İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 6 · 12 dk okuma

Jelibon

Bölüm 6

6. Bölüm

Asil herkesin dikkatini fazlasıyla çekmişti. "Merhaba arkadaşlar, ben Sarp Asil Özgün." Sesi kararlı ve netti.

Bir an duraksadı ve gülümseyerek bize olacak olan etkinlikler hakkında bilgi verdi.

Asil'in sesi sınıfta yankılanırken kalbim hızla çarpmaya başladı. Her kelimesi dikkatimi çekiyordu, adeta büyülenmiş gibiydim. Gözlerim onun üzerinde, sınıftaki diğer her şeyi unutmuş gibiydim.

"Sarp abi, çıkışta fotoğraf çekinelim mi?" Balca'nın sorusu üzerine sınıfta kahkaha koptu. "Balca ben ünlü değilim." dedi Asil. Balca ısrar ederken "Bunu konuşmam bittikten sonra konuşalım." diyerek susturdu.

"Etkinliklerde öncelikle gezi diye düşünüyoruz."

Asil konuşmasına devam ederken gözlerimi ondan ayıramıyordum. Herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Sözlerinin arasında tüm okulun katılacağı bir geziden bahsetti. "Bu yıl, bütün okul olarak büyük bir gezi planladık." dedi. "Ancak 12. sınıflar bu gezi sırasında zorunlu deneme sınavlarına girecekler."

Sınıfta hafif bir uğultu koptu, herkes birbirine fısıldayarak gezinin detaylarını tartışıyordu. Ben de heyecanlanmıştım, böyle büyük bir etkinlik düşüncesi beni oldukça sevindirmişti. Yani eski devlet okuluma bakınca...

Asil konuşmasını bitirirken bize döndü ve sordu: "Peki, sizce kamp mı yapmak istersiniz yoksa sadece gezi mi?"

Bir an sessizlik oldu, herkes ne söyleyeceğini düşünüyor gibiydi. Eren elini kaldırarak söze başladı: "Bence kamp eğlenceli olabilir, hem mangal yaparız."

İzgi hemen ardından söz aldı: "Evet, katılıyorum. Ayrıca kamp ateşi etrafında toplanmak, etkinlikler düzenlemek çok eğlenceli olabilir."

Asil bana baktığında başımı hafifçe eğdim. Sınıftaki kişilerin çoğu katılmak istiyordu. Asil gezi sohbetini bitirdikten sonra Çilek'e bakındı. "Emir ile konuştum, dert etmene gerek yok." Çilek'e bakındım, gülümsüyordu. Balca'ya döndüğümde "Emir Çilek'in abisi, Çilek'in velisi gibi." diye açıklama yaptı.

Asil gözlerini Ata'ya çevirdi. "Ersin ne yapıyor? Veli toplantısına yine gelemeyeceğini belirtti." Ata bıkkın bir biçimde "Dizi çekiminde olması lazım, babamla ben bile zor görüşüyorum." dedi. Asil ise gülümseyerek "Sorun değil, işleri iyi olsun yeterli. Bu hafta dizisi yine reyting rekoru kırmış." dedi. Ata babası adına teşekkür etti.

Asil öğrencilerin ailelerini bile tanıyordu. Resmen herkesle birebir ilgileniyordu. Üf erkek ya...

Asil sınıftan çıktıktan sonra herkes heyecanını paylaşarak konuşmaya başladı. "Tamam çocuklar, şimdi dersimize geri dönelim." dedi ismini bilmediğim öğretmen. Hem derse başlamamıştık ki nasıl geri döneceğiz?

Hoca tahtaya birkaç not yazmaya başladı. Ben ise bir yandan not alırken elimin yorulmasını engellemek için elime masaj yapıyordum.

Yanımda olan boş sandalyeye Eren yerleşti. "Arkadan göremiyorum, gözlerim bozuldu galiba yazmaktan." dedi alaylı bir ses tonuyla. Dediğine gülümseyerek karşılık verdim.

