İçeriğe geç

Jelibon

Bölüm 23 · 11 dk okuma

Jelibon

Bölüm 23

22. bölüm

Annem eve geçtiğinde Halis Bey’in yanında daha fazla oyalanmamak için Halis Bey’in evinden çıktım. Kendi evime geçerken arkamdan gelen adımların sesiyle içimden derin bir nefes aldım. Ses tanıdıktı bir anlığına durakladım. “Elis!” diye seslenen İzel’in sesini duyunca durdum ve ona doğru döndüm. İzel yanına kadar gelene dek hızla yürüdü. Yüzünde merak ve hafif bir gerginlik vardı. Olduğum yerde sabit bir şekilde ona baktım, ne söyleyeceğini bekleyerek.

İzel biraz soluklanarak durdu, sonra bana doğru yaklaştı. "Elis neredeydiniz? Seni merak etmekten uyuyamıyordum.” dedi, sesi endişeli ve merak doluydu. Gözleri benim gözlerimde bir cevap arar gibi geziniyordu. Gerçekten de endişelenmiş miydi yoksa sadece rol mü yapıyordu, kestiremiyorum.

Derin bir nefes aldım, yüzümde ciddi bir ifade vardı. "Biraz kafamı toparlamam gerekti." dedim kısaca. Onunla uzun bir tartışmaya girmek istemiyordum ama gözlerindeki ısrarcı bakışlar, sorularının devam edeceğini hissettiriyor.

İzel başını hafifçe salladı ama asıl sormak istediği sorunun bu olmadığını anladım.

Durakladı, ardından sesi biraz daha alçaldı ama ciddi bir tonla devam etti. "Fatma neneyi neden tersledin Elis? Onu böyle karşılamanı beklemiyorduk. Herkesin önünde onu aşağılar gibi konuşman… Sence doğru muydu?"

Bu sorusu üzerine kaşlarımı çattım, içimde hafif bir öfke kabarıyordu. İzel’in sorusu aile içindeki dengeyi koruma çabası mıydı yoksa gerçekten Fatma Hanım’a karşı bir saygı beklediğinden mi böyleydi? Bir an duraksadım sonra soğukkanlılığımı koruyarak cevap verdim. "Fatma Hanım beni hiçbir zaman bu ailenin bir parçası olarak görmedi İzel. Onunla ilk karşılaşmamdan beri bana hep mesafeli davrandı. Aşağıladı, küçümsedi. Şimdi de kalkıp ilgilendiğini hatta merak ettiğini mi söylüyor? Ona bu kadar iyi davranmamı beklemen garip olmaz mı?"

İzel başını hafifçe yana eğdi, bu söylediklerimi sindirmeye çalışıyordu. "Yine de… Burası ailem. Ne olursa olsun bu tür konuşmalar aile içinde gerilime neden olabilir. Fatma nenem hepimiz için önemli biri."

İçimden bir an güldüm ama dışarıya bunu belli etmedim. Gözlerimi kısarak ona baktım. "Fatma Hanım bu aile içinde kimin önemli olduğunu çoktan belirlemiş. Benim ona karşı iyi niyet göstermem gerektiğini düşünmüyorum İzel. Eğer bir gerilim varsa bu benim hatam değil. Geldiğim günden beri dediklerine kulaklarımı kapattım ama ben de insanım değil mi? Bazen katlanamıyorum.”

İzel’in yüzündeki ifade biraz daha ciddi bir hâle büründü. Aramızdaki bu konuşmanın bir sonuca varmayacağını ikimiz de fark etmiştik. O Fatma Hanım’ı koruma çabasındaydı; ben ise artık bu ailenin baskılarına boyun eğmeyeceğime kararlıydım.

Sonunda İzel derin bir nefes aldı. "Sadece... dikkatli ol Elis. Bu ailede gerilimler yaratmak kimsenin işine yaramaz." dedi yumuşak bir tonla, gözlerindeki dostça bakışlarla.

Başımı sallamamla Arda’nın “Kızlar!” diye bize seslenmesi bir oldu. Yanımıza doğru koştu, yanımıza geldiğine ise kolunu İzel’in omzuna attı. Bana baktı ve eliyle yanağımdan makas aldı. “Nasılsın kuzen?”

“İyi sayılırım.” dedim sessiz bir biçimde.

