İçeriğe geç

⋆⁺₊⋆ Işıklar Sönünce ⋆⁺₊⋆

Bölüm 2 · 3 dk okuma

⋆⁺₊⋆ Işıklar Sönünce ⋆⁺₊⋆

Bölüm 2

Odanın Kilidi ve Okuldaki Fırtına

"Adımı nereden biliyorsun?"

Ağzımdan çıkan ilk şey gerçekten bu mu olmalıydı? Üzerine düşmüşüm, oda zifiri karanlık, dışarıda müziğin bası duvarları titretiyor ve ben sanki FBI ajanıymışım gibi adamı sorguluyorum.

Ege hafifçe kıkırdadı. O sesi tam göğsünün üzerinde hissetmek... Tamam, kalbimin ritmi şu an 180 falan olabilir ama bunu kesinlikle çaktırmamam gerekiyordu.

"Alara," dedi Ege, adımı uzatarak. Yavaşça doğruldu ve kalkmama yardımcı olmak için elimi tuttu. Eli sıcacıktı. "Aynı lisede üçüncü yılımız. Ve sen her kimya dersinde arka sırada Sıla’yla dedikodu yaparken periyodik cetveli düşürüyorsun. Sence fark etmemem mümkün mü?"

Rezalet. Yerin dibine girmek için harika bir zamanlama.

Tam bir şeyler söyleyip kendimi savunacaktım ki kapının kulbunu zorladım. Tık. Tık.

Kapı açılmadı.

"Şaka mı bu?" dedim panikle kapıyı tekrar zorlayarak. "Ege, kapı kilitlendi!"

Ege arkamdan yaklaşıp kapının kolunu denedi. "Harika. Bu oda babamın çalışma odası ve kilit mekanizması dışarıdan kilitlenince içeriden açılmıyor."

"Ne?!" diye çığlığı bastım. "Yani burada kilitli mi kaldık? Sıla beni öldürecek! Annem beni evden evlatlık reddedecek!"

Ege hiç istifini bozmadan cebinden telefonunu çıkardı. "Sakin ol şampiyon. Kaan dışarıda, ona mesaj atarım..." Telefonunun ekranına baktı ve derin bir nefes aldı. "Tabii şarjım %1 olmasaydı. Ve evet, kapandı."

İşte o an karanlık odada baş başa kaldık. Ege sırtını duvara yaslayıp yere oturdu. Neon mavi ışık yüzüne vuruyordu ve saçları her zamanki gibi 'çaba harcamadan mükemmel görünen' o dağınık halindeydi.

"Eee," dedi Ege gülümsüyorsa benzer bir ifadeyle. "Sözde 12'de evde olacaktın. Şimdi zaman geçirmek için ne yapıyoruz?"

Sadece 40 dakika o odada kaldık. Ama bana 40 yıl gibi geldi. Ege'nin düşündüğüm kadar "ulaşılmaz popüler çocuk" olmadığını, aslında aşırı eğlenceli ve komik biri olduğunu fark ettiğim o 40 dakika... Kaan en sonunda kapıyı dışarıdan açtığında bizi yan yana yerde oturup lisedeki hocaların taklidini yaparken buldu.

Ve tabii ki... Sıla’nın o anki yüz ifadesini ömrüm boyunca unutamayacağım.

Pazartesi Sabahı – İstanbul Özel Bilfen Koleji

Pazartesi sabahı okula adım attığımda havanın rengi bile farklıydı. Ya da bana öyle geliyordu.

"Alara! Dur, kaçma!"

Koridorda arkamdan koşan Sıla’ya dönmek zorunda kaldım. Koluma girip beni hemen dolapların arkasına çekti.

"Bana her şeyi anlatacaksın," dedi gözlerini açarak. "Cuma gecesi o odadan çıkarken Ege sana neden kendi ceketini verdi? Ve neden Kaan bana 'seninkiler içeride baya kaynaştı' dedi?!"

"Sıla valla bak düşündüğün gibi değil," derken çantamdan matematik defterimi çıkarmaya çalışıyordum. "Sadece kilitli kaldık ve oda soğuktu!"

"Hadi oradan! Bak, bak kim geliyor..."

Kafamı koridorun girişine çevirdiğimde kalbim bir anlığına durdu.

Ege, yanında okulun basketbol takımından Kaan ve koridorun diğer ucundan onlara doğru yürüyen Mera ile birlikte bize doğru geliyordu. Mera... Okulun stil ikonu, her kulübün başkanı ve Ege'nin çocukluk arkadaşı (ya da herkesin deyimiyle gelecekteki sevgilisi).

Mera'nın üzerindeki o mükemmel uyumlu okul formasına ve kusursuz fönlü saçlarına bakıp kendi aceleyle toplanmış at kuyruğuma dokundum.

Ege tam bizim dolapların önünden geçerken adımlarını yavaşlattı. Bakışlarımız çakıştı. Yüzünde cuma gecesinden kalma o hafif, yarım gülümseme belirdi.

"Günaydın, sakar," dedi herkesin içinde, sesi tam yanımızdan geçerken duyulacak şekilde.

Kaan arkadan "Ooo!" diye bir ses çıkardı. Mera ise adımlarını durdurup önce Ege’ye, sonra gözlerini kısarak bana baktı. Koridordaki en az beş kişi başını bize çevirmişti.

Sıla kolumu öyle bir sıktı ki moraracağına emindim. "Alara..." diye fısıldadı heyecanla. "Bu çocuk sana resmen yürüyor!"

"Yürümüyor Sıla," dedim kızaran yüzümü gizlemeye çalışarak dolabımın kapağını çat diye kapatırken. "Sadece hayatımı mahvediyor."

Bölüm sonu

2 yorum