İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 17 · 7 dk okuma

İSYAN

Bölüm 17

17. Bölüm

Cihangir'in mesajını okuduktan sonra elim cevap yazmaya gitse de yazamadım. Bir süre elimde telefon öylece bekledim. Kaçarken aklım neredeydi bilmiyorum ama dediklerinde oldukça haklıydı. Yatamayacağımı anlayınca kalkıp üstüme bir battaniye aldım, yatmadan önce kahvemi içtiğim balkona geçtim. Battaniyeye iyice sarınıp düşünmeye başladım. Sanki Cihangir karşımdaymış gibi mesaja yazdıklarını yüzüme söylüyormuş gibi hissediyordum. Ağlamak istiyordum. Dolu dolu olmuş gözlerimden bir damla bile akıtmadım. Derin nefes aldım. Eğer dedikleri gibi Cihangir iyi ve merhametli biriyse abim bir yol bulamazsa beni Üveys'in insafına bırakmazdı. Ama yine de korku bedenimi sarmıştı. Ben orada öylece otururken çok kısık sesli konuşmalar böldü sessizliği. Kalın sesten abimin konuştuğunu fark ettim. Kısık incecik diğer ses de Sevda'nın sesi gibiydi. Ses çıkarmamaya özen göstererek yerimden kalktım. Yavaş ve sessiz adımlarla sesin geldiği yere, Sevda'nın odasının önüne geldim. Kapı dinlemek hiç doğru gelmese de merakım daha ağır basmıştı.

"Güzel gözlüm ağlama, bir yol bulacağım."

"Bir yol olmadığını sen de biliyorsun Fırat."

"Bak Sevda ben Güleycan'a öyle kötülükler yaptım ki, hayatını cehenneme çevirdim. Bunu ona borçluyum. Bir yol bulmak zorundayım."

"Beni geri verecek misin?"

"Senden vazgeçemem Sevda. Ama sen gitmek ister miydin?"

Abimin sorusundan sonra bir ses gelmedi. Sevda'nın cevabını merak ediyordum. Cevaplamayacağını düşünüp gitmek için arkamı döndüğümde Sevda'nın nefes nefese sesini duydum. Öpücük sesiyle harmanlanmış, "Beni bırakma Fırat." cümlesi kesinkes karar vermemi sağladı. Elimdeki telefonla kaldığım odaya döndüm. Saate baktığımda gördüğüm 04:47 epey geç olduğunu belli ediyordu. Cihangir'in duymasını ümit ederek aramaya basıp kulağıma dayadım. Uzun uzun çalan telefonun açılmayacağını düşünüp kapatmak üzereyken açıldı. Ses vermedi.

"Özür dilerim, uyuyor muydun?"

"Hayır." Sesi uykulu gelmiyordu.

"Biraz konuşabilir miyiz?"

"Artık konuşacak ne kaldı?" Hiddetlenmişti. Bağırmıyordu ama sesi öyle sertti ki bağırsa bu kadar etki etmezdi.

"Özür dilerim." Hah diye bir ses çıkardı.

"Heyecanımı, uykumu her şeyi bok ettikten sonra özür dileme. Bu evliliği istemediğini zaten biliyorum. Yüzüklerin takıldığı gün konuştuk. İlk gece olmak zorunda dedim. Lanet olsun ki o çarşafı istiyorlar. Yoksa senden onu da istemezdim. Ben sandım ki alışınca sever, istersin beni."

"İsterim, severim. Ben korktum sadece. Evlilikten korkuyorum." Mırıl mırıl konuşuyordum ama öyle sessizdi ki beni duyduğunu biliyordum.

"Abime verecekler diye mi geri adım attın?"

Sinir olmuştum. Alakası yoktu ama mesajından sonra böyle aramam onu böyle düşündürmüştü. Haklıydı. Net olmalıydım. Üveys korkuma ona razı geldiğimi düşünmemeliydi.

"Cihangir." Hımladı.

"Abim ve Sevda öpüştü." Neden böyle saçma bir giriş yapmıştım bilmiyordum.

"Ne?"

"Güleycan sen benimle dalga mı geçiyorsun? Ablamın müstakbel kocasıyla ne yaptığını bilmek istemiyorum mümkünse."

"Öyle demeyecektim." Bir yandan da elimle saçlarımı çekiştiriyordum. Aptaldım resmen.

"Galiba aşık olmuşlar ya da öyle bir şey. Abim Sevda'yı getirmeden bir yol mümkün değil sanıyorum. Kıyamadım anladın mı?"

"Bana kıydın ama kalbimi hiç düşünmeden kırdın."

