~Bölüm Şarkıları~
Michele Morrone~Watch Me Burn
Oğuzhan Koç~Aşk Beni Yendi
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimmm!
Nasılsınız canlarım??
Birazcık gecikti yine bölüm 🥺🥺
“Bakma hiç güzelim bana, ben kaldıramam. Aşka mı düşelim of, kendimi kandıramam. Terliyor ellerim ah, boğazım düğümlendi. Aldı verdi, Aşk beni yendi…” diyerek sizi bölüme uğurluyorummm.
İyi okumalar efenim. ;)
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~
Zeynep Beril Koç…
İçimdeki garip bir mutlulukla neşe dolu çığlıklar atmamak için kendimi zor tutuyordum. Bundan sadece birkaç ay önce bana gelip bu kadar mutlu olacağımı söyleselerdi sanırım onlarla güzel bir dalga geçerdim, iki yıldır sevdiğim adamın yanıma gelip beni kıskanması imkansız bir olaydı çünkü benim için.
Sevgi… beş harften oluşan ve yokluğunda amansız bir kansere yakalanmışçasına acı çekmenizi sağlayan bir olguydu. Varlığı ise sonsuz bir mutluluğun kilidi açan o anahtardı ve gariptir ki o anahtarı bulmuştum.
Hiçbir zaman sevilmediğimi iddia eden bir kız olmamıştım, çünkü ailem tarafından o sevgiyi hep hissetmiştim ama o hepsinden farklıydı. Sevmek zorunda olduğu için ya da güzelliğim için değil de ruhumu gördüğü için seviyor gibiydi. En azından ben öyle hissediyordum. Bakışlarım sıkıca tuttuğu elime kayarken evden içeri girmemizle adımları duraksamıştı. Başını mutfağa doğru uzatıp kontrol ettikten sonra salonun kapalı kapısına da bakmasıyla kıkırdamaya başlamıştım, babamdan mı kaçıyordu o?
Bakışları omzunun üstünden bana döndüğünde kahveleri kısılmıştı, elim hızla dudaklarıma kapanırken ses çıkmasın diye uğraşıyordum. Gözleri elime düşerken salondan gelen adım sesiyle hızla önüne dönüp koşmaya başlamıştı, tabi bende hemen arkasından koşmak zorunda kalmıştım. Merdivenlerden çıktığımız sırada salonun açılan kapısıyla hızla beni kenara çekip görüş açılarından çıkardı.
“Bak dedum sağa kimse yok diye Fuat efendu, bahçe da eğleniy uşaklar.” diyen annem tekrardan salona girdiğinde bakışlarım hemen önümde ki kahvelere kaymıştı. Fazla mı yakınımda duruyordu o? Burası şimdi niye bu kadar sıcak olmuştu ki?
Yüzümde gezinen bakışları dudaklarımda takılı kaldığında kalbim yine maraton koşmaya başlamıştı, her an hık diye gidebilirdim. Mezar taşıma da çok sevdi hızlı gitti yazsınlardı.
Çeneme ulaşan parmakları dudağımı çekiştirdiğinde ne zaman ısırdığımı fark etmediğim dudağımı dişimin hükmünden kurtarmıştı. Hareket eden adem elmasıyla bakışları hala dudaklarımdayken kendime engel olamayarak bende onun dudaklarına bakmıştım. Bir erkeğe göre dolgun dudaklara sahipti, sakalları hafifçe uzamıştı ve bu ona daha serseri bir hava katıyordu.
Başını hızla çevrilmesiyle odağım bozulurken derin nefesler almaya başlamıştım, ne yaşamıştık biz az önce?
“Daha çok erken, şimdi olmaz lan.” diye ağzının içinde mırıldanışını duyduğumda yavaşça kaşlarım çatılmıştı. Erken miydi ki? İki yıl bana hiç erken gelmemişti.
“Hı?” dedim duymamış gibi yaparak. Bakışları hızla bana dönerken aklına başka bir şey gelmiş olacak ki kaşları hızla çatılmıştı. Tuttuğu elimle beni tekrardan çekiştirerek odaya girdiğinde peşimden kapıyı hızla kapatmıştı.
“Kimdi o yerden bitme dalya…” derken duraksayarak hafifçe öksürmüştü. “Dalyaprak.” demesiyle anlamayarak ona bakmıştım. Küfürü mü değiştirmişti o az önce? Bu hareketine istemsizce gözlerimi devirirken odanın içine doğru adımladım.
“Dalyarağın teki işte.” diyerek ona döndüğümde kaşları havalanmıştı. Ne yani, kadınlar küfür edemez miydi? Sinirliyken kimse şiir okumamı bekleyemezdi benden ve şu an sinirlenmiştim. O aptal Toprak’ın sözleri tabiki de canımı sıkmıştı ama kıskandığını görmek onu umursamamı engellemişti.
“Ov! Bunu beklemiyordum.” demesiyle tek kaşım havalanmıştı. Kıvrılan dudaklarını saklamaya çalışarak baş parmağıyla dudağının kenarını kaşıdığında bu hareketin ne kadar da seksi göründüğünü yeni fark etmiştim. Umarım ilk ve son kez yapışı olurdu, çünkü içimdeki hisler beni bile ürkütmüştü.
“Sivil dövmen yasak değil miydi?” derken sesimin titrememesi için ultra bir çaba harcamıştım. İri bedeni hemen karşımdaydı ve öncekinin aksine şu an resmi bir şekilde sevgilim olarak odamdaydı.
