İyi okumalar dileriiiimmm :)
(25 Ekim Cuma)
Okulların açılmasından bir aydan fazla geçmiştir. Bu süreçte sınıfımdakilerle iyi anlaşmıştım. Berk’le okula beraber gidip geliyorduk. Ayşe’yle hep konuşuyordum ama en son konuşmamızda biraz değişikti. Bana, “Kendine çok dikkat et yakınındakilere de dikkat et” demişti. Bu söyledikleri biraz değişiğime gelmişti hâla da öyle. Bunları kızlara da anlatmıştım. Berk’e de anlatmıştım.
Olan şu ki okul açıldıktan yaklaşık iki hafta sonra Ayşe’nin babası yani müdür ortalıkta görünmemeye başlamıştı. Ama bu da garip. Bir yerlerde geziniyordur işte adam zengin.
(Müdür Ali Bey)
(Gezi Duyurusunun Olacağı Gün)
“Tamam Erkan gemide ki garsonlar tamam değil mi?”
“Evet efendim her şey hazır.”
“İçecekler hazır değil mi? Unutmayın.”
“Hazır efendim.”
“İçecekleri öğrencilere dağıtmayı sakın unutmayın yoksa her şey bozulur, haliyle tüm mal varlığın elinden gider.”
“Unutmayız efendim aklınız kalmasın burada.”
“Tamam Erkan, dediklerimi eksiksiz yerine getir, verdiğim paranın iki katını istemez misin?”
“Tamam efendim her şeyi eksiksiz yerine getireceğim.”
“Tamam” dedim ve telefonu kapatıp büyük bir sırıtmayla masama koydum.
Bugün o öğrencilerin hepsi bilmeyerek ayağıma gelecekler. Hiçbirinin olanlardan haberi yok bu daha fazla zevk almamı sağlıyordu. Çünkü kızımın intikamını onlardan alacağım.
Sadece bir tane sınıfın düzenlediğim geziden haberi var o sınıf ise Sinem ve arkadaşlarının olduğu sınıf. Diğer tüm sınıflar ise başka bir gezide olmuş olacaklar. Sınıf öğretmenini de kandırmakta benim için bir çocuk oyuncağıydı. O Sinem ve arkadaşları kızımı o hale getirdiler. Hepsinden intikamımı alacağım.
Geziyi havanın yağışlı olacağı güne denk getirdim. Çünkü daha az öğrenci geziye gelmiş olur. Sinem ve arkadaşları geziye gelirlerse bu daha fazla zevk almamı sağlar.
Dikkat çekmemek için geminin olduğu boğaza gitmedim. Geminin her yerine gizli kamera yerleştirdim. Sinem ve arkadaşları o geziye gelirse onları izlemek büyük keyif verir.
(Sinem’in Anlatımıyla)
(26 Ekim Cumartesi)
Uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa yöneldim. Annem kahvaltıya çoktan başlamıştı. Sohbet ederek kahvaltı yaptık. Masayı toparladık. Annem oturma odasına geçti bende odama geçtim. Üzerimi değiştirecektim. Hava bugün biraz serin olduğu için ve kızlarla buluşacağım için gri bir sweetshirt ve biraz geniş kot pantolonumu giydim.
Saçlarımı tepeden topladım makyaj yapmayı sevmediğim için makyaj yapmadım. Oysa ki aynamın önü dolu makyaj malzemesi. Lazım olur diye almıştım ama bugünlerde lazım olmuyor.
Çantamı ve telefonumu aldım anneme seslendim. “Anne ben çıktım” deyip kapıdan çıktım. Bir kafe de buluşacaktık evim oraya biraz uzak ama olsun. Bir otobüse bindim kafeye yakın bir durakta indim. Biraz yürüdüm kafeye vardım. İçeri girdiğimde kızlar beni gördü ikisi de bana el salladı. Yanlarına gittim. Biraz sohbet ettik hepimiz birer filtre kahve istedik.
Kahvemizi içip sohbete dalmıştık ki üçümüzün de telefonuna bildirim geldi. Telefonumu açtım bildirim sınıf grubundandı. Hoca aynen şöyle yazmıştı.
“Merhaba gençler. Yarın İstanbul Boğazı’nda gemi turu olacaktır. Saat 15.00 da okulun önünde buluşup servisle boğaza gidip aynı şekil servisle döneceğiz. Gezi iki buçuk veya üç saat sürebilir. Yanınızda bende dahil birkaç öğretmen olacak. Müdürünüz gelecekti fakat işleri olduğu için yanımızda bulunmayacak. Ücret 200 TL dir. Geziye gelecekler bana özelden yazabilir. İyi günler hepinize.”