"Özür dilerim."

"Affetmiyorum. Madem geri adım attın kalbimi kırdın ben de dönmem sözümden."

"Cihangir, Sevda'yı geri getirmeden çözümü yok. Bunun farkındasın."

"Evet, sana dedim. Abin bir yol bulamazsa haftasonu Üveys Hancı'yla evlenirsin."

Duygusuz sesini duyduğumda kalbim bin parçaya ayrıldı sanki. Ağırca yutkundum. Gözyaşlarımı zorla tuttum.

"Tamam, iyi geceler."

Telefonu kapatmamla gözlerimden yaşların akması bir oldu. Her şey o kadar üst üste gelmişti ki ne yapacağımı bilmiyordum. Berat'ın bana yapmaya çalıştığı şey olmasaydı abime evlenmek istemediğimi söylemezdim. Uykunun haram olduğunu anladığımda duşa girip kasılmış bedenimi rahatlattım. Kıyafetlerimi giyip saçlarımı kuruttuğumda koca konakta hala ses seda yoktu. Mutfağa inip aklımı dağıtacak şeyler hazırlamak için kolları sıvadım. Yardım etmek isteyen Gülistan teyze ve Nur'u net bir şekilde reddetmiştim. Onlar mutfak masasına oturmuş beni izlerken ben de sabah sabah ne kadar ağır gelse de ailece en sevdiğimiz yiyecek olan kızartmayı hazırladım. Ferah'ın en sevdiği yumurtalı ekmek, Serhan ve Tahir için sucuklu yumurta hazırladım. Abim ve annem için de bir şeyler hazırlamak istiyordum. Annem daha hafif şeyler severken abimin sofradaki hamur işi her şeyi büyük bir iştahla yediğini hatırladım. Annem için midesi rahatsız olmasın diye kahvaltılıklara ek olarak süt ısıttım. Abim için peynirli gözleme yaparken ev halkı da yavaştan iniyordu. Annem mutfağa girip de beni burada bulunca yüzü keyifle aydınlandı. Sanırım yaşadığım şeyden sonra içime kapanacağımdan korkuyordu. Eğer babam ve abimden farklı bir tavır görseydim çok başka hallerde olurdum eminim. Gelip saçlarıma öpücükler bıraktı.

"Güzel kızım, günaydın."

"Günaydın annem, nasılsın?"

Elini karnının üstüne koydu. "Biraz fazla yoruyor ama daha iyiyim. Günden güne daha iyi olur diye umuyorum."

Annemin doğumunda yanında olmayı çok isterdim. Acaba Cihangir müsaade eder miydi? Sonra düşüncelerimde Cihangir'le evleneceğimi düşündüğüm için kendime kızdım. Kahvaltıdan sonra abimle konuşacaktım.

"İnşallah annem." diyerek annemi geç de olsa yanıtladım. Her şeyin hazır olmasıyla Nur'la birlikte masayı hızlıca kurduk.

....

Babamın asık suratına rağmen oldukça keyifli bir kahvaltı olmuştu. Abimin çaktırmadan Sevda'ya bakma çabaları dudağının kenarının hafifçe kıvrılması mutlu olduğunu gösteriyordu. Sevda ise abime bir kez bile gözlerini değdirmemişti. Kızaran yanaklarından utandığı anlaşılıyordu. Ne olursa olsun onlara kıyamayacağımı düşündüm. Biten kahvaltıyla herkes ayaklandı. Ferah ve Tahir okula giderken, Serhan mezuna kaldığı için dershaneye gidecekti. Babam çalışma odasında unuttuğu evraklarını almak için çıktığında annem verandaya gidip oturmuştu. Sofrayı topladıktan sonra biz de giderdik. Abim kapıdan çıkmadan yakaladım.

"Abi, konuşabilir miyiz?" Bana döndü.

"Şirkete geçmeden gidip konuşacağım, halledeceğim."

Başımı olumsuzca salladım. "Abi Sevda'nın geri döneceği ya da size zarar gelecek hiçbir yolu kabul etme olur mu?"

Tereddütte kaldı, cevap vermesine müsaade etmedim.

"Lütfen, öyle hiç mutlu olamam."

Anlayışla başını salladı. Gözlerinde minnet vardı. Abimin ardından babam da çıktı. Evin erkekleri gidince baş başa kaldık. Kahveleri Sevda yapmıştı. Verandaya geçtiğimizde bir süre sessizce oturduk. Telefonu vermeyi unuttuğum aklıma gelmişti. Annemle Sevda'yı sohbet ederken bırakıp odama geçtim. Cihangir'le olan konuşmamıza girdim. Esma'nın numarasıyla bakışırken bir cesaretle aramaya bastım. Kapanmak üzere olan telefondan Esma'nın ince sesini duyduğumda ağlamaya başladım.

