Ertesi Gün
Başım zonkluyordu ve nedenini az çok tahmin ediyordum. Dün gece o meyve suyu gibi gözüken içecekleri içmeyecektim!
Dün gece partiden sonra ne oldu? Yataktan kalktım ve sırtımı yatak başlığına yasladım. En son Asil beni partiden çıkardı, Arda kahve yaptı ve üstüme döküldü. Duşa girdik… Asil beni kuzenlerinin içinde öptü!
Siktir ya.
Sonrasında ne oldu? Gözlerimi sıkıca yumdum, düşüncelerim beynim içinde el ele tutuşmuş dönüyordu.
Asil’in sözleri zihnimde hâlâ tazeydi: “Senin ailen benim, benim ailem sensin.”
Gülümseyerek yataktan kalktım, aynada kendime bakındım. En son parti için hazırlandığım elbise vardı üstümde ama şimdi bol bir tişört ve belime hafif bol gelen şort vardı.
Yavaşça banyoya gidip yüzümü yıkadım. Banyodan çıkıp mutfağa doğru yol aldım. Bir an durdum, ya hepsi mutfaktaysa? İzel ve Arda Asil’in beni öpmesine büyük bir tepki gösterirse? Ya barda tanıştığımızı öğrendilerse?
Tekrar ailesiz kalır mıyım?
İzel kapının ardından beni gördüğünde gülümseyerek “Gelsene.” dedi. İçimde olan kara düşünceler hafif bir şekilde aydınlandı. Mutfağa doğru adım attım ve içeriye girdim. Asil ve Arda oturuyordu, İzel ise ayaktaydı. “Günaydın.” dedim çekingen bir şekilde.
Hepsi bana karşılık verdikten sonra “Dün gece…” Sustum, daha fazla konuşamadım.
Arda ayağa kalktı ve elini omzuma koydu. “Dün olanlar dünde kaldı, bizden başka kimse bilmeyecek Elis.”
Gülümseyerek Arda’ya bakındım. Bana oturmam için demin kalktığı sandalyeyi gösterdi. Sandalyeye oturduktan sonra mutfağın ortasında duran sırt çantalarına bakındım. “Bunlar ne?”
İzel eline birer sırt çantası aldı. “Köye gideceğiz, senin uyanmanı bekledik. Sen uyanana kadar köyde giyeceğimiz kıyafetleri falan hazırladık.”
Benim kıyafetlerimi de hazırlamışlar mıydı?
Asil hızla söze atladı. “Ve senin kıyafetlerin de hazır.” diye konuşarak aklımdaki soruyu cevaplandırdı. Başımı onaylarcasına salladım. “Pekâlâ, gidelim o zaman.” dedim.
Hepimiz birden ayaklandık. İzel ve Arda kendi sırt çantasını aldıktan sonra önden yürümeye başladılar. Asil bana renkli olan sırt çantasını uzattı. Sırt çantamı taktıktan sonra Asil’e bakındım. Siyah renkte sırt çantasını alıp taktı. “Saat kaç?” diye sordum. Asil telefonunu çıkarıp bakındı. “Sekiz olmak üzere.”
Hep beraber evden çıktıktan sonra siteden çıkmak yerine araba galerisi olan yere geçtik. Araba galerisinin yanında büyük bir pist vardı. Üstünde ise kendilerine ait olduğunu düşündüğüm bir özel mini bir uçak vardı. “Otobüsle gitmeyecek miyiz?” diye sordum, hepsi birden dönüp bana baktılar, yüzlerinde hafif bir gülümseme vardı. Bugün de fakirliğimden utandım…
İzel “Ben hayatım boyunca hiç otobüse binmedim, bir gün binelim.” dedi.
Asil ise uçağın kapısında durmuş bana bakıyordu. “Uçak daha hızlı ve dedem sabah kahvaltısına geç kalmamızı istemez.”
Hepsi beraber uçağa binmeye başladı. Köye gitmek için fazla lüks davranmıyorlar mı? Bu ne böyle be?
