İçeriğe geç

İZLER KARADENİZ

Bölüm 9 · 5 dk okuma

İZLER KARADENİZ

Bölüm 9

9.BÖLÜM:KARADENİZ SULARI

Köşeden fırlayıp koridordaki 10 nöbetçiyi saniyeler içinde yere serdik. Merdivendeki diğer 5 kişi silahlarına davranamadan onların da işini bitirdik.

En son atılan mermi hemen arkamda bulunan duvara çarptı.

Biz merdivenleri tırmanırken geminin içinde siren sesleri ve alarmlar çığlık çığlığa ötmeye başladı. Silah sesleri her taraftan yankılanıyordu.

Birinci kattan doğrudan güverteye çıktık.

Şu ana kadar hedefimiz olan "Kale" adlı adamı hiç görmemiştik. Büyük ihtimalle güverteye yakın o ana odadaydı.

Tuna arkasından gelen bana döndü:

"Ayrılma."

Güvertenin arkasından önüne doğru, yağmurun altında ilerliyorduk. Görüş açımız neredeyse sıfıra inmişti, rüzgar yağmur damlalarını gözlerimize çarpıyordu.

Ana odanın dış duvarına ulaştık.

Yüzbaşı elini havaya kaldırıp yumruk yaptı.Anında durdum.

Eliyle arkasını gösterdi. İki kişi vardı; kapının sağında ve solunda nöbet tutuyorlardı.

Yüzbaşı bana bakıp kafasıyla yönü işaret ettiğinde, pencerelerin altından eğilerek diğer tarafa geçtim. Duvarın bitişinde durup derin bir nefes aldım.

Tuna:

"Şimdi!"

Aynı anda duvarın arkasından fırladık. Adamlar daha ne olduğunu anlamadan ikisini de sert hamlelerle yere serdik.

Yüzbaşı kapıya yaklaştı ve botunun tabanıyla kapıya sert bir tekme indirdi. Kapı büyük bir gürültüyle içeri doğru göçtü. İçerideki 3 nöbetçiyi de anında etkisiz hale getirdikten sonra gözlerimizle odayı taradık.

Ama Kale yoktu. Koskoca odada bizden başka kimse kalmamıştı.

"Kale yok!" diye bağırdım.

O sırada köşedeki devasa sandıklardan birini açtım. Belki de korkudan içine saklanmıştır diye düşünmüştüm. Ama sandığı açar açmaz dizlerimin bağı çözüldü.

Sandıkta dijital ekranı parıldayan dev bir bomba vardı. Ve üzerindeki sayaçta son 10 dakika kalmıştı.

Yüzbaşı yanıma gelip sandığa baktı. Gözleri kısıldı.

Tuna kulaklığa bağırdı:

"Bora! Hemen güvertedeki ana odaya gel, çabuk!"

Bora

"Emredersiniz komutanım, geliyorum!"

Odadaki diğer sandıkları da tek tek açtım. Hepsinde aynı manzara vardı. Onlarca bomba ve hepsinde son 10 dakika.

Tuna telsizden diğerlerine seslendi:

"Kale güvertede yok. Diğer katlara dikkatlice bakın!"

Mert’in sesi duyuldu

"2. katta da yok komutanım, temizledik."

Neredeydi bu adam? Bora odaya dalıp bombalarla ilgilenmeye başlarken, ben daha fazla dayanamayıp

etrafa bakmak için kendimi dışarı attım.

Yağmur artık fırtınaya dönmüştü.Dalgalar geminin gövdesine her vurduğunda koca demir yığını bir sağa bir sola fena halde beşik gibi sallanıyordu.

Tam o sırada kulaklıktan Defne’nin sesi yükseldi

"Kale'yi gördüm! Güverteye doğru kaçıyor!"

Yüzbaşı da hemen yanımda belirdi. Güverteye çıkan iki kapı vardı; biri önde, diğeri arkada.

"Ben arka kapı tarafına bakıyorum!" diyerek öne atıldım.

Hızlı ve dengeli adımlarla en sondaki kapıya doğru koştum. Şu anlık koridor temiz görünüyordu. Sırtımı duvara yaslayıp kapıyı gözetlemeye başladım.

Tam o esnada, yağmurun ve dev dalgaların sesini bile bastıran mekanik, hoparlörden gelen cızırtılı bir ses yankılandı gemide

"Şimdi gemimi terk edip gitmezseniz, içinde bulunduğumuz bu gemiyi havaya uçururum!"

Kaan hemen telsizden araya girdi:

"Anons odası!"

Defne

"Ben yakınım, gittim!"

"Ben de geliyorum!" diyerek merdivenlere doğru fırladım.

Anons odası, güverte ile birinci katın tam arasında sıkışmış küçük, metal bir bölmeydi. Oraya vardığımda Kaan ve Defne’nin de kapının önünde mevzi aldığını gördüm.

Kaan parmağıyla geri sayım yaptı

3... 2... 1...

Kapıya yediği tekmeyle içeri daldık.

Kale, odanın tam ortasında, elindeki telsizle tek başına duruyordu. Bizi karşısında görünce yüzündeki o kibirli ifade bir anda yerini büyük bir korkuya bıraktı. Ama hemen ardından sinsice gülümsedi.

Defne silahını ona doğrulttu:

"İşin bitti Kale. Yolun sonu."

Kale kahkahayı bastı:

"Hahaha... Öyle mi diyorsunuz? Bence asıl işi biten sizsiniz."

Belinden hızlıca silahını çıkarıp bize doğrulttuğu an biz de tetiğe basacaktık ki, tam ensemde hissettiğim soğuk namluyla donup kaldım. Arkamızdan birileri sızmıştı.

Kale sırıttı:

"Tek bir sözümle kafanıza sıkarlar."

Arkamızda namluyu bize tutan adamlardan biri konuştu:

"Öyle miii?"

Bir dakika... Bu ses hiç yabancı değildi.

Diğer arkadaki ses de alaycı bir tonla devam etti

"Nasıl yapacaksın merak ediyorum doğrusu?"

Kaan arkasını bile dönmeden adama doğru bir adım yaklaştı.

Kale panikle bağırdı

"Yaklaşma, sıkarım!"

Kaan daha da yaklaştı.

Kale

"Sıkarım diyorum bak!"

Kaan

"Umrumda mı lan şerefsiz herif!"

diyerek bir anda kendi etrafında döndü ve elindeki silahın kabzasıyla Kale'nin ensesine öyle bir geçirdi ki, adam patates çuvalı gibi yere yığıldı.

Biz de o sırada arkamıza döndüğümüzde, karşımızda maskelerini yarıya kadar kaldırmış sırıtan bizim üçlüyü gördük: Mert, Çınar ve Fırat.

Defne derin bir nefes alıp elini alnına koydu:

"Lan siz ne yapıyorsunuz?Gerçekten birileri geldi sandım."

Çınar omuz silkti

"Ne var yani, biraz oyun oynayalım dedik fena mı?"

Defne sinirle üzerine yürüdü

"Oyun oynamak mı?"

Mert araya girdi

"He, oyun oynamak. Ne o, çok mu garip?"

Defne gözlerini devirdi

"Yok canım, hiç garip değil! İçinde tonlarca silah ve bomba bulunan bir gemideyiz, bombaların patlamasına dakikalar kalmış, her an havaya uçabiliriz ama yok, sizin oyun oynamanız hiç garip değil gerçekten!"

Tam o sırada Yüzbaşı Tuna’nın sesi telsizden duyuldu

"Tim, işiniz bitti mi? Bittiyse güverteye çıkın."

Kaan yerdeki baygın Kale’ye baktı

"Çıkmasına çıkalım da... Bu şerefsizi hangi gönüllü yukarı taşıyacak?"

Defne sinsice Mert’e baktı

"Bence Mert çok istekli duruyor."

Mert daha ağzını açıp "Yoo, ne alakası var..." demeye kalmadan hepimiz arkamızı dönüp merdivenlere yöneldik bile.

Güverteye çıktığımızda arkamızdan söylene söylene, omzunda koca adamla gelen bir Mert vardı. Yağmurun altında sırılsıklam olmuş haliyle gerçekten çok komik duruyordu.

Tuna bizi karşıladı

"Tim, elinize sağlık."

Hep bir ağızdan:

"Sağ ol!"

"Bomba ne alemde?"

Bora parmağıyla "tamam" işareti yaptı:

"Halledildi. Hepsi etkisiz."

Hepimiz derin bir nefes aldık.

Tuna başını salladı

"Tim, çıkıyoruz.Evimize dönüyoruz."

• YAZAR ANLATIMIYLA •

Komar timi evlerine gittiği aynı saatte Rusya'nın dondurucu soğunda sandalyesine yayılmış bir hâlde oturan birisi vardı.

Gelecek olan haberden bir haber masanın üstünden viski şişesini aldı ve yudumlamaya başladı.

Kapının çalınmasıyla durdu.

Elinde ki bardağı masaya yavaşça koydu.

Severdi bekletmeyi.

Çevresinde ki insanların en sinir olduğu huyuydu.

Ama o durmadan bunu yapıyordu üstelik bunu yaparken zevk alıyordu.

Can çıkar huy çıkmaz dedikleri aynen buydu.

"Gel."

Sandalyesine daha da yayılırken içeri giren adamını izledi.

Adamının gözlerinde gördüğü korkuyla sırtını dikleştirdi.

Adam masanın tam önüne geçip ellerini önünde birleştirdi.

"Efendim...bir sorun var."

"Ne sorunu?"

Adam masanın başında oturan adama bakamadı.

"Rusya'dan Karadeniz kıyılarına doğru hareket eden gemimiz..."

Adam ayağa kalktı.

Az önceki gevşekliği kuş olup gitmişti.

"Nolmuş ona?"

"Ele geçirilmiş...içinde ki bütün mallarıyla."

Adamın sinirden gözü seyirmeye başladı.

"Çık...çık dışarı."

Adamını gönderirken odanın içinde volta atıyordu.

Ne yapacağını bilmiyordu.

Büyük patrona nasıl ifade edecekti.

Nasıl açıklayacaktı durumu.

Bilmiyordu.

Ve titriyordu.

Hem de tir tir titriyordu.

Korkuyordu çünkü.

Büyük patronun yapacaklarından.

Gidip bir şekilde konuşacaktı.

Başkasından duyması yerine kendisinden duymasını iyi bir fikir olarak düşündü.

Belki patron hıncını bu adamdan çıkaracaktı ama yine de gidecekti.

~Operasyon başaralı olduysa bir tatili hak ettiler.

Bölüm sonu

2 yorum