İçeriğe geç

İstanbul Cinayetleri

Bölüm 7 · 3 dk okuma

İstanbul Cinayetleri

Bölüm 7

Burada Parmak Var!

Fethipaşa Korusu'na gideceğimizi nasıl mı anladım? Bana bir keresinde şöyle söylemişti:

- Senin ile kahvaltı mı yapsak bir gün? Ne dersin? Nerede yapalım?

- Bu kadar soruyu ardı ardına duymak heyecanlandırdı bir an için beni. -Aklında bir yer var mı?

- İstersen Fethipaşa Korusu'na ya da senin istediğin açık bir alanda piknik de yapabiliriz. Yada bir restoranda. Hatta istersen açık büfe de olur. Manzarası güzel bir yer istersen Fethipaşa Korusu'na gidelim. Kahvaltısının güzel olduğunu söylüyorlar.

Bu konuşmayı bir kaç hafta önce yapmıştık ki kahvaltı yapacağımız gün bu günmüş demek. Sabah saat 09.43 ve ben hazırlanmaya başladım. Ateş içeride son ses müzik açmıştı. Sanırım o da hazırlanıyor. Şarkı tanıdık geldi. Biraz dinlemeye çalıştım. Sanırım Sertab Erener - İyileşiyorum dinliyor. Hemen hazırlanmamı bitirdim ve Ateş'in yanına gittim.

Hızla kapıyı açtım ve şöyle söyledim:

- Ateş, sen ne zamandan beri Sertab Erener dinlemeyi seviyorsun. Sertab Erener benim en sevdiğim şarkıcı.

Ateş ise şöyle söyledi:

- Ben Sertab Erener'i çok seven bir hayranı olarak, çok uzun zamandır dinliyorum Çağlacığım. Demek sen de çok seviyorsun Sertab Erener'i öyle mi? Ne kadar güzel.

Dedi ve gülümsedi. Ben de gülümseyerek:

- Sertab Erener'i sevmeyen yoktur bence ama biz biraz daha sohbete dalarsak, açlıktan düşüp bayılacağım. Sen de hazır olduğuna göre artık arabaya mı gitsek.

Ardından arabaya bindik. Fethipaşa Korusu'na evimiz yarım saat uzaklıkta. Fakat bilirsiniz İstanbul trafiği ile de ünlü bir şehir ve yarım saatte gideceğiniz yere 2 saate zor ulaşıyorsunuz. Biz de sabah trafiğine yakalandığımız için 1 buçuk 2 saat sonra ancak varabildik Koru'ya. Arabadan hızlıca inip kahvaltı yapacağımız restorana doğru koştum. Arkamdan Ateş şöyle bağırdı:

- Çağla koşma. Bir yerine bişey olmasını istemem. Ayrıca beni neden beklemiyorsun?

Ben ise arkamdan gelen Ateş'e şöyle dedim:

- Sana aç olduğumu söylemiştim. Biraz hızlı ol yoksa açlıktan kahvaltıdan önce seni yiyeceğim.

Diyip gülerek koşmaya devam ederken bir anda ayağım bir taşa çarptı ve yere düştüm. Ateş arkamdan bağırdı:

- Çağla! İyi misin? Ben sana demiştim ama koşma diye. Bir yerine bişey oldu mu?

Bunları söylerken yanıma neredeyse uçarak geldi.

- Sanırım ayağımı burktum. Ama birşeyim yok merak etme.

Tam ayaklanıp restoranın kapısını açacakken kapının yanındaki ağacın altında bir şey dikkatimi çekti. Ateş'e de söyledim ve beraber ağaca doğru yürümeye başladık. Ağacın altına geldiğimizde ise dikkatimi çeken şeyin bir parmak olduğunu gördüm. Hemen ardından gelen Ateş'e dönüp sessizce dedim ki:

- Ateş, burada parmak var!

Dehşet içindeydim resmen. Ama bunu etraftaki onca insana hissettirmemem gerekiyordu. Aksi takdirde insanlar korkabilir ve belki de biz açığa çıkabilirdik. Tam bunları düşünürken Ateş koşar adımlarla yanıma geldi. Ve çantasından çıkardığı poşetin içine hızlı ve dikkatli bir şekilde attı. Poşeti iyice düğümledi ve çantasına geri koydu. Sonra biz restorana girdik yemeklerimizi aldık ve oturduk. Parmağın kime ait olduğunu bulmamız gerekiyordu. Bu konuyu daha sonra evde konuşacağımıza karar verdik ve kahvaltı etmeye başladık. Eve gider gitmez labaratuvarımızda o parmağın kime ait olduğunu bulacaktık. Şimdi sakin ve bişey belli etmeden yemeğimizi yedik hesabı ödedikten sonra Ateş'in aklına bir fikir geldi; Kamera kayıtları. Hemen içeriye girdik ve restoran sahibine polis olduğumuzu ve bir araştırma için kamera kayıtlarını istediğimizi söyledik ve kamera kayıtlarını izlemeye başladık. Parmağın çatıdan düştüğünü gördük ve teşekkür edip hemen çatıya çıktık. Ve evet. Çatıda parmağı kopmuş bir ceset ve yanında bir anahtar bulduk. Anahtarı çaktırmadan cebime attım. Ateş de o sırada polise haber verdi ve beklemeye başladık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.