İçeriğe geç

IŞIKSIZ SOKAK

Bölüm 21 · 7 dk okuma

IŞIKSIZ SOKAK

Bölüm 21

YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

O gün herkes için bomboş geçti. Zaten uyandıklarında akşam olduğu için herkes uyanıp yemek yiyip tekrar uyudu. Sera ise yemek bile yemeden arada sırada uyanıp tekrar uyumaya devam etti. Annesi arada sırada başına gelse de onu rahatsız etmek istemediği için asla ses yapmadan yanından gitti. Bir sonraki gün güneş doğana kadar bu böyle devam etti.

...

Berrak ve Alper uyanmış ve hazırlanmaya başlamışlardı. Onlar için artık Muğla’ya dönüş hazırlığı başlamıştı. Alper Akın’ı böyle bırakmak istemese de gitmek zorundaydı. Akın yıkılmış bir haldeydi. Neredeyse iki gündür Sera yoktu ve onun yokluğu Akın’a hayli koyuyordu. Berrak ise Sera’yı son bir kez görmeden gitmek istemiyordu bu yüzden sürekli Sera’yı arayıp duruyordu. Sera gözlerini telefonun altıncı kez baştan sona çalmasından sonra araladı. Eline aldığında Berrak’ın aradığını gördü. Önce açmak istemedi ardından altı kez aradığını görünce bir şey olmuştur düşüncesiyle açmaya karar verdi.

Berrak; Kızgınsın biliyorum ama biz bu gün gidiyoruz. Arkadaşını bir kez görmek ve uğurlamak istersin diye düşündüm. Nerede olduğunu söyle biz gelelim ve söz veriyorum Akın olmayacak.

Sera; Nerede olduğumu söyleyemem. Ama sizin planlayıp açtığınız kafeye gelebilirim. Orada görüşelim. Hem sana kahvelerin tariflerini yazarım sende Akın’a verirsin.

Kızlar anlaştıktan sonra telefonu kapattılar. Sera annesi işte olduğu için yine kadınla konuşamamıştı. Zaten neredeyse iki gündür uyuyordu. Eğer Berrak gidecek olmasaydı hayatının sonuna kadar o yataktan çıkmadan öylece durabilirdi. Ardından kalkıp bir topuz yaptı. Hiç saç baş, makyajla uğraşacak hali yoktu. Ardından ise eşofman takımı giydi çünkü artık kendisini hazırlanacak kadar bile iyi hissetmiyordu. Halsizdi, yorgundu ve en önemlisi mutsuzdu.

Kafeye yürüyerek gelmek istemediği için taksi çağırdı ardından arabasının bile Akın’da kaldığını fark etti. İki gün boyunca uyudukları için Akın bile Sera’nın arabasını yeni fark etmişti. Sürekli Instagramdan yazmak ve yazmamak arasında gidip geliyordu ama ne de olsa gelir alır diye bir şey demedi. Gelip aldığında en azından onu görecekti ve belki de konuşmak için bir fırsatları olacaktı.

Ama Sera Akın’dan daha şeytan olduğu için Berrak’ı tekrar arayıp arabasını da kafeye getirmelerini istedi. “Ya ikiniz arabamı getirin ben sizi bırakır öyle giderim. Yada Alper kendi arabasını sürsün sen binim arabayı sür öyle gelin” dedi. Alper ve Berrak Sera ile buluşacaklarını Akın’a söylemedikleri için evden gizli çıkıp biraz görüşüp ardından tekrar eve geleceklerdi.

Akın daha fazla dayanamadı ve Sera’ya mesaj attı. Akın’ın mesaj attığı sırada ise Alper ve Berrak evden çoktan çıkmıştı. Mesajda ‘Arabanı da mı eşyalarınla çöpe atayım yoksa sen gelip alır mısın’ yazıyordu. Köpek gibi pişmandı ama hala onun canını yakmaya çalışıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Eşyalarını atmayacaktı ama Sera ona dönsün istediği için onun canını yakıp ters psikoloji yapmaya çalışıyordu. Yada kendinden taviz vermeyi sevmeyen bir insan olduğu için kendi gibi davranıyordu kim bilir!

Sera mesajı okuduğunda bir kez daha yıkıldı. O gece telefonu Berraktan alıp özür dileyen adamla bu adamın aynı kişi değildi. Ne çabuk yaptığı yanlışı unutmuştu, ne çabuk Sera’yı unutmuştu da eşyalarını bile atmaktan bahsediyordu. Birde hala utanmadan dalga geçiyordu. Sera Akın’a görüldü bile atmadan Instagramdan da engelledi. Bu da Sera’nın unutmaya çalışma şeyiydi. Engellemek unutmanın yarısıydı Sera’ya göre.

