İçeriğe geç

is çiçekleri

Bölüm 2 · 14 dk okuma

is çiçekleri

Bölüm 2

1-Kaybolan Yıllar Gelmez Geri

Genç kadın yarım yamalak giydiği ceketiyle evden çıkmaya çalışıyordu. Elinde koca bir valiz vardı. Telaşına ve elindeki koca valize bakan onu tatile ya da iş gezisine çıkıyor sanırdı ama o arkadaşının düğününe gitmeye çalışıyordu. Bir yandan valizi tutup bir yandan kapıyı kapatmak zor oluyordu. Valizi kapının önüne koyup rahatlamış bir ifadeyle derin nefesler alıp verdi. Yorulmuştu.

Önüne gelen saçlarını boş kalan eliyle düzeltti ama saçları inat eder gibi tekrar yüzüne düştü. Kahkül keserken aklım neredeydi acaba diye düşünmeden edemedi. En kısa zamanda tekrar kesmeliydi. Sinirlense de derin bir nefes alıp kapıyı çekti. Ceketi sağ koluna geçirip valizi sürüklemeye başladı. Yakın arkadaşı Zenan için içinden bir ton laf ediyordu her adımında. Bahçeye çıktığında valizi nefes nefese bıraktı. "Ulan Zenan, şu düğün bir geçsin ben sana yapacağımı biliyorum!" diye söylendi. Yüsra'nın sesiyle bahçedeki çiçeklere bakan Çağan Yüsra'ya döndü. Her ne kadar yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorsa da Yüsra ona gerek olmadığını söyleyip durmuştu. Yüsra yardım dilenir gibi ona bakınca hızlı adımlarla valizi Yüsra'nın elinden çekip aldı ama onun bile beli bükülmüştü valizin karşısında.

"Sadece merakımdan soruyorum, ne var bunun içinde? 25 kiloluk dambıllar mı koydunuz?" Çağan söylenip valiz daha da ağırlaşmadan arabaya yürüdü. "Söylenme Çağan söylenme, bugün kızın en mutlu günü!" Yüsra elindeki yükün gitmesiyle heyecanla konuşuyordu.

Kendisi hiç söylenmemiş gibi arabaya yürüdü. Heyecanlıydı en az Zenan kadar. Üzülse de bunu pek belli etmemeye çalışıyordu. En yakın arkadaşı evleniyordu bundan daha üzücü bir şey olamazdı. Dün gece oturup sabaha kadar birbirlerine sarılıp ağlamışlardı. Zenan onun için bir anne, bir kardeş veyahut bir dosttu. Aynısı Zenan içinde geçerliydi. Belki burada olsalardı ve her gün görüşecek olsalardı bu kadar üzülmezlerdi. Zenan'ın birkaç saat sonra eşi olacak Berker asker olmasaydı eğer burada olabilir her gün birbirlerini görebilirlerdi. Berker asker olduğu için görev yaptığı yere Van'a gidiyorlardı. Bu da iki arkadaşın ayrılması demekti. Hüzünle iç çekti. Artık insanlardan ayrılmak zulüm gibi geliyordu ona.

Yüsra yüzünü asmamaya çalışsa da bazı anlarda kendine hakim olamıyordu. "Vay be, ben evlenmem diyen Zenan bizden önce evleniyor." Çağan bagaja valizi yerleştirirken bir yandan da konuşuyordu. Yüsra kıkırdarken yolcu koltuğuna oturup kemerini bağladı. Çağan haklıydı, her zaman ben evlenmem diye dolansa da aşk onun da kapısını çalıp izinsizce içeriye girmişti . İşte aşkın kudreti katır inatlı Zenan'ı bile yola getirmişti. Yüsra'da ilk başta inanmamış hatta evleneceklerini söylediğinde ateşi olup olmadığını kontrol etmişti. Sadece arkadaşları değil anne babası bile şok olmuşlar istemeye gelene kadar şaka sanmışlardı. Çağan bagajın kapısını kapatıp arabadaki yerini aldı.

