Salona geri döndüğümde Aslan'ı kafasını koltuğa atmış, gözleri kapalı bir şekilde yayıldığını gördüm. Uyumuyordu ama anlaşılan bugün emniyet stresli geçmişti.
"Ne oldu? Yokluğum fazla mı koydu emniyete?"
Tek gözünü açıp bana baktı.
"Herkes neden istifa ettiğini sorup durdu."
Kendimi koltuğa attım.
"Vay be! Hayranım çok muymuş?"
"Akif Bey'den azar işitti hepsi."
"O keltoş fırça atmaktan başka bir şey bilmiyor zaten."
Aslan açık olan tek gözünü de kapatıp yorgunca başını salladı.
"Evet. Ve toplantıda da herkesi tersleyip durdu. Gergindi baya. Şu Lev denen herifle tanıştırdı bizi. Diğer davaları konuştu falan."
"Boş yani."
"Kısmen. Seni ilgilendiren bir şey yok."
Sodamı yudumlarken cebimdeki yüzüğün varlığını hissettim. Bu yüzük bir gün işime yarayacaktı ama ne zaman?
Aslan telefonunun çalmasıyla elini cebine attı. Arayanın kim olduğuna baktıktan sonra cevaplamadan önce bana döndü.
"İstanbul bir cinayet daha işlemiş galiba."
Telefonu kulağına götürdü.
"Dinliyorum Orkan, söyle."
Bir an Orkan'ın kim olduğunu düşündüm. Daha sonra aklıma komiser olduğu geldi. Kendisiyle iki ya da üç kez konuşmuştum. Aslan onunla daha yakındı. Zaten emniyette çok kişiyle muhattap olmuyordu.
"Tamam, konum at."
Telefonu kapattığında yorgunca ayağa kalktı.
"Bize bu gece de uyku yok Dedektif Verda."
Ortada hiç gülünecek bir durum olmasa da gülerek konuştum.
"Hadi gidelim de bakalım bu sefer ne yapmış öğrenelim."
Aslan gerekli eşyalarını ve ceketini alırken İstanbul ile daha iki dakika önce konuştuğum kafama dank etti. Bu da Lev'e dediğim kurbanlarını ortaya çıkarmadan birkaç gün önce öldürüyor lafımı doğruluyordu. İki dakika içinde hem öldürüp hem de bir yere bırakamazdı.
Bıraktıktan sonra seni aramış olamaz mı geri zekalı?
İç sesimin mantığı ile ofladım. Artık bir tahminimin doğru olmasını istiyordum.
"Alacağın bir şey yoksa çıkalım."
"Yok."
En önemli olan telefon ve yüzük yanımdaydı zaten.
İkimiz de apartmandan çıkıp arabaya bindik. O sırada Aslan'ın aklına gelenle bana döndü.
"Yalnız biz gidiyoruz ama sen istifa ettin?"
"Lev zaten beni çağıracak."
"Onunla aynı anda gelmen daha doğru olur ama."
Göz devirdim.
"Bu kadar kasma. Yürü hadi. Biz gidene kadar o da orada olur zaten. Hatta belki de bizden önce varır."
Aslan'ın içine sinmese de kafasını salladı. Arabayı çalıştırdığında camını açıp küçük polis ışığını kaputun üstüne yapıştırdı. Siren çalmaya başladığında gaza bastı. Yüzümü buruşturdum.
"Arabanın içinde hiç çekilmiyor bu ses."
"Ben artık duymuyorum bile. O kadar alıştım."
Gülerek önüme döndüm. Telefonumu cebimden çıkarıp son dakika medyasına girdim. Daha kimsenin haberi yoktu. Ama çok uzun sürmeyecekti. Yarın akşam haberlerde izlerdik.
Polis arabalarını görünce etrafıma baktım. Benzincinin önünde rastgele durduğumuzda arabadan indik. Polisler ve ekip koşturuyordu. Şerit çekilen yere doğru ilerlerken Aslan hiç sorun yaşamadan geçerken beni durdurmuşlardı.
"Dedektif Verda Atay."
"Üzgünüm ama buraya girme izniniz yok."
Kaşlarımı çatarak suratına baktım.
"Ne demek yok?"
"Orkan Bey'in kesin talimatı var. Ekip dışında kimse içeriye giremez."
Sinirle nefesimi verdim. Tam ağzımı açmıştım ki arkamdan bir ses geldi.
