İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 25 · 11 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 25

Uzun Süreli Misafir

Başımda muhteşem bir ağrı vardı. Midem bulanıyordu. Kirpiklerim sanki birbirine yapışmış gibiydi. Gözlerimi açmak istesem de açamıyordum. Hareket bile edemeyecek kadar kötü hissediyordum kendimi.

Saçlarımda bir el hissettim. Saçlarımdaki o el aklımı başıma getirdiğinde zor da olsa gözlerimi açtım. Karşımda gördüğüm yeşil gözlü adamla kaşlarım çatıldı.

"Sonunda uyandın dedektif. Saçlarını okşamamı mı bekliyordun?"

Saçlarımdaki elini alıp sertçe itekledim. Hızlıca yataktan kalkmıştım ki başımın dönmesiyle dengemi kaybettim. İstanbul kolumdan ve belimden tutup tekrar yatağa oturttuğunda hemen ondan uzaklaştım.

"Dokunma bana!"

İstanbul geri çekildiğinde onu inceledim. Üstünde siyah atlet ve siyah eşofman vardı. Saçları siyah diyebileceğim kadar koyu kahveydi. Sert yüz hatlarının yanı sıra onu sert gösteren kaşlarıydı. Kaşları benimkinden bile biçimliydi ve onu kızgın gösteriyordu. Yeşil gözleri ise her zamanki gibi canlı ve parlaktı. Dolgun dudaklarını bir kenarı yukarı kıvrıldığında kaşlarımı çattım.

"Beni mi inceliyorsun dedektif?"

"Kes sesini! Uzak dur benden ruh hastası!"

Yatakta dönüp karnına tekme atmaya çalıştım ama yana kaçtı. Hızlıca yataktan kalkıp bu sefer de yumruğumu savurdum. Bileğimi tutup çevirdi. Kolumu sırtımda birleştirdiğinde geriye doğru kafa attım.

"Bunu daha önce yapmıştın dedektif."

"Ama bunu yapmadım."

Boşta kalan kolumun dirseğini karnına geçirdim ve bacak arasına tekme attım. İstanbul acıyla inlediğinde elinden kurtuldum ve yüzüne sert bir tokat attım.

"Öldüreceğim lan seni!"

Tekrar üstüne atlamıştım ki iki kolumu da havada yakaladı. İkisini de ters çevirdiğinde bu sefer ben acıyla inledim. Bir anda yüzümü duvara yasladı.

"Sabrımı daha fazla zorlama istersen dedektif. Benim sana zarar vermek gibi bir niyetim yok ama sen beni çok zorluyorsun."

"Hiçbir bok yapamazsın!"

Kolumu biraz daha sıkıp çevirdiğinde acıyla bağırmamak için kendimi zor tuttum.

"Sana zarar vermek istemediğim için bir şey yapmıyorum dedektif. Yoksa bana karşı dövüşte şansın yok."

Çırpınıp elinden kurtulmaya çalıştım ama şerefsiz fazla güçlüydü.

"Dedektif, seni bir yere bağlayıp beni dinlemeye zorlayabilirdim ama yapmıyorum. Lütfen sakince otur ve beni dinle."

Sinirle bağırdım.

"Tabi, sandalyeye bağlamazsın ama ağzıma bezi dayayıp beni bayıltırsın! Büyük bir kaos yaratıp beni kaçırırsın! Bıçakları değiştirip suçu benim üstüme atarsın! Ama asla sandalyeye bağlamazsın, ne kadar da düşüncelisin sen öyle ya!"

"Şu an ki hareketlerine bakarsak seni bayıltmakla iyi yapmışım."

Sinirle kafamı çevirmeye çalıştım. Çırpınmayı bıraktım çünkü hem hareket edemiyordum hem de yaptığım ufak tefek hareketler canımı daha çok acıtmama neden oluyordu.

"Artık sakin misin?"

"Hala seni öldürmek istiyorum."

