Kendi kendime Ankara'nın sokaklarında dolaşıyordum, aslında dolaşmamın tek sebebi bir kaç yer öğrenmekti.
İstanbula döndüğüm zaman boş geldim boş gittim olaylarına girip pişman olmak istemiyordum.
Bade hâlâ profesörün asistanı olduğum için benimle konuşmuyordu.
Çokta umurumda ayol.
Yani bu hayatta bir yalnızlığını kabul edemeyen yalnız insan türü var, birde yalnızlığını kabullenmiş bir insan türü var.
Küçükken bende yalnızlığımı kabullenmezdim, sonra ortaokula geçtim. Abooo, dedim ki kendi kendime; Kızım sen yalnızlığını kabullenmezsen kalırsın böyle malak gibi, deyip kimsenin peşinden koşmadım.
Bizimde bir sınırımız var la!
İşte bu böyle yıllarca devam ediyor.
Insanoğlunun bünyesi fazla yalnızlığı kabullenemezdi, bu yüzdende insanoğlu yalnızlıktan bir süre sonra delirir ve hiç olmayan insanları görür.
Vallaha ben bunları çıkarttım kendi kendime.
Psikoloji okumam hayatımda yapmadığım pişman olmadığım tek hatamdı.
Son zamanlarda gördüğüm ve saçma buldiğim kahrol İsrail yazısına bakıp göz devirdim.
Türk milleti gördüğüm en aptal milletti.
Boykot yapıyorlardı.
Tamam boykot yapmalarına karışmıyorum.
Ama yaptıkları İsrail markalarını kullanmayın olayı ne be?
Boykotlarının işe yaraması için en az 5 yıl falan geçmesi gerek ki, savaşın başladığı ilk ay çok güzel bir şekilde devam etmişlerdi.
Ama 2. ayda da tekrar İsrail markalarını kullanmaya devam etmişlerdi.
Eee ne değişti şimdi?
Anlatıyorum anlatıyorum anlamıyorlar ya.
Şimdi size bir anımı anlatacam ama alay etmek yok haa.
Benim evin yakınlarında bir kırtasiye vardı.
Ama kırtasiyecinin oğlu bir taş, bir taş. Ama anlatamam haaa.
Tabi bendeniz çok saf salak bir insan olduğundan dolayı bu salağa aşık olmuştum.
Sorun şu ki; bende çocuğun benden hoşlandığını sanıp kendimi rezil rüsfa ediyordum.
Geçenlerde bunu abime anlattım.
Bana bir gülüyor ama ne gülmek haa.
Altına ediyordu az kala.
"******!"
İsmimi duyduğum tarafa döndüm, birde kimi görem.
Yeni bölüm attım kee.