek istiyordu belki de, ilk kez olsun bir şeyleri kurcalamamayı seçmek istiyordum.

"Paraya acilen ihtiyacım var. Bir hafta çalışmakla kapatamam o borcu."

Yüzünde aniden bir gülümseme oluştu. "Ben halledeceğim. Sadece bana güven."

Bu yabancıya güvenmek aldığım ilk riskti. Ki yapacak başka bir şeyim de yoktu, ne kaybedebilirdim ki daha?

En berbat anlarımda karşıma çıkmış, elini uzatmıştı o bataklıktan çıkarmak için beni, uzatılan ilk eldi belki de.

Kendi başıma yapabileceğim bir şey kalmamıştı artık. Dibine kadar battığım bu bataklığın bu sefer gerçekten bitmesini istiyordum. Gücüm kalmamıştı, daha fazlasını kaldırabileceğimi düşünmüyordum.

Tüm inancım bu yabancıdaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.