Hafifçe bana doğru eğildi. "Elis bu kamp gerçekten çok eğlenceli olacak değil mi?" diye fısıldadı. Gözlerimi hızla İzgi'ye çevirdim. İzgi aldırış etmeden defterine yazı yazmakla ilgileniyordu. "Evet, eğlenceli olacağa benziyor." dedim sessizce.

Elim artık benden habersiz beyaz bayrak çekti. Zamanın çoğunda yazı yazmıştık. İkinci ders ise yazıklarımızı anlatacağını söyledi.

Zilin çalmasıyla beraber hızla ayağa kalktım. Lavaboya doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde elimi yüzümü yıkadım. Bu sıcak havada yazı mı yazdırılır ya?

Lavabolardan birinin içinden İzel çıktığında İzel'e bakındım. Gözleri doluydu ve göz altları kızarmıştı. Ağladığı bembeyaz yüzünden bile belli oluyordu.

"İyi misin?" diye sordum. Başını salladı ve elini ardından yüzünü yıkadı. "Sorun ne?" İzel bana baktı, gözlerinde olan üzüntüyü gizlemeye çalışıyordu. "Sorun yok Elis! Bana kuzencilik oynama. Git Arda ve Sarp ile kuzencilik oyna!" dedi sert bir şekilde.

Bir şey demeden önüme döndüm. Her neye sinirlendi bilmiyorum ama bu sinirini benden çıkarmasına gerek yok. Aynada kendime baktıktan sonra "Sadece senin iyi olup olmadığını merak ettim." dedim. İzel'e dönüp konuşmama devam ettim: "Eğer beni kuzenin olarak görmüyorsan buna saygı duyarım ama artık kendini üstün görmeyi bırak. Ben senin çalışanın değilim, iyilikle her yaklaştığımda saçma sapan triplere giriyorsun."

İzel gözlerini kısıp bana bakarken bir an için sessizlik oldu. Sanki sözlerim onu biraz sarsmış gibiydi. Yüzündeki öfke ifadesi yavaşça kayboldu ve yerine şaşkınlıkla karışık bir ifade geldi. Yüzüne tekrardan sinir yerleşti. Galiba ona karşı bu kadar açık konuşmamı beklemiyordu ve demin buna şaşırdı.

İzel, gözlerinde aniden parlayan öfkeyle bana döndü. "Saçma sapan tripler mi? Sen ne dediğinin farkında mısın Elis?" dedi, sesi yükselerek. "Senin o kendini beğenmiş tavırlarından bıktım! Sürekli Sarp abinin etrafında dolanıyorsun, ne yapmaya çalıştığını sanıyorsun?"

Ne Sarp'mış be!

Herkes ondan bahsediyor.

Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım. "Ben ne yapmaya çalıştığımı mı sanıyorum? Asil benim kuzenim ve ben sadece onunla vakit geçiriyorum. Bunu neden bu kadar kişisel alıyorsun?"

İzel'in gözleri iyice doldu "Asil ha?" sesi titreyerek devam etti. "Çünkü sen her zaman her şeyin merkezinde olmalısın değil mi? Herkes sana ilgi göstersin, herkes seni sevsin! Ama ben de buradayım Elis! Ben de varım!"

Bu kızın derdi ne ya? Bunca yıl ailesi olduğu için şükretmek yerine beni mi kıskanıyor? Hem ben bu aileye yeni geldim, ilk zamanlar herkesin ilgi göstermesi çok normal! "İzel bu saçmalık! Ben kimsenin ilgi merkezi olmaya çalışmıyorum. Sadece normal bir hayat sürmeye çalışıyorum." dedim, sabrımı zorlayarak.

"Saçmalık mı? Senin her şeyin mükemmel görünüyor, ilk günden itibaren herkes seni umursuyor! Kimse benim ne yaşadığımı, ne hissettiğimi bilmiyor." diye bağırdı İzel, gözyaşları artık özgürce akıyordu.