İçeri girdiğimizde uçağın içi de dışı kadar lükstü. Deri koltuklar, zarif tasarımlar… Her şey o kadar şıktı ki kendimi bir an için bir film setindeymiş gibi hissettim. Asil yanıma oturdu. “İyi misin?” Başımı salladım. “Evet, gerildim sadece.” dedim. “Pilot yeterince iyi, gerilecek bir şey yok.”
Uçağın motoru çalışmaya başladığında pencereden dışarı baktım. Aşağıda kalan dünya yavaş yavaş küçülmeye başlamıştı. Bulutların arasından yükselirken içimde bir karmaşa vardı. Alışık olmadığım bir ortamdaydım ve her şey fazla hızlı gelişiyordu.
Uçak bulutların arasından geçerken içimde bir rahatlama hissettim. Zenginlerin hayatı ne kadar güzel oluyor ya…
Asil elimi tuttuğunda ona bakındım. İzel ve Arda’nın gözünden düştüğümü hissediyorum ve bunun yanlış olduğunu biliyorum. Asil'in elini geri çekmemle birlikte, içimde bir suçluluk dalgası yükseldi. Asil’in iç çekişini duyduğumda ona bir şeyler söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sanki ne desem boştu, hiçbir şey bu durumu düzeltemez gibiydi.
İzel ve Arda’nın bakışları üzerimdeydi, bu yüzden kendimi daha da savunmasız hissettim. İzel’i ilk başlarda sevmiyordum ama şu an kuzenim olduğunu hissediyordum ve şimdi… İkisinin gözünden tamamen düşmüş gibi hissediyorum.
Sessizlik o kadar yoğundu ki uçak motorunun sesi bile kulağıma gelmiyordu. Aradan bir süre geçtikten sonra uçak yavaşça inmeye başladı. Kalbim sıkışıyor gibi hissettim. Uçak nihayet yere indiğinde, derin bir nefes aldım. Uçağın durmasını beklerken, gözlerim pencereden dışarı kaydı. Gördüğüm manzara içimi biraz olsun rahatlattı: Etraf sessiz ve huzur doluydu.
Asil uçak tamamen durduğunda kemerini çözüp ayağa kalktı. Bana doğru bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi. İzel ve Arda da sessizce hazırlıklarını yapıyorlardı. Kemerimi çözdüm ve yavaşça ayağa kalktım.
Uçaktan indikten sonra arkada yürüyerek üçünü takip ettim. Arda durumu fark edip yanıma geldi. “Kuzican, sorun ne?” Ona bakmaktan kaçınarak başımı hafifçe eğdim. “Hiç, sorun yok.” diye cevap verdim.
Arda cevabımdan tatmin olmamış gibi duraksadı ve yüzümü incelemeye başladı. "Elis biz birbirimize yalan söylemeyiz, biliyorsun değil mi?" dedi, sesi biraz daha ciddileşmişti.
Ona bakmak zorunda kaldım ve gözlerimiz buluştuğunda içimdeki sıkıntıyı gizleyemediğimi fark ettim. "Gerçekten, sadece biraz gerildim. Uçaklar... Pek alışık değilim hepsi bu." dedim, bir bahane gibi geliyordu ama başka bir şey söyleyemezdim. Asıl mesele bu değildi, bunu ikimiz de biliyorduk. Ancak derine inmek istemiyordum, en azından şu anda değil…
Arda bir an duraksadı sonra omzuma hafifçe dokundu. "Peki şimdilik böyle olsun ama unutma, ne zaman konuşmak istersen buradayım." dedi, yüzünde hafif bir gülümsemeyle. Bir şey demedim, sadece başımı salladım.
Önde yürüyen İzel ve Asil’e doğru göz ucuyla baktım. Aralarında bir şey konuşuyorlardı ama ne hakkında olduğunu anlayamadım.
Köy yolunda biraz yürüdükten sonra karşıma çıkan ev sıradan bir köy evi değildi. Daha çok bir malikaneyi andırıyordu. Büyük beyaz taşlardan yapılmış bu yapı oldukça modern bir mimariye sahipti. Geniş bir bahçesi vardı; etrafı düzenli bir şekilde budanmış çalılar ve renkli çiçeklerle çevriliydi.
