Bu bölüm 1. Bölümün ikinci kısmıdır.
Keyifli okumalar
Lestania Swalya başlayalım diyerek pozisyon aldı. Ben de hızlıca pozisyon aldım. Kendime güvenim tam olduğu için bu durum pozisyonuma da yansımıştı. Yalnızca kılıcımı lorda doğrultmayı tercih etmiştim. Lord duyabileceğim bir şekilde 3’ ten geriye doğru saydı. 0 dediği anda savaş başlamıştı. Strateji geliştirmek için ilk önce karşı tarafın hamlesi beklenmeliydi. Lord karnımı hedef almıştı. Hamlesinden 3 adım sağa kayarak kurtuldum. Kılıcımı havaya kaldırıp boynunu hedef aldım. Son anda kılıçlarımız havada çarpışarak kendini korumayı başardı. Kılıcım, kılıcının üstündeydi. Yerde çömeldiği için çok fazla dayanamazdı. Hızlı bir şekilde düşünmesi gerekiyordu. Ben böyle durmaya devam ediyordum çünkü bırakırsam mücadele uzardı. Lord bacağıma tüm gücüyle bir tekme geçirdi. Bu tekme yüzünden 3- 4 adım geriye sendeledim ama hemen toparladım. Tekrar ikimizde koşarak kılıçlarımızı havada birleştirdik. Metalin sesinden haz alıyordum. Tüm gücümle kılıcıma baskı uygulayarak onu yere yatırdım. Bunu fırsat bilerek hemen üstüne atıldım. Sol dizim karnının üzerinde, sağ dizim çimlerin üzerindeydi. Kıyafetim pantolon gömlek olduğu için her pozisyona girebiliyordum. İki elimde kılıcın kabzasını sıkıca kavramıştı. Saçlarım rüzgarda ahenkle dans ediyordu. Derin derin nefes alıyordum. Kılıcımı lordun kalbini olduğu yere getirdim. Biraz bastırınca gömleği delindi ancak kan akmıyordu. İlk başta olduğu gibi ben de 3’ ten geriye doğru saydım. Kalkamadığı için kazanan bendim. Kazandığım için onu rahat bırakmıştım. Tüm oksijeni solumak istercesine nefesler alıyordu. Kuruyan ve pütürlü ellerimi havayı delerek ona kalkması için uzattım. O da sımsıcacık elini benim elimle buluşturdu. Ardından onu kendime doğru çekerek ayağa dikilebilmesini sağladım. Bana gözleri ile teşekkür etti. Ardından elimi ellinden çekip kendimi çimlere attım. Gerçekten yorulmuştum. Sırtüstü uzandığım yerden savşları izliyordum. Kafamı sola çevirdiğim Nerfi adlı lordun beni izlediğini gördüm. Beni niye izliyordu ki? Hem de tüm dikkati benim üzerimde gibiydi. Ona baktığımı fark ettiğinde bana içi sıcacık yapan gülümsemesini yolladı. Bu sefer isteyerek, bilerek gülümsedim. Pürüzsüz tenine kirpiklerini değdirip bana göz kırptı. Ben de yapacaktım ki son anda vaz geçtim. Hipnotize mi ediyor beni? O gülümsediğinde gülümsüyorum, o göz kırptığında kırpıyorum...
Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde bakışlarımı lorddan ayırıp sağıma doğru çevirdim. Yanıma Berille gelmişti. Hızlı hızlı soluk alıp veriyor, alnından boncuk boncuk terler akıyordu. Sonra o da benim yanıma sırtüstü uzandı. Boğazını temizleyerek yorgun sesiyle birkaç cümle söyledi.
“Çok yoruldum Sueri. Gerçekten odama gidip güzel bir uyku çekmek istiyorum. Ama daha kılık değiştirme dersi var.” Diyerek sayıklıyordu. Ben de aynı duyguları paylaştığım için aklıma bir öneri geldi.
