İçeriğe geç

İŞARETLİ BÖLGE

Bölüm 2 · 5 dk okuma

İŞARETLİ BÖLGE

Bölüm 2

Perdenin Ardı

Kalbim hala hızla çarpıyordu. Az önce kapımın önünde kanlar içinde yığılıp kalan genç adamın, "Polis yok... lütfen..." fısıltısı kulaklarımda yankılanıyordu. Ne olacak şimdi? Vicdanım bir yanda, korkum diğer yanda amansız bir savaş veriyordu. Birkaç saniye sonra, apartman boşluğundan gelen seslerle irkildim. Kısık fısıltılar, endişeli mırıltılar ve aceleci ayak sesleri... Sanırım alt kattaki komşular, Zehra Teyze ve Ali Amca uyanmışlardı. Hızla kapıya yürüdüm, derin bir nefes aldım ve tereddüt etmeden kapıyı açtım. Apartman boşluğunun loş ışığı, gözlerimi kamaştırdı. Tam kapımın önünde, bir kalabalık oluşmuştu. Zehra Teyze telaşla diz çökmüş, Ali Amca ise hemen yanında, yüzü endişeyle gergin, yerdeki adama bakıyordu. Yandaki daireden çıkan birkaç meraklı komşu daha vardı. Sanki bir tiyatro sahnesi kurulmuştu kapımın önüne, başrolde ise o yaralı genç adam vardı. Üstündeki koyu mont, şimdi Zehra Teyze’nin elindeki beze bulaşan kanlarla daha da belirginleşmişti."Ali, çabuk yetişsene! Adam kanlar içinde!" diye fısıldadı Zehra Teyze, sesi panikle karışıktı. Ali Amca hemen eğildi, elini genç adamın boynuna götürerek nabzını kontrol etti. "Sakin ol Zehra, yaşıyor. Ama fena benzetmişler bunu." Diğer komşular da kendi aralarında fısıldaşıyor, kimisi "Kim bu? Hırsız mı?" derken kimisi "Yardım çağırsak mı?" diye endişeyle soruyordu.Ali Amca beni fark etti. "Deniz kızım, iyi misin?" diye sordu. "İyiyim Ali Amca," diye cevap verdim, sesim zar zor çıkıyordu. İçim biraz olsun rahatlamıştı. Yalnız değildim artık. Gözlerim istemsizce yerde yatan adama kaydı. Yüzü bana dönük değildi ama durumun ciddiyeti her halinden belliydi. O an, bir kez daha o korkunç haberler aklıma geldi. Yaralı da olsa bir yabancı… Korkmuştum. Çok korkmuştum. Fısıltılar ve ara ara gelen inleme sesleri devam ediyordu. Ali Amca, diğer komşulara bir şeyler anlatıyor, sanırım adamı taşıma planı yapıyorlardı. "Deniz'ciğim, biz bu genci alıp bizim boş daireye indiriyoruz. Alt katta boş dairemiz vardı ya, hani kiraya verecektik. Orası daha iyi olur. Sen endişelenme, biz ilgileniriz." Alt kata taşınacağından emin olduğum anda, ansızın zihnimde günler önceki o gece canlandı. Balkonumda saklanarak dinlediğim o sesler… Koşan ayak sesleri, bağırışlar, ardından gelen yumruk sesleri… Yanlışlıkla girdiğini söyleyen adamın çaresiz özürleri ve ona inanmayanların öfkeli haykırışları. "Ne işin var senin burada?! Kimden izin aldın?! Bedelini ödeyeceksin!" İşte tam da o an, Ali Amca'nın kollarında, kanlar içinde sürüklenen bu genç adama baktığımda, o gece duyduklarımla bir bağlantı kurdum. Bu adam da mı onlardan biriydi? Ya da onların kurbanı mıydı? Zihnim, bu semtin bilinmeyen yüzüne dair sorularla dolup taşıyordu. O an kapıyı açmayarak doğru olanı yaptığıma inanıyorum. Bu kadar karanlık bir işin içine karışmak, bana göre değildi. Genç adama üzüldüm, evet, kimse böyle bir muameleyi hak etmez ama benim kendimi de korumam gerekiyordu. Bir süre sonra aşağıdan eşyaların sürüklenme sesleri ve yorgun iniltiler geldi. Muhtemelen o genç adamı zemin kattaki daireye taşıyorlardı. Ardından, apartman giriş kapısının bir kez daha açılıp kapandığını duydum. Sanırım durumu ağır olduğu için hastaneye götüreceklerdi. Gecenin geri kalanı, kapımdan gelen tüm sesler kesildikten sonra bile uyuyamadım. Gözüm kapıdaydı. Yaralı adamın kanlı yüzü, çaresiz gözleri ve kısık fısıltısı zihnimde dönüp duruyordu. Yarın vize sınavım olduğunu hatırladığımda, zor da olsa yataktan kalktım. Gözlerimin altındaki morluklara aldırış etmeden hızlıca mutfağa geçtim, kendime bir kahve yaptım. Tekrar odama döndüğümde, masamın başına oturdum ve yarınki vize sınavıma odaklanmaya çalıştım. Her ne kadar zihnim karmaşık olsa da, notlarımı ve kitaplarımı açtım. Sessizce, sabahın ilk ışıklarına