İçeriğe geç

İntikamsız Aşk

Bölüm 1 · 16 dk okuma

İntikamsız Aşk

Bölüm 1

1. Bölüm

“Kanayan öfke, suskun umut,

Geçmişin zincirinde sıkışmış bir çocuk.

Sessizlik fısıldar:

‘Kimse gelmeyecek,

Kimse kurtarmayacak.’”

Simon & Garfunkel - The Sound of Silence

Hayat kaçırılmış bir tren insanlar ise inatla o treni bekleyen yolculardır derler. İnsan kaçırdığı fırsatı düşünürken aslında beklediği şey o trenin geri gelmesi değil de başka bir trenin geçmesini beklemektir. Çünkü hayat umuttur.

Bir umuda sıkıca bağlanıp o umudu her şeyden çok sevmektir. Umut ise ölümdür. Bir ipin üzerinde yürümek o ipten düşme tehlikesi tam olarak umuttur. Ama insan inatla o umuda bağladır. Yeni bir treni bekler, gelmese de bekler. Bekledikçe umudu kırılır. Hayalleri söner ve büyür.

İnsan umudu kırılınca büyür aslında.

Tam umudun kırıldığı anda ise o tren gelir. Ama artık o trene binecek yolcu kalmamıştır. Çünkü beklerken, bekleneni değil de beklemeye umut bağlamıştır. Aynı beklemeyi sevmesi gibi

Genç adam ise çalan telefonla elinde ki dosyaları masanın köşesine dağınık bir şekilde bıraktı. Gördüğü tanıdık numara ile gülümsedi. Bu numarada ki kişiydi hayatını elinden alan bu numarada ki kişiydi tüm hayatını tepetaklak eden. Hayatının umudunu kıran bu adamdı. Şimdi ise umut yıkan kişi Aran'dı. Savaşı kuran da oydu savaşan da. Ölen de oydu öldürende.

Telefonu daha da bekletmeden açtı ve hoparlöre aldı. "Alo" dedi sesi istemsizce alay ve mutluluk içeriyordu.

"Yeter" diye bir çığlık yükseldi karşı taraftan daha da zevk aldı Aran.

"Yeter Aran yeter tüm her şeyimi elimden aldın maddi manevi ne varsa aldın geriye kalan tek şey kızım ve şirketimdi şimdi sen o şirketin yarı hissesini nasıl alırsın" Orhan'ın zavallı sesi hatta zavallı haykırışları bir çare değildi çünkü bu intikam savaşıydı ve bir taraf ölene kadar devam edecekti. Aran sessizliğini korumaya devam etti ama Orhan susmuyordu.

"Ben bu kadar ağır şeyler yapmadım" Aran ses etmeden karşı tarafın bir işe yaramayan sözlerini dinlemeye devam etti. Sessizliği fırtına öncesi sessizlikti. Ve yağmur yağmaya başlamıştı.

"Ama bunun misliyle sana ödeteceğim" Aran'nın alaylı mırıltısıyla telefon kapandı. Aran acımasızdı çünkü alması gereken bir intikam ve yerde kalmaması gereken bir kan vardı. Ailesinin kanı vardı. Yaşamının kanı vardı. Umudunu kıran bu adamdan alınacak bir kan vardı.

⨌

"Abi kızıyla kafedeler; konuşuyorlar" dedi Hakan. Aran düşmanını bir nefes uzağında tutar, attığı adım sayısını bile bilirdi. Düşmanını yakında tutarsan kazanırdı. Aran'da tam olarak bunu yapıyordu.

"Bağla bilgisayarı" dediğinde masasının üzerinde duran sigarasından bir dal çıkarıp ucunu masanın üzerinde yanan çakmakla yaktı. Ateşten korkan bir çocuğu ateşe hapsetmişlerdi. Şimdi de o yakıyordu. Kendisiyle birlikte herkesi yakıyordu.

Oturdukları masanın altında ses dinleme cihazı direk masaya bakan kamera vardı. İlk önce görüntü geldi ekrana ardından o iğrenç sesleri. "Nasılsın kızım" dedi Orhan kızına. Yaşlanmaya başlamıştı. Vücudu sandalyeye yaslanmasına rağmen dik durmuyor konuşan sesi yorgun geliyordu. Bu acı Aran'ı daha da mutlu ediyordu. Onun çektiği her bir acı Aran'ın içinde ki ateşi korluyordu.