"Güzel."

İstanbul kollarımı bırakıp geri çekildiğinde ona döndüm. Bileğimi ovuşturmamak için kendimi zor tutuyordum. Aklıma kelepçe geldi. Nasıl çıkardığını sorgulamıyordum. Bıçakları değiştiren bir adam basit bir kelepçeyi kendi kol gücüyle bile açardı. Ki İstanbul'un fiziksel gücünü düşünürsek bu çok muhtemeldi.

"Konuş, dinliyorum."

İstanbul sırıttı. Omuz silkerek bir iki adım geriye çekildi.

"Uzun bir süre burada misafirimsin dedektif. Ve bana yardım edeceksin."

Kaşlarım çatıldı. Diyecekleri bu kadar kısa ve saçma mı mıydı yani?

"Bir süre burada kalacağımı ben de biliyorum. Sana yardım edeceğim konuya gelirsek; ne hakkında yardım istiyorsun bilmiyorum ama sana asla yardım etmem."

Çenesini hafifçe aşağıya eğip tek kaşını kaldırdı.

"Diyorsun?"

Onun aksine ben çenemi havaya kaldırdım.

"Diyorum."

"Eh, sen bilirsin."

Omuz silktiğinde kaşlarım daha da çatıldı. Bu kadar basit olamazdı.

"Çıkar ağzındaki baklayı."

"Zeki dedektif."

"Ruh hastası katil."

Bu sefer o kaşlarını çattı.

"Hiç altta kalmaz mısın sen?"

Dik dik ona bakmaya devam ettiğimde gözlerini devirdi.

"Her neyse. Fark ettiysen sana ricada bulunmadım. 'Edeceksin.' dedim."

"Yoksa?"

Ben tek kaşımı kaldırıp diklenmeye devam ederken o sırıttı.

"Yoksa mesleğine elveda dersin dedektif. Ve hayatına da. Bunca sene çalışıp didindikten sonra hapse girmen bence sadece seni değil aileni de üzer." Bir anda çok önemli bir şey hatırlamış gibi gözleri büyüdü ve elini ağzına götürdü. Yapmacık bir tavırla konuştu.

"Ah, çok pardon. Ailen değil annen diyecektim. Sonuçta babanı ve ağabeyini öldürerek..."

Daha fazla konuşmasına izin vermeden hızlıca yakasına yapıştım.

"Sen bunu nereden biliyorsun?"

Sırıtarak yüzüme baktığında oldukça eğlendiğini gördüm. Yakasını sertçe çekiştirirken bağırdım.

"Konuşsana lan! Nereden biliyorsun?"

İstanbul yakasındaki ellerimi tutup çekmeye çalıştı ama bırakmadım.

"Sakin ol dedektif. Nereden bildiğimi elbette ki sana söylemeyeceğim."

Sinirle onu ittirerek yakasını bıraktım.

"Hiçbir şey yapamazsın! Elinde kanıt yok!"

Tek kaşını kaldırarak elini eşofmanının cebine attı. İçinden bir USB çıkardığında gözlerim korkuyla büyüdü.

"Bu USB'nin içinde hem babanı hem de ağabeyini öldürürken ki görüntülerin var dedektif."

Ellerim buz kesmişti. Gözlerimi USB'den alamıyordum. Yutkunmaya çalıştım ama boğazımda bir yumru vardı. Bakışlarımı tekrar İstanbul'a çevirdim.

"Hayır. Yalan söylüyorsun. Blöf yapıyorsun."

"Deneyip görmek ister misin?"

Saçlarımı çekiştirmemek için kendimi zor tutuyordum. Hayır. Bunu yapamazdı. Yıllarca buralara kadar gelmek için yapmadığım fedakarlık kalmamıştı. Hapse giremezdim, mesleğimi bırakamazdım, bunca yıllık emeğimi ve çilemi çöpe atamazdım.

