Sarışın kızın yüzündeki gülümseme ile ben hâlâ şoktayken, Melih konuşmaya başladı. "Elis, seni Anya ile tanıştırayım. Onu tanımak istemiştin, değil mi?"
Kelimeler boğazımda düğümlendi, ne diyeceğimi bilemedim. Anya, Melih'in kız arkadaşı mıydı? O gece barda kanlar içinde gördüğüm, öldü sandığım kız bu muydu? Kafam karıştı, neye inanacağımı bilemiyorum!
"Elis, bir sorun mu var?" diye sordu Asil, gözlerinde endişeyle bana bakarak.
Derin bir nefes alarak kendimi toparlamaya çalıştım. "Hayır, sadece... biraz şaşırdım." dedim. "Sanırım bir karışıklık oldu..."
Anya gülümseyerek bana elini uzattı. "Tanıştığımıza memnun oldum, Elis." dedi. Türkçesi bozuk olsa da yine de iyi konuşuyordu. Elini sıkmak zorunda kaldım. "Ben de." dedim zoraki bir gülümsemeyle.
Asil, Melih ve Anya ile konuşmaya devam ederken ben düşüncelerimle boğuşuyordum. Melih'in nasıl bir oyunun içinde olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bu kız ölmediyse, neden kanlar içindeydi?
"Anya, sen nerelisin?" diye sordum, belki konuşma sırasında bir şeyler öğrenebilirim diye.
Anya gülümseyerek "Rusya'dan geldim, birkaç gündür buradayım." dedi. "Bugün son günüm. Artık ülkeme döneceğim."
Melih, gözlerimi delip geçercesine bana bakarak "Anya gidiyor diye hazırlandı bu parti, onu buradan kuru kuru yollamak istemeyiz." dedi.
Bu sözler, içimde bir ürperti daha yarattı. Melih'in bakışlarından kaçınarak Asil'e döndüm. "Sanırım biz konuşmamızı bitiremedik." dedim.
Asil başını sallayarak "Evet, doğru," dedi. Melih ve Anya'ya dönerek "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" dedi.
Melih ve Anya uzaklaşırken, Asil'le tekrar göz göze geldik. "Ne söylemek istiyordun?" diye sordu Asil.
Derin bir nefes alarak kendimi toparladım. "O kız, ölmemiş miydi?" diye sordum. Asil kaşlarını çattı. "Ne ölmesinden bahsediyorsun?"
"Barda, Melih elinde kızı kanlar içinde getirdi. Parmak izinden bahsetti."
Kıza bakındım, güler yüzüyle etrafa neşe saçıyor gibiydi. Sapsarı saçları vardı hatta Arda'nın sarı saçlarından daha güzeldi. "Anya Türkiye'ye geldiği üçüncü gün birkaç kişi tarafından tecavüze uğradı." Hızla Asil'e döndüm. Asil ise dikkatle Melih ve Anya'ya bakıyordu. "O gece Melih onu kurtardı. O gördüğün kanlar ise tecavüz sonucunda Anya'nı-"
"Tamam!" dedim yüksek sesle. Daha fazla detayla bu konuyu bilmek istemiyorum.
Asil bana döndü, gözlerimin içine bakarak "Ne sandın? Kızı öldürdüğümüzü mü?" diye sordu. Benim cevap vermemi beklemeden başını hafifçe salladı. "Öldürdük sandın diye o gece kaçtın, bana okulda bu nedenle 'Katil' dedin ve Melih'in ismini duyduğun gece telaşlandın..."
Olayların etkisinden çıkamamışken "Sen olsan ne zannederdin ki?" diye sordum. "Sana sorardım." dedi. Gözlerimi sıkıca yumdum ve açtım. "Sordum ama düzgün bir cevap vermedin."
Anya'ya bakındım. Bembeyaz giyinmişti, gözleri parlıyordu. Bazen kendi ülkemde olan insanlardan utanıyorum...
"Her neyse, eğlenmene bak." dedi Asil, yanımdan ayrılıp Anya'nın yanına geçti. Derin bir nefes alıp verdim. Ben Anya'yı düşünmekten uyuyamıyordum! Öldü sandım!