Aran'ın gözleri masanın köşesinde duran kıza baktı. Ayda en fazla iki kere bilemedin üç kere görürdü. Babasından bile daha zordu onu araştırmak. Saklanmıyordu ama bulunmuyordu da. Ölüyor ama bir şekilde yaşamaya da devam ediyordu.

Şimdi de her zaman ki gibi siyah saçlarını sıkıca bağlamış ve yorgun yeşil gözlerinin altına kapatıcı sürmeye çalışmıştı. Çalışmıştı çünkü gözlerinin altı dün gece uyumadığının habercisiydi. Aran görüyordu yüklerini taşırken ki yorgunluğunu. Yaşadığı acıları hissediyordu ama acımıyordu. Çünkü düşmanın tarafındaydı. Düşmanın tarafında olan masum bile olsa o ateşte yanardı.

Annesinin ölümünden sonra dağılmıştı ve daha da toparlanamamıştı. Krizlerine bir kaç kez şahit olmuştu Aran. Bağırışını, ağlayışlarını sadece bir kaç kez görmüştü ve bu ona yetmişti.

Ailenden birini kaybetmeyi en iyi Aran bilirdi çünkü o tam olarak iki misliyle ödemişti. Arya ise annesinin ölümünü görmüş her gece keşke ölen babam olsaydı diye yalvarmıştı.

Aran'nın , Arya'nın annesi ile ilgili bildiği tek şey hiç bir şey bilmemesiydi. Yüzünü bile gördüğünü tam olarak hatırlamıyordu. Sır gibi bir kadındı ve sır gibi de ölmüştü. Öğrenmek için uğraşmıştı.

Mesela Orhan'a göre tesadüfen ama hiçte tesadüfen olmayan bir kadınla tanışmıştı Orhan. Tabi ki Aran göndermişti. 1 yıl gibi bir süre evli kaldıktan sonra kadın boşanmıştı ama bu süre zarfında kaldıkları şato gibi villayı arabaları hatta bazı şirketleri bile Ayla gizliden kendi üstüne illegal yollarla almıştı. Ama yine o kadın hakkında tek bir kelime bile öğrenememişti. Sanki hiç yaşamamış direk ölmüştü.

Kızı o gün ilk defa görmüştü o günde bugün ki gibi boş gözlerle babasına bakıp bir dosya vermişti verirken "Ben kimseyi güvenmemeyi senden öğrendim " demişti.

O dosyada tapuların sahte olduğuna dair belgeler hatta Ayla'nın fotoğrafları vardı. Bunun sayesinde davada alınan şirketleri ve çoğu arabaları geri alabilmişti. Alya ise gerçek ismiyle bir evlilik yapmadığı için paçayı sıyırmış ama bu sandıklarından bile zor olmuştu.

Kızın zekasına o gün hayran kalmıştı Aran. Çünkü yaptığı ve mahkemeye sunduğu deliller öyle ufak tefek değildi. Hatta Aran büyük bir tehdit olduğundan onu öldürmeyi bile düşünmüştü. Araya biri girmemeliydi, savaş aynen Aran'ın istediği gibi gitmeliydi ama daha sonra kız hiç bir işine karışmamıştı. Aran da onun peşini bırakmıştı.

Aran dikkatini tekrardan bilgisayara vererek konuşmaları dinledi. "İyiyim" kızın soğuk sesine rağmen Orhan gülümsedi.

"Bende iyiyim sorduğun için teşekkürler" oysa kızı sormamıştı. Arya onun bu şapşal baba rolüne gözlerini devirirken Orhan menüyü eline alarak sayfaları çevirmeye başladı.

"Buranın çilekli pastaları çok iyidir iki tane sipariş etmemi ister misin?" kız baygın gözlerle karşısında ki adama baktı. Hiç bir şey bilmiyordu. Kızı hakkında hiç bir şey bilmiyordu.

Arya "Çileğe alerjim var" dediğinde Orhan mahcup ifadeyle kızına baktı "Özür dilerim kızım tamamen aklımdan çıkmış o za-" Arya babasının sözünü keserek. "Ben sen gelmeden önce sipariş ettim iki tane muzlu pasta en sevdiğinden" dedi babasını iğneleyerek. O her zaman aklında tutardı. Sevdiği yemekleri, tatlıları, çayına kaç şeker attığını bile unutmazdı.

