"Hasiktir oğlum!"
Yanımda olmayan arkadaşlarıma doğru kadehi uzattım. Havayla kadeh tokuşturup gülerek kadehteki içkiyi içmeye başladım. "Ateşle baruta aah!" Dudağımdan kadehi çekip "Yan yana durmaz!" diye bağırdım.
Elimi savurmamla arkamda duran adama elimdeki kadeh çarptı. Adamın bembeyaz gömleği kırmızıya dönerken karın kasları ıslaklıktan belli oluyordu. "Maşallah." Adam kelimenin ardından kafasını gömleğinden kaldırıp bana bakındı. "Dikkat etsenize." Gözleri gözlerime çakıldı ve gülümsemesi bana içtenlikle dikkat etmemi hatırlattı. İçimden biraz daha eğlence isteği doğdu ve bir yudum daha içkiye uzandım, kadehi dudaklarıma değdirirken gözlerim etrafta geziniyordu.
Göz devirip umursamadan önüme döndüm. "Ha bir de hatanla beraber uzaklaşacaksın?" Uzaklaştım mı ben? Anlam veremeyerek adama doğru döndüm.
"Ne uzaklaşması be? Buradayım ya dingon kafalı ahır."
Adam gömleğini düğmelerini açmaya başlarken kadehimde kalan son içkiyi yudumladım. Zevkle izlemeye başladım. Göğsündeki kaslar, içki dolu kadehin bardağına çarpmasıyla oluşan ses, her şey sanki bir sahne gibi yavaşça ilerliyordu.
Adam gömleğini yavaşça çözerken, içkiyi yudumlarken hissettiğim hafif baş dönmesiyle birlikte daha da keyif almaya başladım. Onun kaslı göğsünü izlerken içimden bir şeylerin yanlış olduğunu düşündüm ama o an zihnim bulanıklaşmıştı. Belki de bu sadece bir anlık eğlenceydi, hayatın getirdiği bir sıçrama, değil miydi?
"Ulan analar neler sıçıyor be. Kendi cinsime hayret ediyorum. Her konuda mükemmeliz."
Adam gömleğini çıkarıp "Aynen, annemin karnından kaslı çıktım." dedi alaylı ve küçümseyici bir tavırla. Kendine güveni yerinde, kaslarıyla övünen bir adam tiplemesiydi sanki.
Bunu duyunca içimden bir kahkaha geldi, fakat kafamda beliren düşüncelerin gülme isteğimi bastırmasına izin verdim.
Omuzlarımı yukarıya kaldırıp indirdim. Müziği duyduğum an çığlık attım. "Ulan yanımdasın, ne bu bağırma?" Adamın dediğini umursamadan "Elleri gider ellerime hep." diyerek şarkıya eşlik ettim.
Garsonlardan biri içkileri gezdirirken, tepsisinden birer içki aldım. "Canımı yakar beni severek!" Yanımdan birer rüzgar geçtiğinde kafamı çevirdim. Adam yanımdan uzaklaşmıştı. Tüh ya, kasları da gitti. Bir an için oyunun tadını çıkarmaya dalmıştım ama şimdi yalnız kalmıştım.
Etrafa bakınırken adamın arkadaşlarının yanına geçtiğini gördüm. Bana bakınca gülümseyerek "Öyle bir bakar gözlerime, aklımı yıkan hislerime." dedim. Gülümsemesi içimdeki boşluğu doldurmaya yetmedi ama en azından dikkatini çekmiştim
Elimdeki içkiyi hızla bitirdim, kafamın içinde çalmaya başlayan davullar kahkaha atmama neden oldu. İçki bardağı elimden kayıp yere düştü, camın parçaları zeminde küçük bir dansa başladı sanki. Umursamadan kollarımı kaldırıp, müziğin ritmine kendimi kaptırdım. Her adım, her hareket, sanki içimdeki coşkunun bir yansımasıydı.
"Sen korkma benden sadece, dinle derdimi anla."
Şarkı yavaş bir biçimde ilerlerken olduğum yerde zıplamaya başladım. "Ben hep yalnızdım ama bu sefer, teni tenime!" diye haykırırken, ritmin hızına kapılmıştım. Ancak belimde bir el hissettiğim an, hızla irkildim. Tanımadığım bir adam benimle beraber dans etmeye çalışıyordu. Aniden, neşe dolu anlar yerini biraz tedirginliğe bıraktı.
