İçeriğe geç

İntikam Yemini

Bölüm 2 · 26 dk okuma

İntikam Yemini

Bölüm 2

Kaçak Gelin

BÖLÜM 2

Kaçak Gelin

Maya Perest — Yok Bana Bu Cihanda

“Bu yara geçmez, bilirim ama durup durup kanamak niye anne?”

~~~

“Daimidir sürgünüm

Hasret benim ocağım

Gurbet benim evimdir” gözümden bir damla yaş süzüldü. Annem çok severdi bu şarkıyı...

“Yok bana bu cihanda bir yer

Bana bu cihanda bir yer

Şu koca cihanda

Yoktur, aman” titreyen ellerim zemini buldu. Kendimi kaldırmaya çalıştım ama bileğimin sızısı kısıkça inlememe neden olmuştu. Midem bulanıyordu ve lavaboya gidemiyordum. Yatağımdaki telefonum çalmaya başlayınca irkildim. Başımı kaldırdığım sırada gözlerimin önü kararmıştı. Pes ederek başımı zemine dayadım ve yanlız oluşumu fırsat bilerek ağlamaya başladım.

“Sessiz ol, baba kızar”

Gözlerimi araladığımda tam karşımda yerde cenin pozisyonu almış bir şekilde sessizce ağlayan kıza baktım. Küçük elleriyle kimsenin duymaması için ağzını kapatmıştı. Kesik kesik nefesler alıyordu. Gözlerimiz kesişince daha çok ağladım. Hayaldi o, değil mi?

“Ağlama, baban kızar sanada”

Gözlerimi sıkıca kapattım. Sesimin duyulmaması için ellerimle ağzımı kapattım. Gözlerimi açmak istemiyordum. O hâlâ karşımdaydı, değil mi?

Bir süre sonra bilincim kaymaya başlamıştı. Sık sık gözlerimi açmaya çalışsam da başarısız oluyordum. Daha fazla dayanamadım. Yerde, kendi kustuğum kanın üzerinde kapattım gözlerimi

💚

“Anne!” Yerimde huzursuzca kıpırdandım. “Anne ben sensiz nasıl yapacağım ki?!”

“Yaparsın kar tanem, güveniyorum sana”

“Olmaz ki? Ben daha çok küçük değil miyim?” Gözlerimi neden açamıyordum? Bu lanet kabustan uyanmak istiyordum. “Çocuklar anneleri olmazsa hiçbir şey yapamaz!”

“Ben kızıma güveniyorum” kesik nefesler vermeye başladı.

“Anne, canın çok acıyor mu?” Acı içindeki gülümseyişini unutamıyordum. Zaten bana herşeye rağmen gülümsemeyi öğreten kişi annem değil miydi?

“Acımıyor güzel kızım”

“Nereye gideceksin ki?” Bu bir kabullenişti. Henüz 8 yaşında olan bir kızın kabullenişiydi. Ölümün ne demek olduğunu annesi gidince anlamıştı.

“Çok güzel bir yere gideceğim kızım”

“Beni götürmeyecek misin?”

“Sen daha çok küçüksün kar tanem, senden tek isteğim kardeşini bul ve benim için gülümse, tamam mı?”

Sözümü tutamadım anne, özür dilerim

“Bir daha gelmeyecek misin?”

“Sizi her zaman izliyor olacağım”

“Peki, ben seni görebilecek miyim?” Annesinin titreyen elleri küçük ellerini buldu.

“Sen hissedeceksin Eflin, gökyüzüne her baktığında seni izlediğimi hissedeceksin” başını sallamıştı küçük kız

Bir süre sonra annesinin elleri minik ellerinin arasından sıyrılmıştı. “Anne, uykun mu geldi?” Ayağa kalktı ve koşarak odasına girdi. Elindeki battaniyeyi alarak aşağıya indi ve annesinin üzerini örttü. Masal okumayı unutmuştu. “İyi geceler anne” arkasını döndü ve sürekli tekrar eden şarkıyı kapatmaya çalıştı. Annesi rahatsız olsun istemiyordu ama ulaşamadığı için tekrar tekrar çalan şarkıyı kapatamıyordu. Annesi o şarkıyı çok seviyordu. Bu yüzden vazgeçti ve yerde kanlar içerisinde yatan annesinin uyanmasını bekledi. Tekrar çalan şarkıyı fısıldadı. Sürekli dinledikleri için ezberlemişti artık

“Kaldı gözlerimde bir avuç hayal

Gelmiyor sabahım, geçmiyor yaram...”

Ertesi gün annesi uyanmamıştı ve kız en acı şekilde ölümün aslında ne demek olduğunu öğrenmiş oldu. Ölüm, ayrılıktı. Adamların kolları aradında çırpınırken anlamıştı o süslü dünyasının aslında bir yalandan ibaret olduğunu

Zaten onun dünyasını süsleyen kişi de annesi değil miydi?

💚

Gözlerimi zorlukla araladım. Gözyaşlarım bir boncuk misali yanağımdan süzülürken acı içinde gülümsedim. Gülümsedim çünkü bunu ona borçluydum. “Ben Senem Öztürk’ün kızıyım ve hiç kimse beni yıkamaz” güçlükle kalktım yerimden “Ve annemin intikamını da almadan vazgeçmeyeceğim” kendi kendimi teselli ederek doğruldum. Öidem aniden bulanınca elimi karnıma bastırarak eğildim. Bakışlarım boy aynasından kendime kayınca aynadaki aksime baktım bir süre

Aynadaki kadın gerçekleri gösteriyordu.

Telefonumun tekrar çalmasıyla yüzümü buruşturdum. Midem bulanıyordu. Yatağa kadar gidebilirsem kendime ödül verebilirdim. Bakışlarım banyo ve yatak arasında gidip geldi. Banyoya girersem duş almam çok zor olacaktı. Yatarsam kalkamayacak durumdaydım. Oflayarak ayağa kalkmaya çalıştığımda ağrıyan bileğimin sızısı daha çok arttı. “Başlarım böyle işe ya!” Dediğimde bağırdığım için midem ağzıma geldi. Karnımı tutarak eğilince yine banyoya gidememiştim. Yemek yemediğim için kan kusarken aynı zamanda ağlıyordum da

Kustukça midem bulanıyordu. En sonunda kendimi kastım ve sürünerek odanın kapısını kilitledim. Banyoya kaç dakikada girdiğimi hatırlamıyordum. Elim kapının kulpunu sıkıca kavramıştı. Yavaş adımlarla lavaboya ilerledim ve aynadan aksime baktım. Karnıma aniden ağrı girince inledim. Aynadan şişmiş olan yüzüme bakınca gözlerim yaşarmıştı. Ben bunları hak edecek ne yapmıştım? Alnım parkeye sertçe çarptığı için morarmıştı. Dudağımdan sızan kanlar kurumuştu. Berbat bir haldeydim. Titreyen ellerimle suyu açtım ve yüzümü yıkamaya çalıştım. Dengemi aniden kaybedince tutundum. Bedenimi lavaboya yasladığımda halime küfrediyordum. Islak ellerimi boynuma sürterek sakinleşmeye çalıştım. Zor olacaktı ama bedenimdeki kanlardan kurtulacaktım. Yeniden doğrulmaya çalıştım ve elime su alarak ağzımı çalkaladım. Ağzımdaki kan tasından kurtulduğum için mide bulantım azalmıştı. Bileğimin ağrısını umursamadan kenarlardan destek alarak küvete ilerledim. İyiki duşakabin yerine küveti tercih etmişim dedim kendi kendime

Üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum ve suyu açarak arkama yaslandım. Gerildiğim için karnıma aniden sancı girince yüzümü buruşturdum. Başımı geriye yaslayarak tavanı boş boş izlemeye başladım. İzlediğim tavan mıydı yoksa yaşadıklarım mı?

