İçeriğe geç

ISLAH

Bölüm 3 · 4 dk okuma

ISLAH

Bölüm 3

3.Bölüm ~Uyanış Külleri~

Rüzgâr, Ahsen’in yüzüne bilinmeyen bir koku taşıyordu. Yanık toprak, küflü taşlar ve bir de… kan.Ama garip olan şu ki bu koku ona tanıdık geliyordu. Hatta… huzur vericiydi.Gözlerini açtığında gökyüzü kıpkırmızıydı. Bulutlar yavaşça hareket etmiyor, sanki izleniyormuş gibi yerlerinde kıvranıyorlardı.Toprak siyahtı. Göz alabildiğine kuru, çatlamış ve küle bulanmış bir düzlemdeydi. Ayakta durduğunda dengesini kaybedecek gibi oldu ama… ayaklarının altındaki toprağın onu tanıdığını hissetti.Bir adım attı. Toprak çatladı.İkinci adımda gökyüzü bir çatırtı çıkardı.Üçüncüde bir ses duyuldu. “Hoş geldin Gölge Islahçısı.” Ahsen birden döndü. Kimse yoktu. Ama kalbinin içinde bir yankı dolaşıyordu. Bu sesi tanımıyordu ama ses onu tanıyordu.Birden bir şey fark etti. Ellerinde silahı yoktu. Ama sağ elinin üstünde soluk altın rengiyle parlayan bir işaret vardı — bir göz simgesi. Çimen yeşili gözleri o işarete kilitlendiğinde içinden bir görüntü patladı: Küçük bir kız çocuğu. Kanlar içinde, elinde taş. Karşısında bir yaratık… kıvranıyor. Kız sadece bakıyor.Küçük kız… Ahsen’in kendisiydi. Ama hatırlamıyordu.Bir ses daha: “Hatırladıkça güçleneceksin. Korktukça karanlığa kayacaksın. Seçimini yap.” Gözlerini kaldırdığında karşısında yükselen devasa bir kapı gördü. Kapının ortasında aynı göz işareti vardı.Bir seçim sunulmamıştı ama içgüdüsel olarak biliyordu:Bu kapıdan geçmek, kendi geçmişini ve gerçekliğini kabul etmekti.Kaçmak ise… güçlerini sonsuza dek yitirmekti.Ahsen gülümsedi. “Ben korkmam,” dedi.Ve kapıya doğru yürüdü.

Kapıdan geçtiğinde ilk fark ettiği şey sessizlikti. Uğuldamayan bir rüzgâr, konuşmayan ağaçlar ve susmuş yıldızlar…Etraf, sonsuz bir sisle kaplıydı. Toprak hâlâ siyahtı ama gökyüzü artık griye dönmüş, yıldızlar sanki yukarıdan değil, yeryüzünün içinden parlıyordu. “Burası nereye benziyor biliyor musun?” Bir ses duyuldu. Bu kez yakın, ürpertici ama melodik.Ahsen hemen döndü, refleksle ellerini silahına götürecekti ama… silahı yoktu. Onun yerine avuç içindeki altın göz simgesi yanmaya başladı. O an sis aralandı. Karşısında on iki yaşlarında, ama gözleri bin yıllık bir bilgelikle parlayan bir çocuk duruyordu. Elinde uzun bir asa, boynunda paslı bir anahtar. “Burası senin için tasarlandı,” dedi çocuk. “Adım Kıra. Ben bir Rehberim. Ama her Islahçının yanında sadece bir kez yürürüm.” Ahsen dikkatle yaklaştı. “Sen de mi bu dünyadan sürgünsün?” diye sordu.Kıra gözlerini kısmadan baktı. “Hayır. Ben bu dünyanın özüyüm. Ve sen… sen buraya ait olduğunu hatırlamak üzeresin.” Ahsen’in çimen yeşili gözleri bir an parladı. O sırada, yakındaki bir kayanın çatladığını gördüler. İçinden küçük bir yaratık çıktı — vücudu dikiş dikiş, gözleri olmayan bir varlık. Fakat Ahsen yaratığa bakınca, onun geçmişinden bir sahne gördü: Patron’un Efsun’u dövdüğü gün.Ahsen’in kalbi sıkıştı. Göz simgesi daha da parladı. Yaratık inledi ve yok oldu.Kıra başını salladı. “Gördün mü? Senin geçmişin, bu dünyanın silahı. Unuttukça körleşeceksin. Hatırladıkça hem acıyacak… hem de güçleneceksin.” “Peki neden ben?” dedi Ahsen. “Neden benim içim bu kadar karanlıkla dolu?” “Çünkü yalnız karanlık, ışığın değerini bilir,” dedi Kıra. “Ve senin görevin, sadece ışığı bulmak değil… karanlığı ıslah etmek.”