Kapının önüne vardığımızda içeriden gelen neşeli sesleri duydum. Kapıdan içeri adım attığımızda geniş bir antreye girdik. Mermer zemin ahşap detaylarla zarif bir uyum içindeydi. Duvarlarda aile fotoğrafları ve sanat eserleri asılıydı. İçeriye yayılan hafif lavanta kokusu ortamın şıklığını tamamlıyordu.
Salonun ortasında bir masa kurulmuştu üzerinde çeşit çeşit yiyecekler ve içecekler sergileniyordu. Odanın her köşesinde farklı bir grup toplanmış sohbet ediyordu.
İlkin Hanım beni gördüğü an hızla yanıma geldi ve sıkıca sarıldı. “Güzel kızım, seni çok özledim.” Gülümseyerek sarılmasına karşılık verdim. İçim nedense birden ısınmıştı. Onun bana sarılması içimi ısıtıyordu
“Ben de sizi çok özledim.” dedim gözlerine bakarak.
Gözlerim Fatma neneye kaydığında bana ters bir şekilde baktığını gördüm. Bir şey demeden kafamı çevirdim.
İlkin Hanım beni bırakmadan önce yanağımdan hafifçe öptü sonra kolunu omzuma doladı ve beni salona doğru yönlendirdi. "Hadi herkes seni bekliyor." dedi gülümseyerek.
Masada birbirinden güzel yemekler, özenle seçilmiş tabaklar ve şık cam bardaklar vardı. Her şey sanki bir dergiden fırlamış gibiydi. Asil, Arda ve İzel de masada yerlerini almış, beni bekliyorlardı.
Masadaki herkes bana gülümsedi, ama Fatma nene hâlâ sert bakışlarını üzerimden çekmiyordu. Onun bu soğuk tavrına rağmen diğerlerinin sıcak karşılaması biraz olsun rahatlamama neden oldu. İlkin Hanım beni masadaki boş bir sandalyeye oturttu ve kendisi de hemen yanıma oturdu.
Halis Bey baş koltuğa oturmuştu. Bütün gözler onun üzerindeydi. “Akşama dönüşümüz olacak, torunlarımın okula geç kalmasını istemem.” dedi. “Şimdi hepinizi burada görmekte mutluluğum katlandı. Afiyet olsun.”
Masada sessizce birbirine bakan herkes, onun sözüyle yemeklere yöneldi. Yine et yiyeceğimizi düşünüp endişelensem de tabağıma başka bir yemek vardı. Hayatım boyunca hiç görmedim bunu. Normalde zenginlerin olduğu filmleri de izlerdim ama bu yemeği ilk defa gördüm.
İki tane yamuk dalı pişirmişler gibi gözüküyordu. Karşımda oturan Asil “Ahtapot.” dedi, sessiz bir şekilde. Kaşlarımı çatarak yemeğe bakındım. Ahtapot mu yiyeceğiz?
Halis Bey yemeğini yavaşça yiyor ve arada bir torunlarına dönerek onları övücü sözlerle onurlandırıyordu. "Arda geçen hafta okulda yine bir ödül kazanmış, aferin sana oğlum." dedi gururla. Arda gülümsedi ve dedesine teşekkür etti.
Herkes yemeğini yerken ben çatalı elime aldım ve ahtapotun bacaklarına bakındım. “Elis, torunum. Sen deniz ürünleri sevmiyor musun?” Halis Bey’in sorusu üzerine afalladım. “Yani… Ben daha önce hiç ahtapot yemedim.” dedim çekingen bir ses tonuyla.
Fatma nine bana bakarak “Deden bu aileye özel olarak hazırlattı, yemezsen ayıp olur.” dedi. Bu kadın bana sürekli bulaşacak mı ya? “Fatma’m o nasıl lan öyle? Torunum istemiyorsa yemek zorunda değil.” dedi Halis Bey. Hafifçe gülümsedim. “Daha fazla zahmet ettirmek istemem. Bizleri düşünüp özel olarak hazırlattığınız yemeklere ve size saygım sonsuz Halis Bey.” dedim. Fatma neneye bakarak konuşmaya devam ettim: “Daha önce yemedim diye hiç yemeyeceğim anlamına gelmiyor.”
Önüme dönmemle Asil’in tabağımı önümden alması bir oldu. Kendi tabağını benim önüme koydu. Ahtapotun bacaklarını veya ellerini, her neyse… Kesmiş ve tabağını benim önüme koymuştu.