Açık büfe gibi atıştırmalıkların olduğu yere geçip elime bir bardak su aldım. Suyu içerken ağzıma kötü bir tat geldi. Bu zenginler de suyu bile farklı içiyor.
İzel yanıma gelip etrafa bakındı. "Melih gelmiş." dedi. "Gördüm." dedim.
İzel gülümseyerek bana döndü. "Çok yakışıklı değil mi?"
Zaten derdim başımdan aşkın, bir de seninle uğraşamayacağım...
“Bilmiyorum, şu an kafam çok karışık.” dedim. İzel kaşlarını çattı. "Neden ki? Melih'le bir sorunun mu var?"
Derin bir nefes alarak İzel'e döndüm. “Hayır, sadece olaylar tuhaf şekilde ilerliyor. Sorun varmış gibi hissediyorum…”
İzel bana anlamsız bir şekilde bakarken Asil’e bakındım. Kendi arkadaşıyla konuşuyordu. “Bunları istersen akşam konuşalım. Ben burada olan insanları az çok tanıyorum, kimle sorunun varsa sana o kişiyle ilgili sorununu çözmeye yardım edebilirim.”
İzel’e döndüm. “Tamam.” dedim sessizce. “Akşam konuşalım.”
İzel omzuma dokunarak gülümsedi. “Şimdi eğlenmene bak.”
Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım.
Partinin geri kalanına katıldıkça çevremdeki insanları gözlemlemeye başladım. Herkes ne kadar eğleniyor gibi görünse de ben içimdeki huzursuzluğu bir türlü bastıramıyordum.
İzel birkaç arkadaşını bulup sohbet etmeye başlamıştı. İzel’i yalnız bırakmak istemiyordum ama bir yandan da Asil'le konuşmak için doğru anı kolluyordum. Her şeyi öğrenmem lazımdı.
Asil'i, Anya ve Melih'le birlikte bir köşede konuşurken buldum. Anya’nın kahkahaları ortamı doldururken Melih’in yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Asil’in ifadesi ise ciddiydi. Aralarına katılmak için birkaç adım daha attım ama sonra durdum. Kalbim hızla atıyordu, kafamın içinde bin bir düşünce dolanıyordu.
İçimdeki sıkıntıya rağmen Asil'le bu konuşmayı ertelemek istemiyorum. Doğru anın gelip gelmediğini sorgularken kendimi daha fazla beklemekten alıkoydum. Onların yanına gittim ve sesimi duyurmaya çalışarak "Asil, konuşabilir miyiz?" dedim.
Anya ve Melih bana doğru dönüp hafifçe gülümsediler. Asil'in yüzündeki ciddi ifade bir anlığına dağıldı ama hemen toparlandı. "Tabii Elis." dedi. Anya ve Melih'e dönüp "Beni biraz bağışlayın." dedi ve benimle birlikte biraz daha sessiz bir köşeye doğru yürüdü.
Asil’i bir kenara çektikten sonra derin bir nefes alarak söze başladım. “Bana, beni nereden tanıdığını anlat.” dedim.
Asil bana bir an boyunca baktı sanki doğru kelimeleri bulmaya çalışıyormuş gibi. “Şu an, bu partide oturup bunu mu konuşalım?” Başımı salladım. Asil ise derin bir nefes alıp verdi. “Anya’ya ayıp oluyor sonrasında istediğin soruyu istediğin yerde cevaplarım.”
Asil’in cevabı beni biraz şaşırttı, beklediğim bir tepki değildi ama kararlıydım. Onun gözlerinin içine bakarak "Anya bekleyebilir." dedim, sesimdeki ciddiyeti korumaya çalışarak. "Bu benim için önemli Asil. Benim bilmem gereken şeyler var." dedim.
Asil bu sefer daha uzun bir süre sessiz kaldı. Sanki kafasının içinde bir tartışma yaşanıyormuş gibi göründü. Sonunda derin bir iç çekti ve bana doğru bir adım attı. "Elis." dedi yumuşak ama ciddi bir tonla. "Sana bu konuda gerçekten dürüst olmayı istiyorum ama bu konuşmayı burada, bu kalabalıkta yapmak istemiyorum. Sana anlatacaklarım önemli ve seninle baş başa bir yerde konuşmamız daha iyi olur."
Sözlerinin ardında bir ciddiyet vardı ama aynı zamanda beni oyalamak istemiyormuş gibi bir his de uyandırıyordu.
