İçeriğe geç

İntikam Yemini

Bölüm 1 · 16 dk okuma

İntikam Yemini

Bölüm 1

Hain Plan

BÖLÜM 1

Hain Plan

Hayat bazı insanlara götünden güler...

Bu bilgi çok işimize yarayacak çünkü birazdan tanışacağın kız bu bilginin ta kendisi

Hayat iki dakika sırıtır, sonra kıçını devirip trip atar bana

Şans işte, ne yaparsın

Şimdi size kendimi tanıtma şerefinde bulunacağım.

Allah rızası için çık şu rolden

Önce iç sesim Safiyeden başlayalım. Kendisi bazen beni sakinleştiren ama hiç olmayan zamanlarda da beni gaza getirmeye çalışan bir şeytandır.

Şeytan deme lazım olur

Neyse çok geveledik asıl konumuza dönelim

Ben Eflin Öztürk

Küçük yaşında hayallerinden vazgeçerek intikam hırsı ile yetişen ve baba sevgisi nedir, bilmeyen bir kızım

Çocukluğunu duvar köşelerinde başkalarını izleyerek ve hayal kurarak geçiren zavallı kız çocuğuydum ben

Şimdi ise kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş ve annem ve kardeşimin intikamını almak için mücadele edecek olan o kadınım artık

Bundan sonra onun tanıdığı korkak kız yoktu. Bu sefer bambaşka biri vardı karşısında

💚

Dedublüman — Sen Bilmezsin

“Yoruldum anne…

Duvara anlattım da, gelip sana anlatamadım”

“Kestik!” Diyerek bağıran adama baktım ve yerimde dikleştim. İngilizce konuşuyordu ama aksanından dolayı biraz garip anlaşılıyordu. “Bu mükemmeldi Eflin!” Dediğinde gülümsedim sarışın italyana

“Teşekkür ederim” dedim yine ingilizce konuşarak çünkü türkçe bilmiyordu. Bu yüzden ortak dil olan ingilizce ile anlaşabiliyorduk. Ayağa kalktığımda derin bir nefes verdim. Oturduğum deri koltukla bütünleşecektim resmen! “Bu hafta Türkiye uçuşum var, mümkünse çekim işlerini hızlandırabilir miyiz?” Adam heyecanla başını salladı. Diğer kordinatörlerin aksine güler yüzlü olması katlanmamı sağlayan şeylerdendi. Ya hayır, anlamıyorum, bir çekim için yay misali gerilip yarım saat fotoğraf makineleri ile bakışmak nedir ya!

“Yarın tekrar çekelim. Sonra sizi rahat bırakacağız, merak etmeyin” derin bir nefes aldım. Aslında sevdiğim bir markanın reklamında oynamak güzeldi ama bunlar beni nereden bulmuştu anlayabilmiş değildim.

Kısaca teşekkür ederek üstümü değiştirmek için kabinlere ilerledim. Ayağımdaki topuklu ayakkabıların çıkardığı tok ses o kadar insanın arasında bile kendini belli ediyordu.

Sponsoru olduğum ve üçüncü reklam teklifini kabul ederek Fransaya kadar geldiğim Saint Laurent hakkını veriyordu.

Koltuklardan birine kendimi attım ve topuklarında Laurent’in logosu -YSL- olan topukluları çıkardım. Topuklu ayakkabıları severdim ancak rahatına düşkün bir kızdım. Bana spor ayakkabılarla gelin kardeşim

Üzerimdeki yelekli siyah takımı çıkardım ve siyah, ince askılı elbisemi giydim. Saçlarıma karışmadım. Makyajım ise elbise ile uyumlu olduğu için onunla da uğraşmayacaktım. Çantamı ve telefonumu alarak çıktım şirketten

💚

Arkama yaslanmış, balkondan şehir ışıklarını izlerken telefonum çaldı. Elif olduğunu düşünerek masaya uzandım ama Elif değildi. “Bu herif ne alaka ya” dedim ve boğazımı temizleyerek göt Sinan’ı cevapladım. “Efendim?” Dedim sadece

Sinan Öztürk... Maalesef kendisi babam oluyor.

