İçeriğe geç

İstanbul Katili

Bölüm 15 · 12 dk okuma

İstanbul Katili

Bölüm 15

Gece Ziyareti

Aslan arabayı eve sürerken aklına bir şey gelmiş gibi ofladı.

"Lanet olsun!"

Kaşlarımı çatarak kafamı ona çevirdim.

"Ne oldu?"

"O eve artık gidemeyiz."

Demek istediğini başta anlamasam da sonradan kafama oturduğunda derin bir nefes verdim.

"Ben de bir şey oldu sandım."

Bana şaka yapıp yapmadığımı sorar gibi baktı.

"Başka ne olmasını beklerdiniz Dedektif Verda Hanım?"

Göz devirdim.

"İstanbul biz nereye gidersek gidelim bizi bulacak zaten Aslan. Ha o eve gitmişiz ha başka bir yere. Hatırlatırım, İstanbul benim de evime geldi."

Aslan homurdandı.

"Onu bir elime geçirirsem sorgu odasında döve döve öldüreceğim."

"Kamerayı çevirmeyi unutma da."

"Unutmam."

Aslan arabayı kenara çekip durdu.

"Nereye gideceğiz?"

"Eve gideceğiz Aslan. Dediğim gibi biz nereye gidersek gidelim İstanbul bizi bulacak."

"Ama başka bir yere gidersek en azından bizi bulmak için zaman kaybeder."

Ona salaksın der gibi baktım. Sanırım o da saçmaladığını anlamış olacak ki oflayarak önüne döndü.

"Hava kaçırmaya devam mı edeceksin yoksa arabayı eve mi süreceksin?"

Bana yandan bir bakış atıp arabayı tekrar çalıştırdı.

"Arabayı süreceğim. Ama eve değil. Otele. Bir arkadaşımın bize yardımcı olacağından eminim."

Omuz silktim.

"Sen bilirsin."

Bana kalsa bu bir çözüm yolu değildi. Hiçbir işe de yaramayacaktı. İstanbul istese oraya da gelirdi.

"Arkadaşın sana yardımcı olur, bana değil. Sen beni evime götür. Zaten yeterince yük oldum sana."

Bıkmış bir şekilde nefesini verdi.

"Ben bunları duymaktan bıktım, sen söylemekten bıkmadın. Yük falan olduğun yok Verda. Meslek arkadaşıyız biz. Senin canın da benim canım kadar önemli. Bana yük olsan baştan seni evime almazdım zaten. Ayrıca arkadaşım seve seve sana da yardım eder."

"Aslan gerçekten gerek yok."

"Var."

Tam ağzımı açmıştım ki Aslan tekrar konuştu.

"O zaman şöyle diyeyim; ya benimle gelirsin ya da ben senin peşine ekip takarım. Seç."

Sinirle derin bir nefes verip suratına baktım. Hassas olduğum noktayı iyi biliyordu şerefsiz.

"Seçimini yaptığını düşünüyorum. Teşekkür edilecek bir şey yok, kim olsa aynısını yapardı."

Aslan bilmiş bilmiş konuşurken ona göz devirerek önüme döndüm. Yolu seyrederken aklım İstanbul'da idi. Cebimdeki yüzüğün varlığını saatler sonra ilk defa hissettim. Her ihtimale karşı bu yüzüğü yanımdan ayırmıyordum. Daima cebimdeydi.

Sabah bana verdiği simitleri ve poğaçaları düşündüm. Beni nereden görüyor ya da dinliyor olabilirdi? Ve daha da önemlisi, bana neden iyilik yapıyordu?

Büyük Gün için miydi? O gün geldiğinde ne yapacaktı? Bu kadar iyilik yaptığına göre herhalde yapmayacağı şey kalmayacaktı.

Geçmişimi biliyordu. Babamı ve ağabeyimi öldürdüğümü biliyordu. Ama beni ifşa etmiyordu. Şimdilik. Geçmişimi bana karşı ne zaman kullanacaktı merak ediyordum doğrusu. Muhtemelen dediği o Büyük Gün ile bir alakası vardı.

Derin bir nefes aldım. Büyük Gün geldiğinde ne olacaktı bilmiyordum ama bir an önce gelmesini istiyordum. Şu gizem bir an önce çözülsün artık.

