Bir hafta çabuk geçmişti. Herkes ne çok üzgündü ne de çok mutlu. Berrak eşyalarını toplarken defalarca kez Sera’ya sarılıp ağlamıştı. Alper de aynı şekilde Akın’a defalarca sarıldı. Ağlamasa bile üzgün oldukları yüzlerinden okunuyordu. Sera ve Akın’ın onlara küçük bir sürprizi vardı. Sera’nın arabasının arkasında da iki küçük valiz vardı. Çünkü onların yerleşmesine yardım dip birkaç gün orada tatil yapıp öyle geri dönecekleri. Nikah saati geldiğinde salona alkışlar eşliğinde girdiler. Arkalarından nikah memuru girdi. Düğün yapmak istememişlerdi. Zaten taşınma için yeterince para harcamışlardı. Sera ve Akın da gelip yerlerine oturdu. Nikah töreni başladı. Herkesin evet deme merasimi bittikten sonra evlilik cüzdanı ellerine geçti. Evlilik onlar için su içmek kadar kolaydı gözlerinde. Bu yüzden hiçbir şeyi abartmadılar. Sonuçta zaten hep birlikteydiler. Bu nikahı sadece çocukları için kıydılar.
Tebrikler teşekkürler bitti. Herkes arabasına yöneldi. Valizleri yerleştirdikten sonra birbirleri ile vedalaşmak için sarılmaya çalıştılar ama Sera da Akın da sarılmadı. Akın “Oğlum vedalaşırken sarılırız.” dedi. Berrak “Kanka vedalaşıyoruz ya zaten” dedi. Sera gülümseyip “Hadi binin arabaya bizde arkanızdan geleceğiz. Sizi yerleştirdikten sonra döneceğiz” dedi. Alper “Adamsınız lan siz” dedi. Berrak sevinçle ikisine de sarıldı. Akın “ Tüm dünya karşınızda dursa da biz hep yanınızdayız unutmayın” dedi.
***
Çocuklar Muğla’ya indiğinde çok yorgundular. Ama eşyaları bir an önce yerleştirmek istiyorlardı. Zaten sadece iki günlük bir hafta sonları vardı. Sonrasında zaten Berrak ve Alper işe başlayacaklardı ve Akın ile Sera da geri döneceklerdi. Berrak ve Sera yatak odasını düzenlerken Akın ve Alper de mutfak ve salonu yerleştiriyorlardı. Ağır işler de yine tabikî de erkeklere kalmıştı. Allahtan evi yerleştirenler eşyaları yerlerine koymuştu. Paketleriyle birlikte bırakıp gidebilirlerdi de. Bunun için fazladan para alsalar da işleri güzel yapmışlardı.
Bir süre sonra eşyalar tamamen bitmişti ama ne enerjileri kalmıştı ne de oturdukları yerden kalkabilecek halleri. Berrak “Siz misafir odasında yatın biz de yatak odasına gidelim. Yada siz misafirsiniz yatakta siz yatın biz kanepede yatarız” dedi. Akın yorgun bir ses tonuyla “Beni hiçbir kuvvet şu anda bu kanepeden kaldıramaz siz gidin hem artık yeni evli sayılırsınız. Yatak odası sizin hakkınız.” dedi. Berrak güldü “Aynen yeni evli! Bir günlük evli ama 4 haftalık hamile.” dedi. Herkes onu dediğine güldü. Evet belki bu yerel halka göre yanlış bir şeydi ama bu dörtlü arasında yasak, yanlış, hata, ayıp kavramları yoktu. Verdikleri söz üzerine artık kavga gürültü de yoktu. Ne zamana kadar o meçhul ama uzunca bir süre yoktu.
***
Sabah uyanmak yerine öğlen uyandılar. Güzel bir gün geçirmek istiyorlardı. Ama günün yarısı kahvaltıya gidecek gibi gözüküyordu. Zaten hiç birisi evden çıkıp da gezmek istemiyordu. Birlikte vakit geçirip dağılacaklardı. Bir dahaki gelişleri için Alper bir gezi planı yapacaktı işte o zaman gezeceklerdi.
Kahvaltı hazır olduğunda herkes masaya oturdu. Daha ilk lokmayı aldılar ki Alper boğazlarda gıcık yapacak olan o soruyu sordu “Eeee biz ne zaman sizin nikah şahidiniz oluyoruz.” dedi. Sanki çocuk olmasa kendisi evlenecekmiş gibi bir de bu soruyu soruyordu. Ama evlilerde genel olarak yok muydu zaten bu etrafındakileri de evlendirmek isteği. Sadece Alper’e biraz hızlı yüklenmişti bu özellik.
