İçeriğe geç

İntikam Mevsimi

Bölüm 4 · 8 dk okuma

İntikam Mevsimi

Bölüm 4

4.BÖLÜM:YENİ BİR DOST, BERK

İyi okumalar dileriiiimmm :)

(1 Hafta Sonra)

Uyandım. Ama halsiz değildim her zaman ki gibiydim üzgün değildim neden bende bilmiyorum. Yatağımdan kalktım lavaboya doğru ilerledim. Annem mutfaktan seslendi,

“Günaydın kızım hadi gel kahvaltı yapalım” dedi. Anneme,

“Tamam anne geliyorum” deyip lavaboya gittim elimi yüzümü yıkadım. Mutfağa ilerledim masaya oturdum annem çayları alıp karşıma oturdu. Sohbet ederek kahvaltı yaptık ve odama geçtim. Okul formamı giydim saçlarımı bu sefer hafif alta doğru topuz yaptım. Çantamı aldım ve her zaman ki gibi kulaklığımı da alıp evden çıktım.

Yaklaşık yarım saat sonra okula vardım geç kalmamıştım. Merdivenleri çıkmaya kalkıştım fakat Ayşe’nin durumunu hâla öğrenemediğim için çareyi müdürümüz Mehmet Hoca’da bulmak zorundaydım. Müdürün odasının oraya yöneldim kapının önüne geçtim kapıyı tıktıkladım ve içeriden “gir” sesini duyarak içeriye girdim. Müdür bana baktı ve,

“Merhaba Sinem bir şey mi oldu?” dedi. Müdür bana bunu sorarken bana gülümsüyordu ama sanki bir şey varmışta gizliyormuş gibiydi. Bana bakarken gözlerini kaçırıyordu çünkü.

Müdür, “Sinem gel karşıma otur. Sana söyleyeceklerim var” dedi. O an beni büyük bir korku sardı bir anda ellerim titremeye başladı. Korka korka ve ağır adımlarla müdürün karşısına oturdum.

Müdür bana kısa süreliğine endişe içinde baktı ve konuşmaya başladı.

“Ayşe’nin durumunu öğrenmek için geldin değil mi?” dedi kafamı hızlıca salladım, evet bir şey vardı kötü bir şey olmuştu.

Müdür, “Sinem şimdi sana Ayşe’nin durumunu söyleyeceğim ama lütfen sakin ol” dedi. O an tüm vücudum titremeye başladı kafamı zarzor yine salladım.

Müdür derin bir iç çekti söyleyip söylememekte kararsız gibiydi. Ben ise hem titriyor hem de müdürün yüzüne endişe içinde bakıyordum. Müdür biraz geçtikten sonra konuşmaya devam etti.

“Sinem şey Ayşe’yi hastaneye yatırdılar ama” dedi ve duraksadı ‘ama’ dedi biliyorum kötü bir şey var nedense ‘ama’ dan sonra iyi cümleler gelmiyor. Sonra tekrar devam etti,

“Ama Ayşe’nin durumu hiç iyi değil Ayşe hastanede bağırmış çığlıklar atmış doktorlar Ayşe’yi zorla tutmuşlar.” Müdür bunları söylerken benim gözlerim hemen dolmuştu yavaş yavaş gözyaşlarım yanağıma doğru inmeye başlamıştı. Müdür derin bir iç çekti ve,

“Ayşe şuan bir tımarhanede ama merak etme Sinem, Ayşe şuan çok iyi onunla çok iyi ilgileniyorlar” dedi. Tımarhane mi? Nasıl olur? Tımarhanelik bir durumu yoktu onun. Bu işte bir şey var anlıyorum. Bir şey var...

O an neye uğradığıma şaşırmıştım.