“İşin ne zaman bitecek?” Göz kaydırdım.

“Bu hafta sonu geleceğim baba” dedim o iğrenç kelimeyi kullanarak

“İki hafta sonra düğün hazırlıkların başlayacak, en ufak hatanda rezil ederim seni” derin bir nefes aldım. Biz belki de böyle olmayacaktık

Mutlu bir aile tablosu mu dedin? O da ne?

“Tamam baba” telefon kapandı. Bir süre telefonun ekranı ile bakıştım. İki hafta sonra yine kendi çıkarları uğruna beni evlendirecekti. Zaten annem de bu adamın çıkarları yüzünden ölmemiş miydi?

Aklıma Mert şerefsizi gelince küfrettim. “O piç ile evleneceğime gider Doğu veya Batının lideri ile evlenirim daha iyi!” Liderler arasında korkulması gereken iki taraf vardı. Doğu ve Batı…

Gümüşay ve Ateş ailesi..

İsimleri bile geçtiğinde ürperdikleri o insanlar

Biz ürpermiyoruz

Tabi canım, o liderlerden mi korkacağım. İki yıl boyunca tutsak kaldım ben

Evet, kendin tarafından kaçırılan tek insansın Eflin

“O bi kere çalışmam içindi!” Ömer beni başka türlü asla eğitemezdi. Ömer benim ayakta durmamı sağlayan iki kişiden biriydi. Diz çökmemem için beni eğiten ve her anımda yanımda olan abimdi. Belki gerçek abim değildi ama abimdi işte! O olmasaydı ben şu anda aile dediğim insanların intikamını alamazdım. Kendisi Özel İstihbarat Ajanıydı ve bizim Teşkilatın komutanıydı. Canım eğitmenim, hiç acımazdı bana...

Elif ise liseden beri tanışıklığım olan bir kızdı. İlk başlarda tanıdığım o kızın şimdi hayat neşem olmasını beklemiyordum. O kız benim arkadaşım değildi. Kardeşim, can dostum ve uğruna öleceğim bir kadındı. Aynı zamanda Teşkilatımızın keskin nişancısıydı. Elif'in hikayesi ise benimkine benzerdi. Tek ayrıcalığı onun ailesi liderler tarafından verilen bir kararla öldürülmüştü. Benimki ise çıkarları uğruna ailesini ölüme sürükleyen bir adam yüzündendi.

Ve şimdi intikam için uğruna ölecek insanlar arasındaydı.

Arkama yaslandım ve telefonumu çıkardım. Ekranda Elif'in yine canlı yayın açtığına dair bir bildirim gelmişti. Gülerek yayını açtım ve güzel kızımı izlemeye başladım. Elif sayesinde sosyal medyada fenomen olmuştum. Evet, takipçilerin isteklerini yapmak eğlenceli olabilirdi ama bunları paylaşmak bana göre değildi. Bu yüzden benim hesaplarımın şifreleri Elifte vardı.

“Bi dakika! Bizim kaçak kız da katılmış aramıza!” Sırıttım ve klavyede gezindi parmaklarım

“Kaçak mı? İşim olduğu için geldim ben!”

Ekranın köşesinde akıp giden mesajlar arasında beni fark edebilmişti. Güldü. “Seni özledim Güneş” gülümsedim. Şu anda Güneş olduğumuza göre Elif'in keyfi yerinde demek

Elif bana isim takmaya bayılırdı.

Daha ben birşey yazamadan Elif heyecanla konuştu. “Aramıza katıl hadi!” Ekranın üstünde beliren bildirim ile düşünmeye başladım. Canlı yayına davet etmişti ama hiç katılmak istemiyordum. Yine de Elifimi kırmadım ve kabul ettim. Yayında kendi görüntüm belirince sıfatıma baktım. Şirketten çıkar çıkmaz eve gelmiş ve kendimi balkona atmıştım. Yüzümdeki makyaj bozulmuştu. “Oo Eflin Hanım bu ne güzellik böyle” dediğinde yüz buruşturdum.