Sıcak suyun altında mayışana kadar bekledim. Kollarımı kaldırmaya mecalim yoktu bu yüzden vücudumun ulaşabildiğim kısımlarını yıkadım. Eğildiğim için karnım kasılıyor ve ani sancılar donmama neden oluyordu. Başımı ise sadece durulamıştım.

Kanlı zemine basmadan yanından geçtim ve giyinme odasına girerek giyinmesi kolay olan bir kıyafet seçmiştim. Aynadan kısa bir an kendime baktığımda gözümden bir damla yaş süzüldü. Dik duramıyordum ve bu benim için çok önemliydi.

Dik duramıyordum.

Seçtiğim şort ve tişörtü oldukça yavaş bir şekilde giydim. Oturduğum puftan yavaşça kalkarak odama ilerledim. Kendimi yatağın üzerine nasıl attım, bilmiyorum ama başarmıştım. Komidinin üzerinde duran telefonumu aldığımda Elifin aradığını gördüm. Onu yeniden aramadım. Üzülmesini istemediğimden telefonu bıraktım ve derin bir nefes almaya çalıştım. Karnımdaki kasılmayla midem bulandı. Güvende olduğumu düşünerek gözlerimi kapattım. Uyanmak istemediğim ama uyanmak zorunda olduğum derin bir uykunun içine çekilmem zor olmamıştı.

💚

Aynadan donuk gözlerle kendimi izlerken makyözler makyajımı yapıyordu. Evet, o gün gelmişti ve ben birazdan evlenecektim. Tabi planımız işlenirse ben kaçacaktım ve yerime Gölge geçecekti. Ama bu aşırı riskliydi çünkü Gölge asla görünmezdi. Ve bugünde görünmemek için elinden geleni yapacaktı. Nasıl mı?

Müziğin sesi kesilecek ve Gölgenin sesi malikane de yankılanacaktı. Sesini kalınlaştırdığımız için kimse onun kadın olduğunu anlamayacaktı.

Kapının yavaşça açılmasıyla kimin geldiğini anladım. Elif korktuğumu bildiği için yavaşça açmıştı. “Bize biraz müsade eder misiniz?” Dediğinde yalandan güldüm.

“Kankamdan müstakbel kocam hakkında tavsiye mi alacağım yoksa?” Elif ne yaptığımı anlamış olacak ki hemen ayak uydurdu.

“Tabikide!” Makyözler gülerek odadan çıktıklarında Elif bir süre kapıya bakmıştı. Ben ise bu süre zarfında güzel kızımı incelemiştim. Diz kapaklarının üzerinde biten koyu yeşil bir elbise giyinmişti. Elbisenin ince askıları vardı ve kurdele ile bağlanmıştı. Kestane rengi saçlarını ise dağınık topuz yapmıştı.

Kızım yine fazla asaletliydi.

İç sesime güldüm. “Bu ne güzellik Elif hanım!” Dediğimde kaşlarını çatarak bana döndü. Gittiklerinden emin olduktan sonra yanıma gelerek beni ayağa kaldırdı.

“Onu boşver biz ne zaman harekete geçeceğiz” önüme gelen saçımı düzelttim

“İşaret vereceğim Elif, o zaman harekete geçmeniz yeterli” sıkkın bir nefes verdi.

“Ya işler planlandığı gibi gitmezse” bana bakarken kahve gözleri dolmuştu. “O adam ile evlenmeni istemiyorum Eflin, adam psikopatın teki!” Yanına giderek sıkıca sarıldım kardeşime

“Bu riski almak zorundayız” burnunu çekerek geriye çekildi.

“Neyse bu rimele çok para verdim. Ağlamamalıyım” Elifin söylediklerine güldüm. Sanki hiç parası yokmuş gibi konuşuyordu.

Kız bizden zengindi.

Günay ailesinin varisi olarak ne kadar çok param olsa da Elif anne ve baba tarafından onlarca arsa ve şirket sahibiydi. Tabiki de kendisi sadece biri ile ilgileniyordu. Ona da zaten nadiren giderdi. Onun dışında biz Elif ile iç mimar tasarımcısıydık!

Kesinlikle!

“Neyse çağır şunları bitsin bu işkence” diyerek yerime oturdum. Aniden oturduğum için karnımda hafif bir sızı olmuştu. Oflayarak Sinan’a bir kez daha içimden sövdüm. Toparlanabilmiştim ama ara sıra maalesef ağrılatım oluyordu. Bakışlarım boy aynasına takılan elbiseye takıldı. Beyaz değildi. Evet, normalde beyaz olması gerekiyordu ama ben beyaz giymiyordum. Elbise soluk renkteydi.

Bugün için özellikle kısa almıştım.

Elbise dizimin üzerinde bitiyordu. Saten olması ise ayrıca sinirimi bozuyordu ama maalesef kendi düğünüm olduğu için kendimi belli etmeliydim. Düğününde gelinlik giymeyen tek insan yolunda ilerliyordum. Elbise ince askılıydı ve fazla dekoltesi yoktu. O Sinan dua etsindi. Bana kalsa siyah elbise ile inerdim merdivenleri

Sana söylemiştim!

Derin bir nefes vererek içeri giren makyözlere heyecanlı gelin modumu açarak gülümsedim. Kalan işleri de bittikten sonra Elif ve Yonca içeri girmişti. Yonca bizim teşkilatın bir üyesiydi. Zaten tek kadın üye bizdik

Ben, Elif ve Yonca

Yonca kırmızı bir elbise giyinmişti. Gülümsedim. Açıkça canınızı alacağım diyordu ama kimse bunu anlayamazdı. Çünkü Yonca doktordu.

Evet, yaralardı ama sarmasını da bilirdi.

