EYLÜL ERDEN
Üç vuruş…
Bir ritim başlarken kalp de öyle atar.
Bir, iki, üç…
Sonrası sessizliktir.
En korkutucusu da o sessizliktir zaten.
Gecenin üçüydü. Ev sessizdi ama ben değildim. Gitar tellerinin sesi odanın duvarlarından sekip, bir noktadan sonra kendi iç sesime karışıyordu.
Parmaklarım, yıllardır aynı acıya alışmış gibi perdelere dokunuyordu.
Her nota geçmişti.
Her duraklama biraz bendim.
Bazı insanlar ağlayarak unutur, ben çalarak.
Yine de her şarkının sonunda aynı hissi duyuyorum: eksiklik.
Sanki melodinin bir yeri boş kalıyor, ama neresi bilmiyorum. Belki de o eksiklik, benim tamamlanmamış halimdir.
Sokak lambasının solgun ışığı cama vuruyordu, parmak uçlarımda parlayan metal teller gibi.
Küçük sessiz bir mahalle.
Ama içimde koca bir sahne varmış gibi hissediyorum bazen. Birileri dinliyormuş gibi… ya da dinlemesi gerekiyormuş gibi. Kim olduğunu bilmeden.
Son akorun yankısı bitince gözlerimi kapattım.
Kendi kalbimin ritmini duydum.
Bir, iki, üç…
Üç vuruş. Ve sessizlik.O zaman bilmiyordum – bir gün, o sessizliğin içine adım atan üç insan olacağımızı. Ve o üç vuruşun bizi nereye götüreceğini…