Derin bir nefes aldım ve sakin kalmaya çalışarak "Tamam, anlıyorum. Zor bir gün geçirdiğini söyledin ama bu bana veya başkalarına böyle davranmanı haklı çıkarmaz. Eğer konuşmak istersen buradayım ama beni düşman gibi görmen hiçbir şeyi çözmez." dedim.

İzel bir an için duraksadı ve ardından hırçın bir şekilde "Sen anlamazsın. Hiçbir şey anlamazsın!" diyerek hızlı adımlarla lavabodan çıktı.

Hay sabır ya! Kıza iyimser konuşmak da suç!

İç çekerek lavabodan çıktım. Sınıfıma geri gittiğimde Buğra'nın "Çilek affet be şu garibanı." dediğini duydum. İçime sinir duygusunu yerleştiren İzel'i yok sayarak gülümsedim. Masama geçip olanları izledim.

"Ya kızım hiçbir şey yapmadım, sadece haber vermeyi unuttum." dedi Ata. Yoksa Ata ve Çilek sevgili mi? Vay be! Sınıfta herkesin birer partneri var.

Çilek işaret diliyle "Bana unuttuğun yer bar olduğu için ayrılmış olabilir miyiz?" diye sordu. Keşke çekirdek olsa da öyle izlesem olayları.

Buğra kahkaha atarak "Ata, işin zor oğlum. Çilek'e kendini affettirmek için epey uğraşacaksın." dedi.

Ata, Çilek'e dönerek ellerini açtı. Aynı Yeşilçam filmi gibi! "Tamam, hatamı kabul ediyorum. Bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım, söz veriyorum. Lütfen bir şans daha ver." diye yalvardı.

Çilek bir an düşündü sonra gözlerini Ata'ya dikerek elleriyle "Bu son şansın." diye işaret etti. Ardından göz kırptı ve gülümseyerek yerine oturdu.

Buğra yanındakilere dönerek "Görüyor musun, aşk nelere kadir!" dedi ve tekrar güldü. Sınıftaki herkes gülerken Anıl tepki vermiyordu. Sadece Çilek'e bakıyordu.

Yoksa Çilek'e mi aşık?

Bu sınıf Aşkı Memnu gibi!

Ben olayları izlerken sınıfa Arda'nın girmesiyle kaşlarımı çattım. Arda etrafa göz gezdirdi sonrasında beni görünce "Yeni kuzen, gelsene!" diye seslendi. Küçücük sınıfta neden bağırdı ki?

Yerimden kalkıp Arda'nın yanına geçtim. "Ne oldu?"

"İzel'i bulamıyorum, gördün mü?" diye sordu endişeyle.

Derin bir nefes alarak ona baktım. "Evet, onu lavaboda gördüm." dedim. "Ama morali pek iyi değildi, ne oldu ki?"

Arda kaşlarını çattı ve endişeyle başını salladı. "Bilmiyorum, derste lavabo için izin aldı ve geri dönmedi. Ayrıca telefonuna da cevap vermiyor. Okuldan çıktıysa akşam yemeğinde dedemden azar işitecek."

İçimde bir huzursuzluk dalgası yayıldı. İzel'in durumu gerçekten ciddiydi anlaşılan. "En fazla eve gitmiştir veya yalnız kalacağı bir yerlerdedir." dedim.

Arda düşünceli bir şekilde başını salladı. "Belki de." dedi. "Ama yine de onu yalnız bırakmak istemiyorum. Eğer onu bir daha görürsen, lütfen haber ver olur mu?"

"Tabii, merak etme." dedim. "Eğer onu tekrar görürsem hemen sana haber veririm."

Arda, bana teşekkür ederek sınıftan çıktı. Yerime geri döndüğümde, sınıfta hâlâ hafif bir uğultu vardı. Çilek ve Ata'nın arasındaki konuşmalar, Buğra'nın şakaları devam ediyordu.