Kafeye sonunda geldiğinde taksiye parsını verip indi. İçeriye girdiğinde olduğu yerde dondu kaldı. Burası onun olacaktı. Bu kafede oradan oraya Sera koşturacaktı. Şu anlık bir haftalığına tutulan garsonlar ve ustalar koşturuyordu. Sonrasını da tabikî Akın düşünmüştür diye geçirdi aklından. Garsonlar Sera’yı görünce “Hoş geldiniz efendim. Bir sorun mu var?” diye soruyorlardı. Herkese hoş geldiniz ne istersiniz diye sorarken Sera’ya böyle demeleri Sera’yı biraz daha üzdü. Daha fazla yıkılamazdı herhalde derken Berrak gelip sarıldı. “Aşkım gel iki dakika oturalım acelemiz var artık gitmemiz lazım” dediğinde biraz daha yıkıldı. En yakın arkadaşları da böylece gidiyorlardı.

Masada Sera’nın isteği üzerine Akın’ın muhabbeti hiç dönmedi. Sera’nın kötü ve bitmiş hali asla ağıza alınmadı. Normal bir şekilde muhabbet ettikten sonra Sera tarifleri verdi ve arkadaşlarıyla vedalaştı. Onlar kendi arabalarına binip uzaklaşırken Sera arkadan el salladı. Onlar da artık gittiğinde yapayalnız kalmıştı. Arabasına atladı ve evine doğru yola çıktı. Sonuçta evde “Sen haklı çıktın” diyeceği bir annesi vardı.

Ardından Akın ile vedalaştılar. Akın ve Sera’nın gerçekten bittiğini kimse kabullenemedi ama herkes kabullenmiş gibi davranıyordu. Akın onları uğurlamak için kapıya çıktığında arabanın yerinde olmadığını gördü. Sadece “Almış” diyebildi. Bunun Akına verdiği mesaj ise ^senin aldığın eşyalar ve sen umurumda değilsin arabamı alıp gidiyorum^ mesajıydı. Çocuklar yola çıkacağı için onlara bir şey fark ettirmeden onlara sarıldı ve uğurladı. Sera eve gelmişti. Akın eve girmişti. Sera annesinin evde olmadığını fark etti. Elinde ise Akın’ın arabada unuttuğu montu vardı. Akın odaya girmişti ve onun da eline Sera’nın kafasının koyduğu ve kokusunun içine işlediği yastık vardı. İkisi de aynı dakikada aynı saniyede birbirlerinin kokusunu içine çektiler.

Uzaktaki insana sarılmak diye bir şey fiziksel olarak mümkün değildi ama onlar şu anda birbirlerine sarılmış ve oldukları yere çökmüşlerdi. Birer damla yaş düştü ikisinin de gözünden aynı anda. Aynı anda ağlamayı bile beceren ruhları vardı ama bedenleri ayrı yerlerde öylece acı çekiyordu...

***

Sera kendini duşa atmıştı. Annesi geleceği için kendini biraz da olsa toparlaması lazımdı. Annesinin eski güçlü kızı gibi davranacaktı ve olan olayları annesine anlatacaktı. Ama şimdiye kadar hiçbir acı Sera’yı bu denli yıkamamıştı. Yıllardır yanında olan ve kendini ona aşık zannettiği adamın bile gerçek aşk olmadığını Akın’dan sonra öğrenmişti.

Akın ise kendini tekrar yatağa attı. Başına gitmesi gereken bir kafe ve bir galeri hatta bir bar olmasına rağmen Akın öylece uzanmış tavanı izliyordu. Yanaklarından akan yaş ensesini ıslatıyordu ama ona rağmen bile hareket etmek istemiyordu. Onun yerine yastığa düşen göz yaşlarını sayıyordu. Sayı saymayı pek sevmezdi ama Sera’yı düşünmekten iyiydi en azından.

Akın bir süre sonra kalktı ve telefonunu eline aldı. Artık Sera’ya ulaşabileceği bir yer de yoktu. Nerede olduğunu bile bilmiyordu. Sera kendi içindeki savaşı bitirip aralarındaki engelleri kaldırana kadar beklemekten başka çaresi yoktu. Bir sokak aşağısında olan tekel bayinin sahibini aradı. Erkeklerin yaşadığı o depresyona girmek bir telefon kadar yakınındaydı.

