Şu lanet olası 40 dakikanın geçmesini bekledim ve çok şükür ki zil çalmıştı. Artık Efe'nin sınıfına gidip onu çağırabilirdim. Arkadaşlarım benim maç için tutmadan hemen sınıftan çıktım ve Efe'nin sınıfı olan 12/E'ye doğru gittim. Kapıda beklemeye başladım sonra sınıfın kapısından bir kız grubu dışarı çıktı. Kapımı hemen sınıfın içerisine soktum ve gözlerim Efe'yi aramaya başladı. Efe en arka sırada cam kenarında oturmaktaydı. Yapayalnızdı. Sınıftaki herkes gruplaşmış beraber eğleniyorlardı ancak Efe yalnız başına sırasında oturuyordu. Acaba böylesini o mu tercih etmişti? Deli gibi merak ediyordum. Sonra bu merakımı bir kenara atıp derin bir nefes aldım ve ağzından Efe'nin ismi çıktı.
"Efee!"
Pencereye bakmaya o kadar çok dalmış olacaktı ki benim onun seslendiğini duymadı. Biraz daha sesimi yükselttim.
"Hey! Efee!"
Sonunda kafasına çevirip meraklı gözlerle bana baktı. Gülümsedi. Yerinden fırlayarak bana doğru geldi.
"Ah, Berk sen mıydın?"
İsmimi yanlış söylemişti, lafını bölerek düzelttim:
"Berke.."
Gülerek doğrusunu söyledi.
"Özür dilerim, Berke.. Niçin beni çağırdın?"
"Hiçbir şey.. Sadece sana öğle yemeğinde beraber yemek yiyelim mi, diye teklif edecektim."
Efe biraz düşündü dişleriyle dudaklarını ısırdı. Sonra gülümseyerek başını salladı. Eliyle ensesini tuttu.
"Aslında olabilir.. Ne de olsa teneffüste meşgul falan değilim, takıldığım bir arkadaşım da yok yalnızım beraber yemek yemek güzel olacaktır benim için değişiklik olur.." dedi
Cevabı da beni mutlu etmedi değil açıkçası. Sevinçten neredeyse yerimde sıçrayacaktım.
"Beni mutlu etmiş oldun. Çok sağol. Ayrıca sabah benim diz kanamamı durdurduğun için bu da sana bir teşekkür borcum olsun.."
Efe gülerek başını sağa sola salladı.
"Ya hayır hayır.. Estarfurullağ.. Biraz kaynaşmış oluruz, birbirimizi tanırız, iyi olur açıkçası."
Bir süre sessiz kalıp etrafına bir göz gezdirdi ikimiz de o anda ne diyeceğimizi bilememiştik bu sessizlik canımı sıktı ve bunu bir soruyla bozdum:
"Senin başka arkadaşların var mı?"
"Benim mi?"
"Yani seni böyle yalnız görünce arkadaşın olup olmadığını merak ettim sadece.."
Efe başını kaşıdı, iç çekti
"Ah, hayır.. Sınıfta öyle can ciğer olduğum kimse yok.. Yalnız takılmaya da alıştım" dedi düz bir sesle.
Her ne kadar bunu normalmiş gibi söylese de aslında içindeki sıkıntıyı az çok hissedebiliyorum.. Bence bir arkadaşa ihtiyacı vardı ve sosyalleşmeliydi.
"Bence bu okuldaki herkes gibi senin de bir arkadaşın olmalı." diyerek elimi uzattım ve onun omzuna koydum..
Efe'nin yüzünde samimi ve mutluluk dolu bir gülümseme yayıldı. Hiç tereddüt etmeden "Tamamdır yeni arkadaşım. Bundan sonra seninleyim.."
Aradan 3 teneffüs daha geçtikten sonra öyle teneffüsüz zili çaldı. Efe'yi de sınıfından çağırdim ve birlikte yemekhaneye çıktık. Tabaklarımızı aldık ve ikili bir masada karşılıklı oturduk.
Lokmamı yerken bir yandan da konuşuyordum:
"Sen bu okulda yeni misin yoksa daha önce de var mıydın? Ben seni hiç teneffüslerde görmüyorum da.."
Efe de çatalıyla tabağındaki yiyecekle oynuyordu.
"Sana dediğim gibi, arkadaşım olmadığı için de teneffüse çıkamıyorum yoksa 9. sınıftan biri bu okuldayım.."
Anladığımı ifade ederek başımı salladım.
"Peki neden hiç arkadaşın yok, sen mi istemiyordun?'
"Yani.. Yok işte.."
Çatılımı indirdim kaşımı kaldırarak Efe'ye baktım:
"Nasıl yani?"
Efe derin bir nefes aldı ve artık gerçeği söyleme mecburiyetinde olduğunu fark etti. Geriye yaslandı. Baygın bakan gözlerini bana dikti.
"Babam aslında İngiltere konsolosluğunun başkanı. Ve 7 yaşıma kadar da orada yaşadık. Haliyle de zengin bir aileyiz. Benim anneannem ve dedem burada yaşıyorlardı ve evlerinde çıkan gibi büyük bir yangın sonucu da ikisi de hayatlarını kaybettiler annem çok kötü oldu ve onların mezarlarının bulunduğu ülkede yani Türkiye'de yaşamak istediğini söyledi. Artık annem o kadar kötü etkilenmişti ki neredeyse hastalanmıştı bile bu yüzden Türkiye'ye taşındık burada devlet okullarında okudum ve zengin sınıfında olduğum için de doğru düzgün bir arkadaşım da olmadı Bir sonraki sınıfım ve neredeyse bir dönem kaldı ve ondan sonra da üniversite öğrencisi olacağım ancak hala bir arkadaşım yok normalde cana yakın samimi ve sıcak bir insanımdır ancak insanlar benim olduğum maddi statüye bakarak kıskandı mı yoksa çekememezlikten mi yoksa beni kendilerinin karşılarında küçük mü görüyorlar hiçbir fikrim yok ama benimle hiç arkadaşlık kurmuyorlar iletişim de kurmuyorlar o bile yok.."