Ve ağlıyordum. Dayanamadım müdüre hızlıca,

“Teşekkür ederim Ayşe hakkında bilgi verdiğiniz için” dedim ve ayağa kalkıp hızla müdürün odasından çıktım. Lavaboya doğru ilerledim ağlıyordum. Pelin ve Nazlı beni gördü ve peşimden geldiler. Lavaboya girdim sessizce ağlıyordum. İki kişi vardı onlarda tuhaf bakıyorlardı bana. Aradan hemen sonra lavabodan çıktılar.

Pelin’le Nazlı neden ağladığımı soruyorlardı. Oysa ki cevap veremiyordum. Aradan biraz zaman geçti kendimi toparladım ve Ayşe’ye olanları onlara anlattım. Onlarda üzülmüşlerdi. Pelin biran ağlamaya başladı. Nazlı ağlamamak için kendini zor tutuyordu ve bizle ilgileniyordu. Zilin çalmasıyla Nazlı ikimize de,

“Sinem, Pelin lütfen ağlamayın belliki psikolojik sorunu varmış. Hadi sınıfa gidelim silin gözyaşlarınızı” dedi. Ayağa yavaşça kalktım ikisine de bakarak,

“Onun bir şeyi yoktu bakın birisi bir şey yapıyor. Babası, babası bir şeyler çeviriyor olabilir veya da annesi” dedim. İkisi de bana endişeli bakıyordu.

Nazlı, “Sinem şuan üzüntüden ne dediğini bilmiyorsun. Hadi gözyaşlarınızı silin sınıfa bu şekil girmeyelim” dedi. Kafamı ağır ağır salladım ikimiz de Nazlı’nın dediğini yaptık. Nazlı dayanamadı ikimize de sarıldı.

Sınıfa girdik ders başlamamıştı. Yerimize oturduk. Hocanın gelmesini bekledik. Ardından Berk yanıma geldi ve sessiz bir şekilde,

“Dün uyuyabildin mi?” diye sordu bende aynı şekil sessizce,

“Evet uyudum merak etme” dedim bana hafifçe gülümsedi ve elinde ki küçük kağıdı elime koydu.

“Bunu mutlaka oku” dedi ve gitti. Pelin dalgındı benim gibi. Nazlı ise elinde ki kitabı okuyordu. Berk’in verdiği kağıdı açtım ve şöyle yazıyordu,

“Ayşe’ye olanlardan haberim var. Bugün okula erken gelip müdürden öğrendim. Sonra yattığı tımarhane okula biraz yakın olduğu için onu görmeye gittim ve gayet iyiydi. Kendini de suçlama. Herşey bitti” yazıyordu. Kağıdı katladım ve çapraz sırada arkadaşlarıyla konuşan Berk’e baktım bana baktı ve istemsizce ona gülümsedim o da aynı şekil bana gülümsedi.

Hoca geldi ve yine ders boş geçti. Tüm gün yine aynı şekildi. Hiçbir hoca ders işlemedi ve bugün ki gün de bitti. Kızlarla vedalaştım çünkü diğer hafta karne haftası olduğu için hiçbirimiz okula gitmeyecektik. Yani görüşme olasılığımız biraz azdı.

***

Yemek yemiştim. Odada ailemle oturuyordum. Dayanamadım ve aileme Ayşe’ye olan her şeyi anlattım. Ailem çok üzülmüştü ama yine de beni teselli ediyorlardı. Odama geçtim. Kulaklığımı aldım yatağıma geçtim yorganımı örttüm ve müzik dinlemeye başladım. Aklıma Berk’in kağıda yazdığı cümleler geldi. Evet okuldan eve gelene kadar o kağıdı okumuştum ve o kağıdı atmadım. Okuma kitabımın arasına koymuştum. O kağıtta ki cümleler aklıma geldikçe kendimi iyi hissediyordum.

Kulaklığımı çıkarmış sosyal medyada dolaşıyordum. Ve Berk’ten bir mesaj geldi. Hemen doğruldum yatağıma oturdum. Berk’in yazdığı mesaja tıkladım.