Hızlıca öne doğru atılıp İstanbul'un elinden USB'yi almaya çalıştım fakat geriye kaçtı. USB'yi avucunun içine hapsettiğinde kahkaha attı.

"Ee dedektif, hala bana yardım etmiyor musun?"

"Seni adi köpek!"

Çıldırmamak için kendimi zor tutuyordum. Beni resmen tehdit ediyordu. Ve tehdidi önemsiz bir mesele değildi. Kanlı geçmişim yüzünden elimdeki her şeyi kaybedebilirdim. Annem kahrolurdu. O da babamı ve ağabeyimi öldürdüğümü bilmiyordu. O yaşlı adam ikisine de kaza süsü vermişti. Güya araba kazasında ölmüştü ikisi de. Bu sırrı sadece ben ve o yaşlı adam biliyordu. Ve şimdi bir de İstanbul.

"Ağzın gerçekten çok bozuk dedektif. Daha birkaç saat önce seni hapse girmekten ve ölmekten kurtardım. Bana böyle kaba kelimeler kullanman çok terbiyesizce."

Dedikleri ile artık kan beynime sıçramıştı. Sinirle göğsüne yumruk atarak onu ittirdim.

"Senden mi öğreneceğim lan terbiyeyi!? Kurtarmasaydın it! Ben mi dedim gel beni kurtar, diye!? Ayrıca benim kurtarılmaya ihtiyacım bile yoktu! Bıçakları değiştirdiğini kanıtlamam iki saatimi bile almaz!"

Yüzündeki sırıtış ve gözlerindeki keyif asla silinmiyordu. Bu beni daha da delirtiyor ve sakin kalmamı engelliyordu.

"Bıçakları değiştirdiğimi anlayacağını biliyordum elbet dedektif. Ama bunu senden başka kimse anlayamazdı. Çünkü sadece bıçakları değiştirmekle kalmadım."

Kafayı yemek üzereydim. Sinirden başım dönüyordu resmen.

"Ne yaptın başka? Daha ne yapmış olabilirsin ki!?"

"Ne yapmadım ki? Ama bunu zamanı geldiğinde öğreneceksin zaten dedektif."

"Bana 'dedektif' deyip durma, ağzını yırtacağım yoksa!"

Kafasını geriye atıp kahkaha attı.

"Tehditlerin asla bitmiyor. Bu kadar şiddete düşkün olman iyi bir şey değil dedektif. Senin de içinde ruh hastası biri yatıyor, inan bana."

Yüzüne yumruk atmak istedim ama bileğimi tutup geri savuşturdu.

"Sen biraz dinlen dedektif. Çekinme, kendi evinmiş gibi rahat et. Benim yapmam gereken işler var."

Odadan çıkmak için arkasını döndüğünde gözlerimi etrafta gezdirdim. Komodinin üstünde gördüğüm bibloyu kafasına geçirmek için hızlıca aldım. Arkamı dönüp tam kafasına biblo ile vuracaktım ki bir anda yana kaçtı. Ben dengemi sağlayamayıp dizlerimin üstüne düşerken biblo elimden fırlayıp odanın dışına gitmişti. İstanbul'un cıklayan sesini duyduğumda kafamı sinirle yukarı kaldırdım.

"Sana arkamı dönemiyorum resmen dedektif."

Kolumdan tutup beni kaldıracağı sırada onu ittirdim.

"Sana bir daha bana dokunma dedim!"

Kendim ayağa kalktığımda İstanbul çoktan odadan çıkmıştı. Kapıyı üstüme kapattığında koşup geri açmaya çalıştım. Ben kolu zorlarken duyduğum kilit sesiyle kapıya yumruk attım.

"Evcil hayvanın mıyım lan ben senin!?"

"Evcil olmadığın kesin dedektif."

Adım seslerini duyduğumda bu sefer kapıya tekme attım. Fakat ayağımın acısı ile dişlerimin arasından derin bir nefes verdim. Tek ayak üstünde zıplayarak yatağa oturdum.