O unutmazdı ama onun sevdiği şeyler bilinmezdi bile. Bir babaydı değil mi? Arya'nın, kızım kızım dediği kadının babasıydı. Ama yoldan çevrilen bir insan bile Arya hakkında daha fazla şey söyleyebilirdi.

Dakikalar sonra siparişler önlerine geldiğinde Arya artık bu bir şey söylemek istiyormuş gibi duran ama konuşmayan adamdan sıkılmıştı.

"Evet seni dinliyorum benden ne istiyorsun ben seninle muhatap olmak istemedikçe sen benimle konuşuyorsun buraya gelmemin tek sebebi magazin sayfasının artık susması "

Evet Orhan ne kadar pislik olursa olsun çok geniş bir çevresi vardı. Bu magazine de yansıyordu. Bu yüzden Arya da istemeden o haberlere konuk oluyor yalan yanlış haberlerin altında kendi fotoğraflarını. Ayda bir çıkan 'Orhan ve kızının büyük küslüğün sırrı' adlı skandal başlık haberlerinden kurtulmak için bazen bir araya geliyorlardı.

"Bak kızım.." Arya sertçe karşısında ki adamın sözlerini kesti. "Bana bir daha kızım deme bu konu da seni uyardım" bir baba olamayan adamın ona kızım demesi canını acıtıyordu. Ona kızım diyen tek kişi annesi olmalıydı. Çünkü o anne olmuştu. Arya'yı sevmişti, çocuğu olarak görmüştü.

Orhan alıştığı bu sözleri umursamasa da, Aran şaşkınlık duygusunu yoğun bir şekilde yaşıyordu. Aralarının bu denli kötü olduğunu bilmiyordu. Orhan kızının yeşillerine bakarak cümlelerine devam etti.

"Uzun zamandır yaşanan olayları biliyorsun, biliyorum annen... onun yüzünden beni asla affetmeyeceksin ama annen bu yaptıklarımı görse o da hak verirdi"

Şuan Arya ve Aran şuan aynı duyguyu yaşıyordu merak.

Bak Aran ile bu savaşım kan dökülmeden bitmeyecek ama o en çok beni seninle sınar. Seni öldürmez bunu yapmaz ama.." Arya kaşlarını çatarak sandalyeden kalktı. Onu o adama vermeyecekti değil mi bunu yapamazdı bu kadar ileri gidemezdi bu kadar karaktersiz olamazdı.

"Bunu yapamazsın ben senin kızınım be adam. Tamam parasızlığa eyvallah sevgisizliğe eyvallah hatta anneme, anneme bile eyvallah ama bu bu çok saçma ben ikinize de bir şey yapmadım bu savaşta yanan ben olamam annemden sonra ben değil" Aran şaşkınca önünde ki bilgisayara bakıyordu.

Orhan'ının bile bu kadar ileri gidebileceğini düşünmeyen o merakını yavaş yavaş şaşkınlığa bırakıyordu.

Orhan yaptığı yetmezmiş konuşmaya devam etti "Asıl sen buna mecbursun param yokken bile senin o aç karnını ben doyurdum annenden sonra sana hem anne hem baba oldum bana bunu borçlusun" dedi yüzsüzce. Bir borçtan mı bahsediyordu. Yapmakta yükümlü olduğu şeyleri birer borç olarak mı görüyordu? Yapmadığı babalığın hesabını mı sorup üstüne üstlük bir de bundan karşılık mı istiyordu?

Arya sinirden gözü dönmüş bir şekilde boş kafede ayağı kalkıp sandalyesini devirdi. "Zaten annemi benden sen aldın benim hayata tutunduğum dalımı kesip attın" dedi. Bağırışları boşunaydı bunu hissediyordu. Bu adam bir mal gibi onu o düşmanına vermeyi düşünmüştü. Yüzüne dahi bakmadan kafeden çıkacağı sırada tam kameraya Aran'ın gözlerinin içine baktı.