“Eğer bu kadar önemliyse.” dedim "Neden bu kadar bekledin? Neden bana daha önce hiçbir şey söylemedin?"
Asil, kaşlarını çattı ve elini saçlarının arasından geçirdi. "Çünkü doğru zamanı daha gelmedi.” diye konuştu. Elini omzuma koydu ve gülümsedi. “İnan ki sana her şeyi anlatacağım ama şu an değil.”
Asil son defa gözlerimin içine bakındı ve yanımdan uzaklaştı. Bana neyi anlatacaktı ki? Şimdi daha çok merak ettim.
Parti ilerledikçe ortam daha da kalabalıklaşıyor, müzik daha da yüksek sesle çalmaya başlıyordu. Ben de başımda dönüp duran düşünceleri bir kenara bırakmak için birer kokteyl yudumlamaya karar verdim. Açık büfenin yanında duran çeşitli içeceklerden birini seçtim. Bardağa doldurduğum içeceğin ne olduğunu pek de umursamadan bir yudum aldım.
Kokteyl ilk başta hafif, tatlı bir tat bırakıyordu. "Bu güzelmiş." dedim kendi kendime. İkinci bir yudum daha aldım. Ancak bardak boşaldıkça başım hafifçe dönmeye başladı. O sırada fark ettim ki içtiğim şeyin sadece bir meyve suyu ya da soda olmadığını. Bu alkol içeren bir içecekti.
Kendimi hafif sarhoş hissetmeye başladım. Düşüncelerim bulanıklaşıyor, hareketlerim yavaşlıyordu. Kafamın içindeki mantıklı ses durmam gerektiğini söylüyordu ama bedenim bir şekilde buna uymuyordu. Başka bir içki almak için tekrar bardaklara uzandım.
"Bu hiç iyi değil." diye mırıldandım ama bir yandan da gülmeye başladım. Hiçbir şey ciddiye alınacak kadar önemli görünmüyordu. Başka bir bardak daha aldım, bu sefer içkiyi daha büyük yudumlarla içiyordum.
Kafam daha da hafifledi etrafımda olan bitenler adeta bir rüya gibiydi. Gülmeye ve etrafımdaki insanlarla dans etmeye başladım. Sanki partinin merkezi benmişim gibi hissediyordum.
"Bu parti harika! Neden bu kadar eğlenmiyoruz ki?" dedim, kelimeler ağzımdan sanki kendi başlarına çıkıyordu. Birkaç adım atmayı denedim ama ayaklarım bana itaat etmiyordu. Sanki dans ediyormuş gibi sağa sola sallandım.
Birinin bana bir şeyler söylediğini duydum ama ne olduğunu anlamadım, sadece kıkırdadım.
“Hoptek hoptek oynayalım!”
O an bir el omzuma dokundu ve sıcak bir hisle yüzümü ona çevirdim. Asil’in yüzü karşımdaydı ama ciddiydi.
"Neden bu kadar ciddisin?" dedim, gülümsemeye çalışarak. Gözlerim kapanacak gibi oldu ama inatla açık tuttum. "Sadece eğleniyoruz..."
Asil’in yüzündeki ciddi ifadeyi görünce bir an duraksadım, ama içimdeki hafiflik, ciddiyeti anlamamı engelliyordu. "Elis sen içki mi içtin?" dedi, sesi yumuşaktı ama kararlıydı. Gözlerime bakıyordu, sanki bir şeylerin farkına varmamı istiyormuş gibi ama ben sadece onun ne kadar yakışıklı olduğunu düşünüyordum.
"Ben iyiyim." diye mırıldandım, gözlerim yarı kapalı. Elimdeki içki bardağını ona doğru kaldırdım. "Bunu bitirirsem hiçbir şey kalmaz, sadece eğlence!" dedim kıkırdayarak. İçkiyi bir dikişte bitirmeyi planlarken Asil hızla bardağı elimden aldı.
“Yeter!” diye bağırdı.
Gözlerimi ona dikerek işaret parmağımı yüzüne doğru salladım. “Sen kime bağırıyorsun?”