“Sıfatım kaymış Elif, bu mu güzel Allah aşkına!” Güldü. Sonra ise aklına birşey gelmiş olacak ki kaşları çatılmıştı. Kesin bir şey olmuştu. “Hayırdır, bugün kiminle kavga ettin” dedim alayla, ancak alay ederken gerçek olacağını düşünmemiştim. Aksi takdirde bu kadar sinirli olmazdı.

“Ya Eflin ben şimdi insan gibi yolumda ilerliyordum. Işıklarda durmuş ışığın yanmasını beklerken bir tane dangalak arabama atladı!” Gözlerim irileşti. Cidden böyle birşey olmuş muydu? En önemlisi bizim kız ne yapmıştı?

“Elif umarım dövmemişsindir” dediğimde göz kaydırdı.

“Dövseydim yine karakola postalanırdım.” Ve Ömer de seni alırdı. Bu döngü hiç değişmezdi. “Neyse ben buna dedim ne işin var arabamda” telefona yaklaştı. “Ne dedi biliyor musunuz?”

“Söyleki bilelim Elif?"

“Bu puşt herif birinden kaçarken benim arabama atlamış, ben dinler miyim? Dedim ki gitmezsen kötü olur” aklına birşey gelmiş olacak ki kaşları çatıldı. “Bana dedi ki polis mi çağıracaksın? Bende dedim ki yok seni döveceğim. Laf arası baya bi küfür de ettim. Gelmişini geçmişine kattıktan sonra da attım arabadan” diyerek rahatça konuşan kıza ağzım açık bakıyordum. Bu kıza yaklaşmamalıydım. “Neyse sen nasılsın?”

“Adama acıdım bi an” diye mırıldanarak hızlıca toparlandım. Aksi takdirde bu kız beni de öldürürdü. “Oturmuş dışarıyı izliyordum bende” gülümsedim. Dışarıyı izlediğimden emin değildim. Aklım daha çok başka şeylerdeydi. Baktığım yerler asla şehir ışıkları değildi. Arka kamerayı açarak yüksek binaları ve şehir ışıklarını gösterdim. “Güzel bir manzara”

“Türkiye değil ama” güldüm

“Olamazda”

“Ya biz seni özledik Eflin, ne zaman geleceksin?” Hiç gitmek istemesem de gitmeliydim.

“Hafta sonu oradayım” yuvarlak yüzündeki kocaman tebessüm beni de gülümsetti.

“Bekliyoruz o zaman”

Elif ile biraz konuşmuş ve takipçilerin sorularını cevaplayarak eğlenmiştik. Soruları normal düzeyde değildi ki...

Bu arada hepsi Necoşun mekanını basmanızı bekliyor

Yapacağız da

Elif ile konuştuktan sonra derin bir nefes alarak ayağa kalktım ve banyoya ilerledim. Bu makyajdan bir an önce kurtulmalıydım.

Makyajımı temizledikten sonra üstümü değiştirmiş ve yatmıştım. Ertesi gün kalan çekimleri de bitirmiştik. Açıkçası söylemek gerekirse bu seferki çekim daha çok ilgimi çekmişti. Tam bir mafya vibe’ını vermiştim. Zaten mafyaların içinde büyümüştüm. Siyah maserati ile büyük bir konağın önüne kadar gelmiş ve arabadan inerek konağa ilerlemiştim. Basit duruyordu ama en ufak ayrıntısına kadar çekilmişti. Mesela arabadan inerken ayakkabıların duruşunu yakından çekmişlerdi. Konağın merdivenlerinden yukarı adımlarken de çanta göz önündeydi.

Fransada olan son işlerimi de hallettikten sonra yorgunca kendimi eve atmış ve duş alarak eşyalarımı toparlamıştım. Yarın akşam çıkacaktım.