Hızla gözlerimi yumdum, gözlerimi açmamla gömleksiz adam yanıma gelmişti. Kasları tekrar dikkatimi çekerken sıkıca elimi tuttu. "Elis hadi gidelim." Hah? Adımı nereden biliyor?
Şaşkınlıkla adamın yüzüne baktım, hafif bir endişe hissederek. Onunla hiç tanışmamıştım, bu yüzden adımı bilmesi sadece şaşkınlığıma neden oldu. Bir an için ne yapacağımı bilemedim, içimden endişe ve merak birbirine karışıyordu. Ancak heyecan verici bir macera için her zaman bir kapı açık olmalıydı değil mi? Bu yüzden merakımı bastırıp adamın yanında hareket etmeye karar verdim.
Gömleksiz adam beni çekiştirirken "Beni bir öper hissederek." diye şarkı söylemeye devam ettim. Kafam ağırlaşırken bir sağa bir sola sallanıyordu.
Kafamın içinde bin bir türlü Dilber dönerken kahkaha attım. Evin barkın yok mu Dilber?
Gömleksiz adam beni bir odaya götürdüğünde etrafa bakındım. "Buradan şarkı az duyuluyor." dedim mızmızlanır bir biçimde. Adam üzerime doğru yürürken hafifçe sırıttım. "Müzik için burada değiliz zaten Elis."
Adamın yüzündeki gizemli ifadeye rağmen, içimdeki merakla ona doğru adım attım. "İsmimi nereden biliyorsun?"
Adam kahkaha atarak beni inceledi. "Bunun önemi var mı?" Yok canım, hatta kimliğimi de vereyim (!)
Aklım fikrim etrafta çocuk gibi koşturmaya başladı. Ne adama odaklanabildim ne de dediklerine. İçkinin vermiş olduğu yetki yüzünden kafam tamamen uçtu!
Odanın sessizliğinde şarkıyı duydum: "Ben korkmam senden sadece her şey çok uzak gelir."
Bu şarkı iki dakika içinde bu kadar ilerledi mi? En güzel yerlerini kaçırdım!
Gözlerim gömleksiz adamın karın kasına gidince sırıttım. Ona doğru yakınlaştım. Ellerimi karın kasına koydum. Sırıtarak karın kasında tırnaklarımı gezdirmeye başladım. "Yapma." diye söyledi ama umursamadım.
"Elis, bir daha demem."
"Gerçekten istemiyor olsan, elimi çekerdin." dedim anlık bir biçimde. Gözlerimdeki ısrar, sözlerimin arkasındaki inancı yansıtıyordu. Bu anın nereye gideceğini bilmiyordum, ama içimdeki heyecan ve merak buna değerdi.
Gömleksiz adam hızla üzerime doğru yürüdüğünde geriye doğru adım attım. Bir adımla daha yatağa düşmem bir oldu.
Adam üzerime doğru gelip boynuma yöneldi. Boynumu ısırdığı an şarkıdaki kadınla beraber çığlık attım. Isırdığı yeri emerken gözlerimi kapattım. Hızla nefes verirken almayı unutturacak kadar iyi davranıyordu bana.
O an, sadece bu anın tadını çıkarmak istedim. Müziğin ritmiyle birlikte, bedenimdeki hislerin de yükseldiğini hissettim. Gömleksiz adamın dokunuşları, beni başka bir dünyaya götürüyormuş gibi hissettiriyordu.
Yalayarak geri çekildi, gözlerimin içine baktığında dudağına doğru nefesimi verdim. Hızla dudaklarıma yapışıp üst dudağımı esir aldı. Karşılık vermeme izin vermeyecek kadar baskınlık kurdu.
Dilini dilime değdirdiğinde hafifçe sırıttım. Dudağımdan çekilerek üstümdeki askılı cropun üzerinden belime dokundu. Belimdeki ellerini yukarıya doğru bastırarak sürükledi, elleri göğüslerime geldiği an tüm gücüyle sıktı. "Stres topu mu lan bu?" diye sitem ettim.
Gömleksiz adam gülerken göğümsümün acısının dinmesini bekledim ama o crobumu çıkartmak için ellerini belime yerleştirdi. Crobun alt kısmını tutup kaldırırken kapının açılmasıyla crobumu düzelttim.