"Şerefsiz, psikopat, manyak, ruh hastası, deli!"

Ellerimi saçlarıma götürüp çekiştirdim. Adamın elinde kanıt vardı. Beni bitirirdi. Eğer o USB'nin içindekileri birisi görürse ben biterdim. Gerçek anlamda hayatımın sonu gelirdi. Annemin yüzüne bakamazdım.

Aklıma annemin gelmesiyle ellerimle yüzümü kapattı. O ne yapıyordu şimdi? Muhtemelen her zamanki işlerini. Peki bana ulaşmaya çalışıp başaramadığında ne olacaktı? Eğer telefonunu açamazsam sonrasında mutlaka ona geri dönüş yapardım. Anlayacaktı. Başıma bir iş geldiğini düşünecekti. Bana ulaşamadıkça kendini yer bitirirdi. Afra'yı arayacaktı ama Afra ona ne söyleyecekti ki? Nasıl söyleyecekti? Oyalasa ne kadar oyalayabilirdi? Annem korkudan ve endişeden hastanelik bile olabilirdi.

Sinirle elime ilk gelen şeyi, yastığı, odanın bir köşesine fırlattım. Kendimi çok umutsuz ve çaresiz hissediyordum. Bu duyguyu seneler önce yaşamış ve nefret etmiştim. Bir daha yaşamayacağıma dair kendime yemin etmiştim. Ama gel gör ki hayatın benim için başka planları varmış!

"Orospu çocuğu ya, orospu çocuğu!"

Gözlerim dolduğunda hızlıca sildim. Ağlamayacaktım. Bu kadar kötü durumda değildim. Buradan kaçmanın bir yolunu bulabilirdim.

Ama bulduğumda ne olacaktı? İstanbul o USB'yi değil bütün ülkeye, tüm dünyaya gösterirdi. O USB'yi bir şekilde İstanbul'un elinden almam gerekiyordu.

Sakin ol Verda. Sakin ol. Şimdilik dediği her şeyi yapabilirdim. Daha en başından öyle çok üstüme geleceğini sanmıyordum. O zamana kadar zaman kazanıp USB'yi alır ve buradan kaçmanın bir yolunu bulurdum.

Ben böyle düşünüp umutlanırken aklıma bir ihtimal daha geldi. Ya kopyası varsa? Ya o USB tek değilse?

Kafamı iki yana salladım. Hayır. Daha fazla düşünmeyecektim. İftira atıldığını söylerdim. Ben bir dedektiftim. Kimse bir katile inanmazdı.

Kafamı kaldırıp odayı inceledim. Koyu mavi, gri ve siyah tonlarında geniş bir odaydı. Büyük bir gardırop, yatak, makyaj masası, komodin, şifonyer ve boy aynası ile sanki burada esir gibi değil de misafir gibiydim. Sıkıntı olarak görebileceğim tek şey odada pencerenin olmamasıydı.

"Ruh hastası."

Yataktan kalkıp ortalığı karıştırmaya başladım. Önce hemen yanımdaki komodinin üst çekmecesini açtım. Boştu. Alt çekmeceyi açtığımda o da boştu. Bu sefer gardıroba ilerledim. Kapaklarını açtığımda içinin kıyafetlerle dolu olduğunu gördüm. Kaşlarım havaya kalktı. Burada her türden kıyafet vardı. Elbiseler, etekler, pantolonlar, şortlar, tunikler, croplar ve daha fazlası. Yazlık giysiler, kışlık giysiler, mevsimlik giysiler.

"Adama bak! Sanki ömrüm boyunca burada kalacağım."

