İçeriğe geç

İnsanlar ve İncuslar

Bölüm 3 · 4 dk okuma

İnsanlar ve İncuslar

Bölüm 3

"İyi Kalpli" Cadı ve Küçük İncus

Sebastian eve dönmüştü. Annesi Victoria her zaman ki gibi ruhsuz gözleriyle pencereden dışarıya bakarak Incuslara özel olan Chodo çayını yudumluyordu. Sebastian onu görmezden gelip Melaine'nin odasına doğru ilerledi. Odadan iki kızın sesi geliyordu ve bu iki sesin sahibinin Melaine ve Lana olduğu çok barizdi. Sebastian kulağını kapıya yaslayıp onları biraz dinledi.

"Biliyorsun Lana, İncusya'dan kaçmak ve insanların dünyasını görmek aslında bayadir aklımda olan bir şeydi..." dedi heyecanlı bir ses. Ardından daha yumuşak olan ses cevapladı "Evet biliyorum, bir yandan da endişeleniyorum... Fakat sana yardım edeceğim." Sebastian konuşmalar devam edemeden içeri girdi "Ooo küçük kardeşim şimdide maceraya atılıyor, harika yetiştirmişim seni ya!" Melaine gözlerini devirdi ama abisinin böyle konuşmasına alışıktı. "Sen bizi mi dinliyordun? Kapıyı tıklayıp içeri girseydin üçlü bir çay partisi verip beraber konuşurduk."

Melaine de kendini savunmak için dalga geçmişti fakat Sebastian ciddiye alamadan kıkırdadı, "Çay partilerine bayılırım zaten." küçük atışmaları bu son cümleyle bitmişti. Sebastian ardından kendi odasına yöneldi ve kapıyı yavaşça kapattı. Lana Melaine'ye baktı ve konuşmasına kaldığı yerden devam etti. "Annemin bana küçükken anlattığı bir efsaneye göre Siadu mağarasında bir cadı yaşarmış, adıda Elysia'ymış. Bu cadının iki tane de cadı arkadaşı varmış ve onlarla birşeyi takas ettiğinde istediğin bir dileği gerçekleştiriyorlarmış."

Melaine dikkatle dinliyordu ve bu 'efsane' çok ilgisini çekmişti "Yani eğer o mağaraya gidersem ve insan gibi görünmeyi dilersem İncusya'dan kaçtığımda insanlar garip göründüğümü düşünmeyecek!" Melaine heyecanlı ve mutlu bir şekilde cümlesini bitirdi ve ardından Lana onaylamak anlamında başını salladı. Melaine daha çok heyecanlanmıştı "Peki o zaman yarın sabah yola koyuluyorum!" Melaine mutlu görünürken Lana hala biraz endişeliydi "Ama kendine dikkat et olur mu? Sonuçta o bir cadı ve ona tamamen güvenmemelisin."

Melaine Lana'nın bu dediğini pek umursamadı ve geçiştirmek için "Ah endişelenme birşeycik olmaz." diyerek yetindi. Lana "Peki." dedi ve evine gitmek için ordan ayrıldı. Melaine gününün kalanını macerası hakkında hayaller kurarak geçirdi ve akşam olduğunda tüm düşüncelerinin heyecanından uyuyamadı.

Sabahın erken saatleriydi, Melaine yanına alması gerektiğini düşündüğü eşyaları küçük çantasına attı ve sessizce evden çıktı. Kimsenin onu fark etmemiş olmasını diliyordu. Şarkılar mırıldanarak efsanede anlatılan Siadu mağarasına doğru yola koyuldu. Bahsi geçen yere vardığında sarmaşıklarla kaplı dağın içine girebileceği mağaraya benzeyen bir yer aradı, fakat yoktu. "Ne yani sadece bir uydurmadan mı ibaretmiş? Hayır, hayır...Tüm yolu boşuna gelmiş olamam."

Yorgunluğunun üzerine bir de hüsran eklenince en azından dinlenmek için sırtını taşa yaslayacaktı ki sarmaşıkların arkasına düştü. Bir mağaraya, mağara gerçekten vardı. Melaine sırtını yere vurmuştu ama bunu hiç umursamayıp ayağa kalktı, yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. "Gerçekmiş! Biliyordum!" heyecandan yerinde duramıyorken omzunda bir el hissetti, arkasına dönemeden bir ses duydu "Burayı bulabilen çok müşterimiz olmuyor, sen özel birisisin sanırım tatlım." Melaine arkasını döndüğünde yüzünde tebessüm olan güzel cadıyla karşılaşmıştı. "S-sen, Elysia mısın?" cadı bu soru üzerine kıkırdadı "Ah evet, genelde öyle derler. Tahmin ediyim senin adın ne. Melaine? Hm evet öyle değil mi?"

Sanki Melaine bir çocukmuş gibi Melaine'nin yanağını sıktı ve gülümsedi. "Ne tatlı bir İncussun sen, ne için geldin buraya?" Melaine gülümsedi "Benim bir dileğim var ve benim için gerçekten önemli!" Elysia'nın yüzündeki gülümseme duyduklarından sonra daha da büyüdü. "Ah demek öyle... Sanırım benim hakkımda bir çok şeyi biliyorsun, peki yanında dileğin karşılında feda edebileceğin bir şey var mı küçük İncus?"

Melaine bu an için bir sürü değerli eşya ile doldurduğu çantasını açtı fakat cadı onu durdurdu, yavaşça eğildi ve ona doğru yaklaştı. "Boynundaki kolye... Onu verebilir misin?" cümlesi bittikten sonra tekrar gülümsedi. Melaine yavaşça bir adım geriye attı ve kolyesini tuttu "Şey...aslında o benim için gerçekten önemli" Sözü geçen kolye aslında annesinindi. Melaine'nin babası Victor bu kolyeyi eşine hediye etmişti, fakat sevgilerinin sonsuzluğunu anlamlandıran bu kolye Victor'un ölümünden sonra Victoria'ya sadece onu hatırlatıyordu. Acıdan nefret eden ve nefreti öfkeye dönüşen Victoria bu kolyeyi bir kenara fırlatınca da Melaine bu kolyeyi almıştı. Elysia Melaine'ye zoraki bir gülümsemeyle bakmaya devam ediyordu "Ahahah, yazık olmuş..." kolyeyi Melaine'nin boynundan çıkarıp aldı ve bir elini uzattı. "Dileğini bana söyle ve sonra elimi sık, böylece anlaşmamız gerçekleşecek!"

Melaine hala cadının diğer elindeki kolyesine bakıyordu, biliyordu ki başka bir çaresi yoktu, kısa bir süreliğine kolyeye bakmaya devam etti fakat ardından cadının elini sıktı. "Gözlerini kapa." diye fısıldadı cadı. Melaine denileni yaptı ve farklı bir his içini kapladı, gözlerini açtığında mağaranın dışındaydı. Uzun kulakları yerine normal insan kulakları vardı ve kuyruğu yoktu. Cadı dileğini gerçekten yerine getirmiş ve ona insan görünümü vermişti. Yanına aldığı uzun ve kapüşonlu pelerini giydi, eve giderken onu gören İncusların insan görünümünden korkmasını istemiyordu.

Çok büyük bir değer verdiği kolyeyi feda ettiğine değmesini umut edip mağaranın önünden ayrıldı. Melaine'nin asıl macerası bu saatten sonra başlıyordu.

Bölüm sonu

13 yorum