Akın; Bana 15 tane bira yanında da cips, patlamış mısır falan bir şeyler karıştır gönder.

Tekel sahibi siparişleri hazırladıktan sonra kuryeye verdi. Bu mahallede o kadar çok alkol kullanan vardı ki restoranlar yerine tekeller siparişe çıkıyordu. Akın’ın yanına çağırabileceği çok arkadaşı vardı. Biraz dertleşmek belki de iyi gelirdi ama o arkadaşlarının da onu haksız bulacağından korktuğu için yalnız başına birası ile dertleşmeyi tercih ediyordu. Alkolleri geldiğinde parasını verdi ve odasına geçecekken geri döndü. Odası Sera gibi kokarken bira şişelerine Sera’yı şikayet edemez kendini suçlardı. Bu yüzden mutfakta bir sandalye üstünde içmeyi tercih etti.

Sera’nın ise beklediği an gelmişti. Kapıdan anahtar sesi geldiğinde Sera annesini karşılamak için kapıya gitti. Zeynep hanım içeriye girdiğinde Sera’yı karşısında gördü ve yüzüne bir gülümseme yayıldı. Bu evde tek başına yemek yemek, içeriye girdiğinde hiç kimsenin olmaması Zeynep hanıma aşırı derece dokunuyordu. Şimdi ise kızı karşısındaydı en azından kızının bu evde olduğunu bilmek bile onu mutlu ediyordu. Kızına “Uyanmışsın canım kızım” dedikten sonra sarıldı. Sera annesinin sarılışında bile ağlamak istedi ama kendisini tutacaktı en azından bir miktar. Çünkü sözde Sera en güçlü insandı ya krizlere girmeyi ağlamaya tercih ediyordu ya hep, ama gözleri ağlamasa da yalnızken ne kadar ağladığını annesine belli ediyordu zaten. Annesi kızını hiç ağlamaması için güçlü yetiştirmişti ama şu anda ağzından çıkan cümleye kendisi bile şaşırmıştı ”En güçlüler de ağlar, kaya gibi olanlar çabuk kırılır, plastik bükülür ama kırılmaz cam ise serttir ve çabuk kırılır. Bu yüzden bırak kendini bazen en güçlü olmak çok daha yorucudur.” dedi.

Sera o anda ağlamaya başladı. Zeynep hanım onu tutup koltuğa oturttu. Ardından “Seni bu denli üzen şey aşktan başka bir şey olamaz. Anlat bakalım güzel kızım neler oldu?” dedi.

Sera anlatmak istemedi kendine bile anlatamamıştı daha ayrıldıklarını. Sözde annesine anlatacaktı ama sadece “Ayrıldık anne ve lütfen zorlama daha fazla anlatamam” dedi. Annesi tabikî yine anlayış gösterdi. Sera elinden tutup gittiği adamın arkasında bıraktığı kişiye değmediğini o anda anladı. Bu saatten sonra Akınla bir ihtimal olsa bile bunu annesini tekrar bırakmadan yapacaktı. Çünkü bir yerden çıkıp gittiğinde o kapının sana ne olursa olsun ardına kadar açık olduğunu bilerek çıkıp gitmek gerektiğini öğrenmişti. Bir anlık sinir insana neler yaptırıyordu. Öfke ile kalkan zararla oturmaz çünkü öfke ile kalktığında oturacak yer bulamaz. Sadece öfkeden artan hüsranla köşede bir yerde ayakta bekler. Sera şu anda annesini karşısında ruhani olarak ayakta bekliyordu. Acaba akın ne zaman Sera’nın karşısında ruhani olarak ayakta beklemeye başlayacaktı.

Ardından Sera birden bire midesi bulandığı için annesine söyleyip lavaboya koştu. Annesi biliyordu ki fazla üzüntü insanın en çok midesine vurur. Hasta gibi hissettirir hatta fazla stres baş dönmesi yapar. Psikolojik yorgunluk insanı bir süre sonra fiziksel hasta yapar. O yüzden kızı daha fazla fiziksel acı çekmesin diye onu psikolojik olarak iyileştirmek zorunda.

Ne yapsam diye düşünürken masanın üstündeki düğün davetiyesi gözüne takıldı. En azından komşu düğünü olduğu için kızını bu evden çıkarabileceği bir sebebi olmuş oldu. Bu tabiki de bir başlangıçtı. Zamanına kızının onun için yaptığı fedakarlıkları şimdi onun için yapma zamanı gelmişti Zeynep hanım için. Bu yüzden davetiyeyi eline aldı ve

lavabonun kapısına doğru ilerledi....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.