Gözlerimi açtım. Bir anda tanımadığım bir yerde buldum kendimi. Burası adeta eski bir hastaneye benziyordu. Oturduğum yerden kalktım ve ilerideki kapının yanına gittim. Kapıdaki camdan baktığımda hiç görmediğim biri vardı ve bir bankta oturmuş bekliyordu. Bende kapıyı yavaşça açtım ve içeriye girdim. Tanımadığım kişinin yanına yavaş adımlarla ilerliyordum. "Uyanmışsın."dedi,bana. "Evet,uyandım fakat sende kimsin?"diye cevap verdim. "Adım Ömer ama sen bana Selim de diyebilirsin"dedi. Beni kurtaran kişi Ömer'di sanırım diye düşünürken. Çok geçmeden kapı sesi duyuldu. Kapının yanına doğru yöneldiğimde arkadaşlarım Mert ve Pelin'i gördüm. Koşarak bize doğru geliyorlardı.
Ömer bana "sakın kapıyı açma!","Onlar senin dostun değil!"dedi. Kolumdan tuttu ve beni sürükleyerek beni arka kapıdan dışarı çıkardı. Tam çıktığımız sırada "RONİ!" diye bir ses yankılandı. İlk başta anlayamadım ama daha sonra bunun daha öncede duyduğum ses olduğunu anladım."Roni,sakın ona güvenme,o insan değil","KAÇ. ŞİMDİ!"diye beynimin içinde yankılanıyordu bu ses. Hemen kendimi sarsıp kolumu bırakmasını sağladım ardından yerde bulduğum bir kum tepesinden kum alıp yüzüne fırlatarak arkama bakmadan koşmaya devam ettim. Sonra sanki dejavu yaşadım. Yine o "Hrr..." sesi yükseldi arkamdan. Hemen kendimi yere eğdim ve üzerimden birinin geçtiğini fark ettim. Karşıma baktığımda bir kurt belirdi.
Bu kurt bana yardım eden Ömer'di. Bunu anlar anlamaz koşarak oradan uzaklaşmaya çalıştım. Bir sağa bir sola dönerek hızlı menevralarla kurtulmaya çalışsam da yine de arkamdan delicesine koşar bir şekilde beni takip ediyordu. Adeta yer yarılıyor gibi koşuyordum ve arkamda kovalayan kurt bana yetişmek için neredeyse uçacak derecedeydi.
Son kez de sola döndükten sonra karşıma bir duvar çıktı. O an anladım ki ben bitmiştim. Çünkü o akılla oranın çıkmaz sokak olduğunu unutmuştum. "Hrr..." sesleri daha da yükseldi ve kurt tam karşımda durdu. Ardından İnsan formuna dönerek yine Ömer haline geldi. "Sen,evet,ne kadar değerli olsanda bu sayfa burada senin için kapanıyor..." "Yolculuğunun tadını çıkar" dedi ve bir anda üzerime doğru atladı. Benimde yapacak hiçbir şeyim olmadığından sadece ellerimi yüzümü kapatacak şekilde yukarıya doğru kaldırdım. Gözlerimi kapattım ve sadece ışıltıyı düşündüm.
Bir kaç saniye içinde Gözlerimi tekrar açtım ve inanılmaz bir şekilde hayattaydım. Çok geçmeden Mert ve Pelin de geldi ve Hayretler içerisinde ne kadar birbirimize karşı kin duysak da orada içimizdeki dostluk bir anda 10 katına çıkmıştı. Bu sevgi sona erdiğinde yerde yanıp bitmiş kül gibi kalıntılar vardı. Dikkatlice yere baktığımızda anladık ki bu Ömer'in külüydü. O,O,O,... o,ölmüştü. Sanırım o anladım ki gücüm sadece iyileştirmek için değil başka birilerinin enerjilerini çalıp onları öldürmek içinde kullanılabiliyormuş. O an o korku o stres ve içimdeki vicdan ile 3 ümüz birlikte orayı terk ettik.
Evlerimize doğru yol alıyorduk ve "Acaba o kimdi? Kimin için çalışıyordu? Belkide bir uzaylıydı?" dedi,Pelin. Mert'in de "O bir düşmandı,artık sona erdi,daha fazla konuşmanın lüzmu yok." demesiyle herkes evlerine doğru gitti. Eve geldim. Çantamı askılığa astım. İçeriye doğtu bir kaç adım attım. Aileme selam verip lavaboya doğru yöneldim. Elimi yüzümü yıkadım. Ellerimi kuruladım ve aynaya baktım.
Bu,Bu,Bu... bu ben değildim. Ben birini öldüremezdim. Asla ama asla bunu yapmazdım hayatımda öyle değişikler oldu ki artık bunun geri dönüşü yoktu. Parçalamıştı adeta beynim. Artık kafam bu kadar çok olayı bu kadar çok anıyı,detayı,olayı artık hiçbir şeyi kaldıramayacak durumdaydım. Masanın başına geçtim. Sandalyeyi biraz öne itip sadece şunu dedim. "Ben neden böyleyim?,niye bunlar sadece benim başıma geliyor?,ben,ben...İnsan mıyım?"