💚

Derin bir nefes alarak ülkeme gelmenin huzuruyla gülümsedim. Havasını bile özlemiştim. Halbuki sadece iki hafta yoktum. İleriden kollarını açmış, bana doğru koşan kıza gülümseyerek kollarımı açtım. Gülerek kollarımın arasına girdi ve sıkıca sarıldı bana

“Sen yokken hiç çekilmiyordu buralar” tabi ben olmayınca kiminle yaramazlık yapacaktı. “Doğdu Güneşim”

“Kız yorgun Elif, bırak bizde sarılalım” Elif somurtarak Ömer’e döndüğünde Ömer ona bakmak yerine yanıma geldi. Sıkıca sarıldım ona da “bugün izinlisin ama yarın biraz çalışalım” başımı salladım.

“Özlemedin mi ya beni? Hemen iş” dediğimde gülerek burnuma vurdu.

“Özlemez olur muyum? Özledim tabiki” Ömerden ayrılarak beni görmeye gelen diğer teşkilat üyelerimiz ile de sarılmış ve Sinan'ın gönderdiği arabaya binerek eve gitmek zorunda kalmıştım. O adamın yüzünü görmeye katlanamıyordum. Tahminen bu ay içinde reklam panolarında yer alacaktım. Tabi Sinan da öldü zannedilen kızını görünce sinirlenecekti. Zaten o sinirlensin diye yapmamış mıydım?

Eve girerek odama ilerleyecektim ki Sinan bana seslendi. Yanına giderek zorunda olduğum o kelimeleri söyledim. “Evet baba?"

“Telefonda da söylediğim gibi iki hafta sonra tüm bölge liderlerinin de katılacağı bir düğününüz olacak” en azından bölge liderlerini tanıma fırsatım olacaktı. “Şimdi çık odana ve bir daha aşağıya inme”

“Tamam” dedim ve arkamı döndüm. Çokta meraklı değildim zaten onun yanında durmaya. Tam o sırada Sinan’ın telefonu çalmıştı. Adımlarım yavaşlarken onu dinlemeye başladım.

“Ne demek yük gemileri patlatıldı!” Dudağımın ucu kıvrıldı. Fransaya gitmişken eli boş dönmek hoş olmazdı. “Kim yaptı bunu!” İçeriden çıktım. “Hilal mi?” Evet, koyu lacivert rengi ile gemilerden birine hilal çizmiştim. “Gölgenin işi bu!” Onu dinlemeyi bırakarak üst kata çıktım. Keyfim yerine gelmişti.

Gecenin Gölgesi derlerdi bana, Gece öldürürdüm insanları

Ama Allah aşkına Gecenin Gölgesi ne ya! Gece veya Gölge de bitsin!

Bu ismi onlar takmıştı. Hatta Gölgenin kadın olduğunu bile bilmiyorlardı. Adam diyorlardı. Hilal ise seçtiğim bir sembol olmuştu. Aslında bunu yapmazdım ama bana taktıkları isimden haberimin olduğunu anlamaları için hilal çizmeye başlamıştım. Onlarda bu şekilde içlerinde olduğumu anlamışlardı. Bazıları korkmuş ve her adımında arkalarına bakmışlardı. Bazıları ise aptal cesaretiyle bunun bir oyun olduğunu söylüyordu. Tabi, gerçekten korkmayanlarda vardı. Doğu ve Batının liderlerinde hiç açık yakalayamamıştım. Batı liderinin ise beni aradığını biliyordum çünkü amcası elimdeydi.

Merdivenleri çıkarken gülüyordum. Hatta kısık sesle şarkı söyleyerek odamda dans bile etmiştim. Bu arada size önemli bir bilgi vereceğim. Ben şarkıya kendini fazla kaptıran bir insandım. “Sıra düğün gecesinde” diye mırıldandım. O geceyi Sinan’a zehir edecektim. Düğüne benim yerime Gölge gidecekti

Yani senin yerine sen gidecektin.