"Hak etmediğim borcunu ödeyeceksin ama benim gözümde zaten küçücük olan gurur ve şerefinde yok olacak. Sen bir baba, bir eş bir aile olamayacak kadar aşağılık bir herifsin" kaşları çatık bilgisayara bakan Aran, Arya'nın bu sözlerinden sonra topukluları eşliğinde kapıdan çıkışını izledi. İçinden bir ses ise bunun daha başlangıç olduğunu söylüyor ve bu kızla daha çok karşı karşıya geleceklerini söylüyordu.

⨌

3 Gün Sonra

Aran sinirden odada ki bardaklardan birini duvara fırlattığında içinde ki öfke geçmek yerine kanında aktığı sinir şiddetlendi.

"O kızı öldüreceğim o kızı kesinlikle öldüreceğim" dedi.

Sinirlenmekte haklıydı Arya kafeden çıktıktan 3 gün sonra babasına bir dosya vermişti ve Aran'ın Orhan'dan aldığı çoğu şirket geri gelmişti. Evini ve pahalı denilecek kadar parası fazla olan arabasını satıp yarı parasını yine Orhan'a vermişti. Şirketler onun üzerine olduğu için ve ondan habersiz satıldığı için önce dava açıp davayı kazanmış ve geri aldığı şirketleri babasına vermişti. Bu nasıl bir gururdu ve nasıl bir saçmalıktı?

"Abi sakin olur musun kendine zarar vereceksin" dedi Hakan endişeyle. Elinde kırılan bardağın bir parçası avcunun içini kesmiş kanlar, minik minik yere damlamaya başlamıştı

"Hakan, o şirketleri alabilmek için 1 yılımı verdi şimdi o kız nasıl 3 gün de geri alabilir anlamıyorum şu siktiğimin beyni hiç bir şey anlamıyor" Hakan onun sadece yardımcısı değil kardeşi gibiydi. Şimdi abi olarak gördüğü bu adamın böyle kendisine zarar verecek kadar sinirlenmesi onu korkutuyordu. Aklına gelen fikrin işi yarayıp yaramayacağını ummadan direk söyledi.

"Kaçır kızı Aran zaten istediği bu değil miydi? Senin karakterini bildiğinden kızına bir şey yapmayacağını sandı ama sen yap Aran o kızı da babasını da ölmekten beter edecek bir şey yap" Aran kaşları çatık Hakan'a baktı.

"İşkence mi?" Bunu asla yapmazdı. Her ne olursa olsun bir kadına el kaldırmazdı.

Hakan şiddetle kafasını sallayarak onun sorusuna cevap verdi. "Hayır tabii ki, ama onunla babasını öldürebilirsin o bir silah ve Orhan o silahı kullanamadı sen kullan" Hakan bu sözlerden sonra odadan çıkıp Aran'ı tek başına bıraktı. Orhan, kızının zekasını ve gücünü gerçekten bir hayli hafife alıyordu ama Aran onu gerçekten kendi tarafına alabilir miydi?

Olabilir miydi? O kızı piyon olarak kullanabilir miydi? Evet yapabilirdi bunu yapabilirdi. Kızı da babasından nefret ediyordu. Onun da gözlerinde saf bir

nefret vardı.

Biraz kafasını toparlamak için tekrar tekrar okuduğu bir kitabı kitaplıktan çıkarıp yatağa otururdu. Çocukluğundan kalmaydı bu kitaplar. Babasının, annesine okuduğu şiir kitapları, ve daha nicesi hepsi eskiden kalmaydı

Eskiden beri aynı sayfaları çevirip çevirip dururdu. Hangi kelime hangi sayfada ezberlemiş babasının annesinin kendi elleriyle çizdiği satırları özenle okumuştu.

Çocukluğunda yaptığı gibi gördüğü kelime hakkında düşünür hayal kurardı. Yine bunu yapmak için eline aldığı kitapta annesinin altını çizdiği herhangi

bir yere açtı.

Aile.

Gördüğü ilk kelime buydu. Sonra da hep yaptığı gibi düşündü. Sinirini içine atıp pencerenin önüne geçerek gözlerini kapad

Aile ne demekti. Gerçekten ne demekti. Hani derler ya okul her şeyi öğretir seni hayata hazırlar diye neden aile olmayı öğretmiyordu neden ailenin ne demek olduğunu söylemiyordu. Her şey ailede başlar derledi, ailesi olmayanın başlangıcı olmaz mıydı? Ne yaparlarsa yapsın onlar senin ailenmiş.