Asil sinirle bana bakıyordu. Gözlerimi anlık bir şekilde kapattım. “Arda partiyi bitir ben Elis’i eve götürüyorum!” dedi Asil. Gözlerimi açtım ve başımı salladım. “Hayır, eğleneceğiz!” dedim.
Asil beni kucağına aldıktan sonra gülümseyerek İzel ve Arda’ya el salladım. Asil’e bakarak boynuna sarıldım. Asil’in evine doğru yürüdü. “Kim verdi sana içkiyi?” Bir elimi kaldırdım ve kendimi gösterdim. “Ben.”
Asil’in evine geldiğimizde etraf hakaret ediyordu. “Vay be! Sallanan ev ilk defa görüyorum!” Asil beni koltuğa koyduktan sonra yanıma oturdu. “Kahve yapacağım ve içeceksin, tamam mı?” Başımı olumsuz anlamda salladım.
Asil'in gözlerinde ciddi bir ifade vardı, ama ben buna aldırış etmeden ona gülümseyerek baktım. "Kahve içmeyeceğim!" diye inatlaştım, ellerimi kollarına doladım ve ona biraz daha yaklaştım. "Burada benimle otur ve beni bırakma."
Asil gözlerini benimkilerden ayırmadan derin bir nefes aldı. "Elis, sen gerçekten çok güzelsin." dedi yumuşak bir sesle. “Ama şu an kendinde değilsin ve seni kendine getirecek en iyi şey: Kahve.”
Onun söylediklerini pek umursamadan gülümseyerek ona daha da yaklaştım. "Sen de çok yakışıklısın Asil." diye mırıldandım. Ellerini belimde hissettim. Beni biraz daha kendine çekti.
Aklıma ilk geleni söyledim: “Beni bırakma.”
Asil bir an için durakladı yüzünde bir kararsızlık belirdi. “Seni asla bırakmam Elis.” dedi, sesi daha alçak ve içten bir tonla. Elini yüzüme götürüp yanağımı okşadı.
Bacaklarımı dizinin üstüne koydum. Ellerimi boynuna sardım ve gözlerimi kapattım. “Keşke benim ailem olsaydı.” dedim. “Gerçek ailemi görmek çok isterdim…”
Gözlerimi açtığımda Asil’in bana olan bakışlarının yoğunlaştığını gördüm. Gözlerinin içine bakındım. “Benim ailem olur musun Asil?”
“Zaten tek ailem sensin.”
Sanki bir süre daha düşünür gibi başını eğdi sonra yavaşça bana doğru yaklaştı. Dudaklarını nazikçe dudaklarıma değdirdi hafif ve bekleyerek.
Sanki beni daha fazla sarhoş etmek istiyor gibi öpüyordu.
Yavaşça geriye çekildi. “Özür dilerim, kendime hâkim olamadım.” dedi. Bacaklarımı dizinden çektim ve kucağına oturdum. Asil’in yüzünü iki elim arasına aldım. Dudaklarımı dudağına bastırdım. Asil elini belimde gezdirdi.
Geriye çekilip gülümsedim. “Pardon, kendime hâkim olamadım.”
Asil'in yüzündeki şaşkın ifade dudaklarımın onun dudaklarından çekilmesiyle yerini hafif bir gülümsemeye bıraktı. Gözlerinde bir an için kararsızlık belirdi ama elleri hâlâ belimdeydi. "Elis..." dedi, sesi alçak ve derinden, neredeyse bir uyarı gibi.
"Ne oldu Asil? Söz konusu biz olunca kuralları çiğnemek serbest mi değil mi?"
Asil hafifçe başını salladı, yüzünde hem bir mücadele hem de teslimiyet vardı. "Seninle başa çıkmak gerçekten zor." dedi, sesi artık tamamen yumuşak ve sıcaktı.
Kapıdan bir ses geldiğinde Asil hızla beni kucağından indirdi. Kahkaha atarak Asil’e baktım. Asil ayağa kalktı kapıya ilerledi. Kapıyı açmasıyla içeriye Arda ve İzel girdi. İkisi de bulanık gözüküyordu.
Bana yaklaştıklarında ikisini daha net gördüm. Gözlerim bozuk ya benim!
İkisi de yorgun görünüyordu yüzlerinde endişeli bir ifade vardı. İzel gözlerini bana dikerek "Parti bitti, herkes dağılıyor." dedi. Sesi yumuşaktı, sanki beni kontrol etmek için gelmiş gibiydi. "Sen iyi misin Elis?"
