İçeriğe geç

İSYAN

Bölüm 12 · 7 dk okuma

İSYAN

Bölüm 12

12. Bölüm ❗

Merhaba,

Bu bölümde, geçen bölümde Sevda'nın banyoda Güleycan'a anlattığı olayları okuyacağız. Biraz +18, tetikleyici sahneler var. Okumak istemeyenler olabilir. Diğer bölümde derine inmeden kısa bir özetini geçeceğim. Bir ya da iki bölüm daha geçmişi okuyacağız gibi duruyor. Yorumlarınızı bekliyorum.

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur. Hatalarım varsa affola.

Sevgiler, hoşçakalın. ❤️

....

Geçmiş...

Sevda

Hastaneden eve gelmiştim. Bedir abim, hastanede taşkınlık çıkardığı için Üveys abimi şirkete göndermişti. Ben de hastanedeki Cihangir ve refakatçi olarak kalacak olan anne ve babam için bir şeyler hazırlamaya gelmiştim.

Her ne kadar bizim için zor olsa da Cihangir için daha da zor bir dönemden geçiyorduk. Annem perişan olmuş, babam da resmen çökmüştü. Cihangir'e konulan kemik kanseri teşhisi hepimizin hayatını çok kötü etkilemişti. Cihangir sessizleşmiş, hastalığı kabullenmişti. İyileşmek için mücadele etmek istemiyor gibiydi. Tedavilerin işe yaramıyor olması Cihangir'in zaten ince uzun olan bedeninin çocuk bedeni gibi görünmesine sebep olmuştu. Yemiyor, içmiyor, konuşmuyordu. Dışarı çıkmayı da reddediyor, hiçbir arkadaşıyla görüşmüyordu. Bütün gün odasındaydı. Eğer yatıp uyumuyorsa masasında oturur kilitli çekmecesinde sakladığı küçük deftere bir şeyler yazardı. Ama ilaçların işe yaramaması, kemoterapinin etkili olmaması doktorlara ameliyattan başka seçenek bırakmamıştı. Cihangir'in sesi ilk o gün yükseldi. Deli gibi ağlayıp bağırarak ameliyatı kesin bir dille reddetti. Kesik bir bacakla yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceğini bas bas bağırdı. Öfkesi dinene kadar hiçbirimiz yaklaşamadık. Yaprak gibi titreyen bedeni en sonunda kapı önünde yığılıp kaldığında korkudan yüreğimiz ağzımıza gelmişti. Babamın koşup kucaklamasıyla ne ara hastaneye geldik bilmiyordum. Hepimiz kontrol altına alınan Cihangir'den güzel bir haber gelmesini endişeyle bekledik. Ne yazık ki içeriden çıkan doktor ameliyat için acele etmemizi tümörün yayılmasının an meselesi olduğunu söylemişti. Psikiyatrist eşliğinde Cihangir'i ikna çabalarımız sonuç vermişti. Bacağı kesilecekti ama Cihangir hala yaşıyor olacaktı. Hem protez bacak sayesinde yürüyememe gibi bir durumu olmayacaktı. Biz her ne kadar pozitif olmaya çalışsak da Cihangir halinden hiç memnun değildi. Annemin ağlamaları olmasa eminim ameliyat olmamak için direnirdi. Bu sabah girdiği ameliyattan henüz çıkmamıştı. Ben yine de eşya ve atıştırmalık bir şeyler hazırlamak için eve geçmiştim.

Aradan geçen iki saatten sonra hazırladığım yemekleri saklama kaplarına koyup poşetledim. Annem ve babam için birkaç parça eşya koydum. Bedir abimle konuştuğumda Cihangir'in ameliyattan çıktığını odaya alındığını, hazırsam almaya geleceğini söyledi. Abimi beklerken çalan kapıyı açmaya gittim. Yardımcılarımız akşam olduğunda evlerine geçiyordu. Bugün kimsenin olmaması sebebiyle erken gitmişlerdi. Kapıyı açtığımda karşımda Üveys abimin arkadaşı duruyordu.

"Buyrun?" Adını hatırlamıyordum.

"Üveys'e bakmıştım ama yok mu?" Kibar konuşmaya çalışsa da sesindeki kaba tını yerli yerindeydi. Hafif şivesi vardı. Babamlar gibi konuşuyordu.

"Abim şirketteydi. Oradan hastaneye geçmiş olabilir. Arayın isterseniz?" Abimin arkadaşının aramadan gelmiş olması tuhaf gelmişti. Neden bilmiyorum şüpheli şüpheli süzmeye başlamıştım. Fark ettirmeden vücudumu kapının arkasına çekip kapının aralığını azalttım.

"Hay Allah. Evdedir diye düşünmüştüm. Gelecekse avluda beklesem olur mu?" Sahte bir şaşkınlık peydah oldu yüzünde. Gözleri korkunç bir pırıltıyla parlamıştı. Elimi kapının arkasında güçlendirdim.