Aynen böyle yazıyordu.
Telefondan başımı kaldırdım hepimiz birbirimize bakıyorduk. Sessizliği bozdum.
“Sizede mi aynı bildirim geldi?” İkisi de bana kafalarını salladı telefonlarında ki o mesajı gösterdiler.
Telefonlarımızı kapattık Nazlı söze girdi.
“Kızlar bence gidelim kafa dağıtırız o müdür de yok.” Pelin, Nazlı’ya katılır gibi kafasını salladı. Onlara baktım.
“Tamam gidelim” dedim ikisi de gülümsedi.
Yaklaşık iki saat sonra kafeden ayrıldık sinemaya gittik orada da baya vakit geçirdik. Sonra evlerimize dağıldık. Eve geldiğimde saat 19.30 du.
Aç olmadığım için yemek yemedim. Annemler yemek yedi anneme yardım edip masayı toparladık oturma odasına geçtik. Dizi izledik. Annemle babama geziyi anlattım. İkisi de gitmeme izin verdi. Odama geçtim telefonumu aldım kızlara mesaj attım. Ardından sınıf hocasına mesaj attım. Berk’te bana gelip gelmeyeceğimi sormuştu ona geleceğimi söyledim.
Okuma kitabımı aldım koltuğuma oturdum tam okuyacakken bir şeyin eksik olduğunu fark ettim. Tabi ki kahve. Kahve olmazsa kitapta olmaz benim için.
Mutfağa geçmeden önce annem ve babama,
“Kahve yapacağım istiyor musunuz?” dedim annem istemedi ama babam istedi. Mutfağa yöneldim kahveleri yaptım oturma odasına geçtim babamın kahvesini verdim kendi kahvemle odama geçtim. Kitabımı aldım okumaya başladım. Saat 20.10 du.
Kitap okumaya o kadar çok dalmışım ki saatin kaç olduğunu merak ettim telefonumu masadan aldım saate baktım saat 21.15 ti.
Oha Sinem sabaha kadar okusaydın.
Kitabı masama bıraktım. Yarın gezi olduğu için çantama birkaç şey koymam lazımdı. Ayağa kalktım çantamı aldım yatağın üzerine koydum. İçine yara bandı, yedek toka ve tabi ki masamın üzerinde duran kitabımı koydum. Kitabın boyutu orta boy olduğu için çantama sığdı. Cüzdanımı aldım içinde biraz para vardı onuda koydum. Evet çantam hazır. Kıyafete gelirsek onu yarın seçeceğim.
Çantamı bir köşeye koydum. Oturma odasına geçtim. Annemler diziyi izliyordu. Bende onlara katıldım diziyi izledim. Uzun bir aradan sonra reklam girdi o an saatin geç olduğunu anladım. Duvarda ki saate baktım saat 23.45 ti. Annemle babama, “İyi geceler” deyip odama geçtim. Üzerime pijamalarımı geçirdim yatağıma geçtim. Uykum çok gelmiş olmalı ki hemen uykuya daldım.
(27 Ekim Pazar)
“Sinem kızım uyan.”
“Sinem geziye geç kalacaksın.”
“Sinem.”
Gözlerimi açtım annem başımda durmuş saçlarımı okşayarak beni uyandırmaya çalışıyordu. Yatağa oturdum gözlerimi ovuştururken anneme,
“Anne saat kaç” dedim.
“Saat 12.30 kızım hadi uyan geç kalacaksın.” Annemin söyledikleriyle hemen yataktan kalktım elimi yüzümü yıkayıp mutfağa geçtim. Alel acele kahvaltı yaptım odama geçtim. Bugün hava dünkü gibiydi. Biraz rüzgarlıydı. Üzerime geniş siyah sweetshirt ve biraz geniş olan kot pantolonumu giydim. Saçlarımı açık bıraktım. Yüzüme yine makyaj yapmadım.
Sinem klasiği işte.
Telefonumu ve çantamı aldım Berk mesaj atmıştı evden çıktığımı yazdım hemen evden çıkıp Berk’le aynı yerde buluştuk ve yola koyulduk. Saat 13.30 du. Berk tramvaydayken,
“Sinem geziye neden az kişi geliyor?” dedi ona kaşlarımı çatarak baktım.
“Geziye az kişi mi geliyor?” dedim. “Sanırım sınıf grubuna bakmadın” dedi o an hemen telefonumu açtım gruba girdim hoca,
“Gençler çoğu kişi geziye gelmekten vazgeçmiş bizim sınıfta dahil tüm sınıflarda böyle olmuş. Sadece bizim sınıftan geziye gelenler var. Geziye katılıpta gelmek istemeyenler bana yazsın.” Neden böyle oldu ki şimdi? Ah tabi ya gezi sadece 12. Sınıflar için düzenlenmişti. Ve 12 lerden çok az sınıf vardı.