“Kendi tabağında olan yemeği kendi kesecek yaşa geldiğini sanıyo-”
“Bu seni ilgilendirmez.” Diyerek Fatma nenenin sözünü Asil kesmiş oldu. Halis Bey “Asil, bu sert tavırların hiç hoş değil.” dediğinde Asil hiç tereddüt etmeden “Önce siz kendi tavrınızı kontrol edin dede. Küçüklüğümden beri sizleri örnek alıyorum ve üstten bakmayı sevgili karınızdan öğrendim.” dedi.
Çatalımı elime aldım ve ahtapotun kesik olan bir dilimine batırdım. Hızla ağzıma attım ve çiğnemeye başladım. Halis Bey konuşacaktı ki “Bu gerçekten çok güzel.” diyerek konuyu dağıtmaya çalıştım.
Herkes sessizce birbirine baktı; Fatma ninenin yüzü daha da asılmıştı ama sessiz kalmayı tercih etti. Halis Bey ise Asil’e kızgın bakışlar atsa da bir şey söylememeyi seçti. Ben ise çatalı elime alıp ahtapotun tadını çıkarıyormuş gibi yaparak ortamı sakinleştirmeye çalışıyordum.
“Çok lezzetli olmuş, teşekkür ederim.” dedim.
Halis Bey derin bir nefes alarak gözlerini Asil’den çekti. Bana bakarak gülümsedi. “Beğendiğine sevindim, torunum. Herkesin zevki farklıdır ama önemli olan yeni şeyler denemeye açık olman.”
O sırada İlkin Hanım masadaki gerginliği hafifletmek için neşeli bir şekilde araya girdi. “Aslında Elis köyde bu tür deniz ürünlerini pek bulamazdık ama köyde kendimize özel bir akvaryum yaptırdık. Seni oraya götürmemi ister misin?” Başım onaylarcasına salladım. “Tabi ki, isterim.”
Fatma nine ise sessiz kaldı, sadece çatık kaşlarıyla yemeğine odaklandı. Geriye kalanlar ise yemeğine odaklanmıştı. Yemekten sonra İlkin Hanım ile beraber bahsettiği akvaryuma doğru yol aldık. Büyük bir sera gibi görünen camla kaplı bir yapı vardı. İlkin Hanım buraya doğru yöneldi ve kapıyı açarak içeri girmemi işaret etti.
İçeri girdiğimde büyülenmiştim. Akvaryum beklediğimden çok daha büyük ve etkileyiciydi. Duvarların tamamı devasa cam panellerden oluşuyordu ve bu panellerin arkasında çeşitli deniz canlıları yüzüyordu. Renkli balıklar, süzülen deniz anemonları hatta küçük bir köpekbalığı bile vardı.
“Bu… Bu harika!” dedim, gözlerim parıldayarak. İlkin Hanım hafifçe gülümsedi. “Seni etkileyeceğini tahmin etmiştim. Burası bizim kaçış noktamız gibi. Ne zaman rahatlamaya ya da biraz düşünmeye ihtiyacım olsa, buraya gelirim.”
Cam duvarların önünde yürürken suyun içinde süzülen canlıları izlemeye başladım. “Bu kadar çeşitliliği burada bulundurmak zor değil mi?” diye sordum merakla.
“Evet, biraz emek istiyor ama buna değer.” diye yanıtladı İlkin Hanım. “Buradaki her canlının bakımıyla özel olarak ilgileniyoruz. Doğal yaşam alanlarını olabildiğince buraya taşımaya çalıştık.”
Akvaryumun ortasında küçük bir oturma alanı vardı; yumuşak minderlerle kaplı bir bank. İlkin Hanım oraya oturdu ve bana da oturmam için yer gösterdi. Yanına oturduğumda, İlkin Hanım’ın gözlerinde bir sıcaklık ve sakinlik fark ettim. “Burası gerçekten çok huzurlu.” dedim, akvaryumun mavi ışıkları altında rahatlayan bir tonda.
İlkin Hanım elimi nazikçe tuttu. “Elis burada hepimiz seni ailenin bir parçası olarak görüyoruz. Evet, bazı zorluklar var ama unutma ki sen de bu ailenin bir parçasısın ve burada her zaman bir yerin var.”