“Bak kuzen, iyi değilsen yakalım içeriyi. Kimse senden önemli değil.” dedi Arda şakaya karışık bir ciddiyetle. Yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Arda kolunu İzel’in omzundan biraz daha sıkıca geçirirken “Kuzenler bu günler için.” dedi.

Hafif bir iç çekişle gözlerimi devirdim. Arda’ya bakarken Asil’in yanımıza geldiğini gördüm. Yüzüme büyük bir sırıtma yerleşti. Yanımıza geldiğimde önümde olan saçlarını omzunun arkasına koydu. “Eve geçmiyor muydun sen?” diye sordu erkeksi sesiyle.

“Şimdi geçeceğim.”

Asil başını onaylarcasına salladı ve İzel’le Arda’ya doğru döndü. “Yarın okula ben götüreceğim, sabah beni bekletmeyin.”

Ertesi Gün

Okulun önüne vardığımızda Asil arabayı park edip geriye dönerek bize baktı. “Şirkette işlerim var.” dedi, ciddiyetle. “Beni beklemeyin, dönüş için kendi başınıza halledersiniz.”

Kapıyı açıp dışarı adım attım ve arkamdan Arda ve İzel de çıktı. Okula doğru yürürken bir an Asil’in yanımızda kalmasını diledim ama bu sadece bir an sürdü. Dışarıdan oldukça sakin görünmeye çalışarak başımı eğip, sınıfımın olduğu koridora doğru ilerledim.

Dersler yavaş bir şekilde geçiyordu, dersi dinleyecek bir kafada değildim. Şansıma bugün kimseyle konuşmadım ve tek başıma oturup düşünmeye fırsatım oldu, aslında düşündüğüm tek şey intikamdı. Asil intikam konusunu finansal olarak düşünse de ben duygusal olarak acı çekmelerini istiyorum.

Yetimhanede ateşim çıktığında müdürün beni kontrol etmesi için soğuk odada sabah işe başlama saatini beklediğim anı hissetmelerini istiyorum. Onların cidden tek başına kaldıklarını görmek istiyorum.

“Elis.” Duyduğum sesle başımı kaldırdım, Eren gülümseyerek bana bakıyordu. “İyi misin? Sabahtan beri oturduğun yerden kalkmadın.” diye sordu. “İyiyim.” dedim hafif bir tebessümle. “Sadece biraz dalgınım.” Gözlerinde beliren endişeyle karşıma oturdu ve sessizce başını salladı.

“Emin misin? Normalde daha konuşkansındır. Bir şey mi oldu? Yoksa sıkıldın mı sadece?” diye sordu. Elindeki bisküvidi bana uzattı, bisküviden birer tane alıp ağzıma attım. “Sıkılmıştım.”

Eren ile sohbet etmeye başladığımızda aklımdaki sinsi planlar ortadan kayboldu. Eren ile konuşurken Lizge’nin sınıfa girdiğini fark ettim, bana kıskanç ve sorgular bir şekilde baktı ardından önüne döndü ve yerine oturdu. Lizge’nin arkasından öğretmen geldiğinde hızla öğretmen masasına geçti. “Bu ders istediğinizi yapabilirsiniz, bir sonraki ders sınav yapacağım. İsterseniz çalışın, isterseniz boş konuşun. Hiçbir şey demeyeceğim.”

Sınıftakiler kendi aralarında fısıldaşmaya ve ne yapacaklarına karar vermeye başladılar. Ben de önüme koyduğum defterle ders çalışmayı denedim. Sayfaları çevirdikçe sözcükler gözümün önünden akıp geçiyordu ama hiçbirini anlamıyordum. Zihnim soğuk bir kış gecesi kadar karanlık düşüncelerle doluydu. Asil’in planına sadık kalmalı mıydım? Yoksa onlara acı çektirecek bir intikam mı daha iyi olurdu?

Yanımda oturan Eren'in bakışlarını fark ettim. "Sana yardım edebilir miyim? Ne çalışıyorsun?" diye sordu, yüzünde destek olmak isteyen samimi bir ifadeyle. Eren'in bakışlarında fark ettim ki konuşması içimdeki o soğuk düşünceleri hafifletiyordu. Galiba bugün Eren’den başka kimseyle konuşmadığım içindi bu tavrım.

“Fizik çalışmam lazım ama sanırım… aklım başka yerlerde.” dedim, yüzüme hafif bir gülümseme yerleştirerek.

