İçeriğe geç

İNTİKAM

Bölüm 15 · 4 dk okuma

İNTİKAM

Bölüm 15

BİLİNMEZLİK

Hava almak için kantinden çıkıp koridora doğru yürürken, aklımda Poyrazın söyledikleri yankılanıyordu.”Herkes senin kadar cesur değildir.” Bu sözler kulağıma bir övgü gibi gelse de, altında başka bir anlam seziyordum. Herkesin bu kadar cesur olmayacağı doğruydu belki, ama bu benim başıma sürekli dert açtığım gerçeğini değiştirmiyordu.

İrem ve Elif arkamda geliyor, birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Onların kendi dünyalarında kaybolmalarına aldırmadım. Düşüncelerim çok daha farklı bir yerdeydi. O çocuğun tehdidi, Poyrazın mücadelesi… ve bu okulda her geçen gün daha da dikkat çektiğim gerçeği.

Poyrazla aramızda geçen konuşmayı yeniden düşündüm. Gözlerindeki o sakin ama derin bakış, beni her seferinde sorgulamaya itiyordu. Onun bu kadar rahat bir şekilde beni anlaması, beni kızdırdığı kadar garip bir şekilde huzursuz da ediyordu.

İrem, birden omzuma dokundu. “Kardelen, İyi misin?”

Kafamı çevirip ona baktım. Gülümsemeye çalıştım ama beceremedim. “Gayet iyiyim,” dedim kısaca.

Elif ise biraz tereddüt ederek, “O çocuklar sana daha fazla sorun çıkarır mı sence?” Diye sordu.

Omuz silktim. “Eğer çıkarırlarsa, bu onların problemi olur, benim değil.”

Koridorda yürürken Poyrazı uzakta gördüm. Duvara yaslanmış, bir şeyler düşünür gibi görünüyordu. Gözlerimiz bir an için buluştu. Bakışında bir sorgulama, bir merak vardı. Ama ben durmadım. Gözlerimi kaçırıp yoluma devam ettim.

İçimden bir ses, Poyrazla bu okulun bitmek bilmeyen çatışmaları arasında sıkışıp kalacağımı söylüyordu. Ama kimseye boyun eğmeyeceğimi ve bu okulun kurallarını benim koyacağımı biliyordum. Eğer Poyraz beni durdurmaya çalışırsa… işler ilginç bir hal alabilirdi.

Ders zili çaldığında, sınıfa doğru ağır adımlarla yürüdüm. Koridorda yankılanan ayak seslerim bile sabrımı zorlayan bu monoton okul günün bir parçası gibiydi. Sınıfa girdiğimde herkes yerlerine çoktan geçmişti. Poyraz ise her zamanki gibi pencere kenarındaki masasına oturuyordu. Gözleri dışarıya dalmıştı, ama benim içeriye girdiğimi fark ettiğinde bakışlarını üzerime dikti.

Görmezden geldim. Hiçbir şey olmamış gibi en arka sıradaki yerime geçtim ve sırt çantamı masaya bıraktım.

Bir süre sonra öğretmen içeri girdi ve dersi başlattı. Matematik… tam bir işkence. Tahtadaki denklemleri açıklarken, sınıftaki herkes dikkat kesilmişti. Ama benim kafam başka yerlerdeydi. Elimle kalemi çevirip duruyor, bir yandan da Poyrazın bana arada bir baktığını fark ediyordum.

Öğretmen birden, “Kardelen!” Diye seslenince yerimde hafifçe irkildim.

”Evet?” Dedim, kayıtsız bir sesle.

”Bizi dinliyor musun? Yoksa başka bir şeyle mi meşgulsün?” Diye sordu, hafif bir öfkeyle.

”Dinliyorum” dedim soğukkanlı bir şekilde.

”Harika. O zaman tahtaya gel ve bu soruyu çöz.”

Sınıfın dikkatleri bir anda üzerime çevrildi. İnsanlar benim başarısız olacağımı umarak sessizce fısıldanmaya başladı. Sakin bir şekilde yerimden kalktım, tahtaya yürüdüm ve tebeşiri elime aldım. Soruyu hızlıca inceledim.

İçimde yükselen bir meydan okuma hissi vardı. Tahtaya bir şeyler yazmaya başladım. Soruyu çözmem bir dakikamı bile alamadı.

Öğretmen şaşırmış görünüyordu. “Bu doğru… Hatta çok hızlı ve doğru bir çözüm. İyi iş, Kardelen” dedi.

”Basitti.” Dedim umursamaz bir tavırla. Tebeşirli tahtaya bırakıp yerime döndüm.

Sınıfın geri kalanından hafif bir uğultu yükseldi, Poyrazın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme fak ettim. Ama o da bir şey söylemedi.

Dersin geri kalanı boyunca aynı sessiz savaş devam etti. Öğretmen tahtada anlatıyor, öğrenciler not alıyor, ben ise her zaman olduğu gibi uzak bir yerde, kendi düşüncelerime dalmıştım. Ama yine de… o gülümseme, bir şekilde beni rahatsız etmişti. Sanki Poyraz, benim hakkımda çok fazla şey biliyordu.

Ders bittiğinde sınıftan çıkmıştım. Okulun arka bahçesindeki o terk edilmiş köşe… sessiz, kimsenin uğramadığı bir yer. Ayakkabılarımın altındaki kuru yaprakların hışırtısı dışında her şey durgundu. Cebimden bir sigara çıkardım. Çakmağı çakıp sigarayı yaktım. İlk nefesi çektiğimde ciğerlerime dolan dumanla birlikte düşüncelerimin ağırlaştığını hissettim. Kısa süreli bir rahatlama, ama uzun süreli bir kaos. Bu hisse bağımlıydım galiba.

Rüzgar saçlarımı hafifçe savururken, gözüm bahçenin ucunda birinin bana baktığını fark etti. Poyraz. Kolunu gövdesine yaslamış, bir ağaca dayanmıştı.

Bana doğru bir kaç adım attı, ama sessizdi. Sigarayı elimde tutuyordum, ama bırakmadım. O ise gözlerini sigaraya kaydırıp kaşlarını hafifçe çattı.

“Hiç sana göre bir şey değil.” Dedi sakin bir sesle.

Gözlerimi ona diktim. “Neye göre bir şey olduğumu sen mi belirliyorsun, Poyraz?”

”Hayır. Ama…” Duraksadı, sanki doğru kelimeleri arıyordu. “Bunu yapmana gerek olmadığını düşünüyorum. Seni rahatlatmıyor, sadece seni başka bir yere çekiyor.”

Alaycı bir şekilde güldüm ve bir nefes daha aldım. “Sen de her şeyi biliyorsun, değil mi? Psikolog gibi konuşmayı bırak.”

Poyraz sessizce yanıma geldi ve cebinden bir sakız çıkarıp bana uzattı. “Bu daha iyi bir alternatif.” Dedi.

Bir an durdum, sonra sigarayı yere atıp ayak ucumla ezdim. “Beni bu kadar düşündüğün için mi buradasın?”

Gözlerindeki ciddiyet değişmedi. “Belkide.”

Başımı hafifçe yana eğdim, onu anlamaya çalışıyordum. Arma Poyraz, ne düşündüğünü asala belli etmeyen o gizemli tavrıyla sessizliğini koruyordu. Sakızı alıp ağzıma attım, ona meydan okuyan bir gülümsemeyle.

”Mutlu musun şimdi?”

”Buna yakın bir şey.” Dedi ve gözlerini benden ayırmadan hafifçe gülümsedi.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

16. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.