"Verda Hanım benimle."
Yanımda Lev'i hissettiğimde kafamı kaldırıp ona bakmadım. Sinirle karşımdaki polise bakmaya devam ederken adam kararsız kalmış olacak ki bir bana bir de Lev'e bakıyordu.
"Dedektif Lev Smirnov." dedi kimliğini göstererek. "Verda Hanım benimle."
Başka bir şey söyleme gereği duymadan şeridin altından geçti. Son kez karşımdaki adama kötü kötü bakıp ben de şeridin altından geçtim. Lev'in arkasından cesede ulaştığımda bağırdım.
"İki çift eldiven getirin!"
Benim burada olduğuma şaşırsalar da artık yüzümde nasıl bir ifade varsa sorgulamadan dediğimi yerine getirdiler. Lev'e ve bana eldivenleri verince ondan önce elime geçirdim. Yere eğilip cesedi incelemeye başladım.
Otuz sekiz bıçak darbesi vardı. En azından benim saydığım otuz sekizdi. Cesedin karnı deşilmişti ve kalbinin hemen sağa köşesinde kurşun yarası vardı. Gözleri ve ağzı açık kalan adamın yüzünde şok vardı. Daha doğrusu dehşet. Tahminen ellilerinin başındaydı.
Adamın üstünü araştırdım. Bir andan da zar zor nefes alıyordum. İstanbul muhtemelen cinayeti bugün işlememişti. ceset çürümeye başlamıştı ve iğrenç kokuyordu.
Ceketinin iç cebinden bir katlanmış bir kağıt elime geldiğinde durdum. Bizim ekibe dönüp ağzımı açtım.
"Mp3 çaları aldınız dimi?"
"Evet."
"Üstünde herhangi bir not var mıydı?"
"Mp3 çaların yanında yoktu. Cesedi araştırmak için sizi bekledik."
Kafamı sallayıp cesede çevirdim kafamı. Muhtemelen o not banaydı. Lev de yanıma eğildiğinde kağıdı çıkardım. Kendime saklamak istiyordum ama bütün gözler üzerimdeyken bu pek mümkün değildi. Umarım yanlış bir şey yazmamışsındır İstanbul.
Katlanmış kağıdı açıp bana tanıdık gelen o el yazısını okudum.
"Size sandığınızdan daha yakınım. Hatta aslında gözünüzün önündeyim :)"
Kaşlarım çatıldı. Neyin peşindeydi bu? Amacı neydi? Yine hedef mi şaşırtıyordu? Lev elimden kağıdı aldığında cesedi incelemeye devam ettim. Üstünden başka bir şey çıkmamıştı.
Eğer yazdığı doğruysa ve gerçekten gözümüzün önündeyse katil kimdi? Bakışlarımı Lev'e çevirdiğimde onun da beni izlediğini gördüm. Yüzü ifadesiz olsa da içimden bir ses benden şüphelendiğini söylüyordu. Tek kaşımı kaldırdım.
"Bir tahmininiz var mı?"
Büyük bir dikkatle gözlerime bakarken kafasını belli belirsiz iki yana salladı.
"Henüz konuşmak için çok erken Verda Hanım."
Yerden kalktığımda Lev benim ardımdan tekrar cesede kısaca göz attı. Ben eldivenleri çıkarırken Aslan yanıma geldi.
"Sen sormadan söyleyeyim, mp3 çalar dışında bir not kağıdı bırakmış. 'Size sandığınızdan daha yakınım.' yazıyordu."
Aslan oflayarak ellerini saçlarından geçirdi.
"Ekip etrafı araştırıyor. Umarım bir iz bulurlar."
"Ben anlamıyorum bu İstanbul nasıl kaçıyor. Hiçbir tekerlek izi yok, ayak izi yok. Havalanıp uçuyor mu bu?"
Aslan tam ağzını açmıştı ki yanımıza endişeyle bir adam geldi. Başta tanıyamasam da sonradan hatırladım. Aslan'ın en sevdiği komiser Orkan.
"Amirim, size kötü bir haberim var."
Aslan kaşlarını çatarak ona döndü.
"Daha ne kadar kötü bir haberin olabilir Orkan?"
"İstanbul Katili bir cinayet daha işlemiş. Buradan iki kilometre uzaklıkta. Gidip ona da bakmanız gerekiyor. Cesedin üstündeki mp3 çaları bizim ekip aldı ama detaylı inceleme için sizi ve dedektifleri bekliyorlar."