Berk o an bana seslendi.
“Sinem geldik.” Kapı açıldı indik biraz yürüyüşten sonra okula vardık ama çok az kişi vardı. Kızları gördük ve yanlarına gittik.
“Kızlar neden az kişi var?”
Nazlı, “Sinem hocalar az önce bilgilendirme yaptı sadece on iki kişi olarak geziye gidiyoruz” dedi. Pelin’de kafasını salladı. Sınıf hocamız ve 1-2 tane hoca hepimize seslendi. Servis gelmişti. Servise binmeden önce hepimiz sınıf hocamıza parayı verip öyle bindik. Berk yanıma oturdu Pelin ve Nazlı başka yerde oturuyorlardı.
Yaklaşık yarım saat sonra boğaza varmıştık. Hepimiz indik. Bineceğimiz geminin önüne geldik teker teker bindik.
Gemi yol aldı aradan müzik çalıyordu bazıları kalkmış dans ediyordu. Bizde bir köşede oturuyorduk. Ardından sevdiğim bir şarkı çalmaya başladı ‘Kulüp’ adlı şarkı. Bu şarkıyı duyunca hemen ayağa kalkıp bağırarak söylemeye başladım.
🎶YİNE KALIYOR AYNI NOKTADA SURATINDA ASILIYOR.🎶Berk, Pelin ve Nazlı bana kahkaha atarak bakıyorlardı ama ben aldırış etmedim ve devam ettim.
🎶BİR DERDİN VAR BİTMEDEN SENDE VALLA DİĞERİ BAŞLIYOR AAHH HİÇ DURULMUYOR 🎶
Ben söylerken bir baktım yanıma bir kız geldi saçları siyah renkliydi ve uzun saçları vardı boyu benden birazcık uzundu. Kız geldi bir elini omuzuma attı ve benimle beraber şarkıyı söylemeye başladı. İkimizde olduğumuz yerde zıplayarak bağıra bağıra şarkıyı söylüyorduk.
Şarkının nakarat yerine doğru yaklaştığımızda kendimi o kadar kaptırmışım ki çevremde benimle beraber ayakta bağıra bağıra şarkıyı söyleyenleri görmemiştim. Hatta Berk bile karşımda bir tane çocukla omuz omuza atmış şarkıyı söylüyorlardı. Kafamı sola çevirince kolunu omzuma atmış diğer yanına da Pelin’i alarak şarkıyı söyleyen Nazlı’yı yeni fark etmiştim.
Şarkının nakarat yeri geldi ve hep bir ağızdan daha fazla bağırarak söylemeye başladık. 🎶ŞUANDA KULÜPTE KEYFİM YERİNDE ARASANDA SENİ DUYMUYORUM SANMA ÇEKİLİRİM BİR KENARA PİSTİN ORTASINDA OYNUYORUM 🎶
O kadar bağırarak söylüyordum ki kendi sesimi bile duyamıyordum ama çok eğleniyordum.
Şarkı bitti herkes yerine oturdu. Az kişiydik ama çok eğlenmiştim. Fakat birazcık yorulmuştum. Sanırım tüm enerjimi şuan harcamıştım. Elime pet şişede olan suyumu alıp kafama diktim. Bu çok iyi gelmişti.
Yaklaşık iki saat geçmişti. Baya eğleniyorduk. Ardından bir tane garson geldi herkese portakal suyu dağıttı. Hepimiz yerimizde oturmuş portakal suyumuzu içtik bir tane bayan hoca hepimize seslendi. “Gençler birazdan servis gelecek evlerinize dağılacaksınız biz biraz daha burada kalacağız” dedi.
Yaklaşık on beş dakika sonra gemi karaya doğru yol almaya başladı. Hafif bir şekilde yağmur yağıyor, hava biraz esiyordu. Karaya ulaştık hepimiz gemiden indik servise bindik. Öğretmenler gemiyle tekrar döndü. Servise bindik kapı kapandı hepimiz yerlerimizi aldık. Servis daha harekete geçmemişti. O an çok yorgun hissetmiştim. Evet gözlerim iyice gidiyordu. En son hatırladığım tek şey kafam Berk’in omuzundaydı onun kafasıda benim kafama yaslanmıştı.