kadar ders çalıştım. Normalde bu saatlerde bloguma bir şeyler karalar, günün yorgunluğunu atardım. Ama bu gece, kelimeler zihnime uğramıyordu bile. Sadece ders notları ve o kanlı yüz vardı. Sabahın ilk ışıklarıyla, kendimi zor da olsa yataktan sürükledim. Ağırlaşan göz kapaklarımla aynaya baktım. Gözlerimin altı morarmış, saçlarım karmakarışıktı. Hızlıca üzerime basit bir kot pantolon, beyaz bir tişört ve üzerime bol gelen ince bir hırka geçirdim, kahvaltı yapmaya halim bile yoktu. Apartman merdivenlerinden inerken, Zehra Teyze'nin sesi alt kattan geliyordu. Ne dediklerini tam anlamıyordum. Kısık sesli konuşmalar geliyordu içeriden. Genç adamın hala orada olduğunu anladım. Apartmandan çıktığımda, Gaziosmanpaşa'nın günlük telaşı çoktan başlamıştı. Birbirine yapışık, daracık, eski evlerin arasından sokağa yayılan günlük gürültüye, seyyar satıcıların sesleri karışıyordu. Az ileriden geçen çerçinin tahta arabasının gıcırtısı, biraz sonra duyulan eskicinin "Eskici!" diye bağıran tok sesi ve sabah mahalle sütçüsünün "Sütçüüü!" naraları yankılanıyordu ve tabiki sokakta oynayan çocuklar… Her şey normal akışındaydı. Ama benim için hiçbir şey gözüme normal gelmiyordu. Zihnimin bir köşesinde, o derme çatma apartmanın zemin katındaki boş dairede yatan yaralı bir yabancı vardı. Ve sokağın köşesinden dönmeden önce gözlerim istemsizce, sokağın ortasındaki elektrik tellerine takıldı. Hava aydınlandığında daha da belirginleşen, ip gibi asılı o rengârenk, eski püskü çocuk ayakkabıları. Her biri ayrı bir hikaye fısıldıyor gibiydi. Üniversiteye vardığımda, sınavın başlamasına az kalmıştı. Kafamı dağıtmaya çalışarak arkadaşlarımla buluştum. Uzun boylu, ince yapılı, gür saçlı Esra ve kısa, minyon tipli, neşeli tavırlarıyla dikkat çeken Can ile kantinde oturduk. Sınavın başlamasına kadar sıcak bir şeyler içerek sohbet ettik. "Uykusuz gibisin Deniz," dedi Esra, iri gözlerini kısarak beni süzdü. "Çalışmaktan mı bu halin?" Omuz silktim. "Biraz öyle... Bir de dün gece tuhaf bir şey oldu apartmanda." Duraksadım, ne kadarını anlatacağımı bilemedim. İçimdeki gerginlikten bahsetmek kolaydı ama olayın detayları... Can, geniş omuzlarını rahatça arkaya yaslamış, koca bir fincan kahvesinden yudum alırken, "Ne oldu ki? Yine mi üst kattan su sızdı?" diye takıldı, her zamanki gibi neşeliydi. Hafifçe gülümsedim. "Yok canım, daha fena. Kapımın önüne yaralı bir adam yığılmış..." Esra'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ne?! Yaralı mı? Ee sen ne yaptın peki?" "Ali Amca ile Zehra Teyze ilgilendi. Aşağıdaki boş daireye aldılar. Sanırım hastaneye götüreceklerdi," diye mırıldandım. Konuşurken bile içimde biriken kötü hissiyat varlığını belli ediyordu. Can da başını sallayarak onayladı. "Kesin bir belaya bulaşmıştır. Bu semtlerde böyle şeyler çok oluyor. Sen karışma hiç." Onların bu rahat tavırları, beni biraz olsun sakinleştirmişti. Dün geceki o karmaşık hisler, onların yorumlarıyla daha anlaşılır geliyordu. Evet, karışmamalıydım. Sınav salonuna girdiğimizde saat 13.00'tü. Sınav boyunca aklım zaman zaman dağılsa da elimden geleni yapmaya çalıştım. Sınav bittiğinde ne iyi ne de kötü geçmişti; ortalama bir sonuç bekliyordum. Eve döndüğümde, üzerimdeki yorgunluğa rağmen içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Zihnimdeki sorular hala cevapsızdı. Genç adam hala zemin kattaki boş dairede miydi? İyileşmiş miydi? Yoksa götürmüşler miydi? Merak, korkuya galip gelmeye başlamıştı. Derin bir nefes aldım ve yavaşça merdivenlerden zemin katın altındaki, o boş dairenin kapısına doğru indim. Kalbim yine deli gibi çarpıyordu. Ne diyecektim? Neden gelmiştim? Bilmiyorum. Sadece o kapıya kadar gitmem gerektiğini hissetmiştim. Adımlarım tereddütlü, içimde ise merak vardı. Kapının önüne geldiğimde durdum. Yutkundum. Elim yavaşça kapı koluna uzandı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.