Herkes aynen bunu söylüyordu. Peki neden kimse o da senin çocuğun yapma demiyor? Kırmadan sev, o senin ailenin bir parçası onu koruyup kolla neden kimse bunu demiyordu?

Aile akşam yemeğinde mutlulukla yemeğini yemek sohbetler etmek değil miydi? O tabaklar yemeği yemek için değil miydi? Neden bir bir kırıldılar. Her bir tabak her bir bardak kırılıp dağıldığında da aile de yavaş yavaş dağılıp yok olmadı mı?

Kırılmış bir bardağı tekrar yapıştırmak kadar zordu dağılan aileyi toplamak sonra yok olup giderlerdi arada sıkışan yine çocuklar olurdu. Aile huzurdu. Aile evdi. Aile saf duyguların olduğu yerdi. Yani böyle olması gerekiyordu.

Aran'nın ailesi de böyleydi.

Babası her eve geldiğinde mutlulukla sarılırdı karısına. Karısından sonra Aran'a öyle güzel sarılırdı ki Aran kimsenin onu yıkamayacağını anlardı. Günün en güzel saatleriydi akşamlar. Mutlulukla kurulan yemekler, çayla yapılan sohbetler Aran hayatta ki tüm şansını ailesi ile kullandığını daha o yaşında anlardı.

Çayda Aran okulda yaptıklarını anlatır çizdiği resimleri gösterirdi. Annesi "Benim oğlum ressam olacak" derdi babası ise itiraz edip "Asıl benim oğlum futbolcu olacak, Ronaldo gibi tarih yazıp bizi gururlandıracak"

Aran ise bu tartışmada babasına bakarak itiraz eder "Hayır baba ben Messi gibi futbolcu olacağım Messi Ronaldo'dan daha iyi" derdi.

Sonra annesini üzmüş olduğunu düşünüp hemen annesine döner,

"Tabii resim de çizeceğim annecim üzülme tamam mı? Hem kendi formamı kendim çizerim" derdi.

Annesi oğlunun güzel kabinin yüzüne vurduğunu hep görür böyle söyleyince sıkıca sarılıp yanağından öperdi. "Yufka yürekli masum oğlum" diye severdi. Ama Aran ne futbolcu olmuştu ne de ressam olmuştu. Ne masumluğu kalmıştı ne yufka yürekliliği çünkü bu masal gibi hayatını bir adam bozmuştu .Orhan Ay

O lanet günlerin başladığı o gün... Babası yine şirketten gelmişti ama ne karısına sarılmış ne de ne yemek var diye mutlulukla sormamıştı. Oğlunu o gün dinlememiş hatta Messi Ronaldo tartışması bile yapmamışlardı. Babası odasına kendisini kapatıp kimseyle konuşmamıştı. Bu durum böylece haftalar sürmüş Aran babasına bir şey sormaya çekinir olmuştu.

Yine o sessiz ve huzursuz günlerden bir gün Aran, tam 7 yaşındayken uykusunu bir tabak kırılma sesi böldü.

Annesine bir şey olma korkusuyla hızlıca yatağından kalkıp içeri gitmşti ama salon o kadar cam kırıklarıyla dolmuştu ki kapıdan giremedi.

Babası bir şeyler anlatmaya çalışıyor annesi bağırıyordu.

"Yapma dedim Kaan o odamla anlaşma yapma dedim dinletemedim ne yapacaksın şimdi söylesene" O adam da kimdi babası ne yapacaktı ki?

"Selma bilmiyordum bu kadar pislik olduğu lütfen bağırma tamam ben bir şeyler yapacağım" Aran korkarak ikisinin bu tartışmasına daha fazla bakamadan sessizliğini bozdu.

"Annecim babacım ne oldu neden her yer de cam var neden bağırıyorsunuz?" Selma Hanım oğlunu gördüğü an elinde ki her şeyi bırakıp yanına gitti. "Annecim neden kalktın?"

Aran ise sıkıca kolların önünde eğilmiş annesinin boynuna dolayıp sarıldı. "Anne neden bağırıyorsunuz ki" Kaan bey de oğlunun yanına geldğinde artık üçü de yan yanaydılar.