“Eee, hadi bittiyse mekana havalı bir giriş yapalım” diyen Yonca’ya güldüm. Elif ile aynı kafadaydılar

E bi de biz eklenince ortaya felaket bir üçlü çıkıyordu.

“Şunu giyeyim, geliyorum” dedim ve elbseyi alarak giyinme odasına ilerledim. Arkamdan kızların seslerini duyabiliyordum.

“Kırmızı ruj sür sende” gülerek elbisemi giyindim. “Hepimiz fazla iddialı olmalıyız”

“Kızlar! Biriniz bana yardıma gelin!” Dediğimde Yonca koşarak yanıma geldi. Fermuara ulaşabilirdim ama karnımın ani sancıları işimizi zorlaştırabilirdi. Fermuarı çektikten sonra arkamı döndüğümde ıslık çaldı.

“Fazla mı ateşli olduk, ne?” Dediğinde gülerek dolabımdaki ayakkabıları incelemeye başladım. “Altın topukları olanı al” diyen Yoncaya hak verdim. Yine YSL’ye ait olan ayakkabıyı giyindim. Ayağa kalkarak aynadan kendime baktığımda tebessüm ettim. Yüzümdeki gülümseme ile yan döndüm ve kendimi incelemeye başladım. İnce belimi saran dar elbise gerçekten yakışmıştı. Diğer kadınların aksine biz türlü eğitimlerden geçmiştik ve bu yüzden vücut şeklimiz normalin aksine daha dikkat çekiyordu. Kol kaslarım her ne kadar insanları şaşırtsa da spor ile ilgilendiğimi düşüneceklerdi. Aynı şekilde buna bacak ve karın kaslarımda dahildi ama onlar bu kadar belli etmezdi. Koyu yeşil gözlerimi ortaya çıkartacak güzel ve oldukça sade bir makyaj yapmışlardı. Bunu ben istemiştim çünkü yüzüme kat kat fondoten kullanmalarını istemiyordum. Siyah saçlarım ise topluydu ve önde iki perçem bırakmışlardı. “Eflin ve Laurent aşkı” gülerek ona döndüm.

“Hakkını veriyorlar ama” şikayet ettiğim hiçbir durumu olmamıştı. Elif içeriye girerken dahil oldu.

“Christian Loubotin de güzel ama” dediğinde onu onayladım. Loubotin’in kırmızı tabanlarının kadınlar için yeri çok önemliydi. Loubotin’in bir kadında yansıtmak istediği değerler vardı. Ayakkabılarını sadece giyilmek için değil, aynı zamanda fark edilmek için yapmışlardı. Kırmızı tabanın anlamı ise cesur, güçlü ve unutulmazdı. Bu yüzden herşey bir yana Christian gerçekten mükemmeldi.

“Evet, tabanının-“ demişti ki odanın kapısı tıklatılmadan açıldı.

“Eflin?” Diyen Mert’in sesini duyunca göz kaydırdım. Sesine bile katlanamıyordum.

“Eflin şu anda müsait değil!” Diye seslendi Elif. Onu her an boğacağına emindim.

“Eğer kaçmak aklının ucundan bile geçerse kimse onu elimden alamayacak” dediğinde yüz buruşturarak taklidini yaptı.

“Tamam sevgilim” dediğimde onunla alay ediyordum ama o ‘sevgilim’ kelimesine takılmıştı.

“Bekliyorum güzelim” Yonca kısık sesle küfretti.

“Bekle” dedim ve kapı kapanınca giyinme odasından çıktım. Yine YSL’ye ait olan çantamı ve parfümlerinden birini alarak sıktım. İşim bittiğinde derin bir nefes vererek kızlara döndüm. “Çıkıyor muyuz?”

“Mert ile çıkmayacak mısın?” Dediğinde sırıttım

“Yoo” dedim ve kapıya ilerledim. “Dışarıdadır zaten” kapıyı açmam ile Sinan ile göz göze geldim. Kapımda neden bu herif bekliyordu. Bununla mı evlenecektim ben! Gerçi o piçten beklerdim. Sinan yarısı beyazlamış saçlarını karıştırarak bana yaklaştı. Kızların içeride olduğunu bilmiyordu.

“Bana bak” dedi ve kapının arkasını kontrol etti. Sanırım kızlar saklanmıştı. Kimse olmadığını anlayınca bana döndü. “Düğün iptal” kaşlarım çatıldı.

“Neden?” Arkasını kontrol edince iyice şüphelenmeye başladım. Şimdi mi söylenirdi bu?! İşsiz gibi hazırlanmış mıydım ben

Eflin çok içimde kaldı. O merdivenlerden havalı bir iniş yapmalıydık.

“Demir Ateş’e satıldın” dediğinde bütün dünyam başıma yıkılmıştı. Kapının kulpunu sıkıca kavradım. Satıldın demişti. Satıldın.

Ve yine insan yerine koyulmadan bir eşyaymış gibi satmışlardı.

Dudaklarım güçlükle aralandı. Satılmak…

DEMİR ATEŞ’E SATILMAK!!

Şu anda bütün auram sarsıldı.

Safiye şu an sırası değil... Satıldın diyor bu puşt! Sen ne diyorsun?

En azından kocişimizi kendimize aşık edelim.

Allahım cinnet geçirecektim. “Ne diyorsun sen ya?!” Dedim kendimi tutamayarak

Yüzünde iğreniyormuş bir ifadeyle bana bakınca bir kez daha kendimi değersiz hissettim. “Mert ile mi evlenmek istiyorsun?” Güldü. “Ne yazık ki sen benim piyonumsun ve ben seni nereye yönlendirirsem oraya gideceksin” o piyonu senin götüne sokacaktım. Oyunu zaten ben başlatmıştım. Ne piyonundan bahsediyordu? “Şimdi beni iyi dinle” bana doğru bir adım atınca geriye çekildim. “Önce hiçbir şey yokmuş gibi aşağıda dolaşacak, sonra ise ortadan kaybolacaksın” en azından işimiz bir bakımdan kolaylaşmıştı.

Tabi canım kendisi Demir Bey’imden kaçmayı düşünüyor

Evet, o biraz zor olacaktı ama olacaktı.

“Ateş orada olacak, en ufak hatanda kafana sıkmaktan çekinmez” biz sen değiliz piç

Safiye ilk defa haklıydı. “Tamam” diyerek içeriye girdim ve kapıyı kapattım. Yutkunarak yerdeki gözlerimi aynaya çevirdim. Aynadan kendi halime bakınca sinirlendim ve elimdeki çantayı makyaj masasındaki aynaya fırlattım. Makyaj malzemeleri yuvarlanarak yere düşerken ayna kırılmadı. Bu durum beni daha çok sinirlendirirken derin bir nefes aldım. Neden ben kendimi kötü duruma düşürmemek için savaşırken her seferinde daha dibe batıyordum.

