“Neden? “
Zincirle ellerinden yukarı asılmıştı. Yüzündeki morluklar çektiği ıstırabın eseriydi. Sorguluyordu, neden? Neden buradaydı, neden dövülmüş ve zincire vurulmuştu. Düşünmeyi başardığı her an bunu düşünmüştü. Bir cevabı yoktu. Yalnızdı, ortamın soğuk ve boğuk havasını çekebildiği nebze içine çekti. Ciğerleri aldığı nefesle öksürdü. Kurtulmayı beklemek...
“Ah ne acınası bir durumdasın Vahit. Kendine acımalısın, acıyorsun değil mi? “
Gelmişti işte, yine ve yeniden. Hıçkırdı. Bitmeyecek bir işkencenin esiriydi.
“Neden? “dedi sesi boğunuk, ağlamak üzereydi.
“Cevabı biliyorsun. İntikam soğuk yenir Vahit. “
İlk kez bu kadar çok konuşan failine baktı. Şişmiş gözleri karanlık ortamda karanlık bir gölgeden başka bir şey göremedi.
“Kimsin sen? “
İşitti, soğuk odada yankılanan kahkaha acımasızca kulaklarını yırttı.
“Bir küçücük ıstakoz varmış, denizin dibinde deli gibi yüzermiş. Onu gören Vahit çılgına dönermiş. Bir küçücük Istakoz varmış, bu dünyadan korkarmış.“
“Sen! “dedi hafızası hızla geçmişe giderken.
Yatağın altına saklanan çocuğu gördü, ağlayarak şarkı söylüyordu. Kollarını dizlerine sarmış, başını dizine gömmüştü.
“Hayır, hayır... Affet! “
Hıçkırdı, ellerini boş bir çabayla çırptı. Zincir şıngırdadı. Metale sürtünen metal sesiyle dehşetle titredi. Yaklaşan karaltıyla gözlerini sımsıkı kapattı. Göğsünde hissettiği keskin acıyla çığlık attı. Az sonra her yer karanlıktı.