Başımı sallayarak gülümsedim “İyiyim.” dedim. Arda ise Asil’e döndü. “Melih ve Anya senle vedalaşmak istedi.” dedi.
Asil bana bakındı “Ben hemen döneceğim.” Ardından gözlerini Arda’ya çevirdi ve konuşmaya devam etti: “Kahve için bütün malzemeler dolapta. İzel kahve yapmayı bilmiyor, sen Elis’e kahve yapar mısın?”
İzel gözlerini kısarak Asil’e bakındı. Arda ise gülerek “Tamamdır.” dedi.
Arda mutfağa Asil evin dışarısına gittiğinde İzel ile salonda baş başa kaldık. Ellerimle dudağımı kapattım, İzel’e yaklaştım. “Ne oldu? Neden sırıtıyorsun?” diye sorguladı. Ellerimi dudağımdan çekip “Ben Asil’i öptüm.” dedim sessizce.
Ellerimle tekrardan dudağımı kapattım. İzel şaşkınlıkla gülümsedi. “Ne yaptın sen?” Kıkırdayarak “Dudağını öptüm.” dedim.
İzel’in gözleri anında parladı şaşkınlıkla karışık bir heyecanla bana baktı. "Gerçekten mi?” yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
Başımı onaylarcasına salladım. “Peki ya o?” diye sordu İzel, gözleri merakla doluydu. "O nasıl tepki verdi?"
Anlık bir şekilde duraksadım. Ne tepki vermişti ya? “Hatırlamıyorum.”
İzel başını eğdi, bir şey demeden sessiz kaldı. Bir süre düşündükten sonra kafasını hızla kaldırdı. “Elis benim sana söylemem gereken bir şey var.” dedi, merakla gözlerine baktım. “Aslında sen bu aileye gelmeden önc-”
Arda’nın elinde kahveyle “Kahvelerim tazedir!” diye bağırarak yanımıza gelince İzel konuşmasına ara verdi. Arda İzel’e bakarak “Sana da yapayım mı? Yapmam ki.” dedi.
Arda kahveyi bana uzattı. Kahveyi elinden almamla Asil’in kapıdan girmesi bir oldu. Tuttuğum kahveyi anlık bir şekilde bıraktım. Bütün sıcaklık bacaklarıma geldiğinde çığlık attım. Bir anda herkesin dikkati bana yöneldi. Arda ve İzel panikle yanıma koştu, Asil ise kapıdan girer girmez durumu fark etti ve hızla yanıma geldi.
“Çok acıyor!” dedim, gözlerim yaşarmıştı. Asil soğukkanlı bir şekilde “Tamam, sakin ol.” dedi ve hemen yere düşen bardağa bakmadan beni kollarının arasına aldı.
“Bir şey olmaz, hemen soğuk suyla yıkayacağız.” dedi, beni banyoya doğru taşıyarak. Asil beni lavabonun yanına oturttu ve soğuk suyu açtı. Su bacaklarıma temas ettiğinde biraz rahatladım ama yine de içimdeki panik geçmemişti.
“Sakin ol güzelim, geçecek.” dedi Asil.
Arda ve İzel banyodan uzakta durmuş, endişeyle bizi izliyorlardı.
Gözlerimi kapattım, gözümden akan yaşlar yanağımdan süzülüyordu.
“Benim burada ne işim var ya?” diye söyledim. Ellerimle yüzümü kapadım ve hıçkırarak ağladım. “Ailem olsaydı bunların hiçbiri olmayacaktı…”
“Elis…” İzel’in sesini duydum ama ağlamamı durduramıyordum.
“Nefret ediyorum! Beni bırakıp gittiler!”
Gözlerimdeki yaşlar yanaklarımdan süzülürken Asil ellerimi yüzümden çekti. “Bana bak.” Dolu gözlerle gözlerine baktım. “Senin ailen benim, benim ailem sensin.”
Alt dudağım titremeye başladı. “Bizim birbirimizden başka kimsemiz yok Elis.”
Asil gözlerimi bir an bile ayırmadan bana yaklaştı. Dudaklarını nazikçe dudaklarıma değdirdi.