Apartman boşluğundaki o ani gürültü ve ardından Ali Amca'nın sert komutları hala kulaklarımdaydı. Tüm kadınlarla birlikte ben de hızla kendi katıma döndüm, aceleyle kapıyı kapattım ve arkasına yaslandım. Kalbim hala deli gibi çarpıyordu. Pencereye yaklaştım, araladım. Aşağıdan hala uğultular geliyordu. Kısık sesli konuşmalar, birilerinin bir şeyleri taşıdığına dair belli belirsiz sesler... Zihnimde tek bir soru vardı: Ne oldu? Silah sesi ihtimali aklıma geldiğinde midem kasıldı. Eğer öyle bir şey olduysa, bu sadece bir dayak olayı değil, çok daha ciddi bir durumdu. Yine de kendimi zorladım, pencereden uzaklaştım. Yatağıma oturdum, bacaklarımı kendime çektim ve kollarımı etrafına doladım. İçimde biriken gerginliği atmak istiyordum. O adamın başına ne geldiğini, neden Ali Amca ve Zehra Teyze'nin onu hastaneye götürmediğini düşünürken, içimdeki merak iyice derinleşiyordu. Sanki bir şeyler gizliyorlardı. Ama ne? Saatler geçmek bilmedi. Gözümü bile kırpmadan, pencereden yola sızan sokak lambasının cılız ışığını seyrettim. Sabah olduğunda, tüm geceyi uykusuz geçirmiş, yorgun argın bir haldeydim. Güneşin ilk ışıkları odaya süzülürken, artık bu belirsizliğe dayanamayacağımı fark ettim. İçimdeki yorgunluk, merakımın önüne geçmişti. Tüm gece süren endişe ve uykusuzluk, şimdi bedenimi ele geçirmişti. Olayın üzerindeki merak perdesi hala aralanmamış olsa da, direnecek gücüm kalmamıştı. Kendimi yatağa attığım gibi, zihnimi tamamen boşaltmışçasına derin bir uykuya daldım. Ertesi Gün ve Dayı Can'ın ZiyaretiGözlerimi araladığımda güneş çoktan tepeye yükselmiş, ışık odamı doldurmuştu. Alarmımı kurmayı unutmuş olmalıydım, saat öğlen on biri geçmişti. Yatağımdan kalkıp esnerken, kapıdan gelen tanıdık bir tıkırtıyla irkildim. Kim olabilirdi bu saatte? Kapıya doğru ilerlerken, anahtar sesleri duyuldu ve kapım kendiliğinden açıldı. "Ooo hanımefendi uyuyor muydunuz hala?" Kapının aralığından orta yaşlarında, her daim şık ve jilet gibi takım elbiseleriyle dikkat çeken Avukat Dayım Can içeri girdi. Elinde simit ve poğaçadan oluşan bir poşet ve öbür elinde küçük bir el çantası vardı. Yüzünde sıcak bir gülümseme, gözlerinde alışık olduğum o parıltı... "Dayı!" diye sevinçle bağırdım, hızla ona sarıldım. "Hiç beklemiyordum!" "Sürpriz olsun istedim," dedi, kolunu omzuma atarak içeriye doğru ilerledi. Gözleri etrafta geziniyordu. "Baktım senin bana uğrayacağın yok, ben sana geleyim dedim. Hem bir avukat olarak ne işler karıştırdığına da bir bakayım dedim." Son cümlesini şaka yollu söylese de, yüzünde ufak bir ciddiyet belirmişti. Koltuğa rahatça oturup beni yanına işaret etti. "Hadi bakalım Deniz'im," dedi, ses tonu her zamanki gibi hem şefkatli hem de bir avukat titizliğindeydi. "Anlat bakalım, nasıl gidiyor hayatın bu aralar? Yeni bir şeyler var mı?" Birden duraksadım. Nereden başlayacaktım? İçimde biriken her şey, bir çığ gibi büyümüştü. Dayım, her zaman en mantıklı kararları veren, olaylara soğukkanlılıkla yaklaşan biriydi. Belki de bu yaşadıklarımı ona anlatmak, içimdeki yükü hafifletirdi."