Aslan elini yüzüne götürüp burun kemiğini sıktı. Sakin kalmaya çalıştığı belliydi. Lev'e dönüp baktığımda bizi izlediğini gördüm.
"Tamam Orkan. Yeterli ekip var mı?"
"Var."
"O zaman Verda Hanım ile Lev Bey'i olay yerine götür."
"Baş üstüne amirim."
Orkan bakışlarını bana çevirdiğinde beni tanımadığını anladım. Benden sonra Lev'e baktı.
"Beni takip edin."
Lev ve ben onun peşinden giderken bir andan da etrafıma bakıyordum. Burası şehir merkezine uzak bir yerdi. Acaba cesedi kim bulmuştu?
Bir arabanın önünde durduğumuzda Lev kapımı açıp içeri geçmem için elini uzattı. Gülümseyerek arabaya bindiğimde o da yanıma geçip kapıyı kapattı. Orkan arabayı sürmeye başladığında kemerimi taktım. Ne kadar arkada da otursam kemersiz rahat etmiyordum. Yüzlerce takıntımdan biriydi. Gerçi kemerin arka ya da ön koltukta oturmayla alakası yoktu. Her türlü kemerin takılması gerekiyordu.
Lev'e çaktırmadan baktım. O kemerini takmamıştı.
İki dakika sonra araba durduğunda burada da bir sürü polis arabasının durduğunu gördüm. Araçtan inip üçümüz de yürüdük. Bu sefer sorunsuz bir şekilde şeridin altından geçtim. Karşımda yerde boylu boyuna yatan cesede doğru ilerledim.
"Eldiven!"
Eldivenler geldiğinde hızlıca yine Lev'den önce takıp cesede eğildim. Tanıdık o çürüme kokusu burnuma geldiğinde derin nefes almamaya çalıştım.
Kurban tahminen yirmili yaşlarında bir oğlandı. Az önceki adam gibi onun da yüzünde dehşet ifadesi vardı. Ağzı ve gözleri açıktı. Toplam yirmi iki bıçak darbesi vardı. Karnı deşilmiş ve kalbinin hemen sağ tarafında kurşun yarası vardı. Bu az önceki cesetle resmen aynıydı.
Elimi çenesine götürüp yüzünü hafifçe kendime çevirdim. Gözümün önüne bir o adamın bir de bu oğlanın yüzünü getirdim. Birbirlerine tip olarak benziyorlardı. Yakın yerlerde, aynı şekilde öldürülmüşlerdi. İkisinden de aynı kötü koku geliyordu. Yaşlarını düşünürsek aralarında bir bağ olduğu açıktı.
"Baba-oğul olabilirler mi?"
Tahminimi sesli bir şekilde söylerken Lev de yanıma eğildi. O sesini çıkarmadan cesedi gözleriyle incelerken ben üstünü aramaya başladım. Pantolonun cebinde elime bir şey çarptığında hızlıca çıkardım. Bu bir cüzdandı.
Kaşlarım çatıldı. Kahve, deri cüzdanı yandan açtım. İçinden sadece bir kimlik çıktı. Kimlik bu oğlana aitti. İsmi Hakan Ali Şimşek idi. Baba adı Harun Şimşek, anne adı Kevser Şimşek. Mavi kimliği elimde evirip çevirdim. Eski kimliklerdendi. Bunlar değişeli kaç yıl olmuştu? Niye hala bu kimliği kullanıyordu ki?
Kimliği ve cüzdanı getirilen şeffaf poşetin içine koyup kilitledim. Poşeti geri verdikten sonra Lev'e baktım.
"Siz incelemeyecek misiniz?"
"Ben çoktan inceledim Verda Hanım."
Kaşlarım çatılırken şüpheyle ona baktım. Ne ara ve nasıl?
Lev ayağa kalktığında ben de kalktım. Eldivenleri çıkarıp yanımda duran polise verdim. O gidip eldivenleri çöpe atarken Lev'e baktım.
"Herhangi bir düşünceniz var mı?"
"Hala bunun için erken olduğunu düşünüyorum."
"Peki hala katilin kadın olduğunu mu düşünüyorsunuz?"
Kısa bir süre yüzüme baktı. Benden şüphelendiğine neredeyse emin olacaktım.