Gömleksiz adam üstümden kalkınca kapıya doğru baktım. Birer adam kucağında sarı elbiseli ama kanlar içinde olan kızı getirmişti. Hayal mi görüyorum diye gözlerimi hızla kapatıp açtım. "Yardım etmen lazım, parmak izim var." dedi kucağında kızı taşıyan kişi, sesi titriyordu.
Korku, bedenimi sarıp sarmaladı, adeta donup kaldım.
Gömleksiz adam hızla bana döndü. "Elis bekle burada." dedi arından kucağında kız olan adama dönerek konuşmaya devam etti: "Melih yan odaya geçelim."
Gözlerimdeki şaşkınlık ve endişe bir araya geldi, bedenim adeta titriyordu. Kafamda bir sürü soru vardı, ne olduğunu anlamaya çalışırken sadece tedirginlik ve korku içinde bekledim.
Odadan çıktıklarına yataktan kalkıp kapıya doğru ilerledim. Kapının kilitlendiğini duyduğumda zorlukla yutkundum. Beynimin içinde birden bire kilit sesleri yankılanmaya başladı. Kafama hızla vurdum. "Kaçmam lazım." diye mırıldandım.
Etrafa baktığımda birer pencere olduğunu gördüm. Pencerenin yanına geçip açtım. Aşağıya doğru baktım, birinci kattayız ama içki yüzünden 10. kattaymışız gibi görüyordum. Korkak adımlarla pencerenin dışına doğru adım attım.
En fazla ne olabilir ki?
Ölürüm.
Bu karanlık düşünceler kafamı sararken, aşağıya doğru baktığımda, çevredeki binaların uzaklığına rağmen, bu kaçışın benim için tek çıkış olduğunu düşündüm. Artık yapacak bir şey kalmamıştı, sadece umutla aşağıya doğru adım atmaya devam ettim.
Pencereden aşağıya atladım.
Ayağımda oluşan acıyla inledim. Siktir be! Hızla yerden kalkıp topallayarak koşmaya çalıştım.
Adımlarım hızlanmaya çalışıyordu ama ayağım buna engel oldu. Sikeyim böyle şansı!
Birden dünyam dönmeye başladığında yol kenarında durdum. Elimi direğe koyup gözlerimi sıkıca yumdum.
Tamam Elis, sakinleş!
"Vay vay vayy! Kaça gelirsin bu gece?" Arkamdan duyduğum erkek sesi üzerine arkama döndüm. İki orta yaşlı adam bana doğru geliyordu. "Tam zamanında gelmişiz." dedi yanındakine bakarak.
Kırmızı gömlekli adam kahkaha attığında derin bir nefes aldım. "Yanlış anladınız." dedim korku dolu bir sesle. İki adamın da kahkaha atması bir oldu.
İlk defa içeceğim dedim, bu yaşadıklarım reva mı?
Mide bulantım birden bastırdı. Mavi gömlekli adam elini yanağıma koydu. Hıza geriye çekildim. "Ben sandığınız gibi değilim, reşit bile değilim. Bu yaptığınız resmen suç." dedim zorlukla. Adamlar beni duymazlıktan gelirken mide bulantımın verdiği hissle hafifçe başımı eğdim.
"Bu şimdi kesin bak-"
Adam cümlesini bitiremedi çünkü ayakkabısına doğru kustum. "Hay ben senin!" Bağırması üzerine doğrulup geriye doğru adım attım. "Ne yaptığını sanıyorsun lan fahişe!?" diye bağırdı yanında olan mavi gömlekli.
Hızlı hızlı nefes alıp verdim. "Ben şimdi buradan gideceğim, eğer beni takip ederseniz avazım çıktığı kadar bağırırım." dedim uyarıcı bir ses tonuyla ama mavi gömlekli adam beni duymamış gibi bana doğru bir adım attı.
"İmdat!" Adamın gözlerinin içine bakarak bağırmaya başladım.
Kırmızı gömlekli adam "Siktir git lan." dediğinde hızla arkamı döndüm. Düz yolda hızlı adımlarla yürümeye çalıştım. Sanki biri belimden tutup beni çekiyormuş gibi yavaş yürüyordum.
Zor da olsa bir şekilde yurdun önüne geldim. Kapıda olan güvenlikçi Osman amcanın yanına doğru ilerledim. Beni gördüğü an ayağa kalktı: "Elis?" dedi şaşkınlıkla. "Bu ne hâl kızım?"