Kendimi çok değersiz hissediyordum.

Ağlamayacaktım.

Rimelimiz akar

Ağlayamazdım.

Çünkü kaçmamız gereken bir düğün vardı.

Sinirle ellerimi yumruk yaptığım sırada Elif ve Yonca ne yapacağımı anlamış olacak ki ikisi de kollarımı tutmuşlardı. “Sabret Eflin” diyen Yonca beni sakinleştirmeye çalışıyordu. “Alacaksın intikamını, işte o zaman onlar kendini değersiz hissedecekler çünkü onu seven bir insan kalmayacak, hepsi onlara sırtını dönecek” Elif destekledi

“Senin sevdiklerin var Eflin, aynı zamanda seni sevenler ve her daim arkanda olacaklar var, işte bu yüzden sen hep önde olacaksın” derin nefesler alırken söylediklerini içimden tekrar ediyordum.

Senin sevdiklerin var

Kimse sana sırtını dönmeyecek

Savaşacaksın

Son kez derin bir nefes aldım ve kızlara döndüm. “Gidelim” Elif hemen çantamı aldı ve yanıma geldi. Çantamı alarak odadan çıktım. Onlarda arkamdan gelirken merdivenlerden az önceki halimin aksine fazla sessiz ve bir o kadar da duygusuz gözlerle iniyordum.

Dışarıya çıktığımda herkesin geldiğini görmüştüm. Yavaş adımlarla aşağıya inerken Mert yanıma geldi. Kolunu bana uzattığında tutmadım. Ona bakmak yerine önüme bakıyordum. Merdivenler bittiğinde insanların dikkatini çekebilmiştik.

Muhtemelen gelinlik giymediğim için şaşkınlardı.

Ve beyaz yerine soluk bir beyaz tercih etmiştim. Krem rengine yakın bir renkti. Hem ben beyaz giymezdim.

“Koluma gir” dediğinde bakışlarım Mert’i buldu.

“Böyle bir emir almadım.” Dediğimde amacımı anlamıştı.

“Benden alacaksın emirleri” dediğinde gülerek önüme döndüm. Bakışlarım Demir ile kesişince tepki vermemeye çalıştım. Hepsi o dangalak yüzündendi. Yüzümdeki gülümseme silinmedi

“Yarından itibaren”

“Bu geceden itibaren” dediğinde yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi ve bakışlarım onu buldu.

“Bu geceden sonra senin tanıdığın kadın olmayacağım” dediğimde kolunu belime ataak beni kendine çekti.

“Benim kadınım olacaksın” bok olacağım!

Ona cevap vermek yerine kolları arasından çıkarak insanların yanına ilerledim. Pardon, it sürüsü diyecektim. Köpekler beni ilk defa görüyordu. Haliyle şaşırmışlardı tabikide

Düğüne değilde davete katılmış gibi hissediyordum.

Bir adam ve kadın bana yaklaştığında gülümsedim. İşte başlıyorduk “Aslı Vural” dedi kadın gülümseyerek

“Eflin bende” dedim aynı naziklikle “Eflin Öztürk” dediğimdeki kadının yüzündeki gülümseme bi an solmuştu ama yeniden eski haline geri dönmüştü.

“Aras Vural” dedi adamda başını eğerek Bu hareketi istemsizce hoşuma gitmişti. Aynı şekilde başımı eğdim. Karısından başka bir kadınla tokalaşmaması bile ona taç takmamı sağlıyordu. Tabi bunu onu tanıdıktan sonra anlayabilirdim.

Genç olsaydın nikahı basardım.

Sen önüne geleni nikahına al zaten!

O sırada Elif yanıma geldi ve gülümseyerek kısaca Vural ailesi ile tanıştıktan sonra bana döndü. “Hallettik” gözlerimi kırptım kısaca

Ayazın buraya gelmesi ile annesi gülümseyerek bize döndü. “Ayaz’ı tanıyorsundur belki” dediğinde gülümsedim.

“Evet, ismini duymuştum.” Dediğimde Elifin kısık sesle ettiği küfürü bir tek ben duymuştum. Ayaz Elif’e bakınca kaşlarım çatıldı. Elini bana uzattı.

“Seninle bir kez daha karşılaşmıştık ama pek tatlı bir karşılaşma olmamıştı” gülümseyerek başımı salladım. Elif o sırada gözlerini irice açmış bana bakıyordu. Ona anlatmadığım için beni doğrayacağına emindim.

“Eflin ben” dedim kısaca Ayaz Elif’e döndüğünde yüzünde muzip bir ifade oluşmuştu.

“Elif Hanım” dediğinde gözlerini irice açarak Elif’e bakma sırası bendeydi. Tam o sırada gözlerim karşımda gülümseyerek bizi izleyen kızı buldu. Benden küçük olduğu kesindi. Elif ve bana gülümseyerek bakıyordu ama bu gülümseme buruk bir gülümsemeydi. Ayaz elini Elif’e uzattığında tek şaşıran ben değildim. Anne ve babası da aynı şekilde Ayaz’a bakıyordu. “Ne güzel bir tesadüf” dediğinde Elif homurdandı

“Üçüncü tesadüf” gülümseyerek Ayaz’ın elini sıktı. Biraz fazla sıkmıştı hatta “evet, sizi yeniden görmek büyük tesadüf” Ayaz gözlerini kıstı.

“Beni azarlamadığınıza göre nerede olduğumuzu biliyorsunuz demektir” dediğinde güldüm. Ayaz’ın annesi de gülerek kocasının kulağına birşey fısıldamıştı. İkisi sırıtarak Elif’e bakınca kaşlarım havalandı. Hayırdır kızıma talip misiniz?

Elif, Ayaz’ı yer mekan fark etmez azarlıyor demek ki?

Yazıklar olsun Elif, bunları başkasından duyuyordum.

Buraya gelen Ateş ailesini görünce sıkıntılı bir nefes verdim. “Ben diğerleri ile tamışsam iyi olacak” dedim ve izin isteyerek yanlarından ayrıldım. Ben daha birkaç adım atmıştım ki diğer liderlerin meraklı aileleri de başıma toplandı. O kadar saçma sorular cevapladım ki gülmeden edememiştim

"Sporla mı ilgileniyorsun?"

"Diyetisyenin kim?"

"Neden hiçbir davete katılmadın?"

"Niye gelinlik giymedin?"

Ve dahası… anlaşılan bu gece bitmeyecekti.

💚

Düğün boyunca Demirden uzak durmaya çalıştım. Doğu ve Batının lideri haricinde herkesle tanışmıştım. Doğu bölgesinin lideri henüz gelmemişti. Batı bölgesinin lideri ise Demirdi. Yani gerek yoktu.