Akın “Valla şimdiye kadar uzun ilişkilerden, sizinki hariç, bir halt olmadığını gördük. Bu yaza belki de evleniriz değil mi Sera” dedi. Bu sefer de Sera’nın yediği boğazında kaldı. “Bu yaza biraz erken değil mi?” dedi. Akın bunu ciddi söylemişti ama sırf kendini bozmamak için “Şaka yapmıştım zaten.” dedi ve güldü. O sırada Akın’ın aklından acaba beni istemiyor mu? Sadece benimle vakit mi geçiriyor? Diye geçerken Sera’nın aklından da şaka yapım dediği için acaba benimle dalga mı geçiyor diye düşündü.
İkisinin de geçmişte bazı travmaları vardı. Güven problemleri vardı. Birbirine güvenmeyen iki aşık kadar dünyada birbirine zarar veren başka bir şey yoktur. Sürekli tartışma vardır ama aşk olduğu için kimse bırakıp gitmez. Psikolojik sorun yaşayıp birinden birisi tımarhaneye yada hapishaneye girmeden bu böyle devam eder. Yeni neslin değişi ile toksik ilişkidir.
***
Pazar akşamı çabucak oldu. Evde hep beraber geçirdikleri güzel vakit sayesinde herkes mutlu dağıldı. Asıl kargaşa bundan sonra başlayacaktı. Kavga etiklerinde onların arasını yapacak, beraber vakit geçirdikleri arkadaşları artık çok uzaktaydı. Artık yalnızca Akın ve Sera vardı. Artık bu hayat da bu savaş da yalızca ikisinin arasında yaşanacaktı. Zor sınavları başarı ile geçerlerse işte o zaman geçek sevgiye ulaşıp kalplerinin gerçek yerlerini öğreneceklerdi.
****
Sera Akın’ı evine bırakıp kendi evine gitmek için yola koyuldu. Akın arabasını çoktan almıştı ama onun arabası eski model olduğu için Muğla’ya kadar asla gidemezdi. Sevgilisi Hondaya binerken onun doğana binmesi de saçmaydı. Araba alacak gücü vardı ama bu araba onda tutkuydu. Bu yüzden arabasını değiştirmeye niyeti yoktu.
Akın eve girdiğinde kapıdaki valizleri gördü. Hızlıca içeriye girdi. En nefret ettiği zamanlardan birisi gelmişti. Annesi ve babası yılda bir olan ziyaretlerini sonunda gerçekleştirmişti. İçeriye girip hoş geldiniz” dedi. Annesi şaşkınca etrafı izliyordu. “Oğlum hayırdır temizlikçi mi tuttun. Yıllardır gelip gidiyorum. Bu evi ilk defa bu kadar temiz gördüm.” dedi. Sera nikahtan önceki haftada eve gelip Akın’ı azarlayıp ‘bu pisliğin içinde yaşanır mı?’ deyip evi dip köşe temizlemişti. Akın’ın annesine yalan söylemesine gerek yoktu “Kız arkadaşım temizledi” dedi. Annesi resmen şükür etmeye başlamıştı. “Biz de tam bu çocuk ne zaman evlenecek yaşı geldi deyip duruyorduk” dedi.
Akın önce gözlerin devirdi sonrasında ise “Senede bir ziyaret ettiğiniz oğlunuzun evlenmesini ne zamandan beri düşünüyorsunuz” dedi. Annesi bozulmuştu, bu sefer de babası söze girdi “Artık buradayız merak etme” dedi. Akın şaşkınca baktı. Sonunda bir evlatları daha olduğunu hatırlamışlar mıydı, yoksa abisi mi ölmüştü? “Abim öldü mü yoksa sonunda” dedi gülerek. Resmen dalga geçiyordu ama içinde de bir burukluk vardı. Annesi “Allah korusun!” diye bağırdı. Babası “Oğlum abin evlendi. Bizi evde istemedi. Karısı ile yaşayacakmış” dedi.