Çok saçmaydı. Bunu düşünmeliydim.

💚

Aşağıda duyduğum silah sesiyle irkildim. Zihnim geçmişe kayarken başımı iki yana salladım. “Sadece kabustu Eflin” silah sesleri gelmeye devam edince küfrederek ayağa kalktım. Hayır, bu zihnimin oyunu değildi. Gerçekten birşeyler oluyordu. Terliklerimi giyerek saçlarımı düzelttim ve odadan çıktım. Aşağıya yavaş adımlarla inerken yanıma birşey almadığım için dikkat etmeye özen gösterecektim.

O kadar yakın dövüş eğitimi aldın Eflin, bu sorun bile değil

Aşağıya indiğimde gördüğüm iki adamla kaşlarım çatılmıştı. Piç Sinan yine nereye kaçmıştı? “Kime bakmıştınız?” Dedim hafif alayla Tabiki de Sinan’a bakmışlardı. Bana dönen iki adamı görünce içimden küfür etmiştim.

“Sinan nerede?” Dedi tehlikeli bir tonla

Karşımdaki kim miydi?

Batı bölgesinin lideri Demir Ateş şu anda tam karşımdaydı.

Onu sadece fotoğraflarda görmüştüm. Adam fotoğrafların aksine oldukça heybetliydi. Bununla dövüşsem almam ihtimaldi.

Adam senin üç katın Eflin

Kendine bağlayan o güzel gözlerinden gözlerimi çektim. Yalan yoktu, ela gözleri büyüleyiciydi. Boğazımı temizleyerek dik bir konuma geçtim. “Evde değil” Sinan bu adamı buraya getirecek kadar ne yapmıştı?

Bana doğru yaklaştı ama ben geri adım atmadım. “Sana son kez söylüyorum, Sinan nerede?” Ne bileyim oğlum! Bilseydim söylemez miydim?

“Bende sana evde olmadığını söyledim” ellerimi iki yana açtım. “İstersen evin altını üstüne getir ama bu senin için zaman kaybı olur” kaşlarımı kaldırdım. “Derdini anlat bana, iletirim kendilerine” dediğimde gözlerinde anlamlandıramadığım bir ifade oluştu. Dedikleri kadar vardı. Bu adam duygularını çok iyi gizliyordu. Yüzlerce eğitimden geçen ben bile anlayamamıştım. Ama fark ettiğim birşey varsa da o da Sinan'ı siktir edip gözlerime sanki beni tanıyacakmış gibi bakıyor olmasıydı.

“Kimsin sen?” Dediğinde gözlerimi kıstım. Bu aptal Sinan beni ölü göstermişti. Ama karşımdaki adama kendimi tanıtmaktan büyük zevk alacaktım. Böylece Ateş ailesinin inine sızabilme şansım olabilirdi. Fakat fazlasıyla risk alacaktım. Önce tanışır, sonra ise şüpheli hareketler ile dikkatini çekebilirdim. Elimi tutmayacağını bilerek uzattım.

“Eflin Öztürk” gülümsedim ama bu gülümsemem gerçekten uzaktı. “Öztürk ailesinden kalan tek kişiyim” Sinan geberdikten sonra ise Öztürk diye birşey kalmayacaktı.

Tam o sırada kapının sertçe açılmasıyla yerimde sıçramıştım ve bu Demirin dikkatini çekmişti. Hayır, bunu bilerek yapmamıştım. Çocukluğumdan kalma bir travmaydı. Yüksek sesler ve ani hareketler beni korkutuyordu. Bunu atlatmaya çalışsam da ara sıra kendime hakim olamıyordum. Demir kaşlarını çatmış bir bana bir Sinan’a bakarken elimi hızlıca çekerek başımı eğdim. Sinan sinirli adımlarla yanımıza gelirken yanında iki adam vardı. Madem korkuyordu, neden bu adamı başına bela ediyordu ki?