“Umarım şuan kendini suçlamıyorsundur. Dediğim gibi Ayşe’yi gördüm iyiydi. Birazda olsa benle konuştu. Bana seni sordu. Senin nasıl olduğunu ona anlattım. Ayşe senden özür diliyor neden bunları yaptığını da anlamamış. Sana bunları kağıda yazarak söylemek yerine buradan söylemek istedim. Kendine iyi bak Sinem. Zamanım olduğunda seninle konuşacağım. İyi geceler.” Biraz durdum ve mesaj yazmaya başladım.

“Herşey için teşekkür ederim Berk. Ayşe’yi bugün görmen azda olsa içimi rahatlattı. Kendimi artık suçlamıyorum. Bende zamanım olduğunda seninle konuşacağım kendine iyi bak. İyi geceler.” yazdım ve yolladım. Bugün de üzülsem de Berk’in bana kağıda ve mesajda yazdıkları şeyler sayesinde kendimi iyi hissetmeye başladım. Berk’le onuncu sınıfta aramız pek iyi değildi ama bu sene son zamanlarda bana hep destek oluyordu. Ama değişik bir şey fark etmiştim. Berk’in profiline uzun uzun baktım ve bana bir yerden tanıdık geliyor gibiydi. Ben biraz saçmaladım galiba, neyse.

Biraz daha sosyal medyada gezindim ve çıktım. Kulaklığımı taktım. Her zaman ki gibi müzik açtım ve gözlerimi kapadım. Artık çok iyi hissediyordum. Ayşe bulunduğu ortama göre iyiymiş. Bu bile içimi rahatlatmıştı.

(Ayşe ERSOY)

O gün çok kötü bir gündü. Sinem ona istemsizce bağırmama rağmen yine de başımdaydı. Bunu ambulansın içindeyken görmüştüm. Gözlerim hafif açık olsa da Sinem’i görüyordum. Bana bakıyordu ve çok ağlıyordu. Sadece bunu hatırlıyorum. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Ve annemle babam da vardı. İkisi de baş ucumdaydı. Annemle babamı görür görmez yattığım hastane yatağından kalkmaya başladım. Çünkü ikisinin bana bugün söyledikleri şeyler yüzünden ikisinden de çok korkuyordum. Babam bir yandan annem bir yandan elimi ellediğinde daha fazla korkup çığlık atmaya başladım.

İçeriye birkaç doktor girdi. Doktorlar beni sakinleştirmeye çalıştılar ama sakin olamadım. Oradan bir doktor geldi elinde iğneyle. Beni tuttular o doktor elinde ki iğneyi koluma batırdı. Sonra istemsizce uykuya daldım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama doktorların, “Psikolojisi çok kötü.”

“Psikolojik destek merkezine yatırmalıyız orası Ayşe için iyi bir yer” ve şunu da duymuştum bu cümle de beni ürkütmüştü o cümle işe, “Kızınızı psikolojik destek merkezine yönlendirmek zorundayız.” En son duyduğum cümle buydu gözlerim kapalıydı ama sesleri çok az duyuyordum.

Gözlerimi açtığımda ise korktuğum yerdeydim tımarhanedeydim. İnsanların bağırışlarından anlamıştım. Çok fazla gürültü vardı. Bir yatakta yatıyordum. Gözlerimi açtım babamla annem ve bir tane bayan doktor vardı. Babamlar uzakta bayan doktor başımdaydı. Doktor bana kendini tanıttı. Annemle babam bana veda etti ve gittiler.

Ben neden tımarhanedeyim? Hani beni Psikolojik destek merkezine yönlendirmişlerdi?

Bulunduğum katta çok sessizdi. Neden diğer katlar gürültülü de bu kat bu kadar sessizdi ki?

Odada teknolojik alet olarak sadece televizyon vardı. Yatağımda öylece oturmuş televizyon izliyordum. Ayağa kalktım camın oraya geçtim dışarı baktım akşam olmuştu. Bir tane görevli kapımı açtı.

“Girebilir miyim?” dedi girmesine izin verdim yatağımın yanındaki masama yemek koydu tam giderken kadın görevliye,

“Şey bir şey sorabilir miyim?” dedim kadın görevli,

“Tabi ki sorabilirsin” dedi.