"Yok eve gelmez. Hastaneye geçmiştir. Siz arayıp görüşün." Kapıyı kapatmak için hamle yaptığımda koca avucuyla engelledi. Tüm gücümle tekrar kapatmaya çalıştım. Kapı aralığına bedenini yerleştirip tüm çabamı kırdı. İçeri girdiğinde korkmaya başlamıştım.

"Abim yok diyorum. Buraya da gelmez şimdi. Ne derdiniz var bilmiyorum ama lütfen gider misiniz?"

Abimle alacak verecek davaları olduğunu düşünmüştüm. Arsız bakışlarını fark edememiştim. Kapıyı tam kapattığında üstüme yürüdü.

"Lütfen bana zarar verme, babamla konuşursunuz abimin borcunu kapatır."

Yüzündeki gülümseme dalga geçer gibiydi.

"Çok güzelsin be Sevda. Sence ben abini aramadan gelmiş olabilir miyim? Seni evde tek yakalayıp konuşmaktı niyetim."

Anlamamıştım. Ama devam etti.

"Seninle evlenmek istiyorum Sevda. Haber etsem, gelsek olur mu?"

Dilim tutulmuş gibiydi.

"Sen benim için abimle denksin. Olmaz, lütfen böyle bir şey isteme. Babamla abimin aklına bunu sokma. Lütfen."

Başını sol omzuna doğru yatırdı. Sesini kıstı. Zor duymuştum.

"Sevdiğin mi var?"

Başımı olumsuzca salladım. Kimseye diyemediğim aşkımı ona söylemeye niyetim yoktu. Ben aşkımı adıyla birlikte gömmüştüm.

"O zaman neden?"

Omuz silktim. İstemiyordum.

Elini sakallarına atıp sertçe çenesini kaşıdı. Ağzının içinde bir şeyler homurdandı. Birden üstüme gelip beni omzuna attı. Çığlığım avluda yankılandığında hızla eve koştu. Tahta merdivenleri neredeyse çifter çifter çıktı. Odaların kapısını açıp kapattığında hala omzundaydım. Hem ağlayıp hem bağırıyordum. O kadar sıkı tutuyordu ki çırpınmalarımdan sendelemiyordu bile. Benim odamı bulduğunda içeri girip kapıyı kilitledi. Beni yatağıma yavaşça bıraktı. Ellerimi başımın üstünde sabitlediğinde korkum hat safhadaydı. Delirmiş gibi hissediyordum.

"Korkma, canını acıtmayacağım. Benim olacaksın. Sonra gelip seni isteyeceğim, karım olacaksın. Söz veriyorum."

Yüzündeki ifade psikopat gibiydi. Ağzından çıkanı kulağı duymuyordu. Yalvarmalarımı, ağlamamı ona vurma çabalarımı umursamadı. Kemerini zorlukla çıkarıp ellerimi bağladığında kurtulma ihtimallerim sıfırlandı. Sıkıca bağladığı kemeri demir yatak başlığımda bir yere sabitledi. Ne kadar çekiştirsem de kollarımı kurtaramamıştım. Yavaşça üstündekileri çıkardı. Delirmek üzereydim. Ağlamaktan başka elimden gelen hiçbir şey yoktu. Altında baksırı kaldığında bana yaklaştı. Altımdaki bol pantolonumu bacaklarımdan sıyırdı. Onu tekmelemeye çalışırken zar zor bacaklarıma oturup hareketimi engelledi. Gömleğimin düğmelerini acelesi yokmuş gibi çözdü. Gömleğimin önü açık bir şekilde iç çamaşırlarımla bir süre izledi. Bağırmaktan, ağlamaktan boğazım acıyordu.

"Lütfen dokunma, lütfen."

"Bu imkansız güzelim."

Burnunu boynuma sürdü. Öperek göğüslerimin üstünde gezindi. Kopçamı açıp göğüslerimi serbest bıraktı. Dudaklarını göğüs ucuma kapattığında elleri belimde ve kalçamda geziniyordu. Yapma diye ağlamaktan, bağırmaktan boğazım ağrımaya sesim değişmeye başlamıştı. Üstümden kalktı. Alt çamaşırımı söküp aldı. Baksırını sıyırdı. Tekrar üstüme yerleşti. Çıldırmıştım sanki.

"Şşş... Sakin ol. Canını yakmayacağım."

Sakinleşmemi sağlamıyordu. Aksine daha da çok korkuyordum. Bacaklarımı iyice açıp, bacaklarımın arasına yerleşti. Heybetli bedeni altında eziliyordum. Kulağımın altından öptü.

"Derin nefes al."