---

"Sonrasında işte Arda İzel'i sordu bana ama bilmiyorum, hiç görmedim." dedim. Telefonu hoparlöre aldım ve okul kıyafetlerimi çıkarmaya başladım. "Ben bu kızı hiç sevmedim Elis." diye ses geldi telefondan.

"Ben bayılıyorum sanki kıza Sude!" dedim alayla ve hırçın çıkan sesimle.

Giyinme odasına geçip gözlerimle üstüme giyecek kıyafetler aramaya başladım. Dolabımı karıştırırken "Gerçekten, neden bu kadar sorun çıkarıyor ki?" diye devam etti Sude. "Arda da İzel'in kuyruğu gibi. Seninle ilgilenseler ya."

Göz devirdim. "Öyle deme, sonra herkes benle ilgileniyor gibi oluyormuş." dedim İzel'in bana açık açık söylediğini ima ederek. "Her neyse, zaten çok tuhaf bir kız. Biz akşam yemeğinden sonra site içerisinde dolaşıyoruz ama onu bir kere bile görmedim." dedim dolaptan bir tişört ve kot pantolon çıkararak. "Kimseyle vakit geçirmiyor ama herkesle ben vakit geçiriyorum diye beni kıskanıyor."

"O kız hep drama peşinde. Ağlıyordu falan dedin ya, kesin tırnağı kırılmıştır." dedi Sude, her zamanki direkt tarzıyla.

"Kim bilir?" dedim, tişörtü giyerken. "Ama Arda'ya onu bulacağıma söz verdim gibi hissediyorum."

"Yok be, ne sözü? Sadece görürsen diye demişsin. Hem kendi sınırlarını bil. Boş ver onu." dedi kot pantolonumu düzeltip çıkardığım okul kıyafetlerini elime aldım.

"Merak etme Sude, kendime dikkat ederim. Sen nasılsın? Yetimhanede her şey yolunda mı?" diye sordum. Elime aldığım kıyafetleri katlayarak yerine koydum. "İdare ediyoruz. Yeni gelen çocuklar var onlara alışmaya çalışıyoruz ama merak etme, ben iyiyim." dedi Sude. "Ama şimdi kapatmam lazım yemekhaneye ineceğim."

"Tamam, görüşürüz." dedim.

Sude sesli biçimde bana öpücük attıktan sonra telefon kapattı. Telefonu elime aldım ve odamdan çıktım. Salonda oturan İlkin Hanım'ı görünce yanına doğru ilerledim.

"Kızım hoş geldin, hazırlanman çok uzun sürdü." dedi. Yanına oturup gülümsedim: "Bekletmek istemedim, yetimhanede olan Sude diye birer arkadaşım var. Onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım."

İlkin Hanım elini sırtıma koydu ve okşadı. "Sorun değil güzelim." dedi. İlkin Hanım'a kanım çok hızlı kaynamıştı. Onun sevgisini hissetmiştim ama eşi için aynı şeyi diyemem. Şahin Bey'i baba olarak asla göremiyorum. Belki de sadece bana nasıl yaklaşacağını bilemiyor...

"Sude arkadaşın mı?" Sorusu üzerine başımı salladım. "Evet, yetimhanede birlikte büyüdük. O benim en yakın arkadaşım. Her şeyi onunla paylaşıyorum."

İlkin Hanım gülümseyerek "İstersen onu eve davet edebilirsin." dedi. "Buna iznimiz var mı ki?" diye sordum.

"Yetimhaneden bir günlüğüne izin alabiliriz önemli olan Halis Bey'in izni ama onu da Sarp halleder."

Asil neden benim için sürekli öne atılan kişi oluyor? "Neden Asil hallediyor ki?" İlkin Hanım sustu. Bir şey demeden sırtımda olan elini çekti ve arkasına yaslandı.

"Yani o Halis Bey'in torunu olarak gördüğü tek kişi diyebiliriz, bu nedenle söyledim."

