Poyrazın “Sırrın güvende” derken ki samimi bakışları içimde bir şeyleri yerinden oynatmıştı. Bu hisse karşı koymak istiyordum ama gözlerim onunkilerden ayrılamıyordu. O anın garip sessizliği arasında sınıfta yankılanan zil sesiyle kendime geldim.
Herkes çantalarını toplayıp sınıftan çıkarken Poyraz, bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmadı. Sanki gözlerimle kaçmaya çalışsam bile beni yakalayabilecekmiş gibi bir tavrı vardı. Bu beni huzursuz ettiği kadar garip bir şekilde rahatlattı da.
Eşyalarımı toplarken, Poyraz arkamda belirdi. Gölgesi üzerime düştü, sesi ise alçak ve sakin bir tondaydı.
”Bu kadar güçlü bir sesi saklaman kötü,” dedi “”bununla insanların hayatına dokunabilirsin.”
Durdum, ona dönmeden cevap verdim. “Benim dokunduğum her şey bir şekilde zarar görüyor, Poyraz. O yüzden saklı kalması daha iyi.”
“Belkide o kadar sert olmayı bırakmalısın,” dedi, göz ucuyla yüzüme bakarak. “Bazen, kendimize şans vermek en büyük cesarettir.”
Ona dönüp bakışlarımı kilitledim. “Beni tanımıyorsun,” dedim soğukkanlı bir ifadeyle. “Bu yüzden bu kadar kolay konuşuyorsun. Ama ben şans verilecek biri değilim.”
Poyraz hafif bir tebessümle omuz silkti. “Belkide seni tanımayı denemeliyim.”
Sözleri, sandığımdan daha çok etkilemişti beni. Ama bunu ona belli etmeye niyetim yoktu. Çantamı omzuma atıp başımı çevirerek sınıftan çıkmaya başladım. Kapıdan çıkarken arkamdan gelen sesi ise beni duraklattı:
”Kardelen,” dedi, sesi sakin ama bir o kadar da kararlıydı. “Sen ne kadar itersen it, bir gün sende kendine şans vermeyi öğreneceksin. O gün buradayım.”
Bir an durdum, ama arkamı dönmedim. Sadece bir anlığına gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Kalbimin ritmi atladı sanki, ama bu hisse yenilmek istemedim. Yürümeye devam ettim.
Onun ne kadar inatçı olduğunu bilmiyordum, ama belki bir gün… belki.
Koridorda yürürken Poyrazın söyledikleri kafamda yankılanmaya devam etti.
”Sende kendine şans vermeyi öğreneceksin.”
Bu sözler beynime kazınmış gibiydi. Hızlı adımlarla ilerlerken istemsizce omzumu silktim, sanki içimdeki o yabancı hisleri omzumdan atmaya çalışıyordum.
Okulun bahçesine çıktım. Hava garip bir şekilde kasvetliydi; bulutlar toplanmış, yağmur her an yağacak gibiydi. Bu, benim için mükemmel bir atmosferdi. Kaskımı motoruma yerleştirirken bir ses duydum.
”Gitmeden önce biraz konuşamaz mıyız?”
Başımı çevirdim. Poyraz, kendine özgü rahat tavrıyla birkaç metre ötede durmuş, beni izliyordu. Gözlerindeki karanlık yüzündeki sakinlikle tezat oluşturuyordu.
”Sanırım bugün fazlasıyla konuştuk,” dedim soğukkanlı bir şekilde.
Poyraz, ellerini ceplerine sokarak birkaç adım bana doğru yaklaştı. “Belkide konuşmamız gereken asıl şeylere daha başlamadık.”
Gözlerimi devirdim ve kaskımı elime alarak ona döndüm. “Bak, Poyraz. Beni etkilemeye çalışıyorsan, bunu boşuna yapıyorsun. İşe yaramayacak.”
O ise bu sözlerime karşılık sadece gülümsedi. O alaycı ama bir şekilde sıcak gülümsemeyle omuz silkti. “Belkide seni etkilemeye çalışmıyorum. Belki sadece seni anlamaya çalışıyorum.”
Bir an duraksadım. Bu kadar doğrudan olması, beni hazırlıksız yakalamıştı. Sözlerim, savunmam bir an için havada kaldı. Ama kendimi hemen toparladım.
”Sorun da bu zaten,” dedim, ona doğru bir adım atarak. “Kimse beni anlayamaz. Çabalamanın bir anlamı yok.”
Poyraz, bakışlarını yüzümde gezdirdi. Sanki söylemediğim bir şeyi okumaya çalışıyordu. Ardından başını hafifçe yana eğip, sakin bir şekilde konuştu.
”Belki haklısın. Ama yine de anlamaya değer bir şeyler olduğunu hissediyorum. Ve… pes etmeyi pek sevmem.”
Bu sefer gerçekten ne diyeceğimi bilemedim. Sözleri, arkasında bir samimiyet taşıyordu. Daha fazla orada durmak istemedim.
Motoruma binip kaskımı taktım. Poyraz ise yerinden kıpırdamadan beni izlemeye devam etti. Motorumu çalıştırmadan önce bir an için başımı ona çevirdim ve düşük bir sesle, neredeyse kendime konuşur gibi mırıldandım:
”Belki senin kadar inatçı birini bulduğum için şanslıyımdır.”
Beni duymuş olmalıydı, çünkü gülümsemesi daha da genişledi. Ama daha fazla beklemeden motorumu çalıştırdım ve oradan uzaklaştım. Arkama bakmadım, ama içimde bir yerde Poyrazın o gülümseyen yüzü hala beni takip ediyordu.