Dediği şey tüm algılarımı kapattı. Derin nefes almak yerine nefesimi tuttum. Her şey bitmişti. Çabam hiçbir işe yaramayacaktı. Sesim kesildi. Boğazımdaki yumruyu da yutamadım. Gözlerimi kapattığımda son iki damla şakaklarımdan süzüldü. İçime giren sertliği ve keskin acıyı hissettiğimde boğazımdan son bir çığlık kaçtı. Çığlığıma eş üstümdeki adamdan bir inleme yükseldi. İçimde yavaş yavaş hareket ederken, "Celal de, adımı inle." dedi boğuk sesiyle. Dediğini yapmadım. Çok da umursamadı. İçimdeki yavaş hareketlerini git gide hızlandırdı. Bacaklarımı dizlerimin altından tutup karnıma doğru bastırdı. Üst bedenini kaldırıp hareketlerini daha da hızlandırdı. Odada inlemeleri ve tenime çarpan teninin sesi duyuluyordu.

"Adımı söyle!"

Hiddetle bağırdı. Dinlemedim. Artık ağlamıyordum bile. Gözlerimi tavana dikmiş öylece bakıyordum.

"İçine boşalacağım. Adımı söylemezsen yapacağım."

Zerre korkmadım tehdidinden. Yalnız kaldığım ilk an canıma kıyacağımı ona söylemedim. Sinirlendi. Durmadı, bedenini benden ayırmadan büyük bir inlemeyle içime akıttı tüm döllerini. Midem bulanmıştı. İçimden yavaşça çıktı. Baksırını alıp giyindi. Ellerimi çözüp beni serbest bıraktı. Ellerimi çekemedim öylece duruyordum. Sessizce giyindi. Yanıma gelip başımı eliyle sabitledi. Boynumdan öptü. Derince kokladı.

"Bugün yarın haber göndereceğim güzelim."

Odamın kapısını açıp çıktı. Merdivenlerden inme sesini takip eden bir kapı sesi duydum. Çok geçmeden aynı kapı yeniden açıldı. Biri odama hızla daldığında başımı çevirip kim olduğuna bile bakmadım. Ölü gibiydim. Abim ceketini çıkarıp üstüme örttü. Yüzümü avuçlarının arasına aldı.

"Yavrum, kim yaptı bunu sana?"

Sesi telaşlıydı. Ama cevap verecek halim de yoktu.

"İyi misin Sevda, yalvarırım cevap ver. Hadi abim bir şey söyle."

Gözlerimden tekrar yaşlar süzülmeye başladı. Cebinden telefonu çıkarıp karısını aradı.

"Ebru, koş. Hemen konağa gel. Sevda'nın odasındayım. Çocukları getirme. Hızlı ol."

Yengem gelene kadar sadece beni konuşturmaya çalıştı. Bir yanıt alamasa da devam etti. Yengem odaya geldiğinde ağzından şaşkınlık nidası çıktı.

"Gülüm ne oldu sana böyle?"

Benden cevap alamayınca abime döndü.

"Bedir'im ne olmuş bu kıza böyle?"

"Kansızın biri yuvamıza kadar girmiş Ebru. Kardeşime kıymış."

Abim ağladı ağlayacaktı. Kendini zor tuttuğu belliydi.

"Bedir'im sen çık hele. Ben Sevda'yı paklarım. Kendine gelsin konuşuruz."

Abim çıkar çıkmaz yengem doğrulmamı sağladı. Pelte gibi olmuş bedenimi küçük çocuğuymuşum gibi kucakladı neredeyse. Odamdan çıkıp banyoya yönlendirdi. Duşakabinin içine oturttu. Üstümde kalan gömleğim ve kopçası açık çamaşırımı çıkardı. Suyu ayarlayıp vücudumu, saçlarımı köpürte köpürte yıkadı. Yıkaması bittiğinde havlulara sardı. Odama değil de abimin bekarken kaldığı odaya götürdü. Odadan bir şey demeden çıktı. Döndüğünde elinde benim için kıyafetler vardı. Çamaşırımdan çoraplarıma kadar giydirdi. Saçlarımı taradı. Havluyla kuruladı. Sanki beni o halde görmemiş gibiydi.

"Bedir'im gel hele."

Abime seslendiğinde kapının ardından abim göründü. Yanıma gelip sarıldı.

"Kimdi?"

Başımı sağa sola salladım. Söylemeyecektim. Onunla evlendirecekler diye ödüm kopuyordu.

"Tamam gülüm şimdi söyleme. Ama konuşacağız tamam mı?"

Yengemin bacağını dürtmesiyle gözlerini ona çevirdi. Sonrasında tekrar kollarını bana doladı.

"Sana söz veriyorum bunu yapanı pişman edeceğim. Korkma sakın. Kimseye bir şey söylemeyeceğiz. Bunun çaresine bakacağım."

Saçlarımı öptü.

"Şimdi toparlan. Cihangir'i görmeye gidelim."

"Ben gelmeyeceğim."

Pürüzlü sesimi duyduğunda yüzü acıyla kasıldı. Sesimi kendim bile tanıyamadım.

"Olmaz abim. Cihangir seni de bekler. Çok kalmayız. Döneceğiz."

Cihangir'in bekleyeceğini duyunca toparlandım. Onu görmem lazımdı. Herkesi görmeliydim. Belki de son kez.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.