Yanıma gelen Mert elimi tutunca ona kısa bir bakış attım ve sabır dileyerek önüme döndüm. Acaba bu sefer kims gösteriş yapıyordu? Geldiğimden beri gelip elimi tutuyor ve kendince birşeyler geveliyordu. Tabi anlamayacağımı zannediyordu gerizekalı

Ah Mert, bir bilsen sana ebeninkini-

“Gümüşay ailesi ile tanışacaksın, hareketlerine dikkat et” dediğinde yerimde kıpırdandım. Ona korkuyormuş imaji çizmiştim.

“İstemiyorum” gülerek bana döndü ve yüzüme eğildi. Kokusu üzerine kusma isteğimi artırırken dudaklarını araladı

“Ne o, korktun mu yoksa?” Geriye çekildim.

“Niye korkayım ki? Sadece istemiyorum” bana yaklaşmaya devam etti. Şu göt sıfatına kroşe çekmemek için üstün bir çaba sarf edecektim

“Hadi güzelim, biz evimize gidelim o zaman” dediğinde gözlerim çaresizce Elifi aradı. Bir de gözlerim doldu. Bakışlarım yine o -Demir- puşt herife takılınca beni izlediğini gördüm

Noldu Beyim, aşşık mı olduuun?

Gözlerimi kaçırarak geriye çekildim ve elimi Mert’in elinden ayırarak ona baktım. “Makyajımı tazeleyip geliyorum, sonra tanışalım” dedim ve cevap vermesini beklemeden hızlı adımlarla eve girdim. Üst kata çıkarak banyoya girdim ve kapıyı kilitledikten sonra aynadan kendime baktım. Saçlarımı düzeltirken aynı zamanda Mert’e aşk sözcüklerimi sıralıyordum. Aşkım benim!

“Piç bulmuş kendine bir kız, kandırmaya çalışıyor” götü kalkmıştı. Gülerek çantamdan rujumu çıkardım. “Çok uçma nikah masasına evenle oturturlar seni” dedim ve aniden gelen keyfimle gülerek ruju dudaklarıma yedirdim. Bu ani keyiflerim bana herşeyi yaptırabilirdi. İşim bittikten sonra aynaya üç numaralı katil bakışımı attım. Bir de bunun için güldüm. “Aferin kızım, böyle güleceksin o puşta” keyifle çantamı toparladıktan sonra banyodan çıkarak kapıyı kapattım. Arkamı dönmüştüm ki gördüğüm kişi ile kapıya yapıştım. Bu erkeklerden neden gün geçtikçe daha çok nefret ediyordum.

Demir Ateş tam karşımdaydı. Üstelik çok yakındı. Ben disko topu gibi renk değiştirirken birazdan mor renge kayacağımı düşünürken burnuma kokusu gelince nefesim kesildi. Gözlerimi kapatmamak için Safiye ile çatışırken sonunda kazanmıştım. “O ne güzel sözlerdi öyle” o ne hoş bir kokuydu öyle diyen adamın ela harelerinden ayırdım bakışlarımı “ne kadar çok seviyorsun nişanlını” boğazımı temizleyerek ona baktım. Çaktırmadan kaçacaktım.

“Beyefendi şu anda nişanlı bir kadınla konuşuyorsunuz ve nerede durmanız gerektiğini bilmenizi isterim” dedim ve kenara çekilerek ondan uzaklaştım. “Aramızdaki mesafeye dikkat edelim” dediğimde kaşları kalktı.

“Beni tanıdığını biliyorum Eflin” başını omzuna eğince ah çekecektim. Fazla havalıydı ve havalı insanlardan hoşlanmak gibi boktan bir huyum vardı. “Evine geldiğim günü hatırlamıyor musun yoksa?” Dediğinde gülümsedim.

“Kim olduğunuzu bilmiyordum ve bu yüzden de öyle davrandım. Bunun içinde özür dilerim” Hayır, kim olduğunu biliyorum uzun herif “ve bu konumunuzu ve size nasıl davranmam gerektiğini değiştirmiyor” Tabi hiç eksik kalır mıyım? Laf arası ağzına da sıçtım. “Ayrıca bir hanımefendiyi dinlemek hoş bir davranış değil” Allah benim belamı verecekti. Adama alttan alttan racon kesiyorduk. Nazik bir ayar çektikten sonra tatlıca gülümsedim. “İyi günler” arkamı dönecektim ki sözleri durmama neden oldu.

“Baban söylemedi mi yoksa?” Dediğinde gözlerimi usulca kapattım. Şeytan diyor ki tut kafasından yapıştır duvara ama ben şeytana uymayacağım. Yeniden ona döndüm.

“Ama bu evleneceğim gerçeğini değiştirmiyor” kollarını göğsünde birleştirerek arkasına yaslandı. Gerilen kol kaslarına bakmamak için çaba sarf ediyordum. Zaten o lanet siyah gömlek yüzünden rüzgarda sırt kasları belli oluyordu. İnsan bir ceket giyerdi.

Sen adamın sırt kaslarını mı dikizledin?

“Hayır ya!, yok öyle birşey” dediğimde sesli söylediğimi anca fark edebilmiştim. Safiyeye küfrederken elimi dudaklarıma bastırarak gülümsedim. “Özür dilerim, size söylememiştim” Demir muhtemelen deli olduğumu düşünüyordu. Hepsi o gömlek yüzündendi.

Evet, aramızdaki tek engel oydu.

Safiye lütfen sus, hiç sırası değil

Aslında yakışıyorsunuz da, kıyafetleriniz bile uyum içinde

Sabır çekerek Demir’e baktım. “Kısacası evleneceğim ve sizi belki de hiç görmeyeceğim. Bu yüzden satın almak saçma olmaz mı?” Başlı başına saçmalıktı zaten, o kelimeyi bile kullanmak istemiyordum. Yerinde dikleşerek kollarını çözdü ve bana doğru ilerlemeye başladı. Yanımda durduğunda ben ona dönmüştüm ama o bana bakmıyordu.

“Buna sen karar vereceksin” kulağıma eğildi. “Ve emin ol, beni çok göreceksin” dedi ve gitti. Ben ise arkasından şaşkınca ona bakıyordum.

“Allahım nedir benim çektiğim ya!” Dedim ve önüme döndüm. Hayatıma söverken çalan telefonumla dikkatim dağıldı. Çantamdan telefonu çıkararak Yoncayı cevapladım.

“Ön bahçe fazla korunaklı, arka bahçede de insanlar var, en iyi kaçış yeri bodrum gibi görünüyor. Çabuk ol, fazla zamanımız kalmadı.”