"Alo."

"Esma, benim Güleycan."

"Güleycan." sesi şaşkın geliyordu.

"Seni çok özledim Esma, yanımda olmana ihtiyacım var."

"Geleyim mi?"

"Gelir misin?"

"Hazırlanıp geliyorum."

Kapattık. Belki abisiyle olanı duyunca çok kızacaktı ama buna onunla konuşmaya ihtiyacım vardı.

...

Bir süre sonra kapıyı tıklatan Nur'la kendime geldim. Düşüncelere epey dalmıştım. Kapının ardında gördüğüm Esma'yla hızla yerimden kalktım, boynuna sarıldım. Onun da sıkıca sarılması keyfimi yerine getirmişti. Odama çekip yatağa oturmamızı sağladım.

"Nasılsın Esma? Seni çok özledim."

Ellerimi tuttu. Hüzünlü bir gülümseme vardı dudaklarında.

"İyi diyelim iyi olalım kuzum. Sen nasılsın? Kimden aradın beni?"

Kendi derdimi sayıp döküp ona gelmek istiyordum. Abimin kız kaçırmasının onu ne denli üzdüğünü görebiliyordum.

....

Abimin Sevda'yı kaçırmasından, Kadir'le kaçma girişimimize kadar her şeyi anlattım. Berat olayını anlatırken ikimiz de gözyaşlarımızı tutamamıştık. Bana uzun uzun sarılıp geçecek demişti. Cihangir'le olan son konuşmalarımızı da anlattığımda bir şeyler söylemesini bekledim. Beni yargılayacak, hakkımda kötü düşünecek diye ödüm kopuyordu.

"Güleycan keşke işler bu hale gelmeden en başından abimi kabul edebilseydin. Ama nasip değilmiş. Abimi sormuyorsun ama merak ettiğini biliyorum. Çok kötü ama iyi olacak. Sen de iyi olacaksın. Cihangir'e bir yerde hak vermekle zorundayım. Kaçmanız her şeyi daha kötü hale getirecekti. İkinizi de yaşatmazlardı. Yengem olmanı ne kadar istesem de kaçamayıp yaşadığınız için çok mutluyum."

Gözyaşlarımı elleriyle temizledi. Elleri hala yanaklarımdayken devam etti.

"Cihangir'le kendine bir şans ver kuzum. Yıkamadığın duvarı çiçeklendir. Öyle güzel kalbin var ki sana yaptığı onca şeye rağmen abini bile affettin, Cihangir'i sarmak senin için zor olmamalı. Abime zarar vereceğini düşünmüyorum, o an bir daha yeltenme diye söylediği bir şeydi bence. Cihangir anlattığın kadarıyla sarılmak sevilmek istiyor gibi geldi. Sen herkese iyi geldiğin gibi ona da gelirsin. "

"Cihangir'le evlenmiyoruz Esma. Abisine kuma gideceğim."

Ağlamaya devam ederken o da daha fazla ısrarcı olamadı. Ağlamalarım durup da Esma'nın derdine kendimi verebildiğim vakit konuşmak istemedi.

"Onu hiç istemedim zaten Güleycan. Onunla evlenmeyi hiç hayal etmedim. Mutlu olsunlar. Bana elleşme, biraz sindireyim unutacağım elbet."

Bir süre daha devam eden sohbetimizin ardından Esma annemle de vedalaşıp evden ayrıldı. Ben de akşam yemeği hazırlıklarına yardım ettim. Konak kapısının açılıp kapanmasının ardından hızlı adım sesleri duyuldu. Hepimiz merdivenlere yönelirken abimin hışımla çıktığını gördüm. Kalbim ağzımda atıyordu sanki. Korkuyla yukarı çıktım. Abimin kaldığı odanın kapısında bir süre durdum. İçeri girip de duymak istemediğim şeyleri duyacağımdan korkuyordum. Korkunun ecele faydası yok diye kendime gaz verip kapıyı çaldım. Abimin sesiyle odaya girdiğimde yatağının kenarına oturmuş kollarını dizlerine yaslamış başı önde öylece duruyordu. Yanına oturdum. Yerinde dikleşti ama bana dönüp bakmadı. Öylece karşıya bakarken başımı omzuna yasladım. Titreyen bedeni umutlarımı yok etti. Kolunu omzuma sardı.

"Bir yol bulamadım abim, affet beni." derken ağlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.