Eren başını sallayıp gülümsedi. “Belli oluyor, hiç bu kadar dalgın görmemiştim seni. Belki bir plan yaparak ilerleriz; bak, bu sorudan başlayabiliriz mesela…” Defterimi dikkatlice önüme çekip bir problemi çözmeye başladı, her adımı tek tek açıklayarak anlatıyordu ama söyledikleri sadece kulağımın bir yanından girip diğerinden çıkıyordu. Her ne kadar ona odaklanmaya çalışsam da intikam isteği beynimin bir köşesinde sürekli yankılanıyordu. Eren’in sesini bir süre sonra duyamaz oldum, sanki uzaklardan gelen bir yankı gibiydi.

Birden Lizge’nin bakışlarını üzerimde hissettim. Başını hafifçe eğmiş, kaşlarını çatmış bir ifadeyle bize bakıyordu. Eren ile ayrıldıklarını biliyordum, belki de Eren’in yanında arkadaş olarak bile bir kız görmek istemiyordur. Gözleri içindeki kıskançlık ateşiyle bana dikilmişti.

Eren bana baktı, nereye baktığımı fark ettikten sonra Lizge’ye döndü. Ona başıyla hafif bir selam verdi. “Bir sorun mu var?” diye sordu, sesinde olan ton tuhaftı. Özlem, sinir… Belki de şakaya karışık bir tonda söyledi. Lizge başını hızla başka yöne çevirdi ama yüzündeki kıskançlık dolu ifade anında yakalandı. Sinirle defterine eğildi ama göz ucuyla hâlâ ikimizi izliyordu.

Eren dikkatini tekrar bana vererek alçak bir sesle konuştu. “Bence kimseyi umursama çalışman gereken tek şey burada yazılı.” dedi, eliyle defteri işaret ederek. “Çalışmana yardım edeceğim.”

Ders bitiminde zil çaldığında sınıf bir anda hafif bir uğultuyla doldu. Eren bana gülümseyerek “Ara verelim mi, belki teneffüste biraz hava almak sana iyi gelir.” dedi. Başımı sallayarak ayağa kalktım. Teneffüs için sınıftan çıkarken Asil’i arama isteği içimde yükseldi. Belki de aklımı karıştıran düşünceleri ona anlatmak içimi rahatlatabilirdi. Telefonu elime alıp arama tuşuna bastım; ancak bir süre çaldıktan sonra telefonu açan kişi Asil değil, sekreteriydi.

“Merhaba, ben Asil Bey’in asistanı.” dedi, profesyonel bir tonla. “Şu anda bir toplantıda, iletmemi istediğiniz bir mesaj var mı?”

Bir an sessiz kaldım, ne diyeceğimi bilemedim. “Yok, teşekkür ederim sonra tekrar ararım.” dedim kısaca ve telefonu kapattım.

Koridorda bir süre duraksayarak derin bir nefes aldım. Elimle alnımı ovarak düşündüm; bu karmaşa içinde yalnız kaldığımı hissettim. İçimde yükselen o tanıdık intikam duygusu, Asil’e bile anlatmaktan çekindiğim bir sır gibi ağırlaştı. Tam o sırada koridorun diğer ucunda Arda ve İzel’in sohbet ettiğini fark ettim. Yüzlerinde eğlenceli bir ifade vardı sanki kendi aralarında her zamanki gibi şakalaşıyorlardı. Arda beni fark etmesiyle bana el salladı ve gülümseyip yanına çağırdı. İkisine doğru yürüdüm “Nerelerdeydin kuzen? Özletiyorsun kendini.” diye takıldı.

“Sınıftaydım, bir sonraki ders sınavım var.” diye söyledim. İzel başını salladı “Sınav için mi gerildin?” diye sordu. Bakışlarımı İzel’e çevirdim. “Gerilmedim, nereden çıkarttın?”

“Yüzün olduğundan daha beyaz geldi.”

Telefonumu elime aldım ve ön kameradan kendime bakındım. İçimde olan sıkıntı yüzüme vurmuştu. Telefonumu yüzümden indirdim. “Bilmiyorum, gerildiğimin bile farkında değilim.” dedim sessiz bir şekilde.

Arda başımdan öptü. “Bembeyaz olsan bile çok güzelsin, kuzen.”

Gülümseyerek başımı eğdim. Arda her zaman bu kadar sıcak kanlı mı davranacak bana? Belki de Arda böyle birisi ama onun sülalesine zarar verme düşüncesi aklımdayken bana bu kadar yakın davranması sadece vicdan azabı çekmeme neden oluyor.