Siktir! Odamdaydı! Ve masamın üzerinde onu çizdiğim resimlerim duruyordu. Bunu nasıl atlamıştım ben?! Ona çaktırmadan bir şekilde masamın üzerindeki defteri alıp saklamalıydım, hatta belki de yakmalıydım. Siktir, kesinlikle sapık olduğumu düşünecekti. Resim yapmayı küçüklükten beri severdim ve genel olarak sakinleşmek için resim yapardım, genelde bunlar çiçekler olurdu ama onu gördüğümden beri tek resmettiğim oydu. O ve zihnimden atamadığım kahve bakışları…
“Dövmedim ki.” demesiyle bakışlarım gözlerine tutunurken odaklanmaya çalışmıştım, masam arka tarafımda kalıyordu ve defterin açık olup olmadığını hatırlamıyordum.
“Burnunun kırıldığına yemin edebilirim.” diyerek hafifçe güldüğümde onun ise gözleri kısılmıştı.
“Dövmemişim işte, aksi halde nefes almayı keserdi.” derken bana doğru bir adım attığında geriye çekilmeyerek yaklaşmasına izin verdim. “Küçük bir bilgilendirme yapmam gerek miniğim, benim olana hak iddia edenlerden hiç hoşlanmam.”
Zihnimde tek bir ses yankılanırken derince yutkunmam gerekmişti.
Miniğim… Benim olan…
Bir adım daha atarak hemen dibimde durduğunda başımı kaldırarak gözlerine bakmayı sürdürdüm. Kahvelerinin içinde adeta patlamaya hazır volkanı görebiliyordum. Eli yavaşça çenemi bulurken başımı biraz daha kaldırdığında nefesi yüzüme çarpmaya başlamıştı.
“Ben ne sakin bir adamım ne de kibar bir beyefendi sarı şeker, sinirlerimi bozanın yüzünü dağıtmaktan hiç çekinmem.” dediğinde bakışlarım dudakları ve gözleri arasında mekik dokumaya başlamıştı. Ne düşündüğümü bile unutmuştum şu anda. “Şimdi sana tek bir sorum var, evet mi? Hayır mı?”
Ne sorduğu açık ve netti, iki yıldan beri hayalini kurduğum soruya nasıl hayır diyebilirdim ki?…
“Evet.” dedim hiç düşünmeden. Bakışlarında ki volkanlar patlarken gözleri gözlerimdeydi. Çenemi tutan parmağı hafifçe okşarken dudaklarının kıvrıldığını görebiliyordum.
“Abin haklıydı sarı şeker, ben bir askerim ve…”
“Umrumda değil, abimde bir asker ve onun birini sevmeye hakkı varsa benimde var. Senden vazgeçmeyrum.” diyerek hızla sözünü kesmemle elleri yanaklarımı sararken kıvrılan dudaklarıyla yüzünü yüzüme yaklaştırmıştı.
“Ne yapmazsın? Tekrar et bakayım.” demesiyle ellerim ellerine tutunurken bende sırıtmıştım.
“Vazgeçmem.”
“Hayır, az önceki gibi söyle.” dediğinde daha da fazla utanmaya başlamıştım. Ara sıra şivem kayıyordu ve bunu pek sevdiğim söylenemezdi.
“Vazgeçmeyrum.” diye az önceki gibi şive yaptığımda alnını alnıma yaslayarak derince bir nefes almıştı. Gözlerim anın etkisiyle kapanırken kokusunun beni çepeçevre sarmasına izin vermiştim, güven kokuyordu. Huzurum tam buradayken her şeyi unutabilirdim, aylarca onu bekleyebilirdim ve bundan bir kez bile şikayet etmezdim. Öyle bir sevgiydi kalbimde ki…
“Bunu nasıl yapıyorsun?” demesiyle gözlerim açılırken geriye çekilen yüzüyle kahvelerine bakmıştım. “Kalbimi güneşinle ısıtıp sıcacık yapıyorsun, zihnimi denizinle dolduruyorsun.” Gözleri yüzümde gezinirken sözler kalbime işliyordu. “Beni salak ettin be sarı şeker.”
Anlamayarak ona bakmaya devam ederken yanağımı eline yaslayıp kahvelerini izlemeye devam etmiştim. Bu anın hiç bitmemesi için yaradana yalvarmaya başlamıştım, biraz daha kalsak ne olurdu ki?!
“Kuru iftira, hiçbir şey yapmadım.” diye mırıldandığımda dudakları daha çok kıvrılırken bir anda duraksamıştı. Yavaşça kaşları çatılırken yüzünü tekrardan yüzüme yaklaştırdı.
“Bundan sonra değil bir başka erkeğin sana dokunması gözlerini bile değdirirlerse o gözleri çıplak elle oyarım. Anlatabildim mi?” dediğinde sözlerinden her ne kadar ürkmem gerekse de tam tersine beni heyecanlandırmıştı. Ben zaten izin vermezdim ve iznim dışında yaklaşan herkesi dövebilirdi, bunda bir sorun görmüyordum. Başımı olumlu anlamda sakladığımda kahveleri gözlerimde gezindi. “Şu puştun kim olduğunu hala söylemedin.” demesiyle gülesim gelmişti.
“Sadece çocukluk arkadaşımdı Cem ve kendi kendine gelin güvey olmuş bir aptaldı.” dediğimde yüzü tekrardan sertleşmişti.
“Keşke birkaç tane daha vursaydım.” diye mırıldanmasıyla hafifçe kıkırdamıştım ki cama dönen bakışları tekrardan beni buldu.
“Bir vuruşunda adam yere yapıştı zaten, birkaç taneyle son nefesini verirdi herhalde.” dememle üzerime doğru bir adım atmasıyla geriye gitmek zorunda kalmıştım.
“Seninle tanışmak istedi o çamur yığını, hayalinde seni kurguladığı o beynini ikiye ayırmalıydım.” derken bir adım daha attığında kalçam masama çarpmıştı. “Tanışmak şöyle dursun, isteyemez bile. Yaşatmam.” demesiyle kuruyan boğazımı ıslatmam gerekmişti. Yüzümü yalayan sıcak nefesi aklımı bulandırırken neyi düşüneceğimi bile seçemiyordum.