“ Bence Lestania Swalya’ya söylersek bize bu günlük izin verir. Yorulduğumuzu o da gördü.” Berille’ nın yüzünde bu fikri duyunca güller açmaya başladı. Hemen ayaklanıp elini bana uzattı. Elimi eliyle birleştirip ayağa kalktım. Lestania Swalya’da yorulmuş olacak ki çimlerde dinleniyordu. Yanına vardığımızda bize gülümsedi.
“ Lordum acaba bize bu günlük izin verseniz olur mu? Çok yorulduk ve resmen ayakta uyuyoruz. Yalnızca bir defalık bir daha olmayacak.” Diyerek izin koparmaya çalıştım. Lord gülümseyerek gitmemize izin verdi. Yanımıza Hagir ve Masil’ i alıp odamıza çıkmaya başladık. Burası saray gibi bir yerdi. Büyük ahşap kapıdan içeriye girince salonu süsleyen gümüş şamdanlar vardı. Biz 4 kişi aynı odada kalıyorduk. Bu nedenle yakın arkadaştık. Odamız hemen üst kattaydı. Küçük çocuklar gibi el ele tutuşarak tahta merdivenlerden çıkmaya başladık. Odamızın beyaz renkli bir kapısı vardı. Diğer odalara göre oldukça moderndi. İçerisi oldukça büyüktü. Bir şifonyerin sığabileceği boşluklarla 4 tane tek kişilik yatak yerleşmişti. Halımız ise çok büyük değildi. Tam ortalanarak yerleştirilmişti. Tavanda ise oldukça hoş duran bir avize vardı. Işıklandırmak için siyah renkli anahtara bastım. Evet çok daha iyiydi. Masil’ in karanlık korkusu vardı. Bu nedenle geceleri ışık hep açık uyurduk. Yerler beyaz parkeden oluşuyordu. Herkesin kendine ait bir gardırobu vardı. Büyük bir kitaplığımız vardı. İçinde en çok fantastik kitaplar vardı. 4 tane çalışma masamız vardı. Ve 2 tane de banyo. Bize bu oda yetiyordu. Herkes banyoda sırayla üstünü değiştirip yataklarına uzandı. Yatmadan önce Masil’ e kendi uydurduğum masalları anlatırdım. Okumadığım zamanlar kabuslar görüyordu. Bu sefer kraliçe Girss ile Kral Dartor’un hikâyesini anlatacaktım. Ses tonumu ayarlayıp hikayeye başladım.
“Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde çok güzel bir kız yaşarmış. Herkesin hayran olduğu, bakmaya doyamadıkları bir kızmış. Bir gün bu kız ailesini suikast sırasında kaybetmiş. O zamandan beri sokaklarda büyümüş. Günlerden bir gün bu kızı bir muhafız fark etmiş. Kız onkadar güçsüz, o kadar kimsesizmiş ki eğer bu kız sıcak bir tas çorba içmezse öleceğini düşündüğü için kızı kucaklayıp hastaneye götürmüş. Orada tedavisini görmüş. Artık sağlıklıymış. İşe girmiş, çalışmış. Bir gün prens olduğunu bilmediği birine gönlünü kaptırmış. Prens bu kızcağızı bilmiyormuş. Kız bir gün hayatının dönüm noktasını yaşamış. Prensin babası oğlunun evlenmesini istemiş. Oğlu ise bu güzel kız ile evlenmiş. Evlendikleri gün artık kral olan Dartor suikast sırasında ölmüş. Bu hikayede Girss sevginin kıyamet olduğunu bize anlatıyor. Girss tek başına yaşayıp mutlu bir şekilde ölmüş.”
0Hikayeyi sonlandırdım. Masil’ in derin nefeslerinden uyuduğunu anladım. Küçük adımlar atıl arkadaşlarımın uyanmamasına dikkat ederek yatağıma yattım. Beni bırakan ailemi düşünerek onlara olan nefretimin körüklendiğini hissettim. Güçlü kız benliğimden yalnızca uyumadan önce sıyrılıyordum. Sonuçta her insan her zaman güçlü olamaz. Bazı zamanlar ağlamaya daha çok ihtiyacımız olur. Gözyaşları içerisinde uykuya daldım.