Zorlukla nefes verdim. "Osman amca beni içeriye al, kimse görmesin lütfen."
Osman amca telefonunu eline aldığı an "Amca yapma, müdüre hanım beni öldürür." demem bir oldu. Bana bu işi yapmak zorundaymış gibi baktı.
"Osman amca..." Derin bir nefes verdim. "Benim yarın ailem olacak, sadece mutlu olduğum için eğlenmek istedim."
Osman amca iç çekip kapıyı açtı. "Kimseye belli etmeden, sessizce gir içeriye." dedi, gülümseyerek teşekkür ettim.
Yurdun içine doğru yürüdüm, sessiz adımlarla merdivenden çıkmaya başladım. Ayağımda olan acıyı ve içkinin verdiği sarhoşlukla kendimi zor taşıyordum. Odamın kapısına geldiğimde elçeği tutup sessizce indirdim. Kapıyı açıp içeriye adım atmamla Sude'nin yanıma gelmesi bir oldu. "Kızlar uyuyo- Sen leş gibi kokuyorsun!" diye sessizce bağırdı. Kolumdan tutup daha adımımı atmadığım odamdan beni çıkarması bir oldu.
"Nereye?" Sessiz olmam için hızla ağzımı kapattı. Hızlı adımlarla yürürken ayağımda olan acı yüzünden inledim. Sude tekrardan sıkıca ağzımı kapattı.
Banyoya geldiğimizde ışıkları yakıp bana bakındı. "Duş alıyorsun ve etüt odasına geçiyoruz." dedi otoriter bir ses tonuyla. "Çok yorgunum." Desem de beni dinlemedi. Beni zorla banyoya soktu, üstümdeki kıyafetleri umursamadan soğuk suyun altında beni yıkamaya başladı.
"İçmek senin neyine kızım? Hem sen on yedi yaşındasın. Seni kim, hangi mekana aldı?"
Sude bir yandan söylendi bir yandan benimle ilgilenmeye devam etti. "Hem sen hangi parayla mekana girdin ki? İçki parasını nasıl ödedin?"
Sude'ye bakındım. "Para mı ödüyorduk?" Sude hızla kafama vurdu. "Gerzek." diye söyledi sinirle.
"Tamam ya, kapat suyu. Artık sarhoş değilim, kendime geldim zaten yolda birinin ayakkabısına kusmuştum."
Sude suyu kapatıp bana baktı. "Ne yaptın sen?" Bir şey demeden gülümsedim.
Cafer sıçtık, bez getir annecim.
Ertesi Gün
Heyecandan oturduğum yerde dizlerimi hareket ettirmeye başladım.
Kendimi bir yandan heyecanlı, bir yandan da huzursuz hissediyordum. Onlarla tanışacağım anı düşündükçe, kalbim göğsümde hızla atıyor. Acaba beni sevecekler mi? Beni kabul edecekler mi? Bu sorular zihnimde dönüp duruyor.
Müdüre hanımın odasının sessizliğinde, sadece duvar saatinin tik tak sesleri duyuluyordu. Her tik, bekleyişimi biraz daha artırıyordu. Gözlerim kapıya çevrili, her an onların geleceğini bekliyordum.
Ailem olacak lan!
İçeriye giren iki adam gördüğümde hızla ayağa kalktım. "Merhabalar." diye elini müdüre hanıma uzattı bir adam. Müdüre hanım uzattığı eli sıktı. "Bizi Şahin Bey yolladı, evrakları ve gerekli imzaları hallettik." Adam elini çektikten sonra yanında duran diğer adam çantasından evrakları çıkardı, müdüre hanıma uzattı.
"Ailesi ile görüşmemiz lazım, devletim sonuçta bu çocuğu ba-"
Müdüre hanım cümlesini bitiremeden demin konuşan adam hızla lafını böldü: "Bunun için size ayrı bir para ödenecek. Soylu bir aileden geliyoruz, Şahin Bey'in burada gözükmesi doğru olmaz."
Ben bir şey demeden sadece gözlerimle olanları takip ettim. "Ben bunu kabul edemem." dedi müdüre hanım. Demin evrakları müdüre hanıma veren adam çantasından birer dikdörtgen kağıt çıkardı. "Burada bir yıllık maaşınızın iki katı var." dedi konuşmaya meyilli olan adam.