Bakışlarım kahvelerinde gezerken gözlerinin anlık olarak arkamda ki masaya kaydığını fark ettiğimde zihnimde bir anda gerçekler çınlamıştı. Hassiktir! Defter!
Elimi hızla masaya atarak defterin üzerini kapattığımda açık olduğunu da anlamıştım ve bu demek oluyordu ki en son bitirdiğim çizim gözler önündeydi. Portre çalışmıştım ve renkli bir çizim olduğu içim kim olduğu kolayca anlaşılabilirdi. Defteri hızla arkama çekerek kapağını kapattığımda gözleri gözlerime dokunmuştu, az önceki öfke kaybolurken yerini meraklı parıltıların aldığını görebiliyordum.
“Neydi o?” dediğinde derince yutkunmam gerekmişti.
“Hiç, hiçbir şey.” dediğimde içimden kendime lanetler okumaya başlamıştım bile, açıkça söylesem daha az belli ederdim.
“Bakabilir miyim şu hiçe?” demesiyle başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım. Tek kaşı havalanırken yanağımdan çekilen eliyle ne yaptığını anlamaya çalışıyordum ki kendimi bir anda tek kolunun üstünde oturur bir şekilde bulmamla kollarım boynuna sarılmıştı. Manyak beni kucağına almıştı! “İzin verdiğin için sağol.”
Gözlerim irice açılırken bir hemen üzerimdeki tavana bir de deftere uzanan eline bakakalmıştım. Nüha yengem çok haklıymış, bunların hepsi uyuzmuş!
“Başım tavana çarpacak Cem.” diye tabiri caizse cırladığımda hiç istifini bozmadan beni hafifçe aşağıya kaydırmıştı, sanki beni değilde kucağında küçük bir oyuncak bebeği taşıyor gibiydi. Yüzünde mimik bile oynamıyordu. Kilo aldığım için boşuna mı zırlıyordum ben acaba?
Deftere uzanarak arasında kalem olan son sayfayı açtığında kendimi en yakın yerin dibine gömmek istiyordum, bu rezillikle yaşayamazdım. Gözlerim hızla kapanırken çıplak bacağımda hareket eden parmağıyla zihnimin içinde alarm çığlıkları çalmaya başlamıştı. Kulaklarım uğuldarken gözlerimi açarak bacağımı tuttuğu yere bakmıştım, kucağına almasının etkisiyle yukarı sıyrılan elbisenin altına girmişti eli.
“Cem biri gelecek şimdi.” diyerek inmeye çalıştığımda parmakları biraz daha sıkılaşırken beni umursamadan defterin sayfalarını çevirmeye devam ediyordu. “Off!” diye haykırarak ellerimi hızla yüzüme kapattım, tüm resimlere bakıyordu. İlk sayfalarda onu üniformalı haliyle çizdiklerimde vardı, sonrasında daha çok yüzüne odaklanmıştım. Tek gözümü açarak hangi sayfada olduğuna baktığımda ikimizi yan yana hayal ederek çizdiğim sayfaya geldiğini fark etmemle hızla bir elimi yüzümden çekerek onun gözlerini kapatmıştım.
Dudaklarından erkeksi bir kıkırtı dökülürken gözlerini daha sıkı kapattım, sanki öpüşüyormuş gibi yakın bir açıyla çizmiştim çünkü. Görmesine hiç gerek yoktu. Beni yavaşça yere bırakmasıyla elimi gözünden çekmeden hızla deftere uzanıp yandaki yatağımın üzerine fırlattım.
Bir eli belime sarılırken diğer elini ise masaya yaslayıp bana doğru eğilmişti lakin elim hala gözlerini kapattığı için kahvelerini göremiyordum.
“Sarı şeker.” demesiyle dudakları kıvrılırken dişlerim dudaklarıma geçmişti.
“Hı?”
“Gördüm.” diyerek daha çok güldüğünde gözlerim irice açılmıştı. Hay lanet! Fışki var gibun çizmuştum ha bunlari! “Şimdi kızaran yanaklarını da görebilmem için elini çeker misin?” demesiyle yanaklarımın ısındığını o an fark etmiştim. Parmaklarım gözlerinden yavaşça sıyrılırken bakışlarımı hızla göğsüne sabitlemiştim, utançtan bayılmak mümkün müydü acaba?
Yavaşça bana doğru yaklaşan yüzüyle nefesi boynuma çarpmaya başladığında gözlerimi kapatmamak için kendimi zor tutmuştum.
“Ne zamandan beri var bu çizimler?” diye sormasıyla cevap vermeden susmuştum. Nasıl bir sapık olduğumu görmüştü, bravo gerçekten Beril! “Cevap vermeyecek misin?” derken dudaklarını kulağımın altında ki ince deriye bastırmasıyla titrediğimi hissetmiştim. O esnada kurtuluşum olan ses odayı doldurmuştu, telefonu çalmıştı.
Yavaşça geri çekilerek cebindeki telefonunu çıkardığında ekranda gördüğü isimle hafifçe kaşları çatıldı, ardından ekranı bana da çevirdiğinde gördüğüm isimle gülmeden edememiştim. Laz uşağı!
“Ne oldu lan? Özledin mi beni?” diye sorarken konuşmayı hoparlöre aldığında bende dinlemeye başlamıştım.
“Nerdesin lan sen? Gel şuraya da ne kadar özlediğimi bir göstereyim.” diyen abimle dişlerim istemsizce dudağıma geçmişti. Şive yapmıyordu ve bu da çok sinirli olduğunu gösterirdi, genelde Leyla yengem seviyor diye öyle konuşurdu ama sinirden onu bile unutmuşa benziyordu.
“Tercihimi kardeşinden yana kullanıyorum laz uşağı, farklı bir istediğim olursa haberdar ederim.” demesiyle gözlerim irileşirken ona bakakalmıştım, bilerek damarına basıyordu. Gözlerimle çakışan gözleri yavaşça dudaklarıma indiğinde adem elması derince hareket etti.