"Ne yani gerçekten böyle saçma bir sebepten ötürü mü insanlar seni disladilar.."
Efe başını salladı.
"Evet öyle."
Sonra sinirle sırıttı.
"Kulağa ne kadar da komik geliyor, değil mi?"
Çatalımı bıraktım ben de onun gibi geriye yaslandım, ellerimi bacaklarımın üzerinde kenetledim ve gözlerimi aynı şekil ona diktim.
"Gerçekten öyle, çok saçma geliyor insana. Bana kalırsa Efe bir arkadaşım zengin ya da fakir olmasının hiçbir önemi yok. Benim için iyi biri olması, zor zamanlarında beni asla bırakmayacak olması ve bana karşı sadık biri olması çok ama çok önemli.."
"Çok haklısın Berke ama bunu anlamıyorlar işte.."
Tabağımdan bir lokma daha aldım ve konuşmamı sürdürdüm:
"Hobilerin nelerdir Efe?"
Efe bu sorudan memnun olmuşçasına sırıttı.
"Berkeciğim gayet güzel bir soruydu bu. Benim en sevdiğim hobim gitar çalmak basketbol oynamak. Hatta ortaokulda basketbol oyunculuğunda birincilik madalyam var."
Ona hayranlık dolu gözlerle baktım.
"Öyle mi? Helal olsun sana o zaman! Keşke ben de senin gibi iyi basketbol oynayabilseydim yaa.."
Efe güldü.
"Herkesin yetenekleri farklıdır sen de futbolda iyisin.."
Bu dediğine çok şaşırdım. Başımı kaldırıp dolu ağzımla Efe'ye baktım.
"Sen neden bahsediyorsun? Kötü bir oyuncu olmadığımı biliyorum ama arada benim de hatalarım oluyor.. Peki benim iyi oynadığımın sonucuna nasıl vardın?"
Efe bir kahkaha patlattı.
"Can sıkıntımdan camı izliyordum. Malum tek olduğum için de yapacağım bir şey kalmıyor. Sürekli seni ve arkadaşlarını izliyorum. Çok güzel oynuyorsun. Topa olan hakimiyetinin övülmesi gerekir..."
Böylesine bir iltifat çok hoşuma gitmiş ve gururumu oksamisti.. Yanaklarımın kizardigini hissettim..
"Çok teşekkür ederim... Ama kendimi daha da geliştirmeye çalışıyorum.."
Konuyu hemen değiştirdim.
"Gitar çaldığından bahsetmiştin, değil mi?"
Efe bir an aydınlandı.
"Aa, evet evet.. Hem çalıyor hem söylüyorum.."
"Hımm.. Bu çok hoş. Bir gün seni şarkı söylerken duymak isterim.."
Efe utançla gülümsedi..
"Senin için bir istek parça çalabilirim.."
"Şey olsun.. Duman'ın "Elleri Ellerime" şarkısı.."
Efe'nin gözleri parladı.
"Duman'ın bazı şarkılarını severek dinlerim ama bu şarkısını hiç dinlemedim.. Ama senin için ezberleyeceğim o şarkıyı Berke.."
Bu cümleyi duyduğum an kalbimin ritimlerinde bir anormallik hissettim. Asılsız bir heyecan sardı beni. Omurgamdan aşağı terlediğimi hissettim..
"Teşekkür ederim, Efe.." diyebildim sadece.
Tek bir kelime etmeden yemeğimi bitirmeye koyuldum. Efe'nin sesini duymamla beraber hızlıca kafamı kaldırdım.
"Yaran nasıl oldu? Kanaması durdu mu?"
Gülümsedim.
"Sorduğun için sağol.. Kanaması durdu, kravatı da atmadım.."
Efe kaşını kaldırdı:
"Neden ki? Sana atmani söylemiştim."
Gözlerimi yere diktim.
"Çünkü o senin eşyandı. Onu bana yardım etmek amacıyla da kullandın. O yüzden atmaya kıyamadım.."
Efe'nin yüzünde sıcak bir gülümseme yayıldı.
"Pekâlâ. O zaman sende kalsın. "
"Ha, ciddi misin?"
Efe başını salladı.
"Harbiden. Alabilirsin.. Seneye burada olmayacağım. Bari senden bana hatıra kalsın.."
Bu sözü benim yutkunamama sebep oldu. Nedense seneye burada olmayacağı beni rahatsız etmişti.. Neden böyle kötü hissetmiştim ki.. Yüzümün düştüğünü fark etmemiştim bile.
Efe endişeyle eğildi.
"Berke, iyi misin?"
Derin bir nefes alıp kendimi toparladım.
"Ben gayet iyiyim. Hadi artık kalkalım."
Efe ilk önce beni süzdü sonra sandelyesinden doğrulup kalktı. Bende kalktım ve tabaklarımızı masadan kaldırıp kantinci ablalara teslim ettik.