İçeriğe geç

İstanbulamıyorum Aradığımı

Bölüm 3 · 10 dk okuma

İstanbulamıyorum Aradığımı

Bölüm 3

Yine görüşürüz hiç sanmam

Geçen günün ardından Anıldan gerçekten vazgeçtiğimi düşünmüştüm. Ama öyle kolay değildi biliyordum bunu. O adamı gerçekten seviyordum. Şarkıları beni tamamlıyordu resmen. Şevval sevinmişti belki ama yine klasik konuşmasını yapacaktı. Ezberlemiştim artık. Bu arada sabah olmuştu. Yani sabah dediğim öğlen. Saat 12. Bugün içim buruk ama yine de umut var. Anılın en çok gittiği Cafeyi bulduk VE ORAYA GİDİCEZ. Yani bir kaç araştırma ve Ulaş sayesinde tabi. Dün akşam bunu Şevvale söyledim. Çok tınlamadı benim ciddi olduğumu düşünmedi büyük ihtimal. Ben de alarm kurmadım. Okula da gitmedik yani. Şimdi uyandırsam bana sövme ihtimali kaç acaba.. Neyse ilk kalkıp yüzümü yıkadım bi kendime geleyim. Kahvaltı etmeyiz çok ama Şevvale yaranmak için şuan her şeyi yapabilirim. Yeter ki o cafeye gidelim. Evet kahvaltı da hazır artık uyandırabiliriz prensesi. Başlıyoruz. "Şevval, Şevval uyan uyan saat 12 kaaaaallk hadi!" Yok arkadaş tık yok. Biraz dürttüm. Hafif sövdü bana. Tabi artık saat 12 yalanını yemiyor. Alıştı çocuk artık. Gerçek olduğunu bilse. "Lan saat cidden 12, RÜVEYDA SAAT 12" evet uyandı şu anda. Bir şey demeden apar topar kalktı yataktan yüzünü yıkadı geldi. "Okula gitmedik, niye uyuyakaldık ya oooofff." evet oflamaya da başladı. "Şevval ama dün söyledim bugün Anılın Caf-" diyemeden sözümü kesti. "SALAK BAŞLATMA O ADAM NE ARASIN BU SAATTE CAFEDE HEM SARIŞIN OROSPUYLA GAYET MUTLU O RÜVEYDA GÜZEL KIZIM KAÇ KEZ DİYECEĞİM BEN SANA BIRAK ARTIK ŞU ÇOCUĞU SANA İNSAN MI YOK HE." galiba haklıydı. "Tamam senin için okulun bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum." diyip tribi yapıştırdım. "Kirpi bana bak şuan sinirliyim ama o okul senden daha önemli değil bunu biliyorsun, söz ver bana eğer o sarışını görürsek artık Anılı bırakacaksın tamam mı?" beni düşünüyormuş eşek yerim. "Ama, ama.." "Aması yok çok ciddiyim, yoksa yatarım buraya tüm gün beni kaldıramazsın yataktan." cidden kalkmazdı biliyorum. "Tamam, söz." biraz duraklamıştım ama haklıydı üzülmemi de istemiyordu. Zafer kazanmışcasına mutfağa doğru yürüdü. Tabi kahvaltıyı görünce bir şaşırdı. Haklıydı benden beklenmezdi böyle şeyler. "Vaay hamarat hanım tamam söylenmeyeceğim tüm gün." bunları derken benim yaptığım tostu yemeye başlamıştı. Bende eşlik ettim. Hemen bitirip giyindik. Bende koyu kahve kısa elbise üstüne kahve ceket altına da siyah botlarım vardı. Gözlüklerimi de unutmamıştım tabii. Şevval de de mavi dekolteli bir üstlük altına da beyaz eteği. Ve gözlük çerçevesi kadar olan o gümüş halka küpeleri. Bence okeyiz, aramızdaki renk uyumları hariç ama gayet çıtırız