Bu ikisini toplasak ortaya bir adam çıkar. Biri sadece hareket ediyor, diğeri sadece konuşuyor.
Müdüre hanım eline aldığı dikdörtgen kağıdı evrakların arasına koydu. "Pekala." dedi. "İşlemleri zaten hallettik, kimliği Elis'e vermiştim."
Üç kişi aralarında resmi bir biçimde konuşmaya başladılar. Aradan yaklaşık iki saat geçtikten sonra iki adamla beraber yurdun önüne çıktık. Sude yanıma geldiğinde ağladığını fark ettim. Gülerek yanına doğru ilerleyecektim ki her zaman konulan adam "Sarılsan iyi olacak, bir daha sarılma fırsatın olmayacak." dedi.
Adama baktığımda kaşlarımı çattım ama hiçbir şey demeden Sude'nin yanına geçtim, boynuna sıkıca sarıldım. "Seni çok seviyorum." dedi ağlamalı çıkan bir ses tonuyla. "Ben de seni çok seviyorum." Dedim gülümseyerek.
"Her zaman yanında olacağım." Dedim, geriye çekilip yanağında olan yaşı sildim. Yanağından öptükten sonra gözlerinin içine bakındım. "Her zaman mı?" diye sordu, başımı onaylarcasına salladım. "Her zaman." diye teyit ettim.
"Küçük hanım artık gitmemiz lazım."
Arkamdan gelen sesle Sude'ye bir defa daha sarıldım. Sonrasında iki adamın yanına geçtim. İkisi de ayrı siyah arabayla gelmişlerdi. Konuşan adamın arabasına doğru ilerledim, bana kapımı açtığında arka koltuğa oturdum. Kendisi ön koltuğa oturup arabayı çalıştırdı.
"Sizi evlatlık alan aile Şahin Bey ve İlkin Hanım. Kendileri çok sevecen insanlardır, uzun zamandır çocuk denemesi yaptılar fakat başarısız oldular."
"Neden?" diye sordum.
Bana dikiz aynasından anlık bir şekilde baktı. "Bunun nedenini çalışanlar bilmez. Dilerseniz ailenize sorabilirsiniz." Aile mi dedi o? Bir kelime bile içimi sımsıcak yapmıştı.
Önüne dönerek konuşmasına devam etti: "Halis Bey dedeniz oluyor. Fatma Hanım ise eşi. Akşam yemeklerini hep beraber ailecek yersiniz."
Neyse, en azından beş kişilik minimal bir ailem oldu. "Halis Bey'in ilk çocuğu Asen Hanım kocasıyla, Sezgin Bey'le çıktığı tatilde kaza sonucu öldü." Arkama yaslandım. "Allah rahmet eylesin." dedim.
Adam benim konuşmamı hiç duymamış gibi "Birer çocukları var: Sarp Asil Özgün." diye konuşmaya devam etti.
Aile sofrasına bir kişi daha eklendi. Her neyse, altı kişilik aile de ideal.
"Halis Bey'in ikinci oğlu Ilgaz Bey. Karısı Züleyha Hanım oluyor. Arda ve Bersu çocukları. Halis Bey'in çocukları sırasında olan, üçüncü sıradaki kişi sizin babanız, Şahin Bey. Halis Bey'in son çocuğu olan Suzan Hanım var. Kocası ise Okan Bey, bir de kızı İzel Hanım var."
Kaç kişi oldu lan?
Ben aile diye bir aşirete mi gittim?
İç çekerek adama bakındım. "Kafanızın karıştığının farkındayım, aile içinde daha kolay adapte olursunuz." dedi. "Halis Bey'in yani dedemin kaç çocuğu, kaç torunu var?" Sorum üzerine arabayı durdurdu. Bir an sorumu sormamam lazımmış gibi hissetsem de kırmızı ışıkta durduğunu anlamam zor olmadı.
"Dört çocuğu var: Asen, Ilgaz, Şahin ve Suzan. Dört tane de torunu var: Sarp, Arda, Bersu ve İzel."
Büyük bir matematik hesabı yapmamın zamanı gelmişti. Dört çocuğu varmış, o dört çocuğun da eşleri vardır. Toplam sekiz oldu ama ikisi ölmüş. Altıya geri düştük. Dört torun, bir de ben. Toplam on bir kişi ettik. Halis dede ve Fatma neneyi de sayarsak...
