İçeriğe geç

İSİMSİZ

Bölüm 30 · 3 dk okuma

İSİMSİZ

Bölüm 30

30. Bölüm (Ne ara bu kadar ileri geldik la?)

Arkadaşlar ilk başta bunu söylemek isterimki ablam telefonuma el koydu. Bugün ders için verdi ve muhtemelen yarın eve döndüğüm telefonum yine ortada olmayacak. Bende şans bu şans diyerek yeni bölüm atayım dedim. İyi okumalar.

Kıvanç'tan...

Asistanımın odasından çıkıp asansöre bindim.

Tabii sorularım benden ilk önce girdi asansöre ama neyse!

Neden asistanım olmayı bırakmak istedi?

Altuğ denilen puşt mu birşey dedi acaba?

Ama çok sinirli gözüküyordu.

Eee, bundan bana ne?

Ayrıca, eğer ben bana ne demesini bilip onun hayatına burnumu sokmuyorsam o'da benim hayatıma burnunu sokmayacak!

Ama bu kadar meraklı olmakta onun seçimi değil ki.

Ahhh ahhh bu kız beni öldürmese iyi, yeminlen beni öldürmese iyi.

Sanki ben birşeyleri merak etmiyorum.

Sanki ben insan değilim!

Mesala bende çoktandır bölüm bekleyen okurlar gibi onun ismini merak ediyoruz.

Hanımefedi bize ismini söylesin bizde ona merak ettiği herşeyi söyleyim.

******: (göz devirir.) Ben ne yapayım sizin ucuz hayatlarınızı be?

Ama acayip merak ediyorum ismini haaa.

Asansörden inip çıkışa diğru ilerlerken Altuğ'la karşılaştık.

Bana kısa bir bakış attı ve önüne dönüp yürümeye başladı.

O kısacık bakışta bile 'sevgilimden uzak dur!' dediği anlaşılıyordu.

Ben ne yapayım senin sevgilini be piç!

Yazar; parkta emcüklemesini iyi biliyordun ama.

Bir kere o istinaydı yazarcığım.

Bir kere tek olur o.

Yazar;bak bakalım ben nasıl emcükletiyorum sizi.

Bu kızda bana takıp duruyor hee.

**************

Evin kapısını açıp içeriye adımımı atar atmaz ışığı açtım.

Odama çıkıp üzerime rahat bir eşafman üstü ve altı geçirdikten sonra yatak odasında kalan son bir kaç ayrıntıyı dizayn ettim ve aşağıya mutfağa girdim.

İşe ilk olarak dolapları temizlemekle başladım.

*********

Son iş olarak porselen takımlarını falane fişmane bitirdikten sonra geri çekilip mutfağa son bir bakış attım. Sanki evin bütün iç ve dış tasarımını ben yapmışçasına gururluyum.

Anında tekrar yukarıya çıkıp kütüphane olarak ayırdığım odaya girip rafları birleştirip odanın taslağını oluşturdum.

Yemek yedikten sonrada içli dışlı herşeyi düzenlecek ve rahat bir uyku çekeceğim.

Zaten yarınada sadece salonun birkaç parçası eksik onlar gelecekti ve onları yerlerine koyacaktım sonrada geriye kalan son iki misafir odasını bitirecektim, aynı gün içinde de eve doğru düzgün bir alışverişe çıkacaktım.

Bence halledilir ya.

**********

******'dan...

Gözlerim yavaş yavaş açılırken kafamda inanılmaz bir ağrı vardı.

Tepemde dikilmiş olan Altuğ ve doktora baktım bir süre, onlarda bana.

Sonra birden Altuğ harektlendi.

"Tamam doktor ben gerekli vitaminlerini alırım," diyerekten doktoru kovdu odadan.

"Fenalaşmanın sebebi o aptal profesör mü?"

diye bağırdı bir anda.

Sesimi çıkarmadım.

"Ya, ben sana ne kadar kendine az zarar ver desem sen kendine o kadar zarar veriyorsun güzlim!" diye bağırmaya devam etti.

Altuğ'a karşı pek bir sevgi beslediğim yoktu. Sadece arkadaş olarak seviyordum onu.

Ortaokuldayken müdürün oğluydu ve bizim sınıftaydı.

E haliylede sınıfın popüleriydi.

Dörtlü bir arkadaş gurubu vardı ve onlarla derste hep konuşuyorlardı.

Rehber hocasıda onu benim yanıma oturtmuştu.

Sekizinci sınıftada bana çıkma teklifi etmişti. Açıkçası hayır demek istiyordum ama onu kırmakta istemiyordum. Bende el mecbur kabul ettim. Yani kimse beni zorlamadı sadece ben onu kırmak istemediğim için kabul etmiştim ve o'da aklı sıraca ondan hoşlandığımı sanıp hayatımda önemli bir rolü olduğunu düşünmüştü.

Bende mecbur sessiz kaldım.

Ama bence artık sessiz kalmamalıyım.

"Sana ne Altuğ?" diyerek ona meydan okuduğumu belirttim.

Dediğim gibi kendisini hayatımda çok önemli biri kıldığı için bu dediğimede acayip şaşrmıştı.

"Ne demek sana ne?"

"Evet, Altuğ sana ne? Sevgili olduğumuzdan beri hayatımdaki herşeyi sorguluyorsun. Sen kimsin ki kendini hsyatımda bu kadar önemli bir rolün olduğunu benimsedin?"

Ela gözlerinde gördüğüm yıkılmışlık hissi ne kadar canımı acıttıysa bir o kadarda beni haklı çıkartıyordu.

"Ne yani ayrılalım mı?"

Evet, her kavgamızda aynı şeyi söylüyordu.

Ve bende her seferinde lafı dolandırarak ilişkiyi devam ettiriyordum. Ama artık yeter benimde canıma tak etti.

"Evet Altuğ, ayrılalım!" diye bağırdım hiç acımadan.

Gözlerinde daha fazla yıkılmışlık gözüktü ve bu benim daha fazla canımı yaktı.

Yıllardır hiçbir insanı kırmayacağım diyerek kendimi yıktım.

Ama şimdide bu beni miyim diyede kendime soruyordum.

Bu ben miydim?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.