“Yok ben sikeceğum ha bunun dalağini!” diye haykıran abimle hafifçe yerimden zıplamıştım.
“Ne konuşmuştuk Mecnun?” diyerek arkadan konuşan Leyla yengemle derince bir nefes alabilmiştim, yengem yanındaysa onu tutardı.
“Ama fışki yiyenun uşaği neler diy güzel gözlum.” dediğinde kahveler hala dudaklarıma odaklıydı.
“Boş yapma lan. Geleceğim birazdan, şimdi işim var.” diyerek aniden telefonu kapattığında gözlerim irice açılmıştı. Abim ikimizinde ağzına sıçacaktı! “Şu dudaklarını bana inat olsun diye mi ısırıp duruyorsun sarı şeker?” diye sormasıyla dudaklarımı hızla serbest bırakmıştım. Telefonunu masaya atarken ellerini tenimden çekip iki yanımdan masaya yasladı, bu hareketiyle bana daha çok yaklaşırken gözlerini seyre dalmıştım.
“İstemsizce oluyor, farketmiyorum.” diye mırıldandığımda gözleri yine dudaklarıma dokunmuştu. Gözlerinde yanan ateş yine etrafımızı sararken ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Tekrardan yutkunurken hızla gözlerini kapatıp alnını alnıma yasladığında kendini tutmaya çalıştığını anlamıştım. Öncesinde de sadece küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmişti, hızlı gittiğini düşündüğü için miydi?
“Sadece küçük bir tadına bakacağım, o kadar.” diye fısıldadığında heyecandan dilim damağım kurumuştu. Bakışları izin istercesine gözlerime dokunduğunda başımı yavaşça olumlu anlamda sallamıştım. Her ne kadar kalbim duracak kadar hızlı atsa da bunu istiyordum, hemde hiçbir şeyi arzulamadığım kadar fazla istiyordum.
Hafifçe dudaklarıma dokunan dudaklarıyla gözlerim kapanırken derince bir nefes alarak elini yanağıma yaslayıp dudaklarını tamamen dudaklarıma bastırdı. Sıcak baskısı nefesimi keserken sırtımdan akan teri hissedebiliyordum, heyecandan başım dönüyordu. Bir süre öylece durduktan sonra alt dudağımı dudaklarının arasına çekmesiyle erkeksi inlemesi kulağımı doldurmuştu. Bu sesi yıllarca dinlesem bile sıkılmam imkansızdı.
Benimde ellerim ensesine çıkarken ona daha fazla yaklaştığımda yanağımda ki elini saçlarımın içine kaydırmıştı. Yavaşça üst dudağımı da emmeye başladığında saçıma tutunan eli canımı yakmadan hafifçe çekiştiriyordu. Bir elim ensesinden tişörtünün içine girdiğinde boğazdan gelen hırıltısıyla az önceki yumuşak öpüşü hızlanmaya başlamıştı. Masadan ayrılan diğer elide kalçamı bulurken bir anda kendimi kucağında bulmuştum, dudaklarımdan sıyrılan dudaklarının ardından yandaki dolaba yaslanan sırtımla bacaklarımı sıkıca beline sardım.
“Sıkı tutun minik koala.” diyerek sırıtmasının ardından dudakları öncekine kıyasla daha sertçe dudaklarıma yaslanmıştı. Dudaklarımdan kaçan inleme dudaklarına çarparken dilime çarpan diliyle tırnaklarımı tenine geçirmiştim. Tadı yıllarca aradığım ama bulamadığım lezzetli bir yemek gibiydi ve bulmuşken asla bırakmak istemiyordum.
Dişlerini sertçe dudağıma geçirmesiyle onu daha çok kendime yaslamıştım, hareketlerimde kesinlikle bariz bir tezatlık vardı. İtmem gerekirken daha çok çekiyordum. Isırdığı yerin üstünde dilini gezdirdiği sırada bu sefer dişlerini geçiren taraf ben olmuştum, dişlerimin arasında ki dilini sertçe emdiğim sırada ikimizde aynı anda boğukça inlemiştik. Masanın üzerinde ki telefonun tekrar çalmaya başlamasıyla ikimizde soluklanmak için ayrılmak zorunda kalmıştık.
“Tadın…tadında senin gibi, çok tatlı.” demesiyle gözlerim açılırken hemen karşımda ki yüzüyle karşılaşmıştım, kucağında olduğum için aynı boya sonunda ulaşabilmiştik. “Ve ben tatlıya bayılırım.” derken derince bir öpücük daha kondurduğunda susan telefon tekrar çalmaya başlamıştı. Abim inat etmişti huzurumu bozmaya!
“Buna sevindim.” diyerek saçmaladığımda beynime ulaşabilmek istiyordum, akıl falan kalmamıştı. Dudakları kıvrılırken gülümsemesiyle yanağında ki gamzesinde gözlerim gezinmişti, derin bir oyuk vardı ve bunu hiç görmemiştim. Sol yanağında ki çukura parmağımı bastırdığımda gülüşü yavaşlamıştı.
“Ne yapıyorsun?” diye sormasıyla bakışlarım gözlerine çevirdim.
“Bir kez daha gülsene.” dediğimde kaşları havalansa da gülümsemişti. Dudaklarımı tekrardan beliren gamzesine bastırdığımda derince iç çekişi kulağımı doldurmuştu. O esnada tekrar çalan telefonla geri çekildiğimde gözlerim masaya dönmüştü. Boynuma dokunan dudaklarla hafifçe gülerken elimi saçlarından geçirerek hafifçe okşadım.
“Şu telefonu abinin götüne sokup geliyorum, beni burada bekle.” diye boynuma doğru mırıldanmasının ardından geriye doğru bir adım attıktan sonra bacaklarımı çözmesiyle yere inmiştim. Kalbim endişeyle dolarken bakışlarım yüzünü buldu.