Yüsra telefonuyla uğraşırken Çağan'da dinlediği şarkıları mırıldanıyordu. Söyleyeceği şarkılar bitmiş olacak ki radyoyu açıp öyle şarkı söylemeye devam etti. Yüsra'da bildiği şarkılarda eşlik etse de daha sonra sessizliğe gömülmüştü. Düşünceleri onu boğuyor, içindeki buruk his onu bir türlü bırakmıyordu. Gece boyu Zenan sürekli başka konular açmıştı. Bir ara laf Doruk'a bile gelmiş, Yüsra savuşturmaya çalışsa da konuyu bir türlü değiştirememişti. "Doruk'la karşılaşırsanız?" demişti Zenan. Meraklı ifadeyle Yüsra'ya bakıp cevap beklemişti. Yüsra ise önce gülümsemişti çünkü bazen rüyalarında, bazen bir kitabın satırlarında bazense bir şarkının nakaratında Doruk'a rastlıyor, ufak bir baş selamı ile uğurluyordu onu. "İzlerim, sadece izlerim. Yılların hasretini saniyelerle çıkarmaya çalışırım." omuz silkti. "Hem belki hayatına yeni birisi girmiştir?" gülümsemeye çalışsa da biliyordu ki öyle bir şey olsa bir enkaz altında gibi hissederdi. Nefes alamaz, kaçacak, sığınacak yer arardı.

"Belki bir gün karşılaşırsınız." demişti Zenan neşeden uzak sesiyle, arkadaşının bu kırgınlıkla yaşamasına içi elvermiyordu. "Neden bilmiyorum ama hayatına hiç kimse girmemiş gibi hissediyorum." Hissetmiyor, biliyordu. Doruk'la Berker'den gelen bir iletişimi vardı. Yüsra henüz bilmiyordu ama yarın öğrenecekti. Doruk'un da Yüsra'dan bir farkı yoktu. Aynı duygular kalbinin ortasında filizleniyordu. Yüsra anlamadığını belirtircesine Zenan'a baktığında tekrar dudakları aralandı.

"Biz bir gün karşılaşsakta artık açelyaların kaderi değişmez."

𓇬

Zenan gelin odasında bir o yana bir bu yana gidiyordu. Berker sıkıntıyla aynanın önündeki pufa oturdu. "Nereden bileyim ben ikisinin eski sevgili olduğunu?" Zenan yüksek sesli bir of çekti.

"Ne yapacağız şimdi, yıllardır birbirini görmeyen iki eski sevgiliyi nasıl olur da aynı nikah masasına oturtmayı becerdik? Bana neden söylemedin şahidinin Doruk olduğunu?" Berker oturduğu yerden kalkıp Zenan'ın omuzlarını tuttu. Zenan ağlar gibi ses çıkardı. Doruk'un geleceğini biliyordu ama Yüsra ile yan yana geleceklerinden bihaberdi.

"Olan oldu artık, hem belki konuşurlar, o kadar da kötü bir şey yapmamışızdır ne dersin?" Zenan'ın omuzları düştü. Berker kollarını Zenan'a sardı. Zenan dün ufaktan Yüsra'nın ağzını aramıştı ve tamda beklediği cevapları almıştı. Yüsra'da Doruk'un karşılığı çok yoğun acılara işaret ediyordu. Doruk'u tam olarak bilemezdi fakat Yüsra'nın yapabileceklerini kestirebiliyordu. Yılların hasretini saniyelere sığdırmaya çalışırdı Yüsra. Susardı, sadece susar ve Doruk'u izlerdi. Zenan sıkıntılı bir nefes daha verdi. Onları bir araya getiren kaderdi. Kaderin önüne geçemezlerdi artık. Kader böyleydi her ne kadar kaçsanız da sizi eliyle koymuş gibi bulur, yakalarınızdan tutup karşı karşıya getirirdi. Bu yüzden endişelenmeyi bırakıp düğününe adapte olmalıydı. Kapının arkasında asılı gelinliğe baktı. Bugün en mutlu günüydü ve bozulmayacaktı. En azından o öyle umuyordu.

𓇬

Doruk denize bakarken sigarasının son nefesini de içine çekti. Açtığı birkaç düğme bile nefes almasına yetmiyor gibiydi. Sigaranın dumanı gözlerini yakıp geçti, Doruk denize bakmayı sürdürdü. Bunu nasıl kabul ettiğini bilmiyordu fakat şunu biliyordu ki Berker gerçekten manipülasyon konusunda çok yetenekliydi. "Şu düğün bir geçsin ben sana yapacağımı biliyorum Berker efendi!" kendi kendine söylenip ellerini cebine yerleştirdi. Biraz daha zamanı vardı, o zamana kadar burada denizle özlediği sohbetleri edebilirdi. Tabi ki yanındaki Dilay'ı unutmayarak, genç kadın yanında denize özlemle bakıyordu. Uzun zamandır deniz görmemişlerdi ve bu düğün Dilay için bir nevi ödül olmuştu.

Dilay, Doruk'a doğru döndü. Kırmızı ruj sürdüğü dudaklarını araladı. "Kızma ama gerçekten Yüsra'yı merak ediyorum. Seni böylesine düşücelere daldıran o kadını merak ediyorum." Doruk hafifçe kaşlarını çattı. "Yine de Yana'nın gelmemesi lazımdı bence.. Yüsra'nın orada olduğunu bilmiyor ve eğer görürse hoş şeyler olmaz gibi." Dilay durmadan konuşurken Doruk ayaklarının altındaki taşları bir o yana bir bu yana sürüklüyordu. İlk olarak o da Yüsra'yı merak ediyordu. İkinci olarak ise bunun hakkında yorum yapmak istemese de cevap verme ihtiyacı duydu.

"Yana istediğini yapabilir, ben bu zamana kadar Yana'ya ufacık bir ümit belirtisi vermedim. Sevgiye olan saygımdan beni sevmesini de saygıyla karşıladım ki bunu da onunla konuştum. Şimdi karşıma geçip de bana Yüsra hakkında hesap sormamalı çünkü Yüsra benim için bir aylık ya da bir yıllık macera hiçbir zaman olmadı." Dilay bunu zaten biliyordu. Doruk yutkunup tekrar konuştu. "O yüzden Dilay, kimse bana hesap soramaz." dediğinde Dilay da artık susmaya karar verdi. Haklıydı, hiçbir zaman Yana'ya ümit vermemiş aksine onunla düzgün bir şekilde konuşup uzak tutmaya çalışmıştı. Yana ise Doruk'un aksine daha çok yakınlaşmıştı. Doruk her zaman Yüsra derken Yana Doruk derdi. Çalan telefonu sessizliği bozdu. Berker arıyordu. Dilay hızlıca aramayı cevapladı.

"Gelmeyi düşünüyor musunuz artık?" Berker'in sorduğu soruyla Dilay kıkırdadı. "15 dakika içinde burada olun!" Dilay bir şey diyemeden yüzüne kapanan telefonla kaşlarını çattı.

"Dua et Berker, bugün düğünün var!" Doruk denizden çektiği gözlerini Dilay'da sabitledi. Gitme vakitleri gelmişti artık. Her ne kadar istemese de gitmek zorundaydı. İçindeki buruk heyecanı durduramıyordu. "Gidelim artık Doruk!" İkisi de arabaya yürüdü. Doruk açtığı iki düğmeyi kapatıp arabaya bindi. Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Arabanın içinde sadece Dilay'ın mesaj sesleri yankılandı.

𓇬

Son kez aynaya memnun bir şekilde baktı Yüsra. Kırmızı elbisesini bir kere daha düzeltti. Saçları beline dalgalı bir şekilde dökülmüştü. "Çok güzel oldun canımın içi!" Zenan kabarık gelinliğine rağmen Yüsra'ya sarılmıştı. Yüsra gülümsedi. Yıllarını gelinlikle gördüğünde biraz gözleri dolsa da mutlu olduğunu biliyordu. "Sen daha güzel oldun, peri kızları gibisin.." Zenan'ın gözleri doldu, makyajı akmasın diye hızlıca yukarıya bakıp derin nefesler aldı.

"Bu arada Berker'in şahidi geldi mi?" Zenan'ın bu soruyla içine bir endişe doğdu. Demek ki hala karşılaşmamışlardı. Başını belli belirsiz salladı. Yüsra başka bir soru soracaktı ki kapı çalındı ve içeriye Çağan girdi. Genç adam boncuk boncuk terler döküyordu. "Yüsra, bana yardım eder misin?" Yüsra başını sallayıp Çağan'la odadan çıktı. Zenan da sıkıntıyla puflardan birine kendisini attı. Her an karşılaşacaklarını düşündükçe daha çok endişeleniyordu.

Yüsra salondaki son dokunuşları da Çağan'la halledip artık masalardaki içecekleri kontrol ediyordu. Düğün işi gerçekten yorucuydu. Yüsra bunu bizzat test edip onaylamıştı. O sırada Doruk ve Dilay da salona girmişlerdi. Salondaki çalışanlardan birisi onları masalarına yönlendirmiş daha sonra bir şey isteyip istemediklerini sorarak yanlarından ayrılmıştı. Dilay hayran bir şekilde salonun dekorasyonunu inceliyor, bazı yerlerin fotoğrafını çekiyordu. Doruk elindeki kravatla oynuyordu. "İçecek bir şeyler alıp geliyorum!" diyip Dilay'ın yanından ayrıldı. Dilay onu duydu mu emin değildi çünkü en son çalan şarkıyı söyleyip etrafı inceliyordu.

İçecek standına gelene kadar etrafı kolaçan etmişti. İçecek standına geldiğinde Berker de orada bir şeyler içiyordu. Doruk yanına geldiğinde bardağındaki son damlayı da dudaklarının arasından yuvarlayıp dudaklarını araladı. "Karşılaştınız mı?" Berker'in ilk sorduğu soru bu olmuştu. Doruk derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. Kalbi hızla çarparken kolunda bir el hissetti. Dilay heyecanla Doruk'un yanına gelmiş, kaş göz işaretleriyle arkasını işaret ediyordu. Doruk anlamıştı. İşte zamanı gelmişti. Doruk yıların acısını sadece bakışlarıyla çıkaracaktı. Kalbi heyecanla çarparken Dilay'ın eline kravatı tutuşturdu. Silah tutarken dimdik duran adamın şimdi elleri titriyor, kalbi sıkışıyordu. Kesik nefesleri Yüsra'yı görünce hepten kesilmişti. Adamın kalbi durdu, ellerinin artık tutmadığını hissediyor, öldüğünü sanıyordu. Saçlarını savurarak önlerinden geçen kıza baktı. Kırmızı elbise ne de çok yakışmıştı ona. Saçları son gördüğü hallerinden uzundu. Bir şeyler anlatırken hala heyecanlanıp ellerini sohbetine yardımcı olarak kullanıyordu. Değişmemişti sadece büyümüştü. Daha güzel olmuştu. Doruk cenneti henüz görmemişti ama kıza bakınca cennette gibi hissetmişti.

Dilay, Doruk'un titreyen ellerini fark edince top haline getirilmiş kravatı açtı. Bunca yıllık tanışıklığında Doruk'u ilk defa bu kadar savunmasız ve bu kadar çaresiz görüyordu. Sevdiği kadın tam karşısındaydı ve Doruk sadece bakmakla yetiniyordu. Dilay üzüntüyle kravatı düzeltti.

Beline kadar uzanan dalgalı saçlarını omuzlarına sıyırdığında boynu açığa çıkmıştı. Doruk hasretle iç çekti, Yüsra, adamın kulaklarının pasını silecek bir kahkaha attı. Uzun zamandır silah sesinden başka bir şey duymayan Doruk için bu ses bir şarkı gibi geldi. Kadına bakmaktan önünde sallanan kravatı bile fark edememişti.

"Yeter bakma, Yana senden tarafa bakıyor!" Dilay'ın sözleriyle bakışları Yana'ya döndü. Ondan tarafa öfkeyle bakıyor, elindeki peçeteyi paramparça ediyordu. Ne zaman geldiğini bilmiyordu. Umurunda da değildi.

Dilay dikkatlice kravatı boynundan geçirdi. Sıkıyordu kravat işleri onu, nikah şahidi olmak zorunda değildi. Yağız'ın bir sürü arkadaşı vardı neden onu seçmişti? Dilay nihayet kravatı takmıştı. Uyarı niyetinde de sonuna kadar çekmişti. "Gerçekten güzel bir kız. Yana'yı neden reddettiğini şimdi çok iyi anlıyorum." Doruk derin bir nefes aldı. Oraya gitmek istemiyordu, giderse dönemeyeceğini biliyordu. Buradan da gitmek istiyordu ama Yağız kocaman bir sorumluluk yüklemişti üzerine. Sıkıntıyla bir nefes verip Dilay'ın ısrarla sıktığı kravatı gevşetti.

Dilay, Doruk'un koluna girip masaya yöneldi. O da biliyordu ki bugün burada belki de geçmişin hesaplaşması yaşanacaktı. Belki sözlerle değildi ama gözlerle gerçekleşecekti. Çünkü gözler dudaklardan daha çok şey anlatırdı. Gözler anlatmak istemediğini bile anlatırdı. Bir gün susturmak için ağzınızı kapatsalar bile gözlerinizi kapatamazlardı, onlar hiç susmazdı.

Dilay Yana'ya baktı. Genç kadın elindeki peçeteyi sinirle paramparça etmiş, gözlerinden ateş çıkar gibi Doruk'a bakıyordu. Yana'nın Doruk'a olan ilgisini bilmeyen yoktu. Doruk kibarca Yana'nın ona olan ilgisini reddetse de Yana durmamış daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Uyardıklarında 'benden güzelini mi bulacak!' diye cevap almışlardı, o günden sonra da hiç kimse tek kelime etmemişti.

Dilay önünde toplanan saçlarını arkaya attı. Önündeki sudan bir yudum alıp kuruyan boğazını ıslattı. Kimse hissetmese de gergin bir ortamın içindelerdi. Sadece ufacık bir bakışma bile ortalığı yerle yeksan edecekti. Birbirini uzun zamandır görmeyen iki kalp bugün ilk defa habersizce birbirini görecekti. Dilay içinden 378,379 ve 380 diye saydı. Tam 20 saniye sonra Yüsra denen kızın buraya bakması gerekiyordu. Doruk'un bakışlarının karşılık bulması gerekiyordu. Kendi içinde kendisi ile iddiaya girmişti. Dilay sadece çevresindekilerle değil kendisi ile de her zaman yarış içindeydi. Hayat onun için bir yarıştan ibaretti ve o bu yarışta çoğu zaman galip gelmişti.

Son 10 dedi Dilay, Doruk'un bakışları Yüsra'dan ona döndü. 5 dedi Dilay, Doruk kaşlarını çatıp Dilay'ın baktığı yere baktı. 2 dedi Dilay, 1 demesine bile gerek kalmadan Yüsra'nın bakışları onlardan tarafa döndü. Doruk taş kesti, Yüsra'nın yüzündeki gülüş dondu. İşte şimdi başlamıştı hesaplaşma. Sadece gözler konuşacak, herkes susacaktı.

Doruk şimdi acının kalbinin ortasında filizlendiğini hissediyor, acıdan kıvranmamak için zor duruyordu. Uzun zamandır dikkatle kaçtığı karşılaşma sonunda ikisini de gafil avlamıştı. Yüsra'nın acıyla harmanlanmış bakışları vücudunun ateş dolmasına sebep oluyordu. "Neden?" dedi Doruk. "Neden bana böyle bakıyorsun, ben neden hala bir tek sana karşı yanıp kül oluyorum?" masaya tutunma ihtiyacı hissedip sağ elini masaya koydu.

Yüsra'nın kalbi ona inat hızla atıp içini yakıp kavuruyordu sanki kan değil de ateş pompalıyor ve tüm vücudu bu ateşle tutuşuyordu. "Neden?" dedi. "Neden yabancı gibi bakıyorsun bana, neden kalbim hala senin için atıyor?" yanındaki kadına göz ucuyla baktı. Kimdi bu kadın? Sevgilisi mi, karısı mı? Ne fark ederdi, ikisi de Yüsra için ölüme bir adım demekti.

"Neden yanımda değilsin?" diye sordu ikisi de. Yüsra çoğu kez bu karşılaşmayı içinde halletmeye çalışmıştı fakat şimdi anlıyordu ki bu tarifi olmayan bir duyguydu. Aklına dün gece Zenan'ın sordukları geldiğinde anlamıştı Yüsra. Zenan ağzını aramıştı. Önden hazırlamıştı. Doruk'un üzerindeki takım elbiseye kaydı gözleri. Nefesinin kesildiğini hissetti. Yıllar önce gördüğü Doruk asla değildi. Saçları kısalmıştı, herkes gibi o da büyümüş ve yüz hatları yerine oturmuştu. Hasretle baktı Doruk'un yüzüne, hemen tanımıştı onu. Sol yanının sancısını nasıl tanımayacaktı?

Koluna bir el dolandı ve tam o sırada Yana kalkıp arkadan Doruk'a sarılır gibi kulağına bir şeyler fısıldadı. Yüsra hızla gözlerini kaçırdı. Daha fazla izlemek istemiyordu. İçinin yangını daha da harlanmıştı. Doruk rahatsız bir ifade ile Yana'ya baktı. Dilay'ın kaşları çatılmıştı. Sırf sevgili bile olmadığı adamı kıskandığı için pislik yapıyordu. Yüsra'nın değişen yüz ifadesinden anlıyordu ki yanlış anlamıştı.

Yüsra kolunu tutan kişiye döndü. Çağan cevap bekleyen gözlerle ona bakıyordu. Ne anlatıyordu? Yüsra hepsini unutmuştu. "Her şey tamam mı Yüsra, bir cevap ver!" hızla başını salladı. Çağan memnun bir ifadeyle gülümseyip arkasını döndü ve çalışanlara komut vermeye devam etti. Yüsra ayakta durabileceğini sanmıyordu artık. Tam oturacaktı ki etrafında bir alkış tufanı koptu. Hızlıca masaya tutundu. Bakışları merdivenin başına döndü. Zenan insanın içini ısıtan gülüşleriyle beraber babasının koluna girmiş, merdivenden aşağıya iniyordu. Yüsra da elinde olmadan gülümsedi. Acısı az da olsa hafiflemişti.

Zenan son basamağı da inip Berker'e doğru içindeki heyecan ile yürüdü. Bakışları önce yanından geçtiği Yüsra'ya kaydı. Bembeyaz olmuş suratından anladı ki birbirlerini görmüşlerdi. En azından şu an aynı masaya oturacaklarını bilmiyorlardı. Gerçi Doruk biliyor da olabilirdi.

Nikah memuru yerini almıştı. Zenan da nihayet Berker'e ulaşmıştı. Ellerini tutarken babasına baktı. Gururla kızına bakıp annesinin olduğu masaya yöneldi.

Zenan Berker'in yardımıyla sandalyeye oturdu ve duvağını düzeltti. Nikah memuruna mikrofon verilince önce çalışıp çalışmadığını kontrol etti. Daha sonra şahitlerin de gelmesini duyurdu. Yüsra masaya doğru yürürken Doruk da sıkıntıyla kalkıp masaya doğru yürüdü. Yüsra o zaman anladı ki Berker'in nikah şahidi Doruk'tu ve Zenan bu yüzden sıkıntılı gibi davranıyordu. Yüsra sandalyeye oturduğunda Doruk'ta yanında yerini almıştı. Dizleri birbirine değiyordu. Doruk Yüsra'ya baktı ama Yüsra ona bakmamak için içinde savaş veriyordu. Doruk hafifçe dizini çekti. Aralarında ufacık bir esinti oldu.

Herkes yerine geçince nikah memuru rutin konuşmasını yaparken Yüsra 'bu adam acaba hiç sıkılmıyor mu aynı cümleleri tekrarlamaktan' diye düşündü. Daha sonra bu saçma düşünceyi savuşturdu. Gözleri Doruk'un salladığı dizine kaydı. Daha sonra Doruk'un oturduğu masadaki kadına döndü. Kumral saçlarını salmış, üzerine cüretkar bir elbise giymişti. Güzel bir kadındı. 'Doruk onu gerçekten çok mu seviyor' diye düşünmeden edemedi. Daha sonra diğer kadına ilişti gözleri, o da kahveye çalan saçlarını at kuyruğu yapmış narin bir elbise giymişti. Diğer kadına nazaran daha samimi birine benziyordu. Ona bakarken de ufak bir tebessüm göndermişti ona. Yüsra'da geri çevirmeyip ona bir tebessüm yolladı. Kolunda ufak bir dokunuş hissetti. Elektrik çarpmış gibi sağ tarafına döndüğünde önüne uzatılan mikrofonu yeni fark ediyordu. Doruk'un eli ona uzanmıştı. Mikrofonu 'artık al' dercesine tutup önüne uzatmıştı. Yüsra hızlıca mikrofonu alıp cevabını verir vermez mikrofonu nikah memuruna uzattı. Aklındaki tüm muzırlıklar kuş olup uçmuştu. Sadece muzırlıkları olsa neyseydi Yüsra hislerinin de kendisini terk ettiğini düşünüyordu. Heyecan hariç.. Kalp atışlarının sesini gerçekten kimse duymuyor muydu?

Nikah memuru Zenan'a evlilik cüzdanını verdikten sonra mutluluklar dileyip gitti. Zenan, Berker ile beraber masaları dolaşırken Doruk kravatını gevşeterek Yüsra'nın yanından ayrılmıştı. Yana hemen Doruk'un yanında yerini aldı. Yüsra daha fazla onları izlemeye dayanamayacağını hissetti ve salonun çıkış kapısına yöneldi.

Birkaç adım atmıştı ki bacağına küçük eller dolandı. Doruk dikkatle Yüsra'yı izliyordu. Bu küçük çocuk kimdi? Kardeşi olmalıydı. Yüsra'nın kaşları çatılmıştı. Küçük ellerin sahibine baktığı sırada küçük çocuk sevinçle "Anne!" diyerek bağırdı. O an Doruk için her şey durdu. Dilay kaşlarını çattı ve Yana keyifle arkasına yaslandı. Küçük çocuk bir kere daha "Anne!" diye bağırıp Yüsra'nın kucağına çıkmaya çalıştı. Doruk şokla bir küçük çocuğa birde Yüsra'ya baktı. Dilay endişeyle Doruk'a döndü ve yumruklarını sıktığını gördü.

"Çıkalım!" Dilay ikiletmeden kalktı ve çıkış kapısına yöneldi. Bir rüzgar hayır hayır bu rüzgar olamayacak kadar şiddetli ve sert bir fırtına gibiydi. Dilay Yüsra'nın yanından geçerken göz ucuyla ona bakmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı belki de.

Doruk yüreğinin yandığını hissediyordu. Bir insanın yüreği yanar mıydı? Eğer Doruk'a sorarsanız evet yanardı. Hem de kül olana kadar!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.