yani. Arabanın anahtarını aldıktan sonra aşağı indik. Ben ehliyeti yeni aldığım için Şevval genelde bana sürdürüyor arabayı öğreneyim diye. Hadi bakalım. Hanımefendi açmış haritayı yolu tarif edecekmiş. Sanki ezbere bilmiyormuşum gibi. "Aaaa bizim okula çok yakın lan" evet ben bu detayı ona söylememiştim. Sonra kapattı telefonunu. "Noldu copilot vaz mı geçtin yolu tarif etmekten?" copilot denmesini seviyordu. "Hem okula yakın hem sen zaten ezberlemişsindir Rüveyda." gülümsedim. Evet beni tanıyordu. İstanbul trafiğinde yaklaşık yarım saat sonra gelmiştik. Evet bu o cafe. Cafenin önünde boş yer bulunca oraya park etmek istedik. Şevval arabadan inip eliyle gel,gel yapmayı teklif etti ama Anıl buralarda olabilirdi. Gerçi biz rezil olmaya alışmıştık. Çok sıra dışı bir şey değildi. Yine de nazikçe teklifini reddettim. Yapabileceğimi düşünüyordum. Derken hödüğün biri aynı yere park etmek için geldi. Hatta bizi umursamadan geri geri gelmeye başladı. Manyak az kalsın çarpışacaktık. Ben hemen geri doğru çıktım. "Rüveyda mal mısın, sürsene şu aptalın üstüne burası kiminmiş görsün." Şevval saçmalama araba pert olacak baksana adam umursamadı bile." "Başlarım lan ben ona babasının yeri sanki" demesiyle arabadan inmesi bir oldu. Evet artık rezildik. Ayakta dikilmiş bekliyordu. Bende arabayı hemen arkasındaki boş yere park edip indim arabadan. Oha bu o çocuktu. Şevvalin 'enişten olm o senin' dediği çocuk. Ama Şevval sinirden fark etmemişti orda kavga ediyorlardı. Gittim hemen yanlarına. "Ya kardeşim başka yere park etseydin ya az kalsın tepemize de çıkacaktın" "Ne biçim sürüyorsa arkadaşın ondan tepenize çıkacaktım" " Kız yeni öğrendi ayrıca sanane isterse o üstüne sürerdi senin ve ayrıca ilk biz geldik zaten." adam derin bir of çekti hayırdır ya ona noluyosa. Şevval devam etti söylenmeye " Sanki senin de burası" "Evet cafenin sahibi benim" biraz göt olmuştuk sanki. Ben araya girdim "Tamam, kusura bakmayın" Şevvali dürttüm de çok tınlamadı. O sıra çocuğun Şevvali süzdüğünü farkettim. Galiba tanıdı Şevvali. Ama bizimki hala atarlıydı. "Senin olsa ne yazar ilk biz geldik ne kadar küstahsın ya." dedi ve telefonu çaldı. Adamın bir şey demesini beklemeden açtı telefonunu, galiba Berkle konuşuyordu. Adam öylece bakarken biz cafeden içeri girdik. ALLAHIM ÇOK REZİLİZ. Arkama baktığımda onun da geldiğini farkettim. Şevval Berkle gayet güzel konuşuyordu az önceki sinirinden eser kalmamıştı. Neyse ki adam bize gelmiyormuş. Cafenin herkesi gören kısmına oturduk hemen. Sipariş de verdik. Şimdi biz burada aşağı yukarı 5 saat felan kalacağımız için bilgisayarlarımızı da getirmiştik. Ödevler vardı onları yapacaktık. Biz başladık ödevlere. Hiç Fark etmemiştik saat 18 olmuş. Tabi