Şey... Aslında bu aralar hayat pek de iyi gitmiyor Dayı," diye mırıldandım, başımı öne eğerek. "Dersler fena değil ama ailemin beklentileriyle olan çatışmam yüzünden kendimi sıkışmış hissediyorum. Biliyorsun, edebiyat okumam ve blog yazmam onların gözünde pek bir anlam ifade etmiyor." Dayım usulca başını salladı, beni dinlediğini belli ediyordu. "Biliyorum Deniz'im, annenler biraz öyleler. Ama sen yaptıklarının doğru olduğuna inanıyorsan, vicdanın rahatsa, devam et. Sen kendi yolunu çizecek kadar güçlü bir kızsın. Onların söylediklerine takılma, yeter ki sen mutlu ol." Sözleri içime su serpse de, asıl konuya gelmem gerektiğini biliyordum. Derin bir nefes aldım ve dün gece yaşadıklarımı bir bir anlatmaya başladım. Sokaktan gelen o korkunç sesleri, balkon duvarının arkasına sindiğimi, adamın çaresiz yalvarışlarını, duyduğum yumruk seslerini... Her detayı, zihnimde yeniden yaşar gibi anlattım. Dayım beni tek kelime etmeden, dikkatle dinliyordu. "Sonra," diye devam ettim, sesim kısılmıştı, "kapımın çalınma sesi... Aslında yumruklanma sesiydi. Kapıyı araladığımda... Kapımda kanlar içinde bir adam yatıyordu, Dayı. Yüzü perişandı. 'Polis yok, lütfen' diye fısıldadı bana. Çok korktum, gerçekten çok korktum."Dayım'ın kaşları çatıldı. Yüzündeki gülümseme tamamen silinmişti. Ciddiyeti, oturduğu koltukta bile belirginleşmişti. "Kanlar içinde mi? Kapının önünde mi?"Başımı salladım. "Evet. Sonra Ali Amca ve Zehra Teyze geldi. Adamı zemin kattaki boş daireye taşıdılar. Hastaneye götürmediler, Dayı. 'Burada daha güvende' dediler, 'kimseye haber vermek istemedi' dediler." Anlatırken, dün geceki dehşet bir kez daha boğazımı sıkıyordu. "Ve dün gece," diye ekledim, sesimi daha da alçaltarak, "o adamı taşırlarken, daireden büyük bir gürültü geldi, Ali Amca da kadınları tabiri caizse 'Bu iş erkek işi' diyerek eve yolladı. Dayı neredeyse bir silah sesi duyduğuma eminim, yani tam emin değilim ama çok benziyordu." Dayım'ın yüzü bembeyaz oldu. Koltukta dikleşti, gözleri sabit bir noktaya kilitlenmişti. Kendi kendine mırıldandı, sesi neredeyse duyulmuyordu. Yüzündeki ifade, endişeden çok daha öte, derin bir şaşkınlık ve tehlike sezgisi taşıyordu. "Dayı. Ne oluyor burada? Anlamıyorum. Burası benim çocukluğumun geçtiği mahalle, burada böyle şeyler olmazdı. Yani kavga falan olurdu ama bu derece bir şey hiç beklemiyordum." diye günlerdir içimdeki tüm sesi dışa vurdum, sesimde acı bir ton vardı. Utanmasam ağlayacaktım. Dayım birkaç saniye sessiz kaldı, sanki duyduklarını tartıyordu. Sonra ayağa kalktı. Odanın içinde volta atmaya başladı. Yüzündeki o parıltı, yerini endişeli bir düşünceliğe bırakmıştı. "Anlıyorum Deniz'im," dedi sonunda. "Anladım. Bu, sıradan bir olay değil. Bu işte kesinlikle bir tuhaflık var."Bana döndü, gözlerinde daha önce görmediğim bir kararlılık vardı. "Dinle beni Deniz. Bu konuyla ilgili şimdilik kimseye bir şey anlatma. Özellikle de ailene. Ben bu işin peşine düşeceğim. Ve şimdilik, senin yanına yerleşeceğim. Senin güvende olduğundan emin olmalıyım."
Bölüm 4
Misafir
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.