Akşam yemeğinde olacak toplam insan sayısı on üç kişi!
Hey maşallah be. Ben iki yüz kişilik yurdun yemekhanesinde dört kişilik bir masada oturuyordum.
Acaba masanın diğer ucunda olan kişi tuzu istediğinde ne yapıyorlar? Basketbol topu gibi mi yoksa golf topu gibi mi atıyorlar tuzu?
"Akşam yemekleri saati sekizdir. O saatte masada olma zorunluluğu var."
Hay sikeyim akşam yemeklerini ya! Bir akşam yemeği ne kadar önemli olabilir?
"Okulunuz değişecek, eve arkadaş davet etmeniz yasak. Okula gitmeme gibi bir durum söz konusu bile olamaz. Sınav senesinde, alabileceğinizi en yüksek notu almaya çalışın. Zaten sonrasında özel bir üniversiteye yerleştirileceksiniz." Özel üniversiteye gideceksem ne sikime ders çalışıyorum?
"Kişisel bakımınız çok önemli. Dişiniz, kılınız, rutin bakımınız... Paparazzilerin nereden, nasıl çıkacağı belli olmuyor, bu nedenle her zaman hazırlıklı olmalısınız." Ben zengin, ünlü bir aileye mi gidiyorum? Ulan ne ballıyım be! Hayat ağzıma sıçtığı bıraktı, şimdi ise çiçeklerini açıyor.
Bokun üzerine çiçek koymasaydı iyiydi.
"Sitemize gelmiş bulunmaktayız, devamına arabayla gidilmez."
Arabadan indiğimde etrafa bakındım. Yeşilliklerle kaplanmıştı, her çimen eşit bir biçimde kesilmişti. Köşede duran ağaçlara şekil vermişlerdi. Birkaç adım attığımda site içinde olan villaları gördüm. Her villanın kendine ait bir havuzu ve bahçesi vardı. Villalar üç katlı olmakla beraber, ikinci katında balkon üçüncü katında teras vardı. Villanın yanında garaj vardı.
Konuşan adam yanıma gelip bana bakındı. "Soykan Sitesi'ne hoş geldiniz." Soykan mı? Elime kimliğimi alıp soyadımla bakındım. Elis Soykan yazıyordu. Bu site beni evlatlık edinen ailemin mi?
"Bu sitede yaklaşık sekiz villa, bir oyun salonu, bir büyük garaj, büyük gezi yolları, golf sahası ve aile içi şirket toplantı odası bulunmaktadır."
Ben adama bakarken adam yürümeye başladı. Bana villaların içinde kimin yaşandığını söyledi. Halis dede olan kişi bir numaralı villadaydı. En büyükten küçüğe doğru gidiyordu. Sadece arada kaynak olan annesi ve babası ölen kişiydi.
Yaklaşık üç tane villa boştu, torunlarına bırakmayı düşünüyormuş. Yaptırmak üzere olduğu iki adet daha villa olacakmış, site içerisinde yaklaşık on adet villa olacakmış.
Ayıptır sorması ama bu para kaynağı nedir?
Gezi yolları diye bahsettiği yerde bisiklet, paten gibi spor aletleri kullanılsın diye dümdüz yapılmış bir yol vardı. Yolun yanlarında ise çiçekler vardı. Çiçekleri koparmak yasak ama yanına çiçek ekmek isteyen ekebilirmiş.
Aile içi şirket toplantı odasına kartı olmayan hiç kimse giremediği için içerisinde bakamadım. Kesin bütün parayı burada tutuyorlar!
Garaj ve golf sahası gereksiz büyüktü. Oyun salonu ise ev gibi yapılmış içinde bilardo gibi olan oyunlarla doluydu.
En sonunda beni kendi evim diye gösterdiği dört numaralı villanın yanına götürdü. Soru sormak için arkamı dönmemle adamın çoktan yanımdan ayrıldığını gördüm. Villanın dış kapısına doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimde zile bastım. Kapı hızla açıldı. Beyaz gömlekli, siyah dar etekli, saçını topuz yapmış bir kadın bana bakıyordu.
"Elis, Elis Soykan."
Kadın başının hafifçe eğdi. İçeriye doğru bir adım attım. Ayakkabımı çıkaracakken "Buna gerek yok küçük hanım." dedi kapıyı açan kadın. "Pekala." diye mırıldandım.