"Bağırmıyoruz babacım annen yanlışlıkla tabakları devirdi ben ona canını acıtacak diye uyardım bağırmak yok" Aran o gün için bu yalanı yuttu. Ama diğer günlerde artık kırılan sadece tabak veya bardaklar değil artık kalplerdi.

Selma ve Kaan artık çıkmaza girmişlerdi paraları o aptal adam yüzünden gitmişti. Kimse borç vermiyor hatta borçlarını istiyordu. Oğullarının ise psikolojisi bozulmak üzereydi bazen yemek yemeden bile uyuyor ama ağzını açıp tek kelime edemiyordu.

Bu yüzden bir karara varmışlar ve onu hayata geçirmek için yola koyulmuşlardı. Zor acı ama doğru bir karardı. "Annecim seni bir yere götüreceğiz" diyerek söze girdi Selma Hanım. Aran ise merakla annesine ve babasına baktı.

"Nereye annecim?" diye sordu.

"Çokça arkadaşının olduğu bir yer sürekli yemek yiyebileceğin ve mutlu olabileceğin bir yer" Aran sevinçle baktı. "Sizde geleceksiniz değil mi?" babası ise ona umuda bağlamamak için söze girdi.

"Oğlum sen artık büyüdün bize ihtiyacın yok. Bak şey gibi düşün yatılı okul gibi hani yazın gitmiştin" Aran yavaş yavaş mutluluğunu kaybediyordu. "Yani 3 ay mı? Ama orada siz de vardınız şimdi yoksunuz. Sadece üç aycık mı?" Selma Hanım ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini kaçırdı.

"Hayır yani biraz daha uzun" Aran ise içinde rahatsız olduğunu belli eden hisse güvenerek hemen itiraz etti. "Hayır gitmek istemiyorum o zaman" ama bu istemiyişi nafileydi artık karar verilmişti.

Aran yetimhaneye bırakılacaktı.

⨌

"Anne yemin ederim daha az yemek yerim beni bırakmayın" diye haykıran çocuk Aran küçücük yaşında anlıyordu ona bakamadıkları için bıraktıkları. İ

Annesinin ağlamaktan gözleri şişmiş, babası ise güçlü durmaya çalışıyordu ama içi ağlıyordu.

"Annecim yapma böyle lütfen bizim için daha zor" yetimhanenin önüne gelmişlerdi ve sadece dakikalar sonra ayrılacaklardı.

"Bırakmayın beni ben- ben sizi çok özlerim" her baktığında içlerinin gittiği oğullarının gözleri böyle kan çanağına dönmüş bir şekilde görmek ikisi içinde kolay değildi hem de hiç.

O gün üçü de son kez sarılıp ayrıldılar annesi bahçeden ayrılıp giderken ağlayarak "Söz her hafta sonu geleceğiz" dedi.

Gelmediler hiçbir hafta sonu gelmediler. Aran artık gülmüyordu gamzeleri hiç görünmüyordu. Hayat olan bir çocuğun ölüm olmasıydı. Bir mum gibi eriyerek yok oluyordu.

Ama her hafta sonu camın önünden bir an olsun ayrılmıyordu. Ailesiydi onlar, geleceğiz dediyse gelirdiler. "Yine mi bekliyorsun sümüklü gelmeyecek ailen. Buraya bırakılan kimsenin ailesi gelmez kendini kandırma" dedi ondan 3 4 yaş büyük olan çocuk. Aran onu takmadı çünkü, çünküsü yoktu takmadı umudunun yıkılmasına hiç bir zaman izin vermeyecekti.

Günlerden yine Aran'ın yine uyumadığı bir geceydi ve o gökyüzünü izliyordu. Gökyüzünü izlerken de annesinin hep söylediği o cümle kulağında yankılanıyor mavi ve kahverengi olan gözlerinden bir damla yaş düştü.

"Gökyüzü her zaman bizi izler Aran. Güldüğümüz de güler ağladığımız da ağlar. Hani bazen yağmur yağar ya işte o zaman birileri ağlıyor demektir çünkü gökyüzü de o ağlayanla birlikte ağlar" derdi.