benim gözüm hep kapıdaydı. Anıl yoktu. Uzunca bir süre kapıya baktım. Şevval anlamış olacak ki sarıldı hemen. "Ama balım adam gündüz uyuyordur ki geceleri geliyordur, hadi kalkalım biz sonra tekrar geliriz olur mu?" kafamı onaylarcasına salladım. Moralim bozulmuştu. Tam kapıdan çıkıyorduk ki yok artık ANIL. . Bizim sabahki küstah adam onu karşıladı hemen toklaşıp sarıldılar ve lütfen bizim muhteşem 4lü date fikri çık aklımdan. O sıra da Anılın meşhur "En yakın Sıtarbekse nerelerde ya dediğini duyduğumda hafiften kıkırdadım. Bana doğru geliyo kapıya doğru. BURAYA GELİYO. ANIL GELİYO ŞEVVAAL diye bağırmam bir oldu tabi Allah'tan çok az kişi duymuştu. Yani en azından Anıl duymamıştı Yani umarım duymamıştı. Şevvalin anlamasıyla beni hafiften üstüne itmesi bir oldu. Anılla çarpıştık aaaa bağırmamak için o kadar zor duruyordum ki. Hemen toparladım "Kusura bakmayın" dedim ama sesim bile titriyordu. "Sorun yok" deyip gülümsedi. Yerdim çok güzel gülüyordu. Galiba Şevvalin beni ittiğini fark etti yani umarım fark etmemiştir. Geberticem onu bi çıkalım şuradan da. Ama çıkar çıkmaz anırmaya başladık. Gerçekten rezil insanlardık. Yaklaşık 5 dakika güldükten sonra Şevvalin omzuna şamarı geçirdim. "Lan NAPIYOSUN ANILIN ÜSTÜNE ÇIKTIM ALLAH KAHRETMESİN ÇOK REZİLİM" o halen daha gülüyordu. "Valla gayet romantikti hiç kızma şuan" dedi ve ben durumun ciddiyetinin farkına vardım. Gözlerim doldu ve hemen arkasından oturup ağlamaya başladım. "Rüveyda cidden ağlıyor musun yapma şunu ya saçmalama istersen" çok tınlamadın onu. Yavaşça sarıldı bana. "Şevval senin ben zamanlamana ya hem adama rezil olduk hem cafeye ne güzel oturacaktık orda oooof." "Kanka götümüz yapışmıştı o sandalyelere artık hem o sabahki adam arada bize bakıyordu vallahi kovacak diye korktum. Onunmuş ya cafe" "Ya kovarsa kovsun paramızla duruyoruz biz orda ona ne?!" "Hem Anıl gayet sıcak dedi rezil felan olmadın ağlamayı kes artık hadi, Zaten çok güzel karısın gözlerini senden alamadı ki rezil olduğunu bile düşünmemiştir." "Cidden rezil değil miyim?" "Hayır salak değilsin" ağlamam durmuştu biz marmaraya gelmiştik. Çok önemli bir işimiz vardı sırada. Bizim liseden ingilizce öğretmenimiz namı değer Nikolay'ın elini 3D yazıcıda bastıracaktık. Neden olduğunu söylemem için Şevval çok yalvardı ama sürprizin bozulmaması gerekiyordu. İşimizi hallettikten sonra çekirdek kola alıp kendimizi çimenlere attık. Sohbete daldık. Saati fark etmedik tabi. Saat 23.00 olmuş. "Rüveyda kalk saate bak, kalk kalk kalk hadi." ne güzel yatıyorduk ya. "GERİZEKALI AAA" noluyo acaba yine neyi unuttun Şevval. "MAL ARABAYI UNUTTUK MARMARAYLA GELDİK BİZ" bi anda şok geçirdik sonra kendi mallığımıza gülmeye başladık. Bir yandan da koşuyorduk. Yarım saat sonra arabaya baya yaklaşmıştık. 