Akın piç bir gülümseme yaptı. Bu onu mutlu etmişti. Sonunda abisi gerçek yüzünü anne babasına da göstermişti. Ardından aklına gelen şey ile dondu kaldı. Abisinin sevgilisi yoktu. O olaydan sonra da hiç olmadı. “Kiminle evlendi abim!” diye sordu. Babası o anda duvarı izlemeye başladı. Annesi de cevap veremedi. Akın anlamıştı anlayacağını. Tabikî de abisi onu aldatan eski sevgilisi ile evlenmişti. Akın çok sinirlendi. Neye sinirlendiğini bile bilmiyordu. Artık Sera’yı seviyordu sonuçta. Hiçbir şeyin umurunda olmaması gereken bu zamanda neden bu kadar öfke doluştu içine. Yoksa düşündüğü şey mi oluyordu. Sera sadece bir yara bandı görevi mi görüyordu. Akın daha buna bile emin olmadan bir kızın hayatını mı karartıyordu yoksa.
***
Sera eve gelmişti. Kapının önündeki erkek ayakkabılarına takılı kalmıştı. Annesi ya eve erkek atmıştı yada yeni bir koca bulmuştu. Sera gülümseyip anahtar ile kapıyı açtı. Salona girdiği anda olduğu yerde kalmıştı. Babası tam olarak karşısında dikilmiş duruyordu. Annesi de babasının hemen arkasındaydı. Sera annesinin tehlikede olduğunu düşünerek annesini çekip arkasına aldı. Ardından “Senin ne işin var burada” dedi.
Babasının yüzünde gram özlem belirtisi, küçücük bir sevgi göstergesi yoktu. “Annen anlatsın sana neden burada olduğumu” dedi. Sera hemen arkasını dönüp annesine hayal kırıklığı ile baktı. Ne yani kızını öldüresiye dövdüğü için bıçak çektiği kocasını, evdeki tüm parayı ve altınları çalıp giden kocasını eve mi almıştı. Annesi kızın yüzündeki ifadeyi gördükten sonra konuşmaya daha fazla çekindi. Babası bunu fark edince “Barıştık biz. Annen de geri gelmemi istedi” dedi. Annesinin aslında düşüncesi barışmak falan değildi. Sadece Sera’yı artık ne yaparsa yapsın o arkadaşından uzaklaştıramayacağını biliyordu. Bu yüzden belki babasından korkar onun sözünü dinler diye babasını getirmişti. Sera “Lanet olsun ikinize de” dedikten sonra üzerinde kazağı çıkardı. Göğsündeki sigara izlerini kollarındaki kesikleri gösteri. Vücudunun zayıflığını gösterdi. Sonra da cebindeki hapı masanın üzerine attı. Titreyen elleri ile ikisin de karşısına geçti. “Bunların hepsi sizin eresiniz. Bunları siz yaptınız. Benim hayatımı siz mahvettiniz. Şimdi de geçmiş karşıma barıştık mı diyorsunuz” dedi.
Annesi “Hayatın o çocuk yüzünden daha çok mahvolmasın diye barıştık. Yemin ederim ki artık ben de baban da seni çok mutlu edeceğiz.” dedi. Sera şimdi daha iyi anlamıştı her şeyi. Annesi ona defalarca Akın’ı kötülemişti. Ondan vazgeçmesi için elinden geleni yapmıştı. Akın’ı gözü tutmadığını defalarca söylemişti. Sera bunların hepsine kulak tıkamıştı.
Babası ise sanki gerçekten hakkı varmış gibi “Evet annenle ayrıldık ama sen benim kızımsın ve sözümü dinlemek zorundasın. İki dünya bir araya gelse seni o çocuğa vermem buna müsaade etmem. Hayatındaki güzelliklerin yarısını annene yarısını bana borçlusun. Kullandığın araba, oturduğun ev, kartındaki paralar hepsi bize ait. Sen nasıl olsa zenginiz diye üniversite bile okumadın.” dedi. Sera düzeltme yaptı “Hayır baba zengin olduğumuz için değil hapse girdiğim için okulu dondurdum. İstesem tekrar başlarım. Ama kendi psikolojim düzelmeden başlamak istemedim. Hapse neden girdim? Annem yüzünden. Psikolojim niye bozuk? Senin yüzünden.” dedi.
Arından annesine de yazıklar olsun sana dedikten sonra kapıya yöneldi. Ama babası kolundan tutup sürüklemeye başladı “Sevgiline mi koşuyorsun hemen. O koşan bacaklarını kırarım senin” deyip onu odasına fırlattı. Ardından kapıyı kilitledi. Sera ne kadar çığlık atsa da duymazdan gelip salona geçip oturdu. Annesi daha şimdiden yaptığının hata olduğunu anladı. O adamı bu eve getirmek Sera’yı korumak değildi. Daha beter bir kuyuya atmaktı