"Belki."
Kafamı salladım. Daha sonra Orkan'a seslendim.
"Orkan!"
Kafasını bana çevirdi. Yanına gidip onunla konuşmaya başladım.
"Ekipler etrafı araştırdı mı?"
"Evet. Ortada hiçbir şey yok. Siz daha iyi bilirsiniz elbet ama bence cinayeti burada işlememiş."
Gülümsedim.
"Haklısın. Cinayet burada işlenmedi. Hatta bugün bile işlenmedi. Ya dün ya da iki gün önce."
Kaşlarını çattı.
"Bunu nasıl anladınız?"
"Etrafta kan izi yok ve ceset artık çürümeye başlamış. Belli ki ceset taze değil."
Yüzünü buruşturmamak için kendini zor tuttuğunu fark ettim. Ceset taze değil, pek hoş bir cümle değildi ama doğruydu.
"Tamam."
"Senden bir ricam olacak. Bana bu çocuğun ve üç kilometre ötedeki adamın ölmeden önceki hayatını araştırıp dosyasını bana ulaştırır mısın? Mümkünse yarın dosya elimde olsun. İlla ki bunu yapacaksın ama önce bana verirsen çok mutlu olurum."
Kaşlarını çattı ve beni baştan aşağıya süzdü.
"Neden benden bunu istiyorsunuz?"
"Sadece elimde bir kopya olsun istiyorum. Yapamaz mısın?"
Bir omzunu indirip kaldırdı.
"Yo yaparım."
"Güzel. Bu konuşma aramızda kalırsa sevinirim."
Orkan bana dik dik ve kafasındaki soru işaretleriyle baksa da ona bir açıklama yapmadan tekrar Lev'e doğru yürümeye başladım. Fark etmediğimi sanıyordu ama Orkan'ın yanına gittiğimden beri beni izlediğini biliyordum. Şimdiyse ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.
Yanına vardığımda gülümsedim.
"Eğer işiniz bittiyse gidebiliriz."
"Bitti Verda Hanım."
Aynı ketum ve soğuk ifadeyle yüzüme bakarken yanımıza bir polis geldi.
"Orkan Bey sizi diğer cinayet mahalline bırakmamı emretti."
Önden polis arabaya ilerlediğinde onu takip ettik. Lev yine kapımı açıp geçmem için bekledi. Aynı gülümsemeyle arabaya binip kemerimi bağladım. Araç hareket etmeye başladığında kafamı Lev'e çevirdim.
"En fazla iki gün sonra otopsi sonuçları gelir."
"Gelsin. Gelsin de aslında nasıl öldürüldüklerini öğrenelim."
"Size bir iz bırakmadığından bahsetmiştim. O zaman beni tiye almamıştınız ama umarım şimdi ikna olmuşsunuzdur."
Lev derin bir nefes verdi. O bana bakmak yerine yola bakıyordu.
"Daha etrafı kendim araştırmadım Verda Hanım. Ne yazık ki izin verilmedi. Ama kurbanların yakınları ile bizzat ben konuşacağım."
Ağır ağır kafamı salladım.
"Konuşun Lev Bey."
Kafamı cama çevirdim. Başta ben de kurbanların yakınlarıyla konuşuyordum ama daha sonra bunun bir faydasını görmediğimi fark etmiştim. Kime sorsam hepsi çok iyi, hiç suçu yok, kötülük ne bilmez diyordu. Ama sonra bir bakıyordum sicili epey kabarıktı.
Ayrıca hiçbiri yakınları tarafından öldürülmüyordu. Onları İstanbul öldürüyordu. Bu yüzden yakınları da bir şey bilmiyordu. Tabi yine de her ihtimale karşı sorguya çekildiklerinde dediklerini kayıt altına aldırıp dinliyordum. Bir de üstüne Aslan'dan da dinliyordum.
Araba durduğunda kapıyı açıp indim. Hızlıca vakit kaybetmeden Aslan'ı aradım. Ekiple konuştuğunu görünce birkaç metre ötede konuşmasının bitmesini bekledim. Aslan onların yanından ayrıldığında hızlıca başka kimse gelmesin diye yanına koştum.
"Aslan, bir haber var mı?"
"Hayır. Kilometrelerce öteyi arıyorlar. Her yeri karış karış inceliyorlar ama o kadar garip ki bir tane tekerlek izi yok. Hatta birkaç saattir buradan araba geçmiyor."