Kadın kapıyı kapattıktan sonra bana yolu gösterdi. Salona girdiğimde devasa bir büyüklükte olduğunu gördüm. Birer adam ve kadın koltuğa oturmuş kahve içiyorlardı. Beni gördüklerinde ikisi de hızla ayağa kalktı. "Elis! Hoş geldin!" Kadın topuklu ayakkabından çıkan sesi umursamadan hızla önüme geçti, bana sıkıca sarıldı.
"Merhaba." dedim şaşkınlıkla.
"İlkin ben ama sen bana anne diyebilirsin." dedi bana sarılmayı bırakarak. Gülümseyerek başımı salladım. Adam bana hızla sarıldı. "Şahin ben, babanım." Bu cümle çok mantıksız olsa bile gülümsedim.
Benden uzaklaştıkları an "Memnun oldum." dedim kibar bir biçimde. İkisine de sıkıca sarılmak isterken yapamadım çünkü sadece isimlerini biliyorum.
İlkin Hanım elimi sıkıca tuttu. "Sana odanı göstermek istiyorum." dedi gülümseyen bir yüzle. "Siz nasıl isterseniz." diyerek kadını takip ettim. Merdivenden çıkarken "Bana siz falan deme." diye konuştu.
İkinci kata çıktığımızda beyaz bir kapının önüne geçtik. Kapıyı açınca pembelikten kusmuş bir oda gördüm. Tavandan yansıyan pembe gökyüzü ışığına bakındım. Tam olarak iki kişilik devasa yatağa yansıyordu. Yatağın karşısında çalışma masası vardı, üstünde ise tablet. Tek kişilik salıncak, yerde duran oyuncaklar, beyaz tüylü halılar...
Gülümseyerek odaya bakınmaya devam ettim. Devasa bir perde vardı, o bile pembeydi. Perdenin yanına geçtiğimde hafifçe araladım. Bana özel dağları pembeye boyadılar sanmıştım (!)
Perdeyi araladığımda büyük bir balkonla göz göze geldim. Odanın içinde olan tek kişilik salıncağın büyücü vardı balkonda. Masa, yapay yapraklar ve çiçekler... Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü.
Odana geri döndüm. Bana özel televizyon ve mini bir salon vardı. Koltuklar beyaz ve pembeden oluşuyordu. Birer kapı gördüğümde kapıya doğru ilerledim, kapıyı açtığımda beyaz mermerlerle döşenmiş bir banyo olduğunu gördüm. Klozet hemen küvetin yanındaydı, musluğun üstünde aynalı dolaplar vardı.
"Her şey çok güzel." dedim gülümseyerek. "Daha giyinme odasını görmedin." dedi İlkin Hanım. Şaşkınlıkla İlkin Hanım'a döndüm. Bana başka bir kapı gösterdiğinde banyodan çıkıp yanına, gösterdiği kapıya ilerledim. Kapıyı açıp içeriye girdiğimde odanın her duvarında cam kapalı duvarlar olduğunu gördüm. Bana özel kıyafetler almış ve çoktan düzenlemişlerdi. Tam karşımda büyük boydan bir ayna vardı. Aynanın altında ise makyaj malzemeleri, takılar için olan dolaplar vardı.
Makyaj malzemesinin markasına bakındım. Bir milyoncudan kaş kalemi alıyordum, şimdi en pahalı markaların makyaj malzemeleri elimdeydi.
İlkin Hanım ve Şahin Bey'e döndüm. "Benim için çok zahmete girmişsiniz, çok teşekkür ederim." İlkin Hanım yanıma gelip sıkıca sarıldı. "Ne zahmeti kızım? Sen benim için çok önemlisin." Gülümseyerek gözlerine bakındım. Ardından sıkıca sarıldım. İlk defa bir anne sevgisini gördüm. İlk defa anne gibi seven birine sarıldım.
Geriye çekildiğimde dolu olan gözlerimi sildim. "Ya... Sakın ağlama." dedi İlkin Hanım. "İlkin şimdilik yalnız bırakalım, duş alsın sonrasında akşam yemeğine kadar hazırlanmış olur." dedi Şahin Bey.
İlkin Hanım Şahin Bey'in yanına geçti. İkisi beraber odadan çıktıklarında hızla yatağa attım kendimi.