Bir şeyler saklıyordu, buna inanmamı beklemedi ya? İçimde bir huzursuzluk hissettim. "Anladım." dedim yavaşça. "Ama Asil'in her şeyi halletmesi gerekmiyor. Belki de Halis Bey ile ben konuşsam?"

İlkin Hanım'ın yüzünde hafif bir gerginlik belirdi. "Elis, bu konular biraz hassas. Sarp'ın yardımı bizim için önemli." dedi dikkatlice. "Ama tabi ki, senin de fikrin önemli."

Başımı salladım, onun sözlerini düşünerek. "Peki, bu durumu nasıl halledeceğiz? Yetimhaneye nasıl izin için başvurabiliriz?" diye sordum, konuyu değiştirerek.

İlkin Hanım rahatlamış görünüyordu. "Sarp, yetimhaneyle iletişime geçer ve izin sürecini başlatır. Sen de bu arada Sude'ye haber verebilirsin. Onun gelmesi için elimizden geleni yaparız." dedi gülümseyerek.

Bir şey demeden sadece gülümsedim.

Asil'in dedesine karşı beni vatanı savunur gibi savunması, onlardan beni aralarına almalarına dair emir vermesi ve eve gelecek kişi için Asil'in konuşması...

Bunların hiçbiri bana normal gelmiyordu.

Tabi bir de o sarışın kız öldürüp sonrasında parmak izlerini yok etmesi...

Belki de Asil'in psikolojisi bozuktur ve bu nedenle onu alttan alıyorlardır.

Şahin Bey salona geldi. "İki kız ne konuşuyorsunuz?" diye sordu alayla, ilk defa samimi gelmişti. "Havadan sudan canım." dedi İlkin Hanım.

Şahin Bey gülümsedi. "Öyleyse bu havadan sudan konuşmalarıma katılmama izin verin." dedi, yanımıza yaklaşarak oturdu.

Şaşkın bir biçimde Şahin Bey'e bakındım. Bana olan tavrı ciddi ve otoriter yerine samimiydi. "Tabi ki Şahin Bey." dedim nazikçe.

İlkin Hanım gülerek başını salladı. "Elis ile Sude'nin burada kalıp kalamayacağı konusunu konuştuk. Eğer izin alabilirsek, onu burada misafir etmek güzel olur." dedi.

Şahin Bey, kaşlarını kaldırarak bana döndü. "Gerçekten mi? Kim bu Sude?" diye sordu merakla.

"Sude, benim yetimhanede büyüdüğüm arkadaşım." dedim çekinerek. Buraya gelirken bana eve misafir getiremeyeceğimizi söylemişlerdi.

Şahin Bey düşündü: "Babamdan izin gerekecek ama ben onunla konuşabilirim."

"Gerçekten mi?" diye sordum, şaşkınlıkla. Şahin Bey başını salladı. Ardından ayağa kalktı. "Hadi akşam yemeğine geçelim, herkes çoktan geçmiştir." dedi.

Hep beraber evden çıktık ve Halis Bey'in evine doğru ilerledik.

İzel'in evine doğru bakındığımda perdelerin tamamen kapalı olduğunu gördüm. Neyse, Halis Bey'in evindedir.

Halis Bey'in evine geçtiğimizde herkesin burada olduğunu gördüm, tek İzel yoktu. Arda'nın yanına geçtim "İzel nerede?" diye sordum. "Karnı ağırmış, yemeğe gelmeyecek." Kaşlarımı çattım.

"Herkesin yemeğe gelmesi zorunlu değil mi? Ayrıca bu karın ağrısı nedense bana pek inandırıcı gelmedi." dedim şüpheci bir tavırla.

Arda derin bir nefes aldı ve omuz silkti. "Bilmiyorum, Elis. Bana pek bir şey anlatmadı. Sadece kendini iyi hissetmediğini söyledi."

İçimde bir huzursuzluk hissettim. İzel'in bu kadar ani bir şekilde rahatsızlanması bana biraz şüpheli gelmişti.