(Müdür Ali Bey)
Ah Sinem. Bu kadar eğleneceğini asla tahmin edemezdim. Ama asıl eğlence belki yirmi dakika belki de yarım saat sonra başlayacak. Hazır ol bakalım. Keyifle arabamda kahve içiyor zevkten dört köşe oluyordum. Benim ayağıma geliyorlardı ama haberleri yok. Ve bende onların yanına gidiyorum. İntikam almaya...
(Sinem’in Anlatımıyla)
Gözlerimi açtım etrafıma bakındım ve sıraları olmayan sadece yazı tahtası olan bir sınıftaydık. Yanımda ki kişilere baktım hepsi baygındı. Korkarak çığlık attım. Pelin’in yanından Nazlı’ya, Nazlı’nın yanından Berk’e yöneldim. Hepsini uyandırmaya çalıştım ama olmadı. Aradan hemen sonra bir tane kız uyandı bana baktı etrafına bakındı o da benim gibi çığlık attı. Herkes uyanmaya başladı. Nazlı uyandı onun yanına gidip sıkıca sarıldım ardından Berk uyandı. Pelin uyandı ona da aynı şekil sarıldım.
Hepimiz toplam on iki öğrenci buradaydık. Hepimiz uyanıktık. Herkes birbirine bunların nasıl olduğunu soruyordu. Ayağa kalktım kapalı olan kapının yanına gittim açmaya çalıştım ama açamadım. Tekrar arkadaşlarımın yanına döndüm. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum. Kapının açılmasıyla çığlık atmam bir oldu. Kapı açıldı ve karşımızda Ayşe’nin o iğrenç babası bizim ise iğrenç müdürümüz vardı.
Ben ve arkadaşlarım yerimizden kalkmadık ancak tanımadığım beş tane öğrenci müdürü görünce hemen ayağa kalktı. Aralarından saçları uzun simsiyah güzel saçları olan aynı sınıfta olmamıza rağmen tanımadığım bir kız, “Hocam biz neden buradayız lütfen kurtarın bizi” dedi yalvarırca, müdür pis bir gülümsemeyle,
“Birincisi sizin müdürünüz değilim, ikincisi bence biraz düşünün acaba neden buradasınız?”
Bazıları, “Rehin mi aldı bizi?” diyerek mırıldanıyordu. O an o pis adam,
“Bir dakika” dedi tavana bakarak. “Biriniz rehin alındığını mı sanıyor?” dedi kafasını indirdi hepimize o pis gözleriyle baktı ve,
“Evet doğru tahmin sizi rehin aldım” dedi.
O an ben, Pelin, Nazlı ve iki tane kız çığlık attık. Erkekler ise sadece sert ifadeyle o pis adama bakıyordu. Biz kızlar çığlık atmaya devam ettik ve cebinden biranda silahını çıkarıp hepimize doğrulttu.
“Eğer ölmek istemiyorsanız kesin sesinizi!” diyerek bağırdı. Bağırışı sınıfa öyle bir yayıldı ki hayatımda hiç korkmadığım kadar korkmuştum. Berk korktuğumu anlamış olmalıydı. “Sinem iyi misin?” diyerek yanıma iyice yaklaşıp elini omzuma koydu. İşte o an dayanamadım ağlamaya başladım. Benim gibi burada ki tüm kızlar ağlıyordu. Seslerimiz sınıfta yankılanıyordu. “Ben gidiyorum o ağlamanızı kesin! Yoksa öldürürüm hepinizi” demesiyle kapıdan çıkıp giden o pis adama baktım. Kapıdan çıktı gitti ama kapıyı kapatmadı. Neden kapatmadı ki?
Burada ki herkes birbirine sorgulayıcı bir şekilde bakış attı. Biraz yakınımızda olan iki kız da bana, Pelin’e ve Nazlı’ya çaresizce bakıyordu. Bizde onlara çaresiz bakıyorduk. Erkeklerin hepsi Berk’te dahil bir köşeye çekilmiş sessizce yerde oturuyorlardı.
Ben şunu anladım asla kimseye güvenmeyeceğim. O an Ayşe’nin bana son konuşmamızda ki sözü geldi. “Kendine çok dikkat et yakınındakilere de dikkat et.”
Ayşe bana bir mesaj vermiş. Sanırım bu olanlardan haberi vardı ama o pis babası tehdit etmiş olmalı ki Ayşe sadece bana bunu söyleyebilmişti. “Kendine çok dikkat et yakınındakilere de dikkat et.”
Sessiz kaldım. O pis adamın neden bunu yaptığını, buradan nasıl kaçacağımızı düşündüm. Elimden düşünmekten başka çare gelmiyordu. O adamdan her şey beklenirdi. Öyle de oldu zaten bizi yola getirip rehin aldı. Peki neden? Bizden ne istiyor? Amacı ne bu adamın?