“Olmaz öyle, bende geleceğim.” dediğimde parmakları çeneme tutunmuştu.
“Bana yasaktın ve ne yaparsam yapayım buna engel olamadım güneşim, şimdide cezamı çekmem lazım.” demesiyle gözlerim büyürken başımı olumsuz anlamda salladım.
“Gidersen vurur sana, olmaz.” dedim inatla. Sözlerimle dudakları kıvrılırken dudağıma küçük birkaç öpücük bırakmıştı.
“İkiden sonrasına izin vermem zaten güzelim, sen endişelenme.” derken tekrar öpücük bırakıp geri çekildiğinde kapanan kapıyla anca kendime gelebilmiştim. Yerimden zıplarken arkasından bakakalmıştım, aklımı bulandırmıştı manyah herifum!
Kıvrılan dudaklarımla cama doğru ilerlerken çok fazla vurmaması için dua etmeye başlamıştım. Sahiden ona vururken buradan izleyeceğimi sanıyorsa büyük yanılıyordu, dudaklarım daha çok kıvrılırken camın önündeki çekmeceme eğildim. Gördüğüm şeyle hafifçe kıkırdayarak elime alıp ayağa kalktım, sevdiğim adama abim bile zarar veremezdi…
~~~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç…
Kalbimdeki amansız neşeyle başımı arkamda ki ağaca yaslayıp önümüzde yüzen kuğuları seyrediyordum. Şu an aynı onlar gibi özgür hissetmekten kendimi alıkoyamıyordum, kalbim suyun üzerinde dertsiz bir şekilde süzülüyordu sanki. Tüm geçmişim, o acılar, birer birer yok olmuşlardı ve bunların hepsi kucağımda yatan bulut adamım sayesindeydi.
Bakışlarının bende olduğunu görebiliyordum ama inatla ona bakmak yerine suyun üzerinde süzülen kuğuları seyrediyordum. Çok güzellerdi, beyaz ve masum. Onlar kadar masum olabilmeyi de isterdim lakin bu hayatta mümkün olmayan nadir durumlardan biriydi. Neyse ki bu umrumda asla olmamıştı.
Ellerimi yumuşak saçlarında yavaşça gezdirirken daha fazla dayanamayarak bakışlarımı beni izleyen grilerine çevirdim. Teklifin ardından birkaç bir şey atıştırmış ve öylece sakinliğin tadını çıkartmaya başlamıştık. Burada ki zamanlarımız eğlenceliydi fakat doğruyu söylemek gerekirse dağları da özlemiştim, en çokta silahımı.
“Kuğu…” diye mırıldanmasıyla daldığım yerden ayrılırken tekrardan grilerine odaklanmıştım. “Ne düşünüyordun?”
“Silahımı, özledim keratayı.” diyerek güldüğümde o da sırıtmıştı.
“Geçen sene bizimkilerle sohbet ederken bir konu geçmişti, daha doğrusu onlar konuşuyorlardı aralarında. Benim pek sikimde değildi.” dediğinde gülsemde dinlemeye devam etmiştim. “Asker olan bir kadınla olup olmayacaklarını konuşuyorlardı.” demesiyle tek kaşım havalandı.
“Ee?” dedim imalı bir sesle.
“Bende asla bir askerle evlenmeyeceğimi, bir eve tek komutanın yeteceğini söylemiştim.” diyerek güldüğünde bakışlarım kısılmıştı. “Biraz büyük konuşmuşum.”
“Üzgünüm komutan, stoklarımızda sadece asker kaldı.” dediğimde parıldayan gözleriyle dirseklerinin üzerinde doğrularak yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
“Birkaç beden büyük kalmış, ömrümün sonuna kadar benim olur artık.” dediğinde az önceki stok esprime atıfta bulunduğunu anlamıştım. “Şimdi bizim beyinsizler dalga geçmeye falan çalışır diye anlattım bunu, haberin olsun diye.”
“Benden öncesine takılmam Bulut adam, beni sonrası ilgilendirir.” dememle kolu belime sarılırken aniden çekmesiyle yere uzanmıştım.
“Senden öncesi diye bir seçeneğim hiçbir zaman olmadı, hep sen vardın ve hep de sen olacaksın.” diyerek dudaklarını dudaklarıma bastırmasıyla sırıtarak ona karşılık vermiştim. Nasıl sakinleştirmesi gerektiğini çok iyi biliyordu uyuz!
Yavaşça tişörtümden içeri giren eliyle ürperdiğimde dudaklarını dudaklarımdan ayırarak gözlerime baktı.
“Üşüdün mü?” diye sormasıyla başımı olumsuz anlamda sallamıştım. Teması yüzünden titrememi üşümek olarak anlamıştı safozum! Eli daha yukarılara çıkarken sanki tepkimi ölçmeye çalışırcasına bakışlarını yüzümde gezdiriyordu.
“Dışardayız Han.” dediğimde dudakları kıvrılırken yüzüme eğildi.
“Ve yalnızız, kurdun inine girmekten korkmuyor musun Van kuğusu?” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılırken ellerimi ensesine sardım.
“Bana zarar vermeyeceğini biliyorum kurt.” diye mırıldandığımda dudaklarını dudaklarıma sürtmüştü.
“Bir kurda asla güvenmemelisin kuğu, yoksa bir sonraki yemeği sen olursun.” derken aniden boynuma dişlerini geçirmesiyle dudaklarımdan küçük bir çığlık firar etmişti.
“Han! Morarıyor sonra.” diye mızmızlandığımda kahkaha atmaya başlamıştı. Hoşuna gidiyordu uyuzun! Isırdığı yerde dilini gezdirerek aşağı indiğinde bakışları hemen göz hizasında olan ve aldığım hızlı nefeslerden dolayı hareket eden göğüslerime kaymıştı. Yavaşça üste doğru ilerleyen eliyle tişörtün üstünden elini yakaladım. Bakışları elime kaydıktan sonra gözlerimi bulmuştu. “Açık alanda olduğumuzun farkında mısın yüzbaşı?”