Bunu sormalı mıydım acaba? Ama merak ediyordum bu katın sessizliğini. Dayanamadım sordum.

“Bu kat neden bu kadar sessiz diğer katlar çok gürültülü?”

“Bu katın sessizliğinin nedeni insanlar ve hastalıkları katlara göre ayrılıyor. Çünkü sakin kalanlar ile hep bağıranları aynı kata koysalardı siz onlardan etkilenip ya onlar gibi olurdunuz ya da buradan kaçmaya kalkışırdınız. Böyle olaylar çok olduğu için katları ayırmaya karar verdiler” dedi. Evet kadının dediği gibi diğerleriyle aynı katta olsaydım ya onlar gibi olurdum ya da kaçmaya kalkışırdım. Görevli kadına zorla gülümsedim ve,

“Teşekkür ederim açıklamanız için.” Kadında bana gülümsedi,

“Rica ederim ne demek?” deyip gitti.

Yemekleri yedim ve uyudum. Uyandığımda sabah olmuş olmalıydı ki aynı görevli tekrar geldi kahvaltımı bıraktı ve gitti. Kahvaltımı yaptım. Buraya geldiğimde iyi hissediyordum. O huzursuz aile ortamı ve o aile bana hiç iyi gelmiyormuş bunu anladım. Ama kız kardeşimi çok özlemiştim.

Aradan biraz sonra kapıdan bir erkek içeri girdi. Bu sınıfta ki Berk’ti. Sınıfla alakam olmasa da herkesi tanıyordum. Berk yanıma geldi ve yatağımın çaprazında duran koltuğa oturdu. Benle sohbet etti ona Sinem’i sordum kendisini hep suçladığını söyledi. Ona Sinem’den özür dileklerimi ilettim ve Sinem’e istemsizce bağırdığımı anlattım. Berk beni biraz teselli etti ve okula gitmek zorunda olduğunu söyledi. Berk gittikten sonra kendimi çok daha iyi hissetmiştim çünkü Sinem’in nasıl olduğunu merak ediyordum ama Sinem’i de görmek istiyordum.

Bu günüm de televizyon izlemek ve yemek yemekle geçti. Aslına bakarsanız bunları yapmak bile zor geliyor bana. Benim kötü bir durumum yok ve neden böyle bir yerdeyim anlayamıyorum. Hepsi annem ve babam yüzünden. Bana bugün onları demeselerdi belki de bir şey olmayacaktı. Benim yüzümden Sinem kendisini suçlu hissediyor. Peki Sinem’in suçu neydi? Tamam bana yardım etti ama okulda ona istemsizce bağıran, ailemin aranacağını söylendiğinde bayılan bendim. O kız sadece bana yardım etmişti. Buradan ne zaman çıkarsam bende Sinem’e yardım edeceğim. Artık onunla arkadaş olacağım. Ve ne annemle ne de babamla asla konuşmayacağım. Beni bu hale onlar getirdiler...

(Ayşe ERSOY’un babası Ali ERSOY)

Benim kızım o okulda ki insanlar yüzünden bu hale geldi. Bunu yapmak zorundaydım. Kızımı para karşılığında tımarhaneye yatırdım.

Hiç kimsenin bundan haberi yok. Hastanede bağırıp çağırdığı için doktorların yatırdığını biliyorlar. Oysa ki ben yaptım her şeyi, kızım için.

Çünkü aklımda birkaç planlar vardı. Ayşe’nin o okulda okumaması lazım. Onun için Ayşe’yi oraya yatırdıktan sonra okuluna gittim kaydını aldırdım. Okulun müdürüne de kızım hakkında yalanlar attım. Benim kızım Ayşe, o okulda okumayacak. Eğer ki isterse koleje kaydını yaparım ama isteyeceğini sanmıyorum. Ve şuan aklımda birkaç planlar var. Herşey kızım için...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.