Tam kapaklarını kapatacağım sırada gördüğüm kazaklarla gözlerim büyüdü. Lacivert kazak, mor kazak, zümrüt yeşili kazak, simli kazak, füme kazak... renk renk, çeşit çeşit bir sürü kazak vardı ve hepsi çok güzeldi

Hayranlıkla en üsttekine elimi uzatmıştım ki ne yaptığımı fark ettim. Yüzümdeki gülümsemeyi yeni fark ediyordum. Kaşlarım çatıldı. Hemen elimi geri indirip dolabın kapaklarını sertçe kapattım. Birkaç tane kazak gördüm diye kendimi kaybetmiştim resmen.

Gardıroptan uzaklaşıp şifonyere yürüdüm. Dört çekmecesi vardı. Birinci çekmece dörde ayrılmıştı. Çoraplar, atletler, sütyenler ve iç çamaşırları vardı. Gözlerim büyüdü. Sütyenlerden birini alıp numarasına baktım. Benimkiyle aynıydı. Hızlıca geri yerine bıraktım.

"Sapık. Ruh hastası sapık."

Çekmeceyi kapatıp ikinciyi açtım. Burada pijamalar vardı. Üçüncü ve dördüncü çekmecede ise yatak örtüleri, çarşaflar, pikeler ve yorgan vardı.

Geriye çekildim. Odayı incelerken gördüğüm kapı ile kaşlarım çatıldı. Sinirden bu kapıyı görmemiştim. Muhtemelen lavaboydu.

Kapıyı açıp içeriye baktığımda doğru tahmin ettiğimi anladım. Banyo da oda gibi genişti. Bir köşede küvet, diğer köşede duşakabin vardı. Tuvalet, lavabo ve banyo dolabı da vardı. Hızlıca gidip dolabı açtım. Havlular, diş fırçaları, diş macunları, sabunlar, şampuanlar, saç kremleri ve bornoz vardı.

"Psikopat, burada kalıcıymışım gibi aldıkça almış."

Dolabın kapaklarını kapatıp banyodan çıktım. Oflayarak banyonun kapısını kapatırken tekrar odaya göz gezdirdim. Silah olarak kullanabileceğim sert bir şey yoktu. Bir tek biblo vardı onu da atamayarak hakkımı kaybetmiştim.

Sırtımı yatak başlığına yaslayarak oturdum. Elimden hiçbir şey gelmemesi beni sinirlendiriyordu. İstanbul'un benimle alay etmesi de üstüne tuzu biberiydi. Şu odanın rahatlığı bile beni ciddiye almadığının belirtisiydi.

"Şerefsiz!"

"Ağzın gerçekten çok bozuk dedektif."

Aklıma dediği geldiğinde göz devirdim. Sen daha benim ağzımın bozuk halini bile görmedin it!

"Daha birkaç saat önce seni hapse girmekten ve ölmekten kurtardım."

Hapse girmekten kurtarmışmış. Sağ ol ya! Önce beni suçlu konumuna düşür ondan sonra 'Seni hapse girmekten kurtardım!' bok ye! Ölmekten kurtarmış bir de. Kargaşayı yaratıyor, arabayı kurşunluyor sonra gelip 'Ölmekten kurtardım.' kurtarmasaydın!

Sinirden yerimde tepinmemek için kendimi zor tutuyordum. Bu şekilde oturup beklemek istemiyordum ama yapacak bir şeyim de yoktu.

Ayağa kalktım. Odada volta atarken ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Beni bu odada sonsuza kadar tutamazdı. İlla ki çıkaracaktı. Bu odadan çıktığım zaman yapacağım ilk şey mutfaktan bir bıçak alıp İstanbul'u ciddi derecede yaralamak olacaktı.

𝄡

Oflayarak yastığa bir yumruk attım. Ne zamandır bu odadaydım bilmiyordum. Odada saat yoktu ve artık düşünmekten beynim acıyordu. Ayrıca sıkılmaya da başlamıştım. Ne gelen vardı ne de giden. Birkaç kere bağırıp kapıya vurmuştum ama hiçbir işe yaramamıştı.