Gülümseyerek gözlerinin içine bakındım. “Teşekkür ederim.” dedim.
“Bir gün bana ‘anne’ diyeceğin günü iple çekiyorum.”
Elimi yavaşça elinin üstünden çektim. Yutkunarak önüme döndüm. Bunun için çok erken değil miydi? İçimde bir şeylerin ağırlaştığını hissettim.
Bu cümle o kadar derin ve anlam yüklüydü ki, cevap vermekte zorlandım. ‘Anne’ demek… Bu kelime benim için ne anlama geliyordu? Daha önce hiç kullanmadığım, belki de hiç hissetmediğim bir kelimeydi.
Sessizlik içinde kalırken, İlkin Hanım’ın gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunu hissediyordum. “İlkin Hanım, bunun için… çok erken değil mi?” dedim sonunda, sesim biraz titreyerek.
“Elis, böyle hissetmen çok doğal.” dedi, sesi yumuşak ve şefkat doluydu. “Bu tür şeyler zaman alır ama şunu bil ki senin için her zaman burada olacağım, ne zaman ihtiyacın olursa.”
Başımı salladım, gözlerimi tekrar akvaryuma çevirdim. Bir süre sonra akvaryumdan çıktık ve evin arka bahçesinde duran İzel’le Arda’nın yanına geçtim. “Asil nerede?” diye sordum. İzel omuzlarını yukarıya kalırdı ve indirdi. Arda ise “Bilmiyorum.” diye cevap verdi.
Evin içine girdiğimde etrafta birer kalabalık gördüm. İnsanlara gülümseyerek üst kata çıktım. Üst kat tamamen boştu, sadece bir odadan ses geliyordu. Odaya yürüdüğümde aralıklı olan kapının arkasında durdum ve dinlemeye başladım.
“Senin bu tavrına asla anlam veremiyoruz Sarp.” Bu ses Fatma nenenin mi? Kaç kişi var ki odada? Kapı aralığından bakmaya çalıştım ama göremedim.
“Ben de sana anlam veremiyorum, ne bu hareketler? Kız senin adına çalışan biri değil ki olsa bile kimseye bu şekilde davranamazsın.” Asil’in sesini duydum. Yine mi konu benim?
“Elis’e alışmaya çalışıyor Asil. Karşında senden yaşça büyük olan bir kadın var. Ona böyle saygısızlık yapamazsın!” dedi Halis Bey.
Anlaşılan odadan üç kişi vardı: Halis Bey, Fatma nene ve Asil.
Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Konu yine benimle ilgiliydi ve Asil’in benim için tartıştığını duydukça hislerim daha da karmaşıklaştı. Kapının arkasında bir süre daha durup onları dinlemeye devam ettim.
Fatma nene, sesinde belli belirsiz bir öfkeyle "Elis bu aileye ait değil Sarp. Onu burada istemiyorum. Bu kıza fazla değer veriyorsun." dedi.
Gözlerim istemsizce dolmuştu. ‘Elis bu aileye ait değil.’ Cümlesi kafamın içinde yankılanıyordu.
Asil’in sesi soğukkanlı ama kararlıydı. "Elis’e saygı göstermenizi bekliyorum. O benim için önemli ve bu aileye uyum sağlaması için herkesin ona yardımcı olması gerek."
Halis Bey ise araya girerek daha yumuşak bir tonla konuştu: “Asil, seni anlıyorum ama Fatma’mın Elis’e alışması zaman alabilir.”
Fatma nene öfkesini gizlemekte zorlanıyordu. "Bu kıza neden bu kadar değer verdiğini anlamıyorum. Onun bu ailede yeri yok!"
Asil’in sesi sertleşti. “Onun kendi ailesinin yanında mı yeri var!? Kızın ailesi nerede Fatma nene!?” diye bağırdı.
Fatma nene daha fazla cevap vermedi. “Asil…” Halis Bey konuşacaktı ama Asil buna engel oldu: “O kızın ailesinin olmamasının nedeni sizsiniz! Şimdi kendisine yeni bir aile kurarken ona yardım etmek zorundasınız.”