“Sen hiç arkadaş edinemedin mi? Neden sürekli sınıftasın?” İzel’in sorusu üzerine başımı kaldırıp İzel’e bakındım. “Sınıftaki herkesle aram iyi ama bugün pek konuşkan bir modum yok.”

Arda hafifçe eğildi. “Bak kuzen.” Arda’nın gözlerinin içine bakınmamla konuşmaya devam etti: “Bir sıkıntın varsa biz buradayız. Biliyoruz Sarp abi ile daha yakınsın ama bir derdin varsa okulda bize söylemen yeterli.”

Ellerim istemsizce Arda’nın yanaklarına doğru gitti. Arda’nın yanaklarını sıkıp bebek seven teyzeler gibi dudağımı büzüştürdüm. “Ya sen büyüdün de beni mi koruyorsun?” Ağzımdan çıkan bebeksi konuşma İzel’i kahkahaya boğdu. Arda göz devirerek duruşunu dikleştirdi. Ben ise İzel gibi gülerek ellerimi çektim.

“Elis, beni çocuk gibi görmeyi bırak artık.” dedi, yarı şaka yarı ciddi bir tonla. “Senden bir yaş büyüğüm ve sürekli neşeli bir ifadeyle dolaşmasam da emin ol, gerektiğinde sağlam durabilirim.”

“Tabii, tabii!” dedim alaycı bir ifadeyle, ona hafifçe vurup tekrar gülümsedim. İzel hâlâ kahkahasını bastırmaya çalışıyordu ama bu sahneyi izlemekten epey hoşlandığı belliydi. Aramızdaki o rahat ve sıcak hava içimde bir şeyleri hafifletmişti. Gerginliğimin biraz olsun dağıldığını hissediyorum.

Arda gözlerini bana tekrar dikerek ciddi bir tonda konuşmaya başladı. “Ciddiyim Elis, burada yalnız değilsin. Biz senin aileniz ve ne olursa olsun yanındayız.”

Arda’nın cümlesinden sonra gerginliğim tekrardan yerine geri geldi. Ne kadar öfkeli ve intikam dolu olsam da, Arda’nın bu samimi sözleri beni sarsmıştı. Resmen Arda’nın cümleleri içimde bir fırtına koparmıştı.

Biz bir aile miyiz?

İçimde oluşan vicdan azabı tekrardan belirmeye başladı.

Benden çaldıkları hayattı bildiğim halde neden ben vicdan azabı çekiyorum? Neden ben kendimi suçlu hissediyorum? Neden, kendim için haklı olduğumu bildiğim halde vicdanım bu kadar ağır geliyordu?

Gözlerimi yere dikerek derin bir nefes aldım. Başımı kaldırdığımda Arda ve İzel bana dikkatle bakıyorlardı sanki içimdeki karmaşayı okuyorlarmış gibi.

Okulun zili çaldığında sınıfın kapısına yöneldim, Arda ve İzel ise kendi derslerine gitmek için yanımdan ayrıldılar. Sessizce ağır adımlarla sınıfa girdim ve sıramda yerimi aldım. Sınıftaki herkesin yüzünde bir sınav öncesi gerginlik vardı ama ben sınavdan çok daha büyük bir mücadele içinde olduğum için bu kaygı bana o an tamamen yabancı geliyordu.

Öğretmen sınıfa girip sınav kağıtlarını dağıttığında kâğıdı masama koyup başımı çevirdim. Soru kağıdına bakarken okuduğum hiçbir şeyin anlamını kavrayamıyordum. Aklım hâlâ intikam planlarım ve Arda’nın az önce söylediği sözlerin oluşturduğu vicdan azabı arasında sıkışıp kalmıştı.

Sorulara odaklanmaya çalıştım; fakat gözümün önünden sadece geçip duruyordu. Kaybettiğim yıllar ve ailemden çalınan hayatın parçaları vardı. Diğer öğrenciler sessizce sınav kağıtlarına eğilmiş yazıyorlardı, ben ise içimde yükselen çatışmaları bastırmaya çalışıyordum. Aklımı toparlamak zorundaydım ama bu içsel savaş zihnimi tamamen ele geçirmişti.

Yanımdaki sıradan Eren’in bana kaygılı bir bakış attığını fark ettim. ‘İyi misin?’ diye sormuyordu belki ama gözlerindeki endişe her şeyi anlatıyordu. Bir an kendimi toparlayarak derin bir nefes aldım ve sınav kağıdına döndüm. İntikamımı bir kenara koyup sorulara odaklanmaya çalışarak düşüncelerimi sakinleştirmeye çabaladım.