“Buraya kimse gelmez kuğu, şimdi çeker misin elini?” demesiyle bakışlarım kısılırken elini bırakmadan dirseklerimin üzerinde doğruldum.
“Sıranın bende olduğunu sanıyordum.” dediğimde tek kaşı havalanırken yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
“Onun zamanı geldiğinde benim için dizlerinin üzerine çöküşünü zevkle izleyeceğim kuğu ama şimdi değil.” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında kaşlarım çatılmıştı. Aslında sadece blöf yapmıştım belki konu kendisine dönerse açık alanda olduğumuzu fark eder diye ama yememişti. Yere tekrar uzanırken kollarımı göğsümde bağlamamla kaşları çatıldı.
“Şu an canım istemiyor.” dememle tek kaşı havalanırken bana inanmaz bir bakış atmıştı ki aniden kadınlığımı bulan eliyle başımı yere bastırmak zorunda kalmıştım. Uyuz!
“Imm! Şu an parmaklarıma sürülen ıslaklığın pek öyle demiyor ama.” derken parmaklarını daha çok bastırdığında inlememek için dişlerimi dudaklarıma geçirmiştim. Kahretsin! Dışardaydık!
“Han…” diye inlemeyle karışık mırıldandığımda dudaklarını yanağıma bastırdı.
“İşte bu sesin bana her istediğini yaptırabilir.” Pantolonumun üzerinden hareket eden parmağıyla dudakları kulağıma doğru yol alırken sıcak nefesi tenimi yakıyordu. “Ama istemiyordun değil mi?” derken elini hızla geri çekmesiyle gözlerim sıkıca kapanmıştı.
“Uyuzun tekisin Han.” diyerek göğsümde ki kollarımı çözdükten sonra omuzlarından itip hızla üzerine çıkmam bir olmuştu. Şaşkın grilerini umursamadan dudaklarımı dudaklarına bastırdığımda bunu ben bile beklemiyordum. Kısa süreli duraksamanın ardından karşılık vermeye başladığında parmakları sertçe kalçama tutunmuştu.
Bir eli kalçamdan uzaklaşarak saçımı bulduğunda hızla tokamı açıp saçlarımın iki yana düşmesini sağlamıştı. Dişlerimi sertçe alt dudağına geçirerek geri çekildiğimde parıldayan grileri gözlerimi bulmuştu.
“Hırçın haline de ayrı bir aşığım be hatun.” derken yerlerimizi hızla değiştirmesiyle bu sefer üste çıkan o olmuştu. “Ama şu anda verdiğim sözü tutmalıyım.” demesiyle anlamayarak ona bakmayı sürdürmüştüm.
“Ne sözü?” Dudaklarında çapkın bir sırıtış olurken yüzüme gelen saçlarımı nazikçe kenara itti.
“Bir kez daha aynı sözü tekrarlarsan ne yaparım demiştim?” dediğinde zihnimde sesi çınlamıştı.
“Bir kez daha öyle seslenirsen gerçekten bebeğinmişim gibi davranmanı isterim.”
Ve ben demiştim, unutsa şaşırdım zaten!
“Duyamıyorum kuğu.” demesiyle bakışlarımı gözlerinde gezdirmiştim. İçimdeki utancın yanı sırada üst düzey bir tutkuda hissediyordum, regl günümün yaklaştığına emindim.
“Hatırlamıyorum bebeğim.” dememle dudakları kıvrılırken tişörtümün içine sızan eli nevrimi döndürmeye yeterliydi.
“O zaman hatırlatmak icap eder.” Sırtıma dolanan eli hızla kopçayı açtığında serbest kalan göğüslerimle derince bir nefes aldım. Eli yavaşça öne dolanırken bakışları sadece gözlerime odaklıydı. Grilerini saran göz bebeklerini izlerken elinin sıcak ilerleyişi nefesimi kesiyordu.
Bakışları etrafa kayarken gözleriyle taradıktan sonra ilerdeki ince battaniyeye uzanıp başımızın üstüne örttü. Hareketlerini izlerken gözlerimi devirmeden edememiştim. Dışarıda olduğunu sonunda algılayabilmişti. Bu haline güldüğümde gözleri sonunda yüzüme çıkabilmişti.
“Bu ne Han?” dedim üstümüzde ki kırmızı ekoseli battaniyeyi göstererek.
“Önlem.” derken burnunu burnuma sürttüğünde bakışlarım grilerdeydi.
“Han biri görecek, ayıp olacak…” dediğim sırada aniden ne zaman tişörtümün içine girdiğini anlamadığım parmakları göğsümü kavrayınca sözüm yarıda kesilmişti.
(Öhöm öhöm bazı sahneler var :) )
“Şhh! Sus ve doyur beni biriciğim.” derken parmaklarının arasına aldığı göğüs ucumla gözlerimin önünde havai fişekler patlamaya başlamıştı. Dişlerim sertçe dudaklarıma geçerken başımı yere bastırdım. Hissettiğim sıcak diliyle gözlerim hızla açılırken dudaklarımın arasından kısık sesli inlemem süzülmüştü. Bir eli boştaki göğsümü yoğururken diğeriyle ise dudakları ve dili ilgileniyordu.
Her dil darbesinde gözlerim daha fazla kayarken kasıklarım dayanamayacağım bir hisle sızlamaya başlamıştı. Elimi ikimizin arasına sokarak pantolonumun düğmesini açtığım sırada aniden elimin tutulmasıyla ne zaman kapandığını anlamadığım gözlerimi açıp beni izleyen grilerine baktım, dişlerinin arasında ki göğsümle bana bakıyordu. Siktir! Hemde koca bir siktir!