5 dakikalık yolumuz kalmıştı. Galiba küçük bir sorunumuz vardı. Şevvali dürttüm. "Şevval lütfen şu karşıdaki sarhoş grup bize doğru gelmiyor de lütfen" gerilmeye başlamıştım. Şevval tepkisiz kaldı. Yolumuzu değiştirsek her yer ara sokak ve daha riskli olabilirdi. Hemen ulaş ve Berki aradık. Eşekler telefonu götlerine soktular galiba şuan gerçekten açmaları lazım. Tek yöntemimiz yavaşça yanlarından geçip gitmekti. Aramızda çok az mesafe kalmıştı. Evet tek hedefleri bizdik. Koşmaya başladık şu köşeyi dönsek yeterdi yaklaşık 500m falan vardı. 5-6 kişilerdi. Baya sarhoş oldukları belli oluyordu. Yetişemedik. İkisi beni kolumdan tutup çekti. Bir tanesi de Şevvali tuttu. Tam köşeyi dönmüştük. Cafenin önünde oturan iki insan vardı yardım isteyecektim isteyemedim. Ağzımı kapattılar. Şevvali de öbür adam duvara yaslamıştı. İlk defa bu kadar çaresiz kaldık. Normalde çok kavgaya karışmışlığımız vardır ama bu adamlar sarhoştu ve tekin tipler değillerdi bir şey yapamadık. Elimi kurtarmak için çabalıyordum. Ağzımı kapatanın elini ısırdım. Acıyla inleyip elini çekti. Hemen Şevvale seslendim. Cevap vermiyordu. Adam Şevvale " Demek ismin Şevval, öyle mi güzelim" dedi. Elleri Şevvalin bacağına değmek üzereydi ki o sabahki küstah bey bir anda kendine çevirdi adamı ve dövmeye başladı. Benim arkamdaki adamlar da bir anda beni bıraktılar. Yok artık Anıl. Anıl şu anda beni koruyor. Ben sıkmaktan acıyan bileklerimi ovuştururken Anıl adamları yere sermiş yumruk atıyordu. Kırk yıl düşünsem yine aklıma gelmezdi. Şevval yere çökmüş ağlıyordu. Küstah bey onun başında eğilmiş bir şeyler söylüyordu. Hemen yanına gidip sarıldım Şevvale. Şoktaydı halen daha. Ağlıyordu gözleri kızarmıştı. Küstah bey de dikkatle bakıyordu ona teselli etmeye çalışıyordu. Anıl da o sırada geldi. Nasıl oldu diye sordu. Küstah bey omzunu silkti sadece. Sonra sen nasıl oldun dedi. Gözleri bileklerimi ovuşturan elimdeydi. "İyiyim sağ ol" dedim. Şevval kendine geldi bir anda. Hemen ayağa kalktı. Gözlerini sildi. Onunla birlikte Küstah da ayağa kalktı hemen. İyi misin diye sordu. Şevval de kafasını salladı. "Çok teşekkür ederiz size olmasaydınız belki de" diyip yutkundu. "Hadi Rüveyda biz gidelim" dedi. Ben de onayladım. Anıl "nereye bu saatte" diye sordu. "Arabamız burada" dedim. Araba diyip hafif güldü küstah bey. Şevval göz devirdi. "Tekrar teşekkürler" dedim ve gittik. Arabaya bindik bu sefer hataya yer yoktu gayet ustaca sürdüm, yolda neredeyse hiç konuşmadan eve gittik. Eve çıktık. Şevval bi ara telefonunu sordu çantamda dedim. Yani en son oradaydı. Pijamalarımızı giyip uyuduk hemen. Çok yorucu bir gündü. İyi geceler İstanbul. İyi geceler Anıl.