"Kameralar?"
"Daha incelemediler. Yarın sabaha elime ulaşır."
Sıkıntıyla nefes verip tekrar konuştu.
"Sen benim arabayı al git. Ben muhtemelen emniyette sabahlayacağım."
"Emin misin?"
"Eminim. Eğer senin işin bittiyse git. Orkan ile ben emniyete geçerim."
Kafamı salladım.
"Sen bilirsin. Kolay gelsin sana Baş Komiser Aslan."
"Kolaysa başına gelsin, diyeceğim ama zaten başında."
Gülerek arabanın anahtarını ondan aldım. Arabaya doğru ilerlerken yolun kenarında Lev'i gördüm.
"Lev Bey!"
Arkasına dönüp bana baktığında adımlarımı hızlandırdım.
"Gidiyor musunuz? İsterseniz sizi eve bırakabilirim."
"Henüz gitmiyorum Verda Hanım. Siz baya erken gidiyorsunuz."
"Aylardır bunu çok kez tecrübe ettim Lev Bey. Emin olun burada durmanız sadece zaman kaybı. Ama siz bilirsiniz. Yaşayarak görmeniz çok daha iyi. İyi akşamlar."
"İyi akşamlar Verda Hanım."
Arabaya doğru ilerleyip kapıyı açtım. Hızlıca arabayı çalıştırıp gaza bastım. Direksiyonu çevirip gidebildiğim kadar hızlı gitmeye başladım.
Işıkta durduğumda telefonum çaldı. Telefonumu çıkartıp arabanın mıknatıslı tutamaç kısmına telefonu taktım. Arayan İstanbul idi. Çağrıyı cevaplandırdım.
"Ne oldu İstanbul? Bizi uğraştırmayıp cinayeti nasıl işlediğini kendin mi anlatacaksın?"
Hırıltı.
"Sana da merhaba dedektif. Seni bu saatte yormayı hiç istemezdim ama ben geceleri takılmayı daha çok seviyorum."
"Komik değilsin İstanbul."
Yeşil ışık yandığında gaza bastım.
"Beni kırdın dedektif. Aslında espritüel bir kişiliğim vardır."
"Sen beni sohbet etmek için falan mı arıyorsun?"
Mırıldandı.
"Ne yapayım, ülkece aranan bir katil olunca pek arkadaşın olmuyor."
Göz devirdim.
"Asıl arama sebebini söyle."
"Aman be dedektif, tamam. Hiç eğlenceden anlamıyorsun."
Cevap vermedim. Konuşmadığımı görünce derin bir nefes vererek konuştu.
"Bıraktığım notu görmüşsündür."
"Gözümüzün önünde olduğunu mu? Evet, gördüm. Güzel hedef şaşırtıyorsun."
"Hedef şaşırttığımı nereden biliyorsun dedektif?"
"Salak değilim de ondan."
"Ama on yıl önce yaptığını kimsenin görmediğini sanman salaklık değil mi dedektif?"
İstanbul'un dediği ile aklım on yıl önceye gitti. Elim ayağım birbirine dolaşırken yediğim korna sesleri ile kendime geldim. Aceleyle kendimi toparlamaya çalışırken İstanbul kahkaha atıyordu.
"Dikkat ol dedektif. Kaza yapıp ölmeni istemem. Daha önce de dediğim gibi sen bana diri lazımsın."
"Piç kurusu!"
Sinirle telefona bağırdığımda İstanbul tekrar kahkaha attı. Ellerim direksiyonu sıkmaktan beyazlamıştı. Bu şerefsiz biliyor muydu? Görmüş müydü? Ne kadarını biliyordu?
"Gerçekten çok şaşkınım dedektif. Geçmişte iki insanı öldürüp daha sonra da katilleri bulmaya çalışan bir dedektif olmuşsun. Peki seni hangi dedektif bulacak?"
Küçük bir kahkaha attı.
"Baksana, rolleri değiştik şimdi. Sen, katil; ben, dedektif."
Ağzımı açıp tek kelime edemiyordum sinirden. Hayır, mümkün değildi. Orada kimse yoktu. Hala kabullenemiyordum. Orada kimse olamazdı, her şeyi planlamıştım!
"Sen bunları bir düşün dedektif. Bakalım kanlı geçmişin sana neler söyleyecek."
𝄢𝄢𝄢