Çekiştirerek bıraktığı göğsümle tüm bedenim kasılırken nefeslerimi düzene sokmaya çalışıyordum. Bakışları avucunu tamamen dolduran göğsüme kaydığında boğazdan yükselen hırıltısı kulaklarımda yankılanarak zihnimde kasırga yaratmıştı.
“Tüm bedenin sanki benim için yaratılmış.” derken göğsümü sıktığında inlememek için dişlerimi yine dudaklarıma geçirdim. Açık alanda çığlık atamazdım. “Terapi düzeyim git gide artıyor.” diyerek bu sefer diğer göğsümü dudaklarının arasına aldığında altta ki elimi elinden kurtarmaya çalışmıştım.
Kızgın bakışları bana dönerken inleyerek ensesinde ki elimi saçlarına daldırıp çekiştirdim. Bu yaptığına işkenceden başka bir şey denmezdi ve nevrim tamamen dönmüştü. Zihnimi kullanamıyordum. Dişlerini sürterek çekiştirdiğinde altında kıvranmaya başlamıştım, artık sona ulaşmak istiyordum.
“Han!” diye inlerken gözlerim kaymaya başlamıştı. Umursamadan göğsümde sürdürdüğü oyuna devam ettiğinde saçlarına biraz daha asılarak geri çekmeye çalışmıştım ama nafileydi. “Mirza Han!”
“Sikeyim!” diyerek inlemeyle karışık boğuk bir sesle haykırdığında sonunda göğüslerimden dudaklarını ayırabilmişti. “Tekrar et.” demesiyle baygın bakışlarım gözlerini buldu.
“Mirza Han, lütfen.” diye mırıldanmamla dudakları dudaklarımın üstüne kapanırken kadınlığımı bulan parmaklarıyla inlemem dudaklarının arasında yankılanmıştı. Dudakları dudaklarımı hoyratça sömürürken hızlanan parmaklarıyla aklımı yitirmek üzereydim. Sona yaklaşırken deli gibi titreyen bedenimle tırnaklarımı sertçe boynuna geçirmiştim.
Dudaklarımdan ayrılan dudaklarıyla dişlerim yerlerini alırken daha da hızlanan eliyle boğazdan gelen iniltilerime engel olamıyordum.
“Gözlerini aç.” dediğini hayal meyal duyarken bedenim benden izinsizce emrine uymuştu. Aralanan gözlerimle boştaki eli boynuma sarılırken içime yolladığı parmağıyla sona ulaşmıştım.
Yakınımdaki grileri ateşle harlanırken bedenimde ki zirveye ulaşmanın etkisiyle ne zaman havalandığında anlamadığım bedenim yere çakılmıştı. Kıvrılan dudakları görüş açıma girerken nefes nefese kalmış bir şekilde ona bakakalmıştım, beni allak bullak etmişti. İçimden çıkardığı parmağıyla hafifçe titrerken aynı parmağını emdiğinde kayan gözlerini izliyordum.
“Her yediğimde nasıl beni kendine daha aç bırakabiliyorsun?” diye sormasıyla konuşacak bile mecalim yoktu. Bakışları yüzüme dönerken yavaşça ellerini sırtıma uzanıp kopçayı geri taktıktan sonra son kez ikisine öpücük bıraktığında sadece hareketlerini izleyebiliyordum. Sütyenimi düzelttikten sonra tişörtümü de düzeltmesinin ardından pantolonumun düğmesini de kapatarak üstümüzde ki battaniyeyi kaldırdığında ani ışıkla gözlerim kamaşmıştı.
Yavaşça üzerimden kalkarak battaniyeyi kutladığında hala yerde uzanmış bir şekilde ona bakıyordum. Az önce topladığımız sepete koyduktan sonra bana döndüğünde üstten hayranlıkla beni izliyordu. O esnada telefonunu çıkartarak resmimi çektiğini anlamam biraz uzun sürmüştü.
“Han!” derken elimi hızla yüzüme kapattım. “İğrenç gözüktüğüme eminim.” dediğimde elime dokunan parmakları yüzümden çekmişti.
“Bu mümkün değil biriciğim, meleklere çirkinlik bahşedilmez.” demesiyle grilerinde hala gezinen hayranlığa bakakalmıştım. Belime sardığı koluyla bu sefer düzgün bir şekilde kucağına almasıyla kollarım boynuna dolanmıştı.
“İçinize romantik bir beyefendi kaçmış gibi konuşuyorsunuz komutanım.” diyerek yanağına küçük bir öpücük kondurduğumda adımlamaya başlamıştı.
“Her zamanki halim.” derken bana dönüp çapkınca göz kırptığında hafifçe kıkırdamıştım. Üzerimdeki yorgunlukla başımı omzuna yaslayarak bizi eve götürmesine izin verirken bir yandan da yüzüğüme bakıyordum.
“Doğruyu söyle, kaç maaşın bu yüzük?” dediğimde güldüğünü hareket eden omuzlarından anlamıştım.
“İki.” dediğinde gözlerim irileşirken hızla bakışlarımı sırıtan yüzüne çevirdim.
“Kaç dedin? 120 bin lira mı bu?” derken bakışlarım tekrar yüzüğe kaymıştı. Tamam biraz büyüktü ama o kadar eder miydi ki? Zarif de duruyordu oysaki.
“Sen karışma orasına, beğendin mi? Beğenmedin mi? Önemli olan o.” dediğinde bir süre daha yüzüğe bakmıştım.
“Ben bunu dağda takamam ki, değiştirelim bunu.” dediğim esnada eve yaklaştığımızı fark etmiştim.
“Eldivenin içinde mis gibi durur, bir şey olmaz.” demesiyle bakışlarım yine yüzüğe kaymıştı, sevmiştim de bir yandan.