Ahsen, Kıra’nın rehberliğinde bilinçsizce ilerliyordu. Etrafında, toprağı ve gökyüzünü bir arada tutan bir boşluk vardı. Bir yerden bir ses duyuluyordu, ama rüzgârda kaybolan bir melodi gibi… Her adımında geçmişin fısıldadığı sözcükler yankılandı:“Sakın oraya girme!”“Biri seni bekliyor, gözlerine bakma!” İçindeki boşluk, zihninde karanlık bir yankı gibi büyüdü. Ahsen durdu. Gözlerini kapattı ve yavaşça derin bir nefes aldı. Hatırlamak istiyordu. Hatırlamak…Birden, karşısındaki sis dağılmaya başladı. Toprak yerinden oynamış, ağaçlar, taşlar birer hatıra gibi şekil almaya başlamıştı. Sislerin arasında on yaşında bir Ahsen dizlerinin üstüne çökmüş, ellerinde kan vardı. Çevresindeki dünya bulanık, korkutucu ve kaotikti. Gözlerinde korku yoktu, sadece bir tür donmuşluk vardı. Ve en yakınındaki iki çocuk, yere yığılmış halde yatıyorlardı.“Ben… ben istemedim.” “Onlar bana vurdu, ama ben onlara dokunmadım…” Küçük Ahsen, gözlerinden süzülen yaşlarla, ellerini kanlı olarak havada tutarak yere bakıyordu. Birden, gözlerinden yayılan yeşil bir ışık her şeyi yıkıp geçmişti. Yansıma bulanıklaştı ve sahne kayboldu.Kıra, Ahsen’in yanına yaklaşıp sessizce başını salladı . “İlk gücün, içgüdüsel bir ‘ıslah’tı. Zihninde fark etmeden onları yok ettin. Bu senin geçmişin, Ahsen. Güçlerinin kaynağı.” Ahsen gözlerini kısmıştı. “Hatırlamıyorum… Ne demek istiyorsun?” Kıra, yavaşça ilerleyerek bir başka yansıma oluşturdu. Bu kez yaşlanmış bir kadın vardı. O kadar tanıdık… Siyah saçlı, çimen yeşili gözlü bir kadın. Aynı gözler, aynı duruş, aynı güç… Kadın, kan içinde kollarını açmış, yere düşen bir çocuğu kucaklıyordu. “Sen benim çocuğumsun,” diyordu kadın. “Ve karanlık seni arıyor. Sen, bu dünyaya ait değilsin. Ama seni ben eğittim. Seninle birlikte bu dünyayı yeniden şekillendireceğiz.” Ahsen’in kalbi hızla çarpmaya başladı. O kadının kim olduğunu biliyordu ama hatırlayamıyordu. Bir şey vardı… bir bağ… geçmişinin yükü. Bir adım attığında, göz simgesi avuçlarında parladı. Geçmişin her anı, geleceğini şekillendiriyordu.Kıra, bu kez daha ciddi bir tonla konuştu. “Bütün bunlar, senin ‘Islah’ gücünü aktive etti. Ama hatırladıkça güçleneceksin… acıyacak, karanlıkla yüzleşeceksin.” “Bu gücü istemiyorum,” dedi Ahsen, gözlerinde bir kararlılık vardı. “Bu laneti taşımak istemiyorum.” Kıra gözlerini kısıp, gülümsedi. “Islahçıların kaderi bu… Hatırladıkça ya kaybolur, ya da güçlenirsin. Seçim senin. Ama unutma, her seçim seni bu dünyaya daha fazla bağlayacak.” Ve o anda, Ahsen bir seçim yapmak zorunda kalacaktı. Geçmişin acısıyla yüzleşecek, gücünü kabul edecek, yoksa geçmişini tamamen silip bu dünyadan kaçacak mıydı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.