Babamla konuşmanın ardından nedense bir anda gözyaşlarına boğuldum. Bir anda telefonum çaldı. Arayan Deniz’imdi. Burnuu çekerek “Alo Deniz.”dedim.
“Mavi, ağladın mı sen?”diye sordu. Ya ben herşeyi niye bu kadar açık etmek zorundayım!
“Evet ağlıyorum.”dedim burnumu tekrar çekerek.
“Hemen kapa yanına geliyorum.”
”Ya Deniz…”cümlemi tamamlamama izin vermeden telefonu çat diye kapadı. Bir anda zil çaldı. Yuh! Bu kadar hızlı mı? Merdivenlerden inerek kapıyı açtım ve Deniz hışımla içeri girerek “Hemen koltuğa oturuyorsun bende çay koyup geliyorum.”dedi beni koltuğa iterek. Önüne gelen kumral dalgalı saçlarını geriye attı ve mutfakta çay yapıp getirdi ve tam bir psikolog gibi saçını topuz yapıp oturdu.
“Anlat bakalım kuzu,noldu?”diye sordu çayından yudumlayarak.
“Babamla kavga ettim. İyice asabımı bozdu. Daha sonra…”
“Sonra?” Derin nefes aldım ve boğazımda bir yumru oldu. Boğazımda bir yumru olduğunda bu ağlamak üzere olduğumun mesajıdır.
“Daha sonra kendime şu soruyu sordum: ‘Niye biz mutlu bir aile olamadık?’”dedim gözümden yaşlar süzülerek.
“Canım benim,mutlu aile diye bir şey yoktur. Doğru eş seçme vardır. Hande abla Mesut abiye uygun birisi değildi demek ki. Doğru karar veremediler,belki de doğru kişiydiler fakat konuşup problemleri çözemiyorlardı. O yüzden lütfen canını sıkma kuşum.”dedi Deniz’im ve bana sarıldı.
“Deniz çok teşekkür ederim.”dedim.
Bu iç karartıcı muhabbetten sonra havadan sudan muhabbet ettik.
İyi ki sen varsın Deniz…