“Tamam” dedim ve telefonu kapatarak hızlıca odama gittim. Giyinme odasına girerek dolabımı açtım ve kıyafetleri kenara iteledim. Dolabın arka kısmında parmaklarımı yavaşça gezdirdim. Bulduğum hafif çıkıntı ile gülümseyerek işaret parmağımı üzerine koydum. Çıkan ‘tik’ sesi ile açıldığını anlamam zor olmamıştı. Küçük bölmeyi kenara iteleyerek silahlarıma baktım. Bölme küçük olduğu için iki silah bulunuyordu. Çoğunluğu farklı uzunlukta bıçaklardan oluşuyordu. Tabi daha büyük bölmelere de sahiptim ama şu anda ihtiyacım yoktu. Elbisemi yukarıya sıyırarak kemeri taktım ve belli olmaması için bacağımın iç tarafına iki tane bıçak yerleştirdim. Yeterince vakit kaybetmeden bölmeyi kapattığım sırada odanın kapısı açıldı. Küfrederek hızlıca kıyafetleri düzelttim ve cam kapağı kapatarak kendimi puflardan birine attım.

“Eflin?” Dediğinde ayakkabımı çıkarmıştım.

“Buradayım” seslenmemin ardından kapı açıldı ve yılışık Mert bana baktı

“Ne yapıyorsun burada?” Dediğinde bileğimi ovuşturuyordum. Ayakkabıyı gösterdim

“Değiştirip geleceğim” sıkıntılı bir nefes verdim. “Bileğim ağrıdı da” telefonu çalınca bana kısa bir bakış attı.

“Birazdan başlayacaklar, aşağıda ol” dedi ve gitti. Gülümseyerek diğer ayakkabımı da çıkardım.

“Bekle piç kurusu” dedim ve dolaptan ince topuklu bir ayakkabıyı aldım. Ne olur ne olmaz birinin kafasına sivri topuk da geçirebiliriz

Ayakkabımı da giyerek çantamı aldım ve yavaş adımlarla odadan çıkarak etrafı kontrol ederek aşağıya indim. Zemin katta kimsenin olmaması birazdan nikahın başlayacağını anlamamı sağlamıştı. Merdivenlere geldiğimde koşarak aşağıya inecektim ki mikrofon ile nikahın başlayacağını anladım. Beni çağırma amaçlı boğazını temizlemişti. Çok beklersin cnm

Gelinin olmadığı nikahınızda bir ömür eziyet beklerim

Elif koşarak yukarı çıkacaktı ki beni görünce rahat bir nefes aldı. Elimi tutarak beni sürüklemeye başladı. “Hadi! Geç kalacağız!” Dedi ve beni Yoncanın yanına bırakarak yukarı koşmaya başladı. Ben arkadından ona bakarken üzerinde hizmetlilere ait etek ve gömlekle Yonca yanıma geldi

“Şüphelenmesinler diye gitti” başımı salladım. “Arabaya kadar rahat bir yolculuk olmayacak senin için” dediğinde ona anlamaz bakoşlarla baktım. “Atla hadi!” Diyerek yemek götürmek için kullandıkları aracı gösterince donakaldım. “Evlenmek istemiyorsan atla!” Dediğinde düşünmeden atladım. Yonca beyaz örtüyü örttüğünde çantamdaki telefonu alarak tamamen kapattım. Biri ararsa boka batardık. İyi de merdivenleri nasıl çıkacaktık?

“Merdiven?” Dediğimde ilerlemeye başlamıştık

“Farklı bir yoldan gideceğiz” dediğinde aklıma gelenlerle sırıttım. Aptal Sinan hiç olmadık yerlerde işime yarıyordu. Mahzenden garaja girmek için farklı bir yol kullanacaktık ve dışarıya çıkmamıza gerek bile kalmayacaktı. Garaj iki katlı olduğu için bodrum kattan girebiliyorduk. Sinan kendi kaçış alanları oluşturmuştu ve bu benim işime yarayacaktı. Kafam dizime yapışmış bir biçimde otururken üst kattan sesler gelmeye başlamıştı. Yonca hızlandı. İnsanlar arabalarına doluşmadan çıkmalıydık. Aniden birşeye takılınca zıpladım.

“Yavaş! Götüm kırıldı!” Dediğimde homurdandı.

“Sıkı tutun sende!” Oflayarak daha sıkı tutundum. Bir süre sonra geldiğimizi anlamıştım. Çünkü Yonca varlığımı unutmuştu. Örtünün altından baktığımda siyah bir arabanın kapısını açmakla uğraşıyordu. “Ya sabır!” Dedi ve uzun uğraşlar sonucunda kapıyı açtı. Araçlar zırhlıydı ama bizde eğitimliydik. Yani araç zırhlı bile olsa açmamız için türlü çeşitler vardı. Mesela kapı kolu olmazsa camın üst tarafını açabilirdik. Olmadı cam kurşun geçirmez olsa bile kırmamız için aletler vardı. Ama şimdi yanımızda değillerdi tabiki “atla çabuk!” Dediğinde hızlıca dışarıya çıktım. Birazdan herkes arabasına binecek ve gidecekti. Gelen adım sesleri ile arkamı döndüm. Yonca halledeceğimi bildiği için arabayı çalıştırmak için şoför koltuğunda kabloları kurcalıyordu. Gelen koruma sanırım arabayı götürmek için gelmişti. Beni görünce kaşları çatıldı ve silahına davrandı.

“Bir kadını mı vuracaksın?” Tek kaşımı kaldırdım. “Ve bu kişi patronunun kızı” dedim. Kendime ‘bu’ dedim.

“Benimle gel!” Güldüm. “Sana benimle gel dedim” dediğinde oyalanmak istemedim. Arkasına bakarak gülümsedim.

“Patronunda geliyor zaten” arkasını dönmesi ile bacağımdaki bıçağı çıkardım ve boynuna nişan aldım. Aynı hızda atmam ile boğazını tutarak diz çöktü. Yanına giderek silahını aldım ve köşeye fırlattım. Adam gözlerini kapattığında yanındaki yemek arabasına yerleştirdim ve üzerini örttüm. Tam o sırada Elif gelmişti. Küçük bir odanın kapısını açtım ve adamın boğazındaki bıçağı çekip çıkardım. Aynı anda arabaya tek e atarak kapıyı üzerine kapattım ve koşarak çalışmış olan arabaya koştum. Kapıyı çekmem ile aynı hızda Yonca gaza bastı. Yavaş bir şekilde virajı dönerek üst kata gelince derin bir nefes verdim. Camlar filmli olduğu için bizi göremezlerdi ve araba bana ait değildi. Kapı arabanın sesiyle adamlar tarafından açılırken yavaşça bahçeden çıktık. Evden uzaklaşmamız ile Yonca birden gaza basınca Elif kahkaha attı.