Ulan ben artık zenginim!
Yataktan kalkıp küvete doğru ilerledim. Küvetin içine su doldururken çalışma masasında gördüğüm tableti aldım. Müziklere girerek istediğim şarkıyı açtım. Şarkıyı dinlerken tabletle beraber banyoya geçtim. Küvetin suyu dolmak üzereydi. Ağzımla bir yandan şarkıyı mırıldanıyordum. Küvet dolduğunda ise üstümdeki kıyafetleri çıkarıp küvete girdim. Şampuanlardan alıp hem vücudumu hem saçımı yıkamaya başladım.
Şarkı otomatik olarak değiştiğinde Sena Şener - Teni Tenime şarkısı başladı. Anlık bir şekilde afalladım. Derin bir nefes alıp verdim.
Acaba o sarışın kıza ne oldu?
Belki de dün içtiğim ilk içki yüzünden halüsinasyon görüşümdür. Belki de böyle bir olay hiç yaşanmadı, olamaz mı?
Hay sikeyim ya! Ben neden içmeye gittim ki? Zaten bara gizlice girmek ayrı dert, çıkmak ayrı dert.
Aksiyon arayacağım diye bir yabancının bana dokunmasına izin verdim. Elimi boynuma götürdüm. Belki o yakışıklı, gömleksiz adam da halüsinasyondu.
Elimi hızla boynumdan çektim. Tablete uzanıp şarkıyı kapattım.
O kızı kurtarma şansım var mıydı? Yok be. O kız zaten ölmüştü yoksa neden parmak izinden bahsetsin ki? Belki beni de öldüreceklerdi...
Hızla derin bir nefes verdim.
O görüntüyü kafamın içinden silmek istiyorum!
Aklımdaki siyah bulutlarla beraber banyoma devam ettim. Bir dakika bile zevk alamadım. O kızı kurtarabilir miydim diye düşünmekten beynimi yormuşum.
Üstümü kuruladıktan sonra güzel gördüğüm kıyafetleri giyindim. Akşama kadar kafamın dağılması için odanın içini kurcaladım. Kafamın içinden silinmesi için elimden geldikçe kendimi meşgul etmeye çalıştım.
Akşam yemeğine yaklaşık bir vakitte İlkin Hanım ve Şahin Bey ile beraber bir numaralı villaya doğu ilerledik. Yolda "Heyecanlı mısın?" diye sordu Şahin Bey. "Oldukça." diye cevap verdim.
Villaya girdiğimizde her villanın iç dekorunun da aynı olduğunu gördüm. Sadece mobilyalar değişikti.
Salona geçtiğimizde kalabalık bir ortam gördüm. Dört yetişkin, iki benim yaşımda genç ve bir çocuk vardı. "Hoş geldin Elis." diyen herkesle tek tek selamlaştım. Koltuklardan birine oturdum. Herkes yeni bir eşya alınmış gibi bana bakıyordu. "Birazdan Halis Bey gelecek, siz isterseniz bahçede hazırlanan yemek masasına geçin." dedi bana bütün sülaleyi tanıtan adam.
Adamı dinleyerek bahçeye geçtiğimizde herkes yerine geçmişti, bir tek ben ayakta kalmıştım. Adam bana bakarak "Sizin yeriniz burayı." diyerek baş koltuğun çaprazında olan sandalyeyi gösterdi. Teşekkür ederek gösterdiği sandalyeye geçtim.
Herkes kendi arasında konuşurken sessiz kaldım. Ne konuştuklarını birbirine giren görüntüde duyamıyordum ama benim hakkımda konuştuklarını tahmin etmek zor değildi.
Etrafa bakınırken bahçe kapısından biri içeriye girdi. Miyop olduğum için yüzü hafif bulanık gözüktü. Adam yaklaştıkça dün gece barda gördüğüm gömleksiz adam olduğunu gördüm. Takım elbisesini giymiş bana doğru geliyordu.
Korkudan ellerim titremeye başladı. Dün gece olanları mı söyleyecekti? Kim bu adam? Neden burada? Neden onca kişi arasında bana doğru geliyor?
Adam tam karşımda, baş koltuğun diğer çaprazında olan sandalyeye oturdu.
"Ailemize hoş geldin Elis." dedi gözlerimin içine bakarak. Elini uzattı. "Ben Sarp Asil Özgün."