Haklıydı da. Çok sürmeden gökyüzünün kara bulutlarından yağmur damlaları düştüğünde önce o ağladığı için bulut damlalarını düşürüyor sandı ama o sustuğunda yağmur şiddetini azaltmıyor yağmaya devam ediyordu

Biri ağlıyordu. Çocuk aklı camı açıp belki ağlayanı duyarım diye yatağının başında ki pencerenin kulpunu sağa çevirdiği rüzgarlarla birlikte damlaların yüzüne vurmasına izin verdi. Yağmur sesi odaya dolduğunda ise "Hangi geri zekalı camı açtıysa kapatsın dondum" dedi arkada yatanlardan biri.

Ama Aran ağlayan bir ses duydu evet gerçekten duyuyordu bir bebek ağlama sesiydi bu. Yağmur sesinde bile duyulan tiz bir bebek sesi.

Dışarı çıkması lazımdı fakat kapı da güvenlik vardı ve çıktığı an yetimhanede müdürü Kerem başında belirirdi.

Tek seçeneği camdan atlamak olduğunu anlayan Aran canının acısını umursamadan dizlerinin üzerine yağmurdan ıslanmış ve yumuşamış toprağın üzerine düştü. Yatağı giriş katta olduğu için olsa gerek hızla ayaklanmıştı.

Bebek sesi hâlâ net geliyor ve yağmur hızını arttırıyordu. Hızlıca sese doğru koşarak ağaçların arasına daldı. Saniyeler sonra ise yanılmadığını ağacın altında bir bebeği görünce anladı. Aran o gün birinin hayatını kurtarmıştı kim olduğunu bilmeden Yetimhaneye bir bebek daha eklenmişti kim olduğu bilinmeden.

Aran umudunu hiç yitirmiyordu çünkü iki gün önce bir çocuğun ailesi gelmiş ve onu almıştı. Onunda annesi ve babası gelecekti, inanıyordu.

Ta ki o güne kadar yine camdan dışarıya bakıyordu Aran. Müdür, yanına gelip onunla dışarıyı seyretmeye başlamıştı

"Dışarıda nereye bakıyorsun?" diye sordu merakla 10 yaşında ki çocuğa göre en yaratıcı cevabı vererek "umutlarıma dedi" müdür anlamadı ama asıl konuya geldi.

"Seni buraya bırakan anne ve baban onlar hakkında ne düşünüyorsun ?" 3 yıl geçmesine rağmen zihninden silinmeyen anıları hatırlayarak aklı hemen gülümseyerek anlatmaya başladı.

"Annem ve babam onlar çok iyi insanlar ve gelecekler çünkü söz verdiler. Annem ve babam sözlerinde hep dururlar"

"Ya gelmezlerse" diye çocuğu konuya itmeye çalıştı Kerem.

Aran'ın ise kaşları çatılarak "Ne demek gelmezlerse, gelirler onlar benim ailem" dedi.

Çocuğun inadını anlayan müdür ise erkenden bu işin içinden çıkmak için "Üzgünüm evlat annen ve babam artık gelemez" dedi bir çırpıda. Bir çocuğun 3 yıllık umudunu bir cümlede yıkmıştı ama Aran yine inanmadı. "Gelecek yalan söylemeyi kesin artık" dedi kulaklarını kapatarak ama geçireceği kriz yakındı.

Elleri kulaklara vurarak sürekli "Gelecekler" diye tekrar ederek karşısında ki adamı hiçe saymayı başarmıştı.. Hiçbir şeyi duymuyor sadece bağırıyordu. En sonunda ellerini müdürdün çekmesi ile Aran sustu "Onlar öldü artık yoklar ve gelmeyecekler. Unut onları" dedi acımadan daha ölümün ne olduğunu bilmeyen çocuğa öldü dediler ve bırakıp gittiler. Evet o da artık kimsesizdi ne annesi ne babası vardı o da artık kimsesizdi. O zaman burada durmanın da bir anlamı da yoktu.

O gece kaçtı Aran, umutları bırakarak ailesinin onu almasıyla ilgili kurduğu hayalleri bırakarak ve en önemlisi bilmeden kardeşini de bırakarak.

Şimdi Aran düşünüyordu da kaçmak en mantıklısıydı kesinlikle. Elinde ki kitabı masaya geri bırakarak cama çevirdi gözlerini yağmur yağıyordu. demek ki biri ağlıyordu. Ve içinden bir ses o ağlayan kişinin Arya olduğunu söylüyordu.

Bölüm sonu

1 yorum