“Ulan ırz düşmanı puşt!” diye bağıran Mecnun’la bakışlarım hızla onlara dönmüştü. Niye yan evin bahçesindeydiler ki? Yavaşça Han’ın kucağından inerken yan eve doğru adımlamaya başlamıştım, hemen önümüzden ise Cem yaylana yaylana yürüyordu.
“Ne oluyor lan?” dedim yanlarına adımlarken. Yine ne bok olmuştu acaba?!
“Senda mi biliydun Nüha? Ha bu ırz düşmanınun kadeşumu sevduğuni senda mi biliydun?” diyen Mecnun’la her şey yerine oturmuştu.
“Alçalt o sesini, ben gelirsem kökten keserim.” diyerek önüme geçen Han’la dudaklarım kıvrılırken çenemi omzuna yaslayıp bizimkilere bakmıştım.
“Milleti karıştırma lan, geldik işte.” diyen Cem Mecnun’un karşısında durduğunda Mecnun’un bakışları kolunu tutan Leyla’ya kaymıştı, Leyla’nın bakışları ise bana. Onları umursamadan hemen karşımda ki omuzlara tutunup sırtına çıkmamla elleri hızla kalçamı bulup düşmemi engellemişti. Şaşkın bakışları bana dönerken kollarımı boynuna dolayıp yanağına sulu bir öpücük bıraktıktan sonra bizimkilere döndüm.
“Hadi başlayın lan artık, romantik bakışlarınızı mı izleyeceğiz?” diye haykırdığımda bakışlarım Nehir’le çakışmıştı.
“Ah sonunda be!” derken bakışları yanında ki Barkın’a dokunduğunda gülen Barkın hızla onun karşısına geçip binmesini beklemişti. Tıpkı benim gibi sırtına çıkarken haykırmaya başlamıştı. “HADİ! DÖVÜŞ!”
“Ay hepiniz delisiniz!” diye bize şok içinde bakan Leyla’yla kahkaha atmaya başlamıştık. Bakışlarım Cem’in karşısına gelen Mecnun’a kaydığında çenemi Han’ın başına yaslayarak izlemeye başlamıştım. Sonuçta Cem bunu haketmişti.
“Tek bir şey soracağım, o seni seviyor mu?” dedi Mecnun, düzgün Türkçeye geçiş yapmıştı yine. Ciddiydi.
“Evet.” dedi Cem ve ardından Mecnun’un sağ yumruğu havalandığında Cem hızla yumruğunu tutarak onu durdurmuştu. “Diğer tarafa vur.” diyerek sağ yanağını gösterdiğinde anlamayarak izlemeye devam etmiştim. Mecnun da anlamamış olacak ki birkaç saniye duraksasa da dediği gibi diğer yumruğunu yüzüne sertçe geçirmişti.
“Uf! Fena vurdu.” dediğimde Han’ın bakışları bana dönmüştü.
“Ardından bizde vuracağız biliyorsun dimi?” derken kendisi ve Barkın’ı gösterdiğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. İşte tam bu yüzden sırtlarına atılmıştık, en azından bir yardımımız dokunsundu. Gözleri kısılırken ne yaptığımızı anlayarak beni indirmeye çalıştığında daha sıkı boynuna sarılıp bacaklarımı önden kilitledim.
“Yazık ama çocuğa bebeğim, bari bir kişiden yesin.” derken boynuna dudaklarımı bastırdığımda kollarımda ki eli duraksarken pes ederek nefesini bırakmıştı. O esnada duyulan silah sesiyle kaşlarım çatılırken elindeki silahla bahçeden içeriye giren Beril’i gördüğümde gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Hassiktir lan ordan!
“Çek ula ellerunu sevduğum adamin üzerundan!” diye haykıran Beril silahı Mecnun’a doğrulttuğunda sıkmayacağını hepimiz biliyorduk ama yine de sevdiği adam için silah doğrultması bile büyük bir olaydı.
“Ben oyumu Beril’den yana kullanıyorum.” diyen Nehir’le bakışlarım Cem’in şaşkın bakışlarına dönmüştü. Dudaklarında ki aptal sırıtışla Beril’i izliyordu.
“Bende.” dedim Nehir’e destek çıkarak.
“Bende.” dedi Barkın.
“Bende.” dedi Leyla şaşkınca.
“Büyük konuşursan göte de büyük girer demişler, benimde oyum Beril yengeye.” diyen Özgür’le anlamsız bakışlarım ona dönmüştü. Kim demişti lan böyle bir sözü?
“Senin oyun kime?” diyerek sırtında olduğum adamın yüzüne eğildiğimde hoşnutsuz bakışları bana dönmüştü.
“Beril’e.” dediğinde gülerek kafamı sallamıştım, mantıklı karardı.
“İki günlük adam için abine silah mı doğrultuyorsun?” diyen Mecnun’un sesinde hayal kırıklığı vardı.
“İki yıl abi, iki koca yıl ben onu kendi içimde sevdim ve şimdi kavuşmuşken değil sadece senin, kimsenin ona zarar vermesine izin vermem.” demesiyle kaşlarım havalanmıştı, helal olsun kız! “Beni ne kadar çok sevdiğini biliyorum abi ve canımın yanmasını istemiyorsun ama ona her zarar verişin beni daha çok yaralıyor.” derken silahını yavaşça indirdi. “Şimdi bana zarar vermeyi göze alıyorsan istediğini yapabilirsin.”
“Vay anasını be.” diyen Nehir’in şaşkın sesi kulağıma ulaşmıştı. Harbiden vay anasını bir durum olmuştu.
Cem’in duygu dolu bakışları Beril’den ayrılmazken Mecnun ise tuttuğu Cem’in yakasını bırakmıştı. Bakışları Cem’e döndüğünde Cem’inde gözleri Mecnun’a döndü.
“Bundan benimde haberim yoktu.” diyen Cem’le gülesim gelse de tekrardan kollarıma atılan Han’la sıkıca ona tutunmuştum.
“O zaman iş başa