“Bazı günler sıradan başlar.
Ama o gün içerisinde yaşanan en ufak şey, tüm hayatını değiştirebilir.”
O akşam hava soğuktu ama ben yine aynı kombinle dışarı çıkmıştım:
Siyah etek, bordo tişört, üstüme attığım ince siyah hırka.
Neredeyse her akşam aynı müzik mağazasına gitmek benim için bir rutin olmuştu artık. Teller kopar, şarkılar durur, ben de yeniden başlarım.
Kapının üstündeki minik zille birlikte içeri adım attım. Loş ışık, duvarlara dizili gitarlar, raflarda parlayan amfiler…
Küçük ama içimdeki sessizliği bastıracak kadar sesli bir yerdi. Köşedeki hoparlörden hafif bir rock parçası çalıyordu, ritim tanıdıktı. Sanırım Muse’du.
Kasadaki çocuk başını kaldırıp bana baktı.
Kızıl kahverengi saçları hafif dağınıktı, yüzünde rahat bir gülümseme vardı. Adının yazdığı etikette “Ege” yazıyordu. Sesi de ismi kadar sade geldi kulağıma.
“Selam. Yine mi teli kopardın?” dedi gülümseyerek.
Gülümsedim “Gitar benden sıkılmış olabilir.”
“Sanırım biraz sert çalıyorsun.”
“Ya da hisle.”
Ege kısa bir kahkaha attı. “O da olabilir.”
Kasadaki raflardan bir kutu teli çıkarırken, içeriden biri geldi.
Siyah bol bir pantolon, gri kapüşonlu sweat, boynunda kulaklık. Saçları karışık, ifadesi ciddiydi. Sanki dış dünyayla arasında görünmez bir duvar vardı.
Ege arkasına dönüp seslendi:
“Emir! Şu en üstteki paketlerden birini versene!”
O kişi –Emir- bakmadan elini uzattı, rafın en üstündeki kutuyu aldı, bana uzattı.
Göz göze geldiğimiz an, sanki bir anlığına mağazadaki müzik durdu. Bakışları koyu bir renkti. Karışık, biraz yorgun ama oldukça dikkatli.
Bir anlık sessizlikte kalp atışlarımı duydum. Üç vuruş gibi:
Bir.
İki.
Üç
“Teşekkür ederim.” Dedim, sesim çok çıkmadan.
Emir sadece başını hafifçe eğdi, sonra tekrar arkasını döndü. Ama elimi uzatırken parmaklarımız az da olsa temas etti. Metal tel gibi, kısa ama elektrikli bir his geçti içimden.
Ege ödemeyi alırken gülümsemeye devam ediyordu.
“Senin gitar yakında senden kaçacak, biliyorsun değil mi?”
“Umarım kaçmadan once birlikte güzel birşey çalabiliriz.” Dedim
“Belki olur,” Dedi omuz silkerek. “Arkada stüdyo kısmı var, bazen müşteriler prova yapıyor orada.”
“Gerçekten mi?”
“Evet, Emir genelde pek izin vermez ama… belki senin çalışını dinleyince fikri değişir.”
Göz ucuyla Emir’e baktım. O hala rafları düzenliyordu ama gözümden kaçmadı, kulaklığının tek tarafı açıktı. Dinliyor gibiydi.
Belki de dinlemiyordur. Bilmiyorum.
Kutuyu çantama koyarken Ege el salladı:
“Yarın da uğrarsan, senin için küçük bir deneme kaydı ayarlayabiliriz.”
Gülümsedim “Belki uğrarım,” dedim. “Kolay gelsin.”
“Teşekkürler. Sana da iyi tel takmalar.”
Kıkırdadım, başımı sallayıp mağazadan çıktım.
Dışarı çıktığımda hava hala soğuktu ama içimde garip bir sıcaklık vardı.
Sanki birisi tüm sessizliğin ortasında bana bir nota bırakmış gibiydi. Kısa, beklenmedik, ama yankısı derin bir nota.
O gece evime gidip gitarıma yeni tellerini takarken düşünmeden edemedim.
Belki bazı teller yalnızca müzik için değil, insanlar arasında da bağ kurmak içindir.
Henüz bilmiyordum… Ama o akşam üçümüzün hayatında ilk vuruş çoktan çalmıştı.