Sonraki bölümlerde; Polis sirenleri, kaçmalar, yakalanmalar, uyuşturucu, şiddet, alkol, hırsızlık, çete, sayabileceğim yüzlerce şey vardı bu mahallede. Işıksız sokağın tüm çocukları karanlıktı, ışıksız sokaktan bile karanlık.
Benim için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...
.
.
.
Akşam sevgilim Arda beni bir yemeğe davet etti. Heyecanlı bir şekilde hazırlanmaya başladım. Normalde kafelere verya kulüplere giderdik. İlk defa beni yemeğe çıkaracağı için stres basmıştı. 3 yılın ardından artık evlenme teklifi edecek. Üzerinde midi boy kırmızı elbise giyip vücut hatlarımın ortaya çıkışını bir süre izledim. Ardından kırmızının bu dünyada en çok bana yakıştığını düşüncesiyle kırmızı rujumu da sürdüm. Biraz egoist bir insanım veya kendimi çok seviyorum bilmiyorum ama kendime olan güvenim insanlara güvenmekten iyidir.
Makyajımı tamamladıktan sonra ayakkabımı da giyip annemin yanına salona indim. Normalde evde ayakkabı giymek tabii ki de yasaktı ama bu akşamki yemek için kendime yeni ve temiz ayakkabı almıştım. Annem salonda tek başına oturuyordu. Tek başına olma sebebi ise tabii ki babam dı. Babam bundan birkaç sene önce annem ile boşandı. Bize sadece nafaka göndermekten başka hiçbir şey yapmaz oldu. Boşandıkları andan beri benim bir kızım vardı göreyim bile demedi. Babamın bu tavrı hiç de umrumda değildi çünkü babasına âşık kızlardan olamadım bir türlü. Baba sevgisini hiç tatmadım. Hayatımı zehir etmekten başka hiçbir şey yapmadı şimdiye kadar bu yüzden ona pek de ihtiyacım yok.
Annem elbiseme beğendiğini belli eden bakışlarını gönderirken, elbisenin tamamını görmesi için etrafımda tam tur döndüm. "Prensesim çok güzel olmuşsun nereye böyle?" diye sordu. Gözlerimin pırıltısını belli edercesine yüzüne baktım ve neredeyse yerimde zıplayarak "Arda beni yemeğe davet etti. Kesin evlenme teklif edecek. Anne, sonunda bu günün geleceğini biliyordum." dedim. Annem mutlulukla ayağa kalkıp bana sarıldı "Tabiki de bu gün gelecekti bir tanem. İyi eğlenceler ve bana video göndermeyi unutma yoksa meraktan ölürüm" diyip evden çıkmam için önümden çekildi.
Kapıya çıkmadan önce boy aynasında son kez kendime baktım ve dışarıya çıktım. Çantamdan arabamın anahtarını çıkarıp arabanın kilidini açtım ve yola çıktım. Yol boyunca aklımdaki düşünceler yüzümdeki gülümsemeyi söndürmememi sağladı. Restorana geldiğimde onun arabasını kapıda gördüm. Beni içeride bekliyordu. Resepsiyon tarzı yerdeki güzel kadının yanına gidip rezervasyonumun olduğunu söyledim.
Kadın beni baştan aşağı sürdükten sonra bana eşlik edip masamı gösterdi. Arda beni orada bekliyordu. Masaya doğru yaklaştığında dikkatimi Arda dışında bir şey çekti. Masanın üzerinde bir kadın çantası vardı. Buna dikkat ettiğimi belli etmeden Arda'nın yanına gidip kollarımı sarılmak için açtım. Böyle bir geceyi bozmaya gerek yok diye düşündüm. Ama o sarılma isteğimi reddetti , sandalyeyi karşısına oturmam için işaret etti. Ben de öyle yapıp tam karşısına oturdum. Birden bire vücudumu basan gerginlikle "Arda,sorun ne?" Diye sordum. Çok umursamaz bir tavırla "seninle konuşmam gereken bir şey var ve merak etme kısa sürecek" dedi. Kafamı olumlu manada sallayıp şaka olduğu düşüncesi ile biraz da olsun rahatladım. Arkamdan yalandan bir öksürük sesi geldi. Numaradan yapılan bu öksürük sesini nerede olsa tanırım. Bu öksürük tabii ki de Dilara'ya aitti. Dilara benim liseden beridir en yakın arkadaşım. 15 yaşından 23 yaşına kadar ulaşan bu hayat serüvenimde her an yanımda oldu. Ona gülümsedim "Hoşgeldin bebek" diye selam verdim. Ama bana cevap vermedi. Yüzünde ufak bir tebessüm bile olmadı. Soğuk bir şekilde bana bakıp Arda'nın yanına oturdu. Altını çizerek söylemem gerekirse Arda'nın, benim sevgilimin yanına oturdu.