Kapıdan duyduğum kilit sesiyle heyecanla kafamı kaldırdım. Kapı açıldığında içeriye İstanbul girdi. Elindeki yemek tepsisini gördüğümde tek kaşımı kaldırdım.

"Nasılsın dedektif? Kusura bakma, bu kadar geç kalmak istemezdim ama işim uzadı biraz. Acıkmışsındır."

Yanımdan geçip tepsiyi komodine bırakırken gözüm açık olan kapıya takıldı. Tam koşmak için adımımı atmıştım ki bir anda kolumdan tutuldum ve yatağa düştüm. Sinirle kafamı İstanbul'a çevirdiğimde bana onaylamaz bakışlar atıyordu. İki elini de beline koydu.

"Bu odadan çıksan bile bu evden çıkamazsın dedektif. Boş yere kendini yorma."

"Bu odadan çıkayım, ilk işim seni öldürmek olacak."

Tükürürcesine konuşmamla güldü.

"Ben deyince kızıyorsun ama senin de içinde bir psikopat var. Ve yaparsın, biliyorum. Beni öldürmene rağmen de yakalanmazsın. Sonuçta daha önceden deneyimin var değil mi dedektif?"

"Şu konuyu bir daha açarsan..."

"Ne yaparsın? Kafama biblo mu atarsın?"

Yaptığı gönderme ile daha da sinir olurken İstanbul gülüyordu.

"Yemeğini ye dedektif. İçinde zehir yok, merak etme. Kaçıncı söyleyişim bilmiyorum ama hatırlatırım ki seni öldürmek gibi bir planım yok."

Odadan çıkarken arkasını dönmeden konuştu.

"Banyonun yerini biliyorsun. Üstünü değiştirmek istersen bu odadaki her şey senin, bunu da biliyorsun. Yani çekinmeden kıyafetleri kullanabilirsin dedektif. Nasılsa uzun bir süre burada misafirsin. Eğer odada kamera olduğunu düşünecek olursan söyleyeyim, yok. Çünkü ben sapık bir adam değilim. Keyfine bak! Seni tekrardan ziyarete geleceğim dedektif."

Kapıyı kapatıp arkasından kilitledi. Sinirle arkasından söylendim.

"Mal! Ruh hastası herif! Ben de sana inanırım zaten! Sapık bir adam değilmişmiş, göt!"

Komodinin üzerindeki tepsiyi alıp yatağa oturdum. Tepsinin üzerinde mercimek çorbası, ekmek, kuru fasulye, pilav, kola ve su vardı. Suyu alıp komodinin üzerine koydum. Çorbayı içip kuru fasulye ile pilavı yedim. Tepsinin içinden dilimlenmiş ekmekleri alıp tepsiyi komodine bıraktım. Yemeğin yanında içecek sevmediğimden kolayı da bıraktım.

Ekmek dilimlerini kemirirken sıkıntıdan ölmek üzereydim. Ben bir yere tıkılıp kalmaktan nefret ediyordum. Kendi evim veya salonum olsa neyse. Ama şu şartlarda sadece sinirleniyordum.

Ekmek dilimlerini bitirdiğimde koladan bir yudum aldım. Bardağı geri tepsiye bırakıp yatakta uzandım. Yapabileceğim bir şey yoktu. Zaman da geçmek bilmiyordu. Geçse de ben hissetmiyordum. Yatakta rahat bir pozisyon alıp gözlerimi kapattım. Uyumaya çalışıyordum ama aklıma sürekli psikopat bir katille aynı evde olduğum geliyordu. Beni öldürmeyecek olması bana güven vermiyordu.

Kafamdaki düşünceleri atıp uykuya konsantre oldum. Kaç dakika geçmişti bilmiyordum ama mayıştığımı hissettim. Kapının açıldığını duysam da kafamı kaldırıp bakacak enerjiyi kendimde bulamadım. Uykunun rahat kollarına bıraktım kendimi.

𝄢𝄢𝄢

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.