“Mert göte döndü!” Dedi ve bana dönerek kafamı tuttu. Alnımdan öperek geriye çekilince bende gülmeye başladım. “Sinan evrimleşecek!” Dedi ve mutlulukla telefonunu arabaya bağladı. Yüksek ses oynak bir müzik açtığında ben hâlâ dans eden deli kıza gülüyordum. Yonca da gülümseyerek bize eşlik ederken kısa bir an dikiz aynasından arkaya baktı ve küfretti. Kenara çekilerek bende bakınca ikinci küfürü de ben savurdum. Erken sevinmiştik

Peşimizde kaç araba vardı?

Evet, plakalara bakılırsa şu anda peşimizde Öztürk, Ateş, Gümüşay, Vural ve Sarıca ailesi vardı.

“Gümüşay ne alaka ya?!!” Diye bağıran Yoncaya Elif cevap verdi.

“Ne bileyim ben?!” Aklıma gelen şeyle eğildim.

“Arabanın plakasına baktınız mı?!” İkisi birbirine kısa bir an bakınca küfrettim. “Gümüşayların arabasına mı çöktük lan biz?!!”

“Ya kızım diğerlerini anlarım da biz koskoca iki lideri nasıl peşimize takmayı başardık!!” Elif dikiz aynasına yeniden baktığında Yonca daha da hızlandı. “Yonca başka araba yoktu değil mi?!” Yonca küfretti.

“Kapat lan şu şarkıyı!” Elif güldü.

“Tekerlerine sıksak” deiğinde şarkıyı kapatmıştı. Fark ettiğim şeyle kaşlarım çatıldı. Bunlar neden bize saldırmamıştı. Arkama tekrar döndüğümde Ateş ailesinin arabalarının en önde siper olduklarını ve Gümüşay ile sağ sol yaparak ilerlediklerini gördüm. Ne yapıyorlardı bunlar?

“Olmaz şüphelenirler” dedim ve arkama yaslandım. “Hem peşimizde beş lider var ve hepsinde birkaç araba var” biz nasıl bu kadar aileyi peşimize taktık?

Hayır, Sarıcayı anlarım. Ateş ailesinin de geçerli sebepleri var, Vural onlara destek olur diyelim, Hadi Öztürk de Sinan kızının peşine düşer illaki, ona da tamam

Ama Allah aşkına Gümüşay ne alaka ya!

Yemedik arabasını!

“Ömer'i mi arasak? Destek falan gönderir belki” dediğinde tersçe Elif’e baktım

“Tamam Elif, hatta helikopter de gönderip alsınlar bizi buradan, Hayır yapıyorlar sonuçta!”

“Ya ne yapayım çok gerildim.” Tırnaklarını kemirmeye başladı.

“Yonca yaklaşıyorlar!” Dedim Gümüşaylara ait araçlardan birini görünce

Yonca sağa kırdı. Ateşlere ait bir araç da sola geçince küfretti. “Sikerler ama ya!” Yine kırdı. Biz bir sağa bir sola giderken araba yavaşlıyordu.

“Demir! Arabalarını yolumdan çek!” Diye bağıran Mert’in sesini duyunca dudaklarımı kemirmeye başladım. “O piçi öldüreceğim!” Dediğinde Elif aniden gelen sinir ile camı açtı ve başını çıkararak bağırdı.

“PİÇ SENİN BABANDIR İT HERİF!! GÖTÜN YİYORSA GEL!!!” Dediğinde Mert’in bağırışını ve patlayan silah sesini duydum. Elifi kolundan tutarak hızlıca çektim

“Kızım manyak mısın?!” Camı kapattı ve az önceki haline kıyasla arkasına yaslandı

“Şurada silah vardır” dediğinde öne eğilmişti. Kolundan tutarak yeniden yasladığımda Yonca Elife kızdı. Arabalar iyice yaklaşınca düşünmeye başladım. Aklıma gelen şey ile derin bir nefes aldım. Umarım işe yarardı. İlerideki yol ayrımını görünce öne eğildim.

“İleride yol ayrımı var, şimdi hızlan ve aniden sola sap” dediğimde Elif dehşet bir ifadeyle bana döndü

“Eflin saçmalama! Ya dönüşü alamazsa?!” Yapacak başka birşey olmadığı için bunu göze alacaktık. Yoncaya döndüm.

“Yapabilir misin?” Yonca sıkıntılı bir nefes vererek yeniden dikiz aynasına baktı. Aniden vites atması ile gülümseyerek arkamı döndüm. Ben cevabımı almıştım. Elif hızlıca Yoncanın dikkatini dağıtmadan kemerini taktı. Kendininkini taktığı sırada yaklaşmıştık. Bende taktım ve bize yaklaşan arabaları görünce dudağımın ucu kıvrıldı. “Şimdi!” Diye bağırmamla Yonca sola kırdı. Aniden kırdığı için sarsılırken sert bir dönüş yaparak araçların arasına girdik. Yonca motoru ve farları kapattığında derin bir nefes aldım. Diğer arabalar yetişemediği için devam etmek zorunda kalmıştı. En arkadakiler ise dönmüştü ama biz ağaçların arasında olduğumuz için bizi görememişlerdi. Elif kahkaha atarak arkasını döndüğü sırada kemerden kurtulmuştum. Elif ellerini kaldırdığında gülerek beşlik çaktım. Aynı şeyi Yonca ile de yaptıktan sonra kemerlerinden kurtuldular

“İyi yırttık yalnız” dedim öne eğilerek

“Ya ben sizin aklınıza kurban olayım!” Dedi ve yanağımıza öpücük kondurdu Elif

“Ee, şimdi nereye gideceğiz?” Dediğimde Elif telefonunu aldı.

“Bizimkileri ararız bi ara” dedi ve fotoğraflarımızı çekti. “Hikaye yapacağım” dediğinde ofladım.

“Bunlar Eflin ne ara evlendi derlerse ne diyeceksin” Yoncaya hak verdim. Elif ise umursamazca omuz silkti.

“Enişteyi beğenmedim derim” biz tekrar gülerken bu mutluluğumuzu bozan şey önümüzde yanan farlar olmuştu. Üçümüz aynı anda küfrettik

“Sıçtık” dedi Elif

“Kim tarafından?” Dedi Yonca

Karanlıkta sadece farlarını gördüğümüz arbanın kapısı açılınca Yonca bizim kapılarımızı kilitlemişti. Adam yavaşça arabanın farlarının önüne gelince gölgesini görebilmiştik. Geniş omuzları olan ve başını hafifçe eğmiş bizi izleyen bu adam kim olabilirdi.

O bizi görebiliyordu çünkü arabanın iç lambalarını az önce Elif açmıştı. Yoncayı dürttüm. “Farları açsana” dediğimde yutkunarak farları açtı. Işıkların açılması ile önümüzdeki silüetin Demir olduğunu anlamıştık. Kollarını göğsünde birleştirmiş, başını eğmiş bize bakıyordu. Tek kaşı havalandığında yorgun bir nefes verdim. Kurtulamayacağımı artık anlamıştım. “Kilitleri aç” Yonca arkasını döndü.