“Ne işin var senin burada?!” Demir yavaşça Sinan’a döndüğünde diğer adamla kesişti bakışlarımız Bu adamı da tanıyordum. İsmi Ayazdı. Demirin yakın arkadaşıydı ve aynı zamanda Vural ailesini yönetiyordu. Vural ailesi her ne kadar Ateş ailesi ile yakın olsalar da onlarında daha derinlerinde kötü olaylar dönüyordu. Duyduğuma göre başlarına Ayaz geçince bu işler sona ermişti ve Ateş ailesi ile birlikte yönettikleri onlarca işletme vardı. Ve sadece Türkiye ile sınırlı da değildi. Vural ailesi, Ateş ailesi ile anlaşabilen tek aileydi.

Ayaz kaşlarını çatmış bana bakarken bakışlarımı kara gözlerinden çektim. Ayaz da Demir gibi heybetliydi. Bunlar sporla fazla mı ilgileniyordu?

Ayaz siyah saçlıydı ve kapkara gözleri vardı. Keskin yüz hatlarına sahipti ve attığı keskin bakışları tüyler ürperticiydi. Demir ise ela gözlüydü ve kumral saçları vardı. Aynı şekilde onu ciddi gösteren keskin yüz hatlarına sahipti ama Demirin gözlerindeki karanlık ayrıca korkunç görünüyordu. Adam cidden kotkunçtu. Bunu şimdi anlamıştım.

“Borcunun üstüne bu yaptığını affedeceğimi mi sanıyorsun?” Demirin söyledikleri ile onlara döndüm. Ne borcundan bahsediyordu?

“Onu yük gemilerimi patlatmadan önce düşünecektiniz” dediğinde gülmemek için üstün bir çaba sarf etmiştim. Ben boşuna mı o gemiye kocaman hilal çizmiştim? “Gemilerimi patlattınız ve bunu Gölge yapmış gibi gösterdiniz” yoo, ben bizzat patlattım. Yalan yapıyo bunlar “bunu bir borç için yaptınız” gülmemek için başımı eğdim.

“Siktiğim gemilerin umrumda bile değil” Sinan’a yaklaştı. Oğlu yaşlarında olmasına rağmen Sinandan uzundu. “Bir ayın kaldı Sinan” dedi ürkütücü bir sesle “Bu bir ay içerisinde borcunu ödemezsen Öztürk diye birşey kalmayacak” bir dakika! Öztürkleri ben gebertecektim. Bu dangalak ne diyordu?

Sinan’ın bakışları beni bulunca boka battığımı anlamıştım. Gözlerindeki siniri görmemek mümkün değildi. Demir’e dönerek yine beni kullandı. “Kızım var, masum bir kızı öldüremezsin” dediğinde sinirlendim. Titreyen ellerim kendiliğinden yumruk halini almıştı bile

Kendisi masumların canını aldığında neden bunları düşünmüyordu?

“Kızın kendi başının çaresine bakabilir” tek kaşını kaldırdı. “Benim derdim seninle ve bu sadece senin canını yakacak” bu adam kötü olamazdı. Hayır! Hoşuma gitmemeliydi. Onun amcası elimdeydi.

Sinan’ın sinirli gözleri yeniden beni buldu. İşine yaramadığım için yine dayak yiyeceğime emindim. “Senin aksine yanındakilerine zarar vermeyeceğim” dediğinde içimin yağları eridi.

An itibarı ile kocam listesinin başındasın Ateş

Saçmalama Safiye bu bizim düşmanımız.

Sinan Demir’e cevap vermek yerine bana yöneldi. Dedim size sinirini benden çıkaracak diye “sen hâlâ burada ne arıyorsun?!” Kolumu sıkıca kavrayarak beni sarsınca yerimde sendelemiştim. Onu durduran şey ise Ayazın buz gibi çıkan sesi olmuştu.

