Koridor boyunca hızla yürürken duvarların üzerime geldiğini hissediyordum. Poyrazın söyledikleri zihnimin içinde yankılanıyordu. O gece… beni kurtarmıştı. Ailem alevler arasında yok olurken o beni çekip çıkarmıştı. Ama neden? Ve neden şimdi, yıllar sonra bu gerçekle yüzleşmek zorundaydım?
Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Müdür hakkında olan dedikodular hala sınıfta dönüyordu. Ama benim umurumda değildi. Poyrazın söylediklerinden sonra her şey bulanık bir hal almıştı.
Müzik dersine adım attığımda, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Müzik hep annemi hatırlatırdı bana. Onun sesi, evin her köşesinde yankılanırdı. Şimdi ise o ses çok uzak bir hatıraydı. Her nota, her melodi, onun yüzünü zihnime geri getirirdi ve bu his beni boğardı.
Sınıfta yerime oturup öğretmenin konuşmasını dinlemeye çalıştım. Ancak düşüncelerimden sıyrılmak zordu. Sonra bi anda, öğretmenin sesinin bana döndüğünü fark ettim.
”Kardelen,” dedi öğretmen, gözlerini bana dikerek. “Bir şarkı söylemek ister misin?”
Donup kaldım. “Hayır” diye yanıtladım hızla. Sesim sert çıkmıştı, ama bu beni rahatsız etmiyordu.
Öğretmen, yüzündeki hafif bir gülümsemeyle ısrar etti. “Kardelen, denemelisin. Sesinin güzel olduğunu düşünüyorum. Belki bizi şaşırtırsın.”
Sınıfın dikkatinin üzerimde olduğunu hissediyordum. Fısıldaşmalar başlamıştı bile. “Ben söylemek istemiyorum.” Diye tekrarladım, daha sakin bir tonla.
Ama öğretmen pes etmedi. “Müzik duygularını ifade etmenin bir yoludur. Sadece bir şarkı. Lütfen.”
Herkesin gözleri üzerimdeyken bu tartışmayı sürdürmek istemedim. Derin bir nefes aldım ve masadan kalktım. “Tamam,” dedim sertçe. “İlk ve son kez söyleyeceğim.”
Sınıf sessizleşti. Öğretmen başını onaylarcasına salladı ve kenara çekildi. Sesim boğazımdan çıkmayacakmış gibi hissediyordum, ama başka seçeneğim yoktu. Annemin en sevdiği şarkıyı seçtim ve melodisini açtım telefonumdan.
ilk notalar dökülmeye başladığında, kendi sesim beni bile şaşırtmıştı. Sesim sınıfın içinde yankılanıyordu.
“Yaptım çok hata, fark etmeden kırdım bir çok kalp. İstemesem bile bu defa,
Tüm yollarım çıktı sana halden, anlamazdım ben bi başıma. Yalnız kadım yokken bi bahanen,
Artık böyle madem, giderim bende kendi yoluma. Ah, besbelli yok benzerin heves değilsin ezberim,
Ay ışında parlar gözlerin,
Bekledikçe gelmedin,
Hep özlemimle besledin beni,
Mesafeler anlamsız,
Ve bana imkansız,
Sen imkansızın,
Bende kalsın tüm sözlerin,
Artık imkansız,
Sen imkansızsın,
Bırak yarım kalsın hikayemiz,
Sensiz zor ama, alıştım yalnızlığa zamanla,
İnanmışım ben bi yalana,
Kaybolmuşum peşinden koşarken.
Her kelime, her melodi noktası içimde bir yerden kopup geliyordu. Şarkıyı annemin anısına söylüyordum, sanki o burada, beni dinliyormuş gibi. Sınıf sessizdi; kimse bir şey söylemiyor, hatta nefes almıyor gibiydi.
Şarkı bittiğinde gözlerimi açtım. Herkesin bana baktığını gördüm. Şaşkınlık, hayranlık ve biraz da hüzün vardı yüzlerinde. Poyrazın yüzü özellikle dikkatimi çekti. Gözleri benimkilere kilitlenmişti, ama hiç bir şey söylemedi.
Öğretmen sessizliği bozdu. “Kardelen,” dedi nazikçe. “Sesin gerçekten çok güzel. Bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum.”
“Sadece bir şarkı.”dedim ve yerime doğru yürüdüm. Poyraza bir kez daha kaydı gözlerim. Yüzünde her zamanki o alaycı gülümse yoktu. Gözleri biraz dalgın, biraz hayran bir ifadeyle bana bakıyordu. Fısıldar gibi konuştu:
”o kadar güzel söyledin ki, bu şarkı artık hep seni hatırlatacak.”
Poyrazın söyledikleri kafamda yankılanırken ona döndüm. Gözlerinde bir ciddiyet vardı, ama aynı zamanda yumuşak bir ifade. Bu kadar samimi bir şey duymayı beklemiyordum, hele ki onun gibi birinden.
”Teşekkür ederim,” dedim, sesim her zamankinden daha nazikti. “Ama bu şarkı benim için o kadar da güzel bir şey ifade etmiyor. Daha çok… geçmişin bir yankısı gibi. Dokunduğu yer acıtıyor.”
Bir an sustum, kelimeleri dikkatlice seçmeye çalışıyordum. Ona zayıf görünmek istemedim, ama bir yandan da söylediklerinin içimde bir yerlere dokunduğunu inkar edemezdim.
”Yine de,” diye devam ettim, gözlerimi kısarak hafif bir gülümsemeyle, “bunu seninle paylaşmak garip bir şekilde… iyi geldi. Belkide o kadar kötü bir dinleyici değilsindir.”
Poyraz, dudaklarının köşesinde hafif bir gülümsemeyle bana baktı. “Sanırım bu, senden duyabileceğim en büyük iltifat.” Dedi alayla karışık bir sesle. Ama gözlerinden dalga geçmediği açıktı.
O an, ona bir anlığına da olsa gerçekten yakın hissettim. Bu his beni şaşırtmıştı, ama geri çekilmek istemedim. “Belki bir gün bu şarkı benim için de güzel bir şey ifade etmeye başlar,” dedim alçak bir sesle. “Ama o güne kadar, bunun bir sır olarak kalmasını tercih ederim.” O an göz göze geldiğimizde, aramızda bir şeylerin değiştiğini hissettim. Daha önce hiç olmadığı kadar garip bir şekilde birbirimizi anlamıştık. Bu his korkutucuydu, ama aynı zamanda… güzel.