“Onun Ateş olduğunun farkındasın, değil mi?” Elif başını salladı. Ben ise beni izleyen ela harelere kilitlenmiştim.

“Şu piç Sinan yüzünden eline düştüğün adam Eflin! Kendine gel”

“Aç kapıyı” dediğimde beni bildiği için kapıyı açtı. İnadımdan gerekirse camı yumruklayabilirdim. Sıkıntılı bir nefes vererek kapıları açınca arabadan indim. Ilık rüzgar saçlarımı savururken tam Demirin karşısına geçtim ve bende kollarımı göğsümde birleştirerek onu izlemeye başladım. İlk konuşan o olmuştu.

“Benden kaçabileceğini mi sanmıştın?” Açıkçası öyle düşünmüştüm. Yine de istifimi bozmadım. Başımı dikleştirerek Demir Ateş’e baktım.

“Benden ne istiyorsun?” Yaslandığı arabadan dik bir konuma geldi.

“Seni istiyorum” gülümsedim.

“Nişanlıyım ama”

“Düğününden kaçtın Eflin, sence nişan umrunda mı sanıyorsun? Hayır, parmağındaki yüzükten başka bir şey değil” kaşlarını kaldırdı. “Belki de kelepçedir” dediğinde karnıma aniden giren ağrı utkunmama neden oldu. Demir’e çaktırmadan arabaya yaslandım ve geçmesini bekledim.

“Beni yanına aldığında ne olacak? Sen mi evleneceksin?” Dediğimde başını iki yana salladı.

“Ne yaptığın beni ilgilendirmez, kimi istiyorsan onunla evlenebilirsin” gülerek başımı çevirdim. Tamam, Mert’i sevmediğimi anlamış olabilirdi. Ama onun inine sızmak için ilk fırsatta atlamayacaktım. Gerçekçi olmalıydık. “Ama senden önce ilgilenmem gereken kişiler var” dedi ve arabada bizi izleyen kızlara bakarak başı ile işaret verdi. Kaşlarım çatıldı.

“Onlara dokunmayacaksın” dediğimde baktı.

“Nasıl bu kadar rahatsın Eflin?” Dedi ve bana doğru adımladı. Aynı hızda Elif ve Yonca arabadan çıkmıştı ve her ihtimale karşı tetikteydiler “Babasının yanında uslu bir çocuk gibi davranan kadın bana karşı nasıl bu kadar rahat olabiliyor?” Dediğinde bir süre düşündüm. Bende bilmiyordum. Bu adama karşı fazla rahattım. Kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Belki de o adam bana korkunç gelmiyordur” dediğimde dudağının ucu kıvrıldı. Bana cevap vermek yerine Yoncaya döndü. Böylece bunu bana sonra kanıtlayacağını anlamam zor olmamıştı.

“Siz ikinizde bizimle geliyorsunuz” ne saçmalıyordu bu adam?

“Hiçbir yere gelmiyorlar” kaşlarım çatıldı. “Bu planı ben yaptım ve gelirsemde tek gelirim. Onları karıştırma”

“Ortakların olarak onları da götüreceğim” iyi de onlara ne yapacaktı? Bu adamı lanet olsun ki tanımıyordum.

Gözlerimdeki saklayamadığım endişeyi fark edince hiç beklemediğim birşey söyledi. “Size zarar vermeyeceğim” Bu acımasız, gaddar görünen adam az önce bize ne demişti? Ona her ne kadar güvenmek istemesem de gidecektim. Karnımdaki kasılmalar kesilince boğazımı temizleyerek arabaya binmek için harekete geçmiştim ki Demir durdurdu.

“O arabaya değil” dedi ve kendi arabasını gösterdi. Başımı sallayarak kızlara döndüm. Onlar her ne kadar tereddüt etse de omuz silktim.

“Kaçamayacağımızı anlamışsınızdır” dedim ve bıkkın adımlarla arabaya ilerledim. Aslında Demiri ortadan kaldırabilirdik ama başımıza büyük bela almış olurduk

Böyle bir adamı dünya üzerinden silmek yazık olurdu demiyor da!

Bende bu şeytan nerede kaldı diyordum

Ayıpsın

Arka koltuğa geçtim ve homurdanarak kollarımı göğsümde birleştirdim. Arkamdan kızlarda binerken söyleniyordum. “Ne güzel film sahnelerine taş çıkarmıştık. Bu herif nereden çıktı ya!” Demir arabaya bindiğinde sustum. Demir arabayı çalıştırdı ve ağaçların arasından çıktıktan sonra yola girmiş ve uzaklaşmıştık. Aklıma gelenlerle sessizliği bozdum. “İyi de bizim peşimizde sadece sen yoktun ki? Diğerleri nerede?” Dediğimde dikiz aynasından bana baktı. Gözlerine kapılmamak için bakışlarımı kaçırdım.

“Muhtemelen her yerde seni arıyorlardır” dedi ve kolundaki gümüş saate baktı. “Gümüşay hariç” dediğinde kaşlarımı çattım.

“Anlamadım?” Yeniden yola odaklandı.

“Bilmeni gerektirecek bir durum yok”

“Peki Si- babam” dediğimde çenesi kasılmıştı. Neden sinirlenmişti ki şimdi?

“Haberi olsa bile sana yaklaşmaya cesaret edemez” dediğinde arkama yaslandım. Elifin yüzündeki gururlu gülümsemeyi görünce ona ters bir bakış attım. Her gördüğü adamı bana yakıştırıp, adamı araştırdıktan sonra da başımın etini yerdi ve ben yine böyle bir vaka ile uğraşmak istemiyordum. Asıl saçma olan ise ben kabul ettiğimde ve adamlarla birkaç kez görüştüğümde sinir oluyordu. Demir lütfen bana kötü davran

“Bence Eflin'i yalnız gördüğü an ya- yani hesap sorar” bu çatlak yine ne iş karıştırıyordu.

Niyetini anladığımda kolunu cimcikledim ve kulağına yaklaştım. “Umarım aklımdan geçen şeyi düşünmüyorsundur güzel kardeşim, yoksa gerkesin içinde çirkeflik yapmaktan çekinmem” Elif kolunu sıvazlıyarak Yoncaya kaydı.

“Tamam anne” sesli söylediği şeyle donakaldım. Yonca bıyık altından gülerken Demir sadece yola odaklanmıştı.

Uzun bir sürenin ardından Sinan’ın evinden iki katı büyük bir villanın önüne gelmiştik. Arabadan indiğimde derin bir nefes aldım.

İşte asıl hikaye şimdi başlıyordu.

~~~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.