“Bırak kızın kolunu” dediğinde kısa bir sessizlik oluşmuştu. Sinan’ın birden kolumu bırakmasıyla afallayarak Sinan’a baktım. Normalde olsa kimseyi dinlemez ve beni herkesin önünde rezil etmekten çekinmezdi. Ayaz’a kısa bir bakış atarak gözlerimi kırpıştırmış ve kısaca teşekkür etmiştim. O ise bana bakmamıştı bile, aynı donuk ifadeyle Sinan’a bakıyordu.

“Çık odana!” Yutkundum ve başımı salladım.

“Tamam baba” merdivenlere giderek üst kata çıktım. Sırıtarak merdivenlerin başında durdum. “Piç kendini bi bok sanıyor” kısık sesle güldüm. “Demir Ateş ağzına sıçınca kaldı ortada” dedim ve onları dinlemeye başladım.

“Gemilerini her kim patlattıysa ondan hesap sor, bundan sonra en ufak şeyde kapıma dayanırsan canını almaktan çekinmeyeceğim.” Dedi ve bir süre sonra kapı kapanma sesi geldi. Ne yani, bu kadar mı konuşmuşlardı?

Sinan’ın odaya dalacağını bilerek hızlıca odaya girdim ve giyinme odasına girerek hızlıca üstümü değiştirdim. Tam o sırada kapı çalınmadan açılmıştı. Yüreğimdeki burkulmayla giyinme odasından çıktım. Dayanırsın Eflin, dayanmadın mı?

Sinan tekli koltuğa oturmuş dışarıya bakıyordu. Başını yavaş bir hareketle bana çevirince gülmek istedim. Böyle şovları yapmaya bayılırdı. Buna örnek olarak evin koridorlarındaki sensörlü loş ışıklar vardı. Aklınca kendini bi bok sanıyordu işte

“Aşağıda o halde ne işin vardı?” Tam karşısına geçerek parmak uçlarımı izlemeye başladım. İşte bunu yapmaktan nefret ediyordum. “Cevap ver bana!” Kes be adam! İki saniye bile geçmeden ‘civip vir bini!’ Diye cırlayacağına dinle bi insanı!

“Aşağıdan gelen sesler ile aşağı indim.” Derin bir nefes aldım. Yüzüne bakmamam onu keyiflendirirken devam etti.

“Ne haddine” dediğinde aşağıda dedikleri aklıma geldi ve sinirim iki kat daha arttı.

Hayır Eflin, sakin-

“İnsanlara birşey olmasını istemezdim” başımı kaldırarak gözlerinin içine baktım. Zaten dövecekti, en azından içimde kalanları söyleseydim. “Senin aksine” dediğimde var olan siniri kat be kat artmıştı. Evet, onun aksine insanlara zarar gelmesini istemezdim. Hızlıca ayağa kalktı. Yanağıma çarpan sert sızı ile dişlerimi sıktım.

“Demek benim aksime, öyle mi?!” Dediğinde gözlerim kapandı. Her seferinde böyle oluyordu. Gözlerimin önünde annem belirince yanağımdan bir damla yaş süzüldü. Sinan çıkardığı kemeri ile bana yaklaşırken aklımada sadece eski anılarım vardı. Anı mıydı bunlar? Annem odanın köşesinde oturmuş, sessizce ağlıyordu. Ben ise aralık kapıdan onu izleyerek sessizce ağlıyordum. Sessizdik, içimizdeki fırtınanın aksine fazla sessiz büyümüştük. Annemin canını yakmışlardı. Ben onun için ağlamıştım. Şimdi benim canım yanıyordu. Kim vardı benim için ağlayan?

Diz kapağıma attığı sert tekme ile güçsüzce dizlerimin üzerine çöktüm. Karşı çıkabilirdim, yapmadım. Gözlerim duvar köşesinde ağlayan anneme kenetlenmişti. Canı yanmıştı ve ben sadece izlemiştim. Gözlerimi sıkıca yumdum. O görüntü oradan silinsin istedim. Gitmedi. Çünkü izleme sırası ondaydı.