Aslan sessizce arabayı sürerken telefonumu çıkardım. Mesaj var mı diye kontrol ettim ama yoktu. Sadece sosyal medyadan gelen gündem haberleri vardı.

Lev'in kadınla olan konuşma tarzı gözlerimin önüne geldi. Bilerek mi yapmıştı? Belki de kadının bana güvenip her şeyi anlatacağını düşünmüştü ama bu işe yaramazdı. Aksine kadın daha çok içine kapanır, inat eder ve hiçbir şey anlatmazdı. Bir dedektif olarak bunu anlayabilmesi gerekiyordu. Sorgudan sonra da konuşamamıştık.

Bu adamda garip bir şeyler vardı. Belki de benim kuruntumdu. Ama ben birine taktığım zaman fena takarım. Belki de bu yüzden bana garip geliyordu. Ayrıca herkes hata yapabilirdi. Belki de sadece yanılmıştı.

"Ne düşünüyorsun?"

Aslan'ın sorusu ile dikkatim dağıldı ve kafamı ona çevirdim.

"Hiç. Yani sorguyu gözden geçiriyordum kafamda."

Aslan kafasını aşağı yukarı salladı.

"Lev'i düzeltmekten sorguya geçemedin."

Dediği ile yarım ağız güldüm. Demek o da fark etmişti.

"Evet. Biraz öyle oldu."

"Lev'e güvenmiyorum."

"Açıkçası benim de pek güvendiğim söylenemez. Yüzüne vurma yine de. Bir şey varsa zaten çıkar. Eğer üstüne gidersen daha dikkatli davranır. Şimdilik sesini çıkarma."

Ofladı.

"Sana güvendiğim için şimdilik sesimi çıkarmayacağım. Ama şimdilik."

Derin bir nefes verip tekrar konuştu.

"Üç gündür mahvoldum. Otele gittiğimiz gibi kendimi yatağa atacağım. Bir hafta boyunca uyuyacağım."

Güldüm.

"Diğerlerinin de senden bir farkı yok."

"Neyse ki ben onların üstüyüm. Kendime onlardan daha çok izin vereceğim."

"Akif Bey bu dediğine gülüyor. Eminim ki öğleden sonra seni tekrar emniyete çağıracak."

Kaşlarını çatarak bana baktı.

"Belayı çağırmasana."

Ellerimi havaya kaldırıp dudağımı büktüm.

"Bir şey demedim. Sadece tahminim."

Yolun geri kalanında Aslan müzik açtı. Yarım saat boyunca Aslan oteli arayıp sonunda bulduktan sonra arabayı park edip indik.

"Biraz yürümemiz gerekecek."

"Sorun değil. Bulduktan sonra yürürüz zaten."

Soktuğum lafı göz ardı etti. Yan yana yürürken kafamı ona çevirdim.

"Kimmiş şu arkadaşın? Biraz anlatsana."

Aslan kafasını sallayarak anlatmaya başladı.

"Kendisi lise arkadaşım. Baya yakın arkadaştık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Öyle kötü alışkanlıkları falan hiçbir zaman olmadı. Bu yüzden de annem onu çok severdi. Hala da sever. Ama tabi üniversite, meslek, iş derken araya bir mesafe girdi. Arada sırada konuşur olduk ama yine de aramızdan su sızmazdı. O işletme okudu. Şimdide kendi işini kurdu işte. Daha çok turizmle ilgileniyor ama galiba emlak işleriyle de uğraşmaya başlamış. Ticaret yapıyor anlayacağın."

"Hmm. Anladım. İyi para kazanıyordur."

"O para kazanıyorsa bizim kazandığımız para değil Verda. Öyle bir para kazanıyor yani. Zaten babasının da birikmişi vardı. Ondan aldığı parayla kurdu her şeyi. Şimdi de fazlasıyla kazanıyor işte."

Küçük bir kahkaha attım.

"Kıskanıyor musun biraz? Madem bu kadar para kazanmak istiyordun sen de ticaretle uğraşsaydın ya."

Cıkladı.

"Benim hayalimdi bu meslek. Çocukluğumdan beri. Kazandığım paranın azlığı ya da çokluğu umurumda değil o yüzden. Ha ama bir gün emekli olursam neden ticaretle uğraşmayayım ki?"