Sabah olmuştu. Kapı Çalıyordu. Şevval açtı kapıyı. Gelen Berk ve Ulaştı. Zaten onlardan başkası olamazdı. İkisi de bir anda Şevval senin telefonun nerde diye bağırdı. Hiç bir şey anlamamıştık. "İçerde herhalde" dedi. Berk bir anda "Ne demek içerde, dün 30 kez arıyorsunuz geri arıyoruz Rüveyda telefonu açmıyor senin telefonunu başka adam açıyor noluyor anlatın çabuk" "Başka adam mı?" Şevvalle aynı tepkiyi vermiştik. Şevval hemen içeri gitti telefonunu aramak için. Ben de olan biteni anlattım. İkisi de çıldırmak üzereydi. "Keşke oyun oynamasaydık o kadar biz nerden bilelim kızım siz napıyorsunuz yaa" yakarışlar Berkindi. "Niye hemen polisi aramadınız ya siz ya da doğruca bize gelseydiniz ya" bunu diyen de Ulaştı. "Ya adamlar pert durumdaydı polise gerek kalmadı o sıra zaten ilk sizi aradık açmadınız sonra polisi aramaya fırsatımız olmadı. Ayrıca gece ikimiz de gerçekten kötüydük sadece uyumak istedik" dedim. Kısa bir sessizliğin ardından Şevval girdi odaya. "ÇANTAM DA YOK ORDA DÜŞÜRDÜM KESİN OOOF" diye söylenmeye başladı. "Berk tam anlat telefonda küstahla ne konuştunuz" dedim. Herkes bi anda 'küstah?' diye sorguladı. "Ya dün sabahki adam işte büyük ihtimal Şevvalin çantasını o aldı." diye açıkladım. "Ben aradım işte 20 kez falan. Artık en sonunda açıldı telefon tam kızım ne yapıyorsunuz siz dediğimde öksürme sesi geldi erkek olduğunu anladım, sen kimsin diye sordum o da bana 'sen kimsin manitası mı' diye sordu, hayır en yakın erkek kankasıyım ama eğer ona ne olduğunu söylemeyeceksen bir şekilde bulacağım haberin olsun dedim sonra güldü hafifçe 'en son iyiydi, çantasını benden alabilir' dedi sonra kapattı. Gevşek bir insan olduğu ordan belliydi zaten harbiden de küstahmış ama gösteririm ben ona" diye anlattı Berk. Hadi kalkın Çantayı almaya gidelim dedi Ulaş. Haklıydı bir an önce almalıydık bu adama hiç birimiz güvenmiyorduk. Hazırlanıp çıktık hemen. Dünkü Cafenin oraya geldik. Küstah bey arabasının kapısına yaslanmıs elinde Şevvalin çantasıyla bekliyordu. Şevvalle birlikte indik arabadan ben biraz geldim sonra ikisi konuşsun diye orda durdum. Ulaş ve Berk de hem etrafı kesiyor hem de Küstaha bakıyorlardı. Şevval çantasını alacakken geri çekti mal. "Verir misin şu çantayı, telefonumu da kurcalamışsın zaten" "Susmuyordu açmak zorunda kaldım Şevval" şevval mi? ismini nerden biliyo eşek hayır Berk telefonda da söylememiş. "Şevval mi, ismimi nerden biliyorsun sen?" Küstah pot kırdığını fark etmişti. Şevval elinden çantasını çekti bir anda "Telefonuma baktığın yetmiyormuş gibi birde eşyalarımı mı kurcaladın!?" "Belki sahibine ulaştırmak için bir şeyler bulurum dedim ondan" diye kem küm etti salak yalan söylediği belli oluyordu. Şevval "Neyse sağ ol tekrardan" diyip arkasını dönmüştü ki "Bu arada ben de Efe" dedi. Vay be küstah beyin adı Efeymiş. Şevval göz teması kurdu kısa süreliğine sonra arkasını döndü ve bana doğru gelmeye başladı, gözüyle cafeyi işaret etti. Anlamamıştım. Arabaya doğru yürürken "Ben Efenin yanına giderken de Anıl kapıda seni izliyordu denk gelmiştir demiştim dönerken halen daha oradaydı." öylece kaldım bir süre "Ne ciddi misin?" inanamamıştım. "Yalan söylüyorsam ne olayım" gayet inandırıcıydı. Neyse bu konuların uzun süre dedikodusu yapılacaktı ama şu an değildi. Şimdi okula gidecektik. Arabayı da Ulaş ve Berke bırakacaktık işleri varmış. Onlarla vedalaşıp okula doğru yürümeye başladık.

Gün Kombini









Bölüm şarkısı:Öyle Kolay Aşık Olamam 🎵



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.