Sınav sonunda derin bir nefes aldım. Kağıdımı öğretmene teslim ederken içimde hâlâ Arda’nın sözlerinden gelen o suçluluk ve karmaşa duygusu vardı. Koridora çıkarken telefonumu çıkarıp Asil’i tekrar aramaya karar verdim. Telefonu kulağıma koyduğumda ise yine aynı tanıdık ses duyuldu: “Merhaba, Asil Bey şu anda toplantıda.”

Gözlerimi devirdim ve teşekkür edip kapattım. Asil’in toplantıları neden bu kadar uzundu? Telefonu cebime koyarak lavaboya yöneldim. Yalnız kalıp biraz düşünmeye, zihnimi toparlamaya ihtiyacım vardı. Lavaboda yüzümü yıkarken aynaya bakarak derin bir nefes aldım. Kendi yansımamda gördüğüm bakışlar artık o eski, sakin Elis’e ait değildi; içinde intikam ateşi ve karmaşık duygularla yoğrulmuş, biraz da kırılmış bir Elis vardı. Düşünceler içinde kaybolmuşken arkamdan gelen bir ayak sesiyle irkildim. Göz ucuyla baktığımda, Lizge’nin kapıda durduğunu gördüm.

“Eren’i mi bekliyorsun?” dedi, dudaklarında hafif bir alayla.

“Aynen Eren’i kızlar tuvaletinde bekliyorum.” dedim onun gibi alay sesimi yükselterek.

Lizge kaşlarını kaldırarak soğuk bir tebessümle bana baktı. “İşte, dedikodu doğruymuş demek. Gerçekten de Eren’den hoşlanıyorsun.” dedi, alaycı bir tonda.

Gözlerimi devirerek ona daha fazla karşılık vermek istemediğimi belirten bir sessizlikle başımı salladım ve kapıdan çıkmak üzereydim ki Lizge arkamdan sert bir sesle konuştu: “Eren yalnızca eğlencelik bir heves senin için. Bunu herkes biliyor ama onu daha fazla incitmeden bırak istersen.”

Bu sefer duraksadım, içimdeki sabır sınırlarını zorluyordu. Ona döndüm gözlerim biraz daha sert bakışlarla buluştu. “Senin söylediklerini kimse umursamıyor Lizge.” dedim, sesime sızan hafif bir öfkeyle. “Eren ile aramdaki şey senin düşündüğün gibi değil. İkimiz de aynı durumda değiliz; onunla bir arkadaşlığımız var ve bunu anlayabileceğinden şüpheliyim.”

Lizge yüzünü buruşturarak bana yaklaştı. “Kendini bir şey sanıyorsun ama yalnızca gelip geçici bir eğlencelik olduğunu biliyoruz. Eren de yakında bunu anlar.” dedi, sesi alaycı bir tonla yükseldiğinde gözlerinde küçük bir zafer ışıltısı belirmişti.

Öfkemi bastırmaya çalışarak başımı salladım. “Lizge, bu kadar küçümsediğin şeyler için neden bu kadar uğraşıyorsun ki?” diye sordum. “Eğer benim geçici biri olduğumu düşünüyorsan, bu kadar kıskanman gereksiz değil mi?”

Bu sözlerim onu şaşırttı, kaşlarını çattı ve kısa bir an sessiz kaldı. “Benim kıskandığımı mı düşünüyorsun?” dedi, alaycı bir kahkaha atarak. “Sadece Eren’i koruyorum. O senin gibi basit oyunlar peşinde olan biri değil, bunu biliyorum.”

Sabrımın sonuna geldiğimi hissederek ona daha fazla cevap vermemeye karar verdim. Son bir kez gözlerinin içine baktım. "Gerçekten seninle bu kavgayı sürdürmeye değmez Lizge ama şunu bil; Eren’in yanında olmam seni rahatsız ediyorsa, bu yalnızca senin sorunun.”

Kapıya yöneldiğimde arkamdan bir şey daha söylemeye hazırlanıyordu ama onu duymamaya kararlıydım. Kapıdan çıkacağım an Lizge’nin ani bir hareketle saçlarıma yapıştığını hissettim. Aniden başımı geri çeken o kuvvetli çekişle sendeledim. “Bırak saçımı!” diye bağırdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.