Otelin önüne geldiğimizde dışarıdan görüntüsüne baktım. Otel fazlasıyla büyüktü ve gerçekten güzeldi. Görkemli duruyordu.

"Arkadaşının burada olacağından emin misin? Belki de bugün burada değildir."

"Yerimizi ayırtalım arayıp haber vereceğim. Nasılsa sonra parayı iade eder."

Ona ayıplayan bir bakış attım.

"Düşündüğün şey bu mu gerçekten?"

Omuz silkti.

"Ne düşüneyim? Hem parayı iade edecek hem de en güzel odayla değiştirecek. Bu otelin en kötü odasının manzarası bile mükemmel. Bir de en güzelini verecek bize."

Yüzünde bir sırıtış oluştuğunda gülerek göz devirdim.

"Arkadaşını kullanıyor gibisin biraz."

"Şerefsizin o kadar oteli var, kullanacağım tabi. Sen olsan kullanmaz mısın?"

Sadece gülmekle yetindim ama cevabı ikimiz de biliyorduk. Kim kullanmazdı ki?

Resepsiyona geldiğimizde kadın bizi gülümseyerek karşıladı.

"Hoş geldiniz efendim."

"Hoş bulduk. Biz rezervasyon yaptıracaktık."

Aslan kadınla konuşup anlaşmaya çalışırken bense etrafı inceliyordum. Turistler ellerinde valizlerle bekliyor, çalışanlar da sırayla onların valizlerini taşıyordu. Kimisi de oturma alanında dergilere bakıyordu.

Bekleme alanının hemen karşısında kahve ve çay paketlerinin olduğu küçük bir yer vardı. Turistlerin çoğu oradaki kupalardan kendilerine içecek alıyordu. Soğuk, sıcak ya da asitli birçok içecek vardı.

Aslan kadınla konuşmaya devam ederken takım elbiseli iki adamın konuştuğunu gördüm. Siyah takım elbiseli olan daha gençti. Grili olanın saçları kelleşmiş ama orta yaşlı bir adamdı.

İkisinin konuşması bitince siyahlı olan odamın buraya geleceğini tahmin ederek kafamı çevirdim. Dikkatimi bu sefer Aslan'a verdiğimde ödeme yapmak üzere olduğunu gördüm. Normalde araya girerdim ama arkadaşı eğer parayı ödeyecekse boş yere olay çıkarmanın lüzumu yoktu.

Birinin bize yaklaştığını hissetmemle kafamı çevirdim. Gördüğüm o siyah takım elbiseli adam şaşkın bakışlarla bize doğru geliyordu. Onu gören resepsiyondaki kadın ve adam ayağa kalkıp baş selamı verdiğinde Aslan kafasını adama çevirdi. Daha sonra yüzünde bir sırıtış oluştu.

"Oo, Poyraz Bey."

"Aslan?"

İkisi tokalaşıp sarıldılar.

"Nasılsın? Uzun zaman oldu görüşmeyeli."

Poyraz denen adam bana döndü. Muhtemelen beni Aslan'ın sevgilisi sanmıştı ki yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu.

"Tükürdüğünü yalıyor musun Aslan Bey?"

Aslan ona göz devirdi.

"Verda benim iş arkadaşım. Aynı emniyette çalışıyoruz. Kendisi çok iyi bir dedektiftir."

Kaşları havalandı. Elini bana uzattığında gülümseyerek elini sıktım.

"Memnun oldum."

"Ben de öyle. Kendimi tanıtmadım, Poyraz ben."

Ellerimizi indirdiğimizde Poyraz hem bana hem Aslan'a baktı.

"Peki sizleri hangi rüzgar attı buraya?"

Aslan sıkıntılı bir nefes verdi ve durumu açıklamaya başladı. Bense adamı süzüyordum. Açık kahve gözlü, buğday teni ve kumral saçlı genç bir adamdı. Yaşına göre koca bir oteli yönetmesi zor görünüyordu ve herkes yapamazdı. Ama başarmış olması da bu otele fazlasıyla emek harcadığını gösteriyordu.

Poyraz gözlerini büyüttüğünde dikkatimi tekrar konuşmalarına verdim.