Söylesene anne, küçük bir kız çocuğu izlemekten başka ne yapabilirdi?

Sırtıma aldığım darbeler canımı yakarken ses çıkarmadım. Sinan bağırdı. “Yalvarsana! Özür dilesene babandan!” Gözlerim sessizce yaşlar süzülürken beni izleyen anneme bakıyordum. Beyaz elbisesinin içinde çok güzel duruyordu. Beyaz elbise haramdı bana

Annemin rengiydi beyaz

Karnıma yediğim sert tekme ile kısıkça inledim ve avucumun altındaki tişörtümü sıktım. “Söylesene bir daha!” Yeniden ve yeniden vurdu karnıma “Desene senin aksine insanlara önem veriyorum!” Aralık dudaklarımdan kan sızmaya başladı. Beni izleyen annem ise ağlamaya başladı. Titreyen ellerimi ona uzattım. Ağlamasındı o...

Ağlamak ona yakışmazdı.

Elindeki kemeri bana geçirirken acımıyordu. Acımazdı ki…

Benim canım acıyordu ama

“Anne…” diye fısıldadım zorlukla “canım acımıyor, gerçekten” acıyor anne, kızın acılar içinde kıvranıyor

Elimi ona uzattım. Sinan’ın aniden elime basması ile dusaklarımdan acı dolu bir çığlık döküldü. Bu Sinan’ın hoşuna giderken ben elimi bırakması için kvranıyordum. “YALVARSANA HADİ!!” dediğinde diğer elimi güçlükle kaldırdım. Onu engellememe izin vermeden bileğimden sertçe tutarak çevirince ikinci bir çığlık döküldü dudaklarımdan

“Ya-yalvarmıyorum” dediğimde olduğum durum canımı yakıyordu. Ayağını geri çekti ve bileğimi bıraktı. Saçlarımdan sertçe tutarak başımı kaldırmasıyla inledim. Saçlarıma dokunmamalıydı. Annemin sevgiyle okşadığı saçlarıma dokunmaya hakkı yoktu.

“Söylesene bir daha! Saygısızlık yapacak mısın bana?!” Başımı iki yana salladım. O ise daha çok asıldı. Dayanamadım.

“Bırak saçlarımı!” İstediğini vermedim ona

Sinirle yüzüme tokat attı ve başım sertçe zemine çarptı. “Yalvar hadi!” Dediğinde geriye çekilmişti. Hayır, yapmayacaktım. Peki hareket bile edemezken ne yapacaktım? Gözlerimi zorlukla araladım. Ellerimi zemine bastırarak kendimi kaldırmaya çalıştım ama bileğimdeki sızı buna engel oldu. Yine de vazgeçmedim ve yerimde düzelerek ona baktım.

“Senden nefret ediyorum” dediğimde üzerime atıldı ve ard arda karnıma tekmeler savurmaya başladı. Acı içinde gülümsedim. Her gülen mutluluktan gülmezdi. Gülümsemek bazen acıları gizlemek içindi. Son nefesini verirken bana gülümseyen annem belirdi gözlerimin önünde, dudaklarım arasından kesik bir nefes firar etti. Üzerinde cenin pozisyonunda yattığım zemin kanla boyandı. Sinan saçlarıma tekrar asıldı ve başımı kaldırdı.

“Tekrar et!” Zorlukla yutkundum. Midem bulanıyordu. En sonunda pes ettim. Pes etmezsem devam edecekti ve kalıcı hasarlar bırakabilirdi. Büyük bir emekle girdiğim o Teşkilattan bu adam yüzünden çıkamazdım. Bu yüzden yalvarsım ona

Kanlar içerisinde içim paramparça olana kadar yalvardım ona

Ama kendime de söz verdim.

Birgün ayaklarıma kapanma sırası sana gelecek Sinan, ve ben o günü sabırsızlıkla bekleyeceğim.

~~~~

Bölüm sonu

2 yorum