Asil yanıma gelip gözlerime bakındı. "Ne haber?" Gülümseyerek "İyi, senden?" diye sordum. "İyiysen iyiyim."

Çalışan kadın masaya geçmemizi söylediğinde karnımdan guruldama sesi geldi. Neyse ki bunu benden başka duyan kimse olmadı. Masaya geçmemizle Halis Bey ve Fatma Hanım'ın gelmesi bir oldu. Bir daha ayağa kalktık ve geri oturduk.

Sonunda biftek dışında bir yemek yiyeceğiz!

Tabağıma bakarken bir avuç pilav ve yanına süslenmiş sosları gördüm. Ben yetimhanede daha çok yemek yiyordum ya, bu ne? Bir avuç pilavla kim doyacak ki?

"İzel nerede?" diye sordu Halis Bey. İzel'in annesi Suzan Hanım yalandan öksürdü. "Baba o biraz hasta bu nedenle gelemedi." dedi çekinerek.

Halis Bey sinirle elini masaya vurdu. "Bu akşam yemeğinde herkes olacak diye bir kural var Suzan! Kızının bahanesi olamaz!" sesi masadaki herkesi ürpertecek kadar yüksek ve keskin çıkmıştı.

Herkesin içinde gerginlik hemen hissedildi. Suzan Hanım başını öne eğdi, sesi titreyerek "Özür dilerim baba ama gerçekten kendini çok kötü hissetti." diye fısıldadı.

Fatma Hanım duruma el attı ve durumu yatıştırmaya çalışarak nazikçe "Belki İzel'in gerçekten dinlenmeye ihtiyacı vardır Halis. Sağlığı önemli." dedi. Fatma Hanım'ın duyguları mı vardı?

Halis Bey derin bir nefes alarak etrafına baktı. "Bu ailenin kuralları vardır ve herkesin bu kurallara uyması gerekir." dedi, sesi biraz daha yumuşamış ama hâlâ kararlıydı.

Arda, sessizce durumu izliyordu. Gözlerinde endişe ve çaresizlik vardı. Asil ise ellerini masaya koymuş etrafa bakınıyordu.

Ne kadar saçma bir kural ya!

Kız ölüm döşeğinde olsa bile akşam yemeğine mi gelecek?

"Ben İzel'i getirmeye gidebilir miyim?" diye sordum. Halis Bey bana bakındı. Gözlerini Asil'e çevirdi Asil ise tepki vermeden dedesine bakınmaya devam etti.

Fatma Hanım Halis Bey yerine konuştu ve "Git." dedi. Zaten beni bu masada görmek istemiyor, Fatma Hanım'a da bahane oldu.

Yerimden kalktım ve sessizce masadan ayrıldım. İçimden derin bir nefes alarak evden ayrıldım. İzel'in evine doğru ilerledim ve dış kapının önüne geldim. Erkek bir çalışan kapıyı açtı. İzel'in odasına doğru yürümeye başladım. Kapıyı hafifçe tıklattım. İçeriden zayıf bir ses geldi: "Kim o?"

"Benim Elis." dedim nazikçe. "İçeri gelebilir miyim?"

Bir an sessizlik oldu, ardından kapı yavaşça açıldı. İzel'in solgun yüzü göründü. Gözleri hâlâ kızarmıştı ve üzgündü. "Ne istiyorsun?" diye sordu, sesi kısık ve yorgundu.

"Seni yemeğe getirmemi istediler." dedim. "Ama gerçekten hasta olup olmadığını merak ediyorum."

İzel bir an bana baktı, ardından içeri çekilerek kapıyı biraz daha açtı. "Gir." dedi kısaca.

Odaya adım attım. Eşyaların yerde olduğunu gördüm. Işık çok az vardı, oda tamamen dağılmıştı. Bu odada biri sinir krizine girmiş gibiydi.

İzel'e bakındım.

Belki de o sinir krizine girdi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.