Kendimi tuhaf hissetmeye başladım. Bir yanım bunun şaka olduğuna inanmak istese de bir yanıma kurt düşmüştü. Hiçbir şey anlamadığım için yüzlerine tuhaf tuhaf bakmaya başladım. Dilara arda'ya dönüp "sen konuş" dedi. Ben de kendimi biraz ileriye yaklaştırıp tüm dikkatimi Arda'ya verdim. Biraz süre geçtikten sonra nihayet Arda lafa girmeyi başardı. Gözlerimin içine baka baka "Sera öncelikle sana şunu söyleyeyim, seninle çok denedim ama asla mutlu olamadım. Bunun için senden çok özür dilerim" dedi. O anda en mutlu anılarımız gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı ve Arda aslında mutluydu. Bir süre tepkimi izledikten sonra cevap vermeyeceğimi anlayıp devam etti. " Bunu yapmamam gerekiyordu ama yaptım. Ben seni Dilara ile yakınlaşmak için seni kullandım. Dilara benimle ilgilenmiyordu. Senin de bana olan ilgini fark edince seninle oldum. İlk başlarda seni sevmeye çalıştım ama Dilara gelip bana beni sevdiğini söyleyince en başa geri döndüm. Çok özür dilerim ama ben onu seviyorum" dedi. Sanki beraber yıllar geçmemiş de birkaç hafta geçmiş gibi konuşuyordu. O anda yok olmak istedim. Sinirden yüzümün kızardığını hissettim. Böyle şeyler sadece filmlerde falan olur zannediyordum. Onlar hala bana bakarken ben karşılarında dondum kaldım. O an ne demem gerektiğini ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çantamı koluma takıp masadan kalktığım. Şok etkisi bu olsa gerek ilk yaptığım hareket bu oldu. Tam arkamı dönmüşken Dilara yüzsüzce, sanki konuşmaya hakkı varmış gibi "Bir şey söylemeyecek misin?" diye seslendi. O anda öyle bir sinirlendim ki hayatım boyunca ağzımdan çıkmamış o kelimeler döküldü ağzımdan "Orospu çocukları ile konuşacak hiçbir şeyim yok benim" dedim ve arkamı dönüp hızlıca çıktım. Dilara arkamdan birkaç kez bağırdı, o da sinirlenmişti anlaşılan ama geri dönmedim. Eğer geri dönersem onu paramparça ederim.
Arabaya atlayıp en yakın tekel bayinin önünde durdum. İçeriye girdiğimde orada çalışan adamla çocuk tartışıyorlardı. Çocuk "Abi biliyorum çakmak gazı olduğunu versene bir tane ne demek yok. Tekel de çakmak gazı olmaz mı?" diye bağırdı. Bir adım geri attım korkmadım ama çok da yaklaşamadım. Adam sinirle "oğlum git gece gece benim başıma belaya sokma yok dedik ya" diye karşılık verdi. Onları dinlerken çantamda yedek çakmağın olduğunu hatırladım. Oyalanmadan buradan çıkabilmek için çantamdaki çakmağı alıp çocuğa uzattım. "Beyefendi buyurun size ben çakmak vereyim. Ben de bir tane daha var. Yokmuş işte çakmak gazı adam sizden mi saklayacak." dedim. Çocuk yüzüme bakıp güldü adam da bana sinirli sinirli bakmaya başladı. "Cici kız sen sen ol anlamadığın şeylere karışma"dedi çocuk. Sanki ben bir şey dedim yardım edende kabahat. Çocuğa sinirli sinirli bakıp çakma çantama sertçe attım. "Senin berber de tıraştan anlamıyor sanırım, ona da aynısını söyle tas kafa!" dedim. Tekrar güldü ve kasanın arkasına geçip çakmak gazı aldı. Adam resmen saklamış gazları. Para vermeden çıktı gitti adam arkasından "lan piç" diye bağırdı ama o koşarak gitti.
Ben de birkaç tane bira alıp adama parayı ödedim. Adam para üstünü verirken "bu sokakta fazla gezme, bir sürü bağımlı var başına bir şey gelmesin" dedi. Yüzümde acı bir tebessüm oluşurken teşekkür edip çıktım. Bağımlı insanlar şu dünyada en korkunç insanlar. En yakından şahit oldum bağımlılık ne demek iyi biliyorum. Geç fark ettim ama ne kadar gereksiz şeyler olduğunu anladım. Kendimle bir kez daha gurur duyuyorum.
Araba ile uzaklaştım bir dağın tepesine çıktım. Zaten yeterince sorunum olduğu için bunları da düşünmek istemedim. Biramın kapağını açtım ve sessiz bir şarkı eşliğinde yavaş yavaş içmeye başladım. Daha önce hiç, birisi bana ihanet etmemişti. Ayrıldığım için acı çektiğim insanlar oldu, tamam çocuktum ama onlar bile bundan fazla acıtmıştı. Normalde ağlayıp zırlamam kendimi dağıtmam gerekiyordu. Sanırım artık hissiz bir insana dönüşmüştüm ve bunu da geç fark ettim.
Alkoller tamamen bittiğinde acil bir şekilde arabayı geri döndürdüm. Midem bulanmaya başladı bu yüzden hızlıca eve gitmem gerekiyor. Fazlasıyla da sıkıştım ve dağın başındayım. Arabayı olabildiğince hızlandırdım ve inadına gibi başımda dönüyordu. Her şeye rağmen arabayı şeritte tutmaya çalışmak çok zordu. Karşıdan bir araba geldiğini gördüm. Arabanın ışıkları maviydi ve dikkatimi çekti hatta bilinçsizce arabayı üzerine doğru sürdüğümü çarpışınca fark ettim. Diğer arabadan inen kişi "Lan o***** çocuğu dikkat etsene, şimdi s***** belanı" diye bağırdığında koltuğuma biraz daha kendimi gömdüm.