"İnanamıyorum! İstanbul Katili'nin bu kadar ileriye gideceğini düşünemezdim! Elbette burada kalabilirsiniz. Hem de istediğiniz kadar. En güzel odaları ayırtacağım size."

"Hiç o kadar zahmete girmene gerek yok. Biz zaten odaları aldık."

"Ya ne zahmeti Aslan, saçmalama. Birlikte mi kalmak istersiniz ayrı mı?"

Aslan bana döndüğünde omuz silktim. O da tekrar Poyraz'a döndü.

"Peki, ayrı odalar olsun madem."

"Çok güzel. Senem, iptal et rezervasyonları. Hemen en güzel iki odayı hazırlat."

"Hallediyorum Poyraz Bey."

Aslan ödeme yapar gibi hareketlendiğinde Poyraz onu omzundan tuttu.

"Ne yapıyorsun oğlum manyak mısın?"

"Olmaz Poyraz sende abartma!"

Çakal seni!

"Saçmalama Aslan sok şunu cebine! Sinirlendirme beni. Siz benim misafirimsiniz. Arkadaşlar size odaları gösterecektir. Yanınızda kalmayı çok isterdim ama acilen çıkmam gerekiyor. Yarın işiniz olmazsa buluşalım olur mu?"

"Olur olur. Sen keyfine bak."

Poyraz gülümseyip bana döndü.

"Görüşmek üzere."

"Görüşürüz."

Poyraz arkasını dönüp ilerlediğinde adam yanımıza geldi.

"Beni takip edin lütfen."

Aslan ile ikimiz adamın peşinden giderken fısıldayarak konuştum.

"Biz hangi eşyalarla otele yerleşiyoruz Baş Komiser Aslan Bey?"

Aslan'ın yüzündeki ifade bunu düşünmediğini gösteriyordu. Ona göz devirdim.

"Aferin sana."

Kaşlarını çatarak bana baktı ve o da benim gibi fısıldayarak konuştu.

"Benim suçum mu yani? Sen niye bana bunu şimdi söylüyorsun?"

Çünkü ben de unuttum.

"Ne zaman hatırlayacaksın diye bekledim ama görünen o ki ben söylemesem asla hatırlamayacakmışsın."

Aslan sessizce ofladığında biz asansöre biniyorduk. Asansör kapandığında kafamı kaldırıp Aslan'a baktım. Şuan bir çalışanı eve gönderip kıyafetleri toplatırsam bir şey olur mu acaba, diye düşünmüyorsa bende Verda değilim.

Asansör durduğunda sırayla indik. Adam ilerleyip bir kapının önünde durdu ve gülümseyerek bize döndü.

"Verda Hanım, burası sizin odanız. Aslan Bey, hemen yan oda da sizin. Bunlar da anahtarlarınız."

Anahtarları gülümseyerek alıp teşekkür ettik. Adam bir şeye ihtiyacımız olduğunda kendisini çağırmamızı söyleyerek gitti.

"Kıyafetleri ben hallederim. İkimiz de biraz dinlenelim sonra ben halledeceğim."

Tek kaşımı kaldırdım.

"Nasıl halledeceksin? Gidip getirecek misin?"

"Aynen ya. Hallederiz."

"Peki."

Kesin illegal bir şey bulmuştu yine.

Odaya girdiğimde gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Bu oda resmen harikaydı! Aslan'ın dediği kadar vardı.

Kapıyı kapatıp tavandan yere kadar cam olan teras kapısına yürüdüm. Manzara harikaydı! Otelin büyük bir havuzu vardı fakat normal havuz gibi değildi. Havuzun etrafında ve içinde sütunlar vardı. Tarihi eser gibi duruyordu. Taştan yapılma bir yol havuzun üzerindeydi ve yarısını kaplıyordu. Otelin çevresi de bir o kadar güzeldi. Gün batımında buranın görüntüsü muhteşem olurdu.

Arkamı dönüp odaya baktım. Kocaman bir yatak, dolap ve komodin vardı. Yatak ve komodin çiçeklerle süslenmişti. Yatağın hemen karşısında büyük bir televizyon vardı. Televizyon ünitesi ise makyaj masası gibi aynalı ve çekmeceliydi.

Kapı çalındığında görgüsüz gibi görünmemek için yüzümdeki ifadeyi hemen sildim.

"Girin!"

Kapı açılıp içeriye iki adam girdi. Üstünde bir sürü yiyecek, tatlı ve içecek olan servis arabasını yatağımın hemen yanına koydular.

"Poyraz Bey'in ikramı hanımefendi. Başka bir isteğiniz var mı?"

"Hayır teşekkürler."

Adamlar yatağın ve komodinin üzerinde çiçekleri topladılar.

"İyi tatiller."

Odadan çıktıklarında çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Başta buraya gelme fikrine sıcak bakmasam da ne yalan söyleyeyim hoşuma gitmişti.

"Aslan delirmiştir kesin."

Telefonumu çıkarıp mesaj var mı diye kontrol ettim. Hala hiçbir şey yoktu. Güzel.

"Eğer kıyafetlerim olsaydı banyo yapabilirdim."

Yüzümü buruşturdum. Kendimi kirli hissediyordum. Oysa ki daha dün sabah banyo yapmıştım. Kıyafetlerim de bir o kadar kirliydi. Banyodan sonra hayatta tekrar bunları üstüme giymezdim.

"Aptal kafam!"

Kim bilir Aslan nasıl halledecekti? Gerçi nasıl yapacağı kısmı pek de umurumda değildi. Önemli olan ne zaman yapacağıydı.

"Elini çabuk tutsa iyi eder."

Yatağın ucuna oturup servis arabasına baktım. Gözüme kestirdiğim tatlıları yedim. Uyku bastığında ofladım.

"Bu kıyafetlerle yatağa girmek istemiyorum."

Gidip kıyafetleri ben mi alsam acaba? Ama arabam yok. Akif Bey son dakika Aslan'ı arayıp onu emniyete çağırırsa o kadar yolu geri dönmek zorunda kalırdım.

Kapım çalındığında ayağa kalktım.

"Girin!"

İçeriye Aslan girdi. Yüzünde mutsuz bir ifade vardı. Utanmasa ağlardı.

"Verda, Akif Bey beni çağırıyor."

Dediği ile kendimi tutamayıp kahkaha attım.

"Ben sana demiştim!"

"Ben de sana belayı çağırma demiştim!"

Ben kahkahalarla gülerken Aslan somurtuyordu.

"Hadi hadi, görev seni bekler. Geçerken beni de eve bırak da kıyafetleri alayım. Sonra kendi arabamla geri dönerim. Nasılsa yeri öğrendim."

Aslan kafasını salladı.

"Ben de öyle düşünmüştüm. Hadi çıkalım."

Odanın anahtarını alıp çıktım. Kapıyı arkamdan kapatıp asansöre doğru ilerledim. Aslan da peşimden geldi. Asansöre girdiğimizde Aslan bedenini aynaya yasladı.

"Bıktım bu adamdan."

"Sen mi ben mi, diyeceğim ama sen benden de uzun zamandır çekiyorsun bu adamı."

"Evet, o yüzden hiç şikayetlenmeye hakkın yok senin."

"Öyle mi Aslan Bey?"

"Öyle."

𝄡

Valizi odanın ortasına koyup bükülen belimi çıtlattım. Aslan beni eve bıraktıktan sonra hızlıca valizimi toparlayıp arabama atlamıştım. Bir ara yolu hatırlayamayıp navigasyonun yanlış yönlendirmesinden dolayı epey dolanmıştım ama sonunda bulmuştum.

"Her yerim ağrıyor."

Valizin içinden temiz kıyafetler çıkardım. Komodinde bulduğum çöp poşetinin içine kirli kıyafetleri koyup ağzını bağladım. Sadece kıyafetlerimi çıkarmak bile rahatlamamı sağlamıştı.

Vakit kaybetmeden banyoya adımladım. İçeriye girdiğimde jakuzi görmek beni şaşırtmadı. Ne kadar içine girip keyif yapmak istesem de uykuya olan isteğim daha ağır basıyordu. Hızlıca oyalanmadan banyomu yaptım. Vücudumu kurulayıp saçıma havluyu bağladım. Üstüme temiz kıyafetlerimi giyip banyodan çıktım.

Kendimi yatağa attığımda mutluluktan ağlayabilirdim. Yumuşacık yatak ve yorganlar yorgun bedenime çok iyi gelmişti.

Yorganı kaldırıp yatağın içine girdim. Üstümü örttükten sonra saçımın ıslak olmasına aldırmadan gözlerimi kapattım. Şuanda uyumak için her şeyimi verirdim.

𝄡

Saçlarımın okşanması ile gözlerimi açtım. Etraf karanlıktı. Gördüğüm ilk şey terastan içeriye sızan ay ve yıldız ışıklarıydı. Birisi saçlarımı okşamaya devam ettiğinde kafamı çevirdim. Gördüğüm kar maskeli yüz ve karanlıkta bile parlayan yeşil gözlerle kaşlarım çatıldı.

"Sen..."

"Ben dedektif."

Kısılan gözlerinden sırıttığını anlayabiliyordum. Gözlerim kocaman olurken yatakta dikeldim ve sırtımı yatak başlığına yasladım. Aklıma silahıma uzanmak geldi ama yanıma almamıştım! Silahı Aslan'ın evine taşınmadan önce evde dolabımda sakladığım kasanın içinde bırakmıştım.

"Sakin ol dedektif. Artık seni öldürmeyeceğimi anlamış olman gerekiyor."

"Kurtulamayacak mıyım ben senden?"

Kafasını iki yana salladı.

"Henüz değil."

"Psikopatsın!"

"Ve sen bir psikopatın sana getirdiği beş simidi ve iki poğaçayı yedin."

Bu adamın bu kadar hazır cevap olması sinir bozucuydu. Aslında onunla dövüşmeye kalkabilirdim ama önceki sefer benden kaçmıştı. Şimdi dövüşmeye kalkarsam yine kaçardı ve ben belki de önemli bir bilgiyi elde edemezdim. Onun her hareketini izlemek istiyordum. Bazen en küçük şeyler en büyük şeylere yol açardı.

"Açlıktan bayılmak üzereydim ve dediğin gibi beni öldürmek istemiyorsun."

"Doğru."

Bir elini sağ bacağımın yanına koyarak üzerime doğru eğildi. Böyle yaparak hareket etmemi kısıtlamıştı.

"Büyük Gün'den önce gece ziyareti yapmak istedim. Son yaptığımın üzerinden zaman geçmişti. Hazır sen oteldeyken ve yanı başımızda da böyle güzel bir gece manzarası varken bu fırsatı kaçırmak istemedim."

Ona nasıl baktığımı bilmiyordum ama az çok tahmin edebiliyordum. Ona bakışlarımla resmen psikopat, manyak, ruh hastası ve tam bir kaçık olduğunu söylüyordum.

"Ben sana ruh hastası demekten bıktım ama sen duymaktan bıkmadın İstanbul."

"Hiçbir zaman da bıkmayacağım. Doğruyu söylediğin için neden bıkayım ki?"

Ha bir de pişkin bir dürüstlüğü de var!

"Defol git İstanbul."

Gözleri saçlarımda gezindi. Siyah eldivenli eliyle saçımın önündeki bir tutamı alıp parmağında döndürdü.

"Saçlarını yine kurutmamışsın dedektif. Hasta olacaksın."

Sinirle elini ittirip saçımı kurtardım. O ise sadece gülmekle yetindi.

"Sakın bana bir daha dokunma! Saçlarımla da oynayıp durma!"

"Bunu sen uyurken saçlarını her okşadığımda yüzünde oluşan gülümsemeye de söyle, olur mu dedektif?"

Kaşlarım çatıldı. Ben tam ağzımı açmışken elindeki bezi ağzıma bastırdı. Gözlerimdeki şaşkınlık kısa sürdü. Onun yerine İstanbul'a sinirle baktım. O ise kafasını omzuna yatırdı. Gülümsediğini hissettim.

"Üzgünüm dedektif. Ama buna mecburum."

Eterin kokusu burnumu yakmaya başladığında beynim uyuşuyordu. Direnmeye çalıştım fakat gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Bedenim yatak başlığından kayarken duyduğum son ses İstanbul'a aitti.

"İyi uykular dedektif."

𝄢𝄢𝄢

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.