Elimdeki kahveyi masaya bıraktım. Kafamı tekrar dosyaya çevirdim. Eliz Karay. Katilin yeni kurbanı.
Aklım iki gün önce, cesedi bulduğumuz yere gitti.
𝄡
"Cesedin sahibi Eliz Karay. Üstüne her zamanki gibi melodi ve mp3 çalar bırakılmış."
Memurun elinden kanlı kağıdı eldivenle aldım. Muhteşem bir el yazısıyla yazılmış nota kağıdına baktım. Ardından elimdeki mp3 çalara.
Gözüm cesede takıldı. Biz çıplak gözle yedi bıçak darbesi saymıştık. Ama eminim ki bu sayı daha fazlaydı.
Kanlar içinde yatan cansız bedene bir feryat koştu. Polisleri atlatmış olan yaşlı kadın, bedene eğilmiş çığlık çığlığa ağlıyordu.
𝄡
Kafamı iki yana salladım. Yaklaşık dört yıldır dedektiftim ama hala bazı davalara soğukkanlılıkla yaklaşamıyordum. Beni etkiliyorlardı.
Masamdan kalktım. Arkamdaki panoya ilerledim. Bir sürü ölüm, bir sürü cinayet vardı. Ve bütün bu cinayetlerin arkasında tek bir kişi duruyordu, İstanbul.
Takma ismi İstanbul olan bu katil yüzünden insanlar evlerinden çıkamıyorlardı. Basına göstermemeye çalışıyorduk ama bir yere kadardı. Kesin çözüm basını bastırmak değil katili içeriye tıkmaktı.
Gözlerim panoda, ölen kişilerin yüzlerinde gezindi. Katil her öldürdüğü kişi için üzerine bir beste bırakıyordu. Ama neden? Herkes zevk için ya da bir psikopat olduğu için rastgele şarkı notaları bıraktığını söylüyordu ama ben buna inanmıyordum. O notaların bir sebebi olmalıydı. Her cinayette bambaşka bir melodi bırakıyordu. Ve bu melodilerin eşi benzeri yoktu. Kendi bestelediği belliydi. Bir sebebi olmadan rastgele bırakacak kadar işsiz olamazdı.
Arkasında asla iz bırakmıyordu. Katil hakkında hiçbir bilgi yoktu. Cinsiyeti bile belli değildi. Öldürdüğü insanların bazılarının madde sattığını, bazılarının ise tecavüzcü olduğunu tespit etmiştik. Aralarında mafya olanlarda vardı. Ama geriye kalan insanları öldürmek için ortada bir sebep yoktu. Öldürdüğü insanların arasında polis, hakim, avukat, normal vatandaşlar da vardı. Neden durduk yere onları da öldürüyordu?
Ben dalmış bir şekilde panoya bakarken kapı çaldı. Gözlerim saate takıldı, gece yarısını geçmişti. Bu saatte kim gelebilirdi? Aklıma anında İstanbul geldi. Hızlıca silahımı elime aldım. Ağır adımlarla odamdan çıkıp kapıya ulaştım. Silahı kaldırıp tetikte bekledim. Saatimden gelen sesle yerimden sıçradım. Kalp ritmimin hızlandığı ile alakalı bir uyarıydı.
Elimi kapının koluna uzattım. Daha sonra derin bir nefes alıp hızlıca kapıyı açtım. Silahımı boşluğa doğrultmuştum. Gözlerim etrafı taradı. Kapıdan çıkıp apartmana baktım. Hiç kimse yoktu. Tam kapıyı kapatacağım sırada yerdeki not ve mp3 çalar gözüme ilişti.
Siktir, dedim içimden. Eğilip kağıdı ve mp3 çaları aldıktan sonra hızlıca kapıyı kapattım. Katlanmış kağıdı açıp yazıyı okudum.
Bu bestem de senin için dedektif. Umarım beğenirsin :)
Zar zor yutkunarak kapıyı kapattım. Ani bir hareketle kağıdı yere atıp odama koştum. Kablolu kulaklığımı alıp mp3 çalara taktım. Düğmeye basıp bestenin kulağıma dolmasını bekledim. Üç saniyenin ardından piyanonun sesi gelmeye başladı.
Beste yavaş ve ince notalarla başlıyordu. Yavaş yavaş notalar kalınlaşıyordu. Bir anda kulağıma dolan sert notanın sesiyle yerimden sıçradım. Tekrar ince notalara geçti. Sonra bir anda yine kalın. Korku filmi müziği gibiydi.
Beste bittiğinde şaşkınlıktan ağzım açık bir şekilde kulaklığı çıkardım. Şaşkınlığımı kısa sürede üstümden attım. Çatık kaşlarımla bir mp3 çalara bir de kulaklığa bakıyordum. Bu da ne demek oluyordu? Sıradaki kurbanı ben miydim?
𝄢 𝄢 𝄢

