
BÖLÜM 16 KİTAP
“Onu hazırlıyordu.”
Bu düşünce Jade’in zihninde yankılandı.
Ama bu artık bir ihtimal değildi.
Bir hissin adıydı.
Yavaşça geri çekildi.
Liz’in odasında hava değişmişti.
Sanki odanın kendisi Jade’i artık misafir olarak değil… tetikleyici olarak görüyordu.
Jade elini MİRAS kitabından çekmedi.
Ama artık kitabı okumuyordu.
Kitap onu okuyordu.
⸻
Bir süre sonra Jade arkasını döndü.
Ve koştu.
Liz’in odasından çıkarken kapıyı sertçe kapattı.
Ama taş kapı kapanırken bile içerideki fısıltı kesilmedi.
“Bul beni…”
Bu kez dışarıdan değil…
kafasının içinden geliyordu.
⸻
Koridorda nefes nefeseydi.
Ama durmadı.
Alaric’i bulmalıydı.
Şimdi.
⸻
Sarayın alt koridorlarına indiğinde mutfaktan sesler geldi.
Normal bir gün gibi.
Tencereler, tabaklar, çalışanların konuşmaları…
Ama Jade artık hiçbir şeyi “normal” olarak algılayamıyordu.
⸻
Mutfak kapısında Vilma vardı.
Onu görünce hemen fark etti.
“Prenses Jade?”
Jade durmadı bile.
“Aç değilim. Alaric’i görmem gerekiyor.”
Vilma bir an onu izledi.
Sonra sakin ama dikkatli bir sesle:
“Gel benimle. Alaric burada.”
⸻
Jade onu takip etti.
Mutfak sıcak olmasına rağmen Jade’in teni soğuktu.
Masada Alaric yemek yiyordu.
Ama Jade’i görünce hemen kalktı.
Bir şeylerin yanlış olduğunu o an anladı.
“Ne oldu?” dedi.
Jade cevap vermedi.
Sadece nefes alıyordu.
Hızlı.
Kesik.
⸻
Vilma sessizce kenara çekildi.
Ama gözleri Jade’de biraz fazla kaldı.
Sonra mutfaktan çıktı.
Kapı kapanınca gerilim daha da ağırlaştı.
⸻
Alaric Jade’e yaklaştı.
“Prenses… konuş.”
Jade sonunda elini kaldırdı.
MİRAS kitabı.
Alaric bir an durdu.
Yüzü değişti.
“Bunu nereden buldun?”
“Liz’in odasında.”
Sessizlik.
Bu kelime Alaric’in yüzünü sertleştirdi.
“Oraya girmemeliydin.”
“Girdim.”
⸻
Alaric kitabı aldı.
Ama açmadı hemen.
Sadece kapağa baktı.
Parmakları hafifçe gerildi.
“Bu…” dedi.
“Bu, Victor’un babası döneminden kalan kehanet kitabı.”
Jade gözlerini kısarak baktı.
“Bunu biliyordun.”
Alaric başını eğdi.
“Biliyordum.”
“Çünkü sana bunu anlatmıştım.”
⸻
Jade dondu.
“Ne zaman?”
Alaric gözlerini kitaptan ayırmadan konuştu:
“Sen 8–9 yaşındayken.”
Jade’in bakışı sertleşti.
Alaric devam etti:
“Victor’un babasının döneminde.”
“Ben saray arşivlerinde çalışıyordum.”
“Ve bu kitabı ilk kez o zaman gördüm.”
⸻
Bir an durdu.
Sonra Jade’e baktı.
“Ve sana anlattım.”
Jade fısıldadı:
“Ben ne dedim?”
Alaric netti:
“Hiçbir şey.”
“Sen sadece dinledin.”
“Ve tek bir soru sordun.”
⸻
Jade’in nefesi sıklaştı.
Alaric devam etti:
“‘Ay Kapısı gerçek mi?’”
⸻
Sessizlik çöktü.
Jade geri çekildi.
“Ben bunu hatırlamıyorum.”
Alaric başını salladı.
“Hatırlamamalısın.”
“Çünkü o gün bunu çocukça bir merak sandım.”
Bir an durdu.
“Yanılmışım.”
⸻
Kitabı masaya koydu.
Ve ilk kez sesini düşürdü:
“Jade…”
“Bu kitap seni anlatıyor.”
Jade dondu.
“Hayır.”
Alaric başını salladı.
“Evet.”
“Ve Liz bunu biliyor.”
⸻
Bu cümle mutfaktaki havayı değiştirdi.
Jade yavaşça başını kaldırdı.
“Ne demek Liz biliyor?”
Alaric cevap vermedi hemen.
Çünkü cevap net değildi.
Ama şunu biliyordu:
Liz bu sürecin dışında değildi.
⸻
Alaric kitabı tekrar açtı.
Sayfalar arasında durdu.
Aynı çizim.
Siyah saçlı çocuk.
Gri gözler.
Jade’e çok benzeyen ama daha eski bir hali gibi.
Alaric fısıldadı:
“Bu bir kehanet değil sadece.”
Bir an durdu.
“Bu bir yönlendirme.”
⸻
Jade’in sesi düştü:
“Beni nereye?”
Alaric gözlerini kaldırdı.
“Kapıya.”
⸻
Tam o anda sarayın dışından rüzgâr geçti.
Ama pencere kapalıydı.
Bu kez kimse konuşmadı.
Çünkü artık herkes aynı şeyi hissediyordu:
Liz bu hikâyenin içinde bir “kurban” değildi.
Ve Jade…
sadece “seçilmiş” de değildi.
Bir şey onu çoktan hazırlamaya başlamıştı.