
Sabah uyandığımda saat daha 6'ydı. Odada herkes uyuyordu. Canım sıkıldığı için bahçeye çıkmaya karar verdim.
Odaların önünden teker teker geçiyordum. En sonda asansöre vardım. Asansöre bindim. Asansörde 2 tane kamp görevlisi vardı. Kampın çok eğlenceli geçiceğini konuşuyorlardı.
Saat 8'e doğru odaya çıktım. Seçmelerin başlamasına çok az kalmıştı. Odada ki diğer kızlar birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında anlaşılmaz bir soğukluk vardı.
Sohbet açmak istiyordum ama ne hakkında sohbet acmalıydım. Tam söze giriceğim sırada kapı çaldı.
-Aşağıda servisler sizi bekliyorlar. Sizi seçmelerin yapılacağı yere götürücekler. İlk kahvaltı edin sonra yola çıkarsınız.
Seçmeler nerde yapılıcaktı? Aşağı kahvaltı etmeye iniyorduk. Yine kimseden ses çıkmıyordu. Dün akşam yemek yemediğim için çok açtım. Konuşmaya, sohbet başlatmaya mecalim yoktu.
Yemek sırasında dünkü kızları görmemek için dua ediyordum. Onlarla uğraşmak istemiyordum.
Kahvaltıyı alıp boş bir masaya oturmuştum. Masada ela gözlü, beyaz tenli, kumral saçlı bir kız vardı.
Beni gözleriyle süzdükten sonra elini uzattı. Tanışmak istiyordu.
-Merhaba ben Şevval. Senin adın ne?
-Merhaba bende Nehir.
-Tanıştığıma memnun oldum. Tekmi geldin buraya?
-Evet tek geldim sen?
-Ben de sevgilimle geldim. Hatta arkana bak bize doğru geliyor.
Arkamı döndüğümde çoktan masaya gelmişti bile. O da Şevval gibi ela gözlüydü. Çok yakışıyorlardı. Şevval direk söze girdi.
-Melih bu yeni arkadaşım Nehir. Nehir bu sevgilim Melih.
Sevgilisi ile selamlaştıktan sonra kahvaltıya geçtik. Arkadaş edindiğim için mutluydum. Kahvaltı boyunca kimse konuşmamıştı. Şevval ve Melih masadan kalktıkları sıra Şevval numaramı istemişti. Numaralarımı aldıktan sonra sevgilisi ile gitmişti.
Yola koyulmuştuk. Gidiyorduk. Üzerimde seçmeler için rahat, geniş bir sweatshirt ve altında geniş siyah bir pantolon bulunuyordu. Saçlarımı toplamıştım.
Yolculuk boyunca yolu seyretmiştim. İstanbul hem güzel hemde ferah bir şehirdi. İnsan huzur içinde oluyordu.
Seçmelerin yapılıcağını yere gelmiştik. Ormanlık bir alandı. Yemyeşil ağaçlar ortamı cennet gibi bir yere dönüştürüyordu.
Kamp görevlileri yoklama alıyorlardı. İsmi okunan içeri giriyordu. Herkes içeri girdi. Seçmeler 3 etaptan oluşuyordu.
-Parkur
-Yetenek
-Dayanıklılık
Parkura doğru yol almıştık. Ormanda yürümek insana tatmin edilemez bir huzur veriyordu. Parkura yaklaştığımızda herkesin göz bebekleri büyümüştü. Çok uzun ve zorlu bir parkurdu.
Parkurda herkesin kendisine bir eş seçmesi için kura çekmeleri gerekiyordu.
Kurada kız-erkek karışıktı. Eşit tutuyorlardı. Kura çekilmeye başlanmıştı. Bazıları kız-kıza, bazıları erkek-erkeğe ve bazıları hiç adil olmuyan erkek-kız şeklindeydi. Bizler eşittik ama bir erkek ile bir kız aynı güce sahip değiller.
Kurada bir kız çıkması için dua etmiştim. Sırada esmer tenli, uzun boylu, iri bir çocuk kura çekiyordu. Hiç beklemediğim bir anda "Nehir YAZGI"dedi. Ne yani biz beraber mi yarışıcaktık. Adımı okuduktan sonra elimi kaldırdım. Listeye adımı yazdılar ve ben topluluktan ayrılmak için geriye doğru yürüdüm. Hala kura çekiyorlardı ve ben ise ağaçlara doğru bakarak onu yenebilicekmiyim diye düşünüyordum.
Arkadan gelen bir hışırtı ile hemen arkama döndüm kurada çıktığım çocuk bana doğru yürüyordu. Yanıma yaklaştı.
-Nerdesin sen sabahtandır seni arıyorum?
-Biraz yalnız kalmak istemiştim. Sen ne için beni arıyordun?
-Tanışmak için! Ben Berat. Sende Nehir. Yarışta karşıma bir kızın çıkmış olması ona acıyıp yarışı kaybediceğim anlamına gelmez. Ne yaparsan yap kazanamıyıcaksın. Yarıştan sonra fazla üzülme diye önceden söylemek istedim.
-Kendine bu kadar güvenme ben yenersem ağlarsın, kıyamamm.
Bunu söyledikten sonra göğüsüne pat pat diye vurdum. Bu haraket onu biraz sinirlendirmişti. Arkamdan hızla yürüdü ve yanımda yürümeye başladı, elini omuzuma koydu ve kulaklarıma doğru fısıldamaya başladı. "Kendine çok güvenme saftirik" dedi ve hızla yürüyerek yanımdan ayrıldı.
Bu kamptaki herkesin ortak bir kelimesi vardı "saftirik". Ne kadar da yaratıcı insanların arasına düşmüştüm böyle.
Herkes bir biri ile yarışıyordu. Kaybettiği için ağlıyanlar ve kazandığı için sevinenler. Ortam tam bir kargaşaydı. Yarışanları izlemeye koyuldum. Kaybedenlerin hepsi halat kısmında dengesini kaybediyordu. Ve düştükleri için geriye düşüyorlardı. Halat kısmında zorluk yaşamadan geçenler bir penguen gibi ayakları ile halatı sararak geçiyorlardı. Eğer ki onlar gibi yaparsam Berat'ı bir nebze bile olsa geçme şansım olabilirdi. Yarışan herkesi tek tek izledim. Nasıl yaptıklarını kavramaya çalıştım.
Etrafa göz gezdirdim Berat ortalıkta yoktu. Bu benim avantajım olabilir di. Çünkü eğer ki halat kısmında başarısız olursa kazanmak için şansım olabilirdi.
1 saat sonunda ben ve Berat'ın sırası gelmişti. Parkurun başına geçmiştik. Berat ısınma hareketleri ile dengesini korumaya çalışıyordu. Onun gözünde küçük düşmemek için bende ısınma hareketleri yapmaya başlamıştım. Bana doğru dönerek;
-Yaptıkların boş vakit ve enerji kaybı beni yormadan, kendini rezil etmeden pes etsen iyi olur. Yoksa tüm hayatın boyunca bu rezilliğini hatırlayıp utanıcaksın.
-Anlamadığım tek birşey var kendini neden bu kadar üstün görüyorsun? Pardon da İngiltere prensi ile mı konuşuyorum. Ne bu tavırlar.
Konuşmasına izin vermiyerek önümü döndüm. Sesini duyunca felç geçiriyormuş gibi oluyorum. Bende felç etkisi yaratıyordu. Bunca insan içerisinde bana gele gele çakma İngiltere prensi gelmese olmaz mıydı?