İçeriğe geç

İZLER KARADENİZ

Bölüm 7 · 7 dk okuma

İZLER KARADENİZ

Bölüm 7

7.BÖLÜM:BAŞARILI BİR OPERASYON

Silahı biraz daha sırtıma bastırınca yumruğumu sıktım.

Asla o hain itlere teslim olmazdım.

Olmazdık.

Gerekirse burda şehit olurdum ama yine de teslim olmazdım.

Sırtıma namlu daha da bastırınca.

"At silahını asker."

Defne

"Atmam...atmayız."

Defne haklıydı.

Atmam.

Atamam.

Ben yol arkadaşımı,sırdaşımı asla atmazdım.

"Silahı bırakmamı istiyorsanız eğer parmaklarımın hepsini teker teker kırıp öyle almalısınız."

"Tamam o zaman."

Dedi o boğuk sesiyle.

Saniyeler geçerken ne yaptıklarını anlamadım.

Nefesimi tuttum ve hamle yapmalarını bekledim.

Yapacakları her hamleye karşılık bulmak için kafamda yüz bin tane senaryo geçti.

Ve o anlamadığım esnada iki el mermi sesi duydum.

İki el...mermi sesi.

Ben mi vurulmuştum yoksa Defne mi.

Kendim de birşey hissetmiyordum...ya da hissettiğimi bilmiyordum.

Defne...o mu vurulmuştu.

İki mermi sesi ona mı isabet etmişti.

Defne ile aynı anda arkamıza döndük.

Az önce bize silah tutan iki terörist ölmüştü.

Kafamı kaldırıp ileriye bakınca yüzbaşı Tuna ve Kaan'ı gördüm.

Bize doğru hızlı adımlarla geliyorlardı.

Kaan Defne'ye bakıp.

"İyi-."

Ardından bana baktı.

"Misiniz?"

Defne'ye baktım.

O da bana baktı.

Aynı an da.

"İyiyiz."

Kaan Defne'nin iyi olup olmadığını gözleriyle kontrol ediyordu.

Yüzbaşıya döndüm.

O da öyleydi.

Sonra diğerleri gelmeye başladı.

Bora

"Damla nerde?"

Kafamla arkamızda kalan evi gösterdim.

"İçerde ama bomba düzeneği var."

Hızlıca kapının olduğu yere gelmiştik.

Bora

"Damla sakin ol biz geldik tamam mı?"

Bora bir süre düzeneğe baktı.

Bora

"Komutanım geri çekilmeniz lazım."

Tuna

"Herkes geri çekilsin."

Evden yaklaşık 4 metre uzaktaydık.

Bora çantasından birkaç malzeme çıkardı.

Her bir hamlesini hızlı ama dikkatli yapıyordu.

Bir yandan Damla'yı kurtarmak için acele ederken bir yandan da güvenliği için dikkatli davranıyordu.

En sonunda.

"Hallettim komutanım bomba devre dışı."

Demesiyle hepimiz rahat bir nefes almıştık.

Kapıyı açtık.

Bora hızlıca Damla'nın yanına koşup ellerini ve ayaklarını çözdü.

Ağzını da banttan kurtardı.

Bora

"İyi misin?"

Damla zar zor nefes alarak.

"İyiyim."

Dedi.

Dudağı ve kaşı patlamıştı.

Burnundan kan geliyordu.

Üstü kan ve çamur olmuştu.

Tuna

"İyisin değil mi Damla."

Damla

"İyiyim komutanım."

Damla ayağa kalkınca Defne ile ikimiz koşarak ona sarıldık.

Defne

"Sana birşey olucak diye çok korktuk."

Damla

"İyiyim ben merak etmeyin."

"Nasıl iyisin Damla yüzün yara beri içinde."

Sarılmayı bırakıp iyice baştan ayağa süzdüm.

"Başka birşeyin var mı?"

Damla

"Yok...sanırım."

Tuna

"Her ne olursa olsun bir hasteneye görüneceksin."

Damla

"Emredersiniz komutanım."

Defne ile Damlaya destek olup evden çıkarttık.

Ve bulunduğumuz köyden çıktık.

Helikopter birkaç dakika içinde bulunduğumuz araziye inecekti.

Bu sırada Çınar,Mert ve Fırat arkayı kontrol ede ede geliyordu.

Fırat

"Komutanım bir sorun var."

Tuna

"Ne?"

Fırat

"Teröristler arabalarla köye doğru geliyor."

Bora

"Komutanım ne yapmamızı istiyorsunuz?"

Yüzbaşı arkasını dönerek köye baktı.

Sonra önüne geri döndü.

Tuna

"Şu an çatışamayız."

"Dağın arkasına geçelim."

Dağın arkasına geçtik.

Damlayı tam taşın üzerine oturtacağımız an birşey fark ettim.

Damla'nın sol karın boşluğunda ki tarafta bir bıçak izi vardı.

"Damla sen yaralısın."

Bora lafımı duyar duymaz hemen bizim yanımıza geldi.

"Noldu neresi yaralı?"

Boşluk tarafını gösterdim.

Bora boşluk tarafına dokununca Damladan acılı bir ses çıktı.

"Bu zamana kadar nasıl fark etmedim?"

Kaan

"Büyük ihtimalle kaçırılmanın etkisiyle yaşadığın her hangi fiziksel darbeyi hissetmedin."

Tuna

"Fırat çabuk Damlaya bak."

Fırat yerini terk edip bizim yanımıza geldi.

Yerine de yüzbaşı geçerek etrafı kontrol ediyordu.

Fırat hızlıca çantasını çıkarıp içinden ilk yardım çantasını çıkarttı.

Çıkarttığı malzemelerle Damlaya hemen pansuman yaptı.

İşi bitince.

"Yaraya pansuman uyguladım ama benim yaptığım yeterli olmaz."

Yüzbaşı bize dönüp.

"Helikopter buraya iniş yapamazmış."

"Bu yüzden ilk indiğimiz yere gitmemiz gerekiyor."

Bora Damla'nın yanına çöküp.

"Yürüyebilecek misin?"

Damla

"Yürürüm."

Bora

"Eğer yürüyemeyecek gibi olursan hemen söyle."

Damla başını olumlu manada salladı.

Damla'nın solunda ben sağında Defne destek olup ayağa kaldırdık.

Umarım yol çabuk biterdi de Damla daha fazla acı çekmezdi.

...............................................................................................

Sonunda sağ salim Damla'yı askeriyenin hastanesine getirmiştik.

Albay hepimizi odasına çağırmıştı.

Orda toplanmış bir hâlde albayın konuşmalarını dinliyorduk.

Albay

"Çok iyi bir iş çıkardınız Komar...yine ve yine."

"Askerimizi o hainlerin elinde bırakmadınız...aferin size."

Durdu.

Hepimize teker teker baktı.

"İyice dinlenin,yarın dinç şekilde sizi görmek istiyorum."

"Sağol."

Albay

"Siz de sağolun."

Sırasıyla albayın odasından çıkmıştık.

Defne

"Pansiyona mı gidiceksin?"

"İlk önce Damla'yı görücem ondan sonra pansiyona geçerim."

"Sen?"

Defne önce bir durdu sonra.

"Ben de öyle yaparım heralde."

İkimiz birlikte Damla'nın yanına gitmeye başladık.

Hemen hastane askeriyenin içinde olduğu için yürüyerek gittik.

Hastanenin içine girdik ve asansörle katları çıkmaya başladık.

Durduğumuz an asansörden çıktık.

Ve odayı tıklayıp içeri girdik.

Damla yatakta yatıyordu.

Gözlerini aralayıp bize baktı.

"Kızlar hoşgeldiniz."

Defne

"Hoş bulduk güzelim."

"Nasıl iyi misin?"

Damla

"İyiyim."

"Rahatsın değil mi?"

Damla

"Rahatım."

Defne

"Bu nasıl oldu?"

Damla önce cevap vermedi.

Durdu düşündü.

Ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.

Damla

"Garipti...bahçeye adım attığımı hatırlıyorum."

"Anahtarımı çantamdan çıkardıktan sonrası yok."

Biz konuşmaya devam ederken kapı açıldı.

Hemşire bize bakarak.

Hemşire

"Hastamızı daha fazla yormayalım uyuması gerek."

Defne

"Bir an önce toplan tamam mı?"

Damla

"Tamam."

Hastaneden çıktık.

Defne

"Şimdi eve mi?"

"Aynen."

Tam arabanın yanına gelmiştim ki aklıma gelenle önüme döndüm.

"Çantamı komar da unutmuşum."

Defne

"Ee tamam ben de geleyim."

Tekrar komar'a gittik.

Komar'a geldiğimizde içerde sadece Kaan vardı.

Koltukların üstüne oturmuş telefona bakıyordu.

Defne

"Aa komutanım siz de mj buradaydınız?"

Kaan telefondan başını kaldırmadan.

"Burdaydım."

"Diğerleri nerde?"

Kaan bize dönüp.

"Ben Tuna ve Bora'yı bekliyorum diğerleri gitti zaten."

Defne koltuğa oturup.

"Ee onlar gelene kadar sohbet edebiliriz bence."

Kaan tekrar telefonuna dönerek.

"Kim kim sohbet edicek?"

Defne

"Sen,ben...Asel."

Kaan

"Sen,ben...Asel."

Onların bu hâlini görünce koltukda ki çantamı aldım.

"Benim gitmem gerekiyor."

"Gerçekten sizinle oturup sohbet etmek isterdim ama işlerim var maalesef bir dahakine."

Hemen komardan çıktım.

•••••••••••••••••••••••Defne'nin Anlatımıyla•••••••••••••••••••••

Asel'in gitmesiyle ortalık iyice sakinleşmişti.

"Ee böyle susucaz mı?"

Kaan telefondan başını kaldırmadan cevapladı.

"Konuşucak birşey mi var?"

"Yok mu?"

Kaan en sonunda yüzüme bakmıştı.

"Seninle konuşucak her hangi birşeyin kaldığını düşünmüyorum."

Kaan'ın sözleri bir bıçak gibi kalbime indi.

"Hiç mi yok?"

Kaan oturduğu yerden dik konuma geldi.

"4 yıl önce sen yok ettin."

Ve yine yüzüme çarpılan 4 yıl.

Ne zaman baş başa kalsak o 4 yıl öncesinden bahsediyordu.

Ayağa kalktı.

"Senin için Damla ve Asel ne ise ben de oyum."

"Sen Mert'e nasıl davranıyorsan bana da öyle davran."

Bir adım attı.

Gözleri yüzümde gezindi.

"Biz asker arkadaşıyız."

"Ondan da öte tertibiz."

Durdu gözlerimin içine baktı.

"Hatırla bu ezbere bildiğin sözleri."

"Hatırla sen benim kardeşimsin."

Dedi ve arkasına bakmadan çekip gitti.

Keşke 4 yıl önce ki o konuşmayı yapmasaydım.

•4 YIL ÖNCE•

Askeriyenin bahçesinde oturmuş etrafa bakınıyordum.

Bir ses duydum.

"Napıyorsun öyle yalnız başına?"

Kafamı çevirip sesin sahibine baktım.

Kaan iki elinde çay ile bana doğru geliyordu.

"Hiç öyle oturuyordum."

Kaan

"Ben de oturabilir miyim?"

"Tabi sormana gerek yok."

Oturdu ve elinde ki bir çay fincanı bana uzattı.

"Çay sen seversin."

"Teşekkür ederim."

Elimi aldığım fincandan bir yudum aldım.

Kaan'a baktığımda bana bakıyordu.

Sanki söylemek istediği birşey vardı da söylemiyordu.

"Noldu bir sorun mu var?"

Kaan

"Defne aslında ben sana birşey söylemek istiyorum."

"Nedir?"

Kaan

"Biliyorsun 4 yıldır aynı timdeyiz."

"Biliyorum."

Kaan

"İçimde...sana karşı biriken duygular var."

Konuşmadım.

Tüm dikkatimle dinliyordum.

Kaan

"Kalbimin büyük bir kısmında değil tamamında sen varsın."

Eli elime milimetreler kala durdu.

Kaan

"Eğer sende..."

Hemen sözünü kestim.

"Ne bende ne diyorsun Kaan?"

Duyduklarım karşısında şoka girmiştim.

Bana açılması hiç de düşünmediğim bir durumdu.

Ben onu seviyordum.

Bu doğruydu...ama o...onun beni seviceğini hiç düşünmemiştim.

Çünkü...çünkü dışarıdan o kadar aşkla arası olmayan birisine benziyordu ki.

Kaan daha konuşmadan.

"Bak biz askerlik arkadaşıyız."

"Tertibiz."

Ayağa kalktım.

"Damla benim için ne işe sen de o'sun."

"Ben Mert'e nasıl davranıyorsam sana da öyle davranıyorum."

Artık tamamen sustu.

"Ve en önemlisi sen benim abimsin."

Son cümlemi de söyledikten sonra oradan ayrılmıştım.

Keşke o cümleleri söylemeseydim.

Eskinin acısı daha yeni çıkıyordu.

Sevdiğim hâlde sevmediğimi söylemiştim.

Ama...ama benim de nedenim vardı.

Yoksa...asla böyle yapmazdım.

Ayrıca herşeyin birden olması...o başka bir seviyedi.

••••••••••••••••••••••••Asel'in Anlatımıyla•••••••••••••••••••••••••

Pansiyona gitmek için dışarı çıkmıştım.

Tam o esnada arkamdan bir ses duydum.

"Asel."

Arkamı döndüğümde yüzbaşı ordaydı.

"Noldu yüzbaşı bir sorun mu var?"

Yüzbaşı elinde bir künyeyle bana doğru geliyordu.

"Bu künyeyi vermek için geldim."

Normalde benim bir künyem vardı.

Ama bugün yaşananlardan sonra neden gerektiğini anlamıştım.

Yüzbaşının elinden künyeyi alıp.

"Teşekkür ederim..."

Yüzbaşıya baktım.

"Geleli nerdeyse 1 hafta oldu ve siz bunu bana daha yeni veriyorsunuz."

Yüzbaşının eli ensesine gitti.

"Aslında..."

Boğazını temizledi.

"Künye daha bugün bitti...o yüzden anca verebildim."

"Anladım."

Künyeyi boynuma takip tekrar Tuna'ya döndüm.

"Ayrıca...size bir can borçluyum."

Yüzbaşı başını hafif yana yatırıp.

"Borçlu olarak yaşamak zordur, Üsteğmen. Bir canın kurtarılmasına 'borç' denmez; 'ikinci bir şans' denir. O şansı harcamak ya da yaşatmak senin sınavın, benim değil."

Ne demişti şimdi bu adam bana?

Niye böyle dediğini anlamamıştım hatta kurduğu cümleleri bile anlamamıştım.

Onun dediği bu cümleyi es geçerek.

Künyeyi gösterdim.

"Teşekkürler tekrardan yüzbaşım."

Sonra ona baktım.

"İyi geceler."

Belli belirsiz bir gülümseme oldu.

"İyi geceler üsteğmenim."

Aklıma neden böyle bir künye yaptıkları geldi.

Arkama dönüp tam soracağım esnada az önce yüzbaşının olduğu yerlerde rüzgarlar estiğini gördüm.

Hangi ara gitmişti?

Ben niye farketmedim?

...

Pansiyona geçtikten sonra odama geçtim.

Pijamalarımı giyip kendimi yatağa fırlattım.

Gerçekten çok yorulmuştum.

Yorulmuştuk.

Ama özlemişim başarılı bir operasyon sonunda ki o yorgunluğu.

Kafamı yastığa koyduğum an göz kapaklarım kapanmaya başladı.

Ve saniyesinde karanlığın içine girdim.

Bölüm sonu

1 yorum

  • "Hatırla sen benim kardeşimsin." Söylesenize iki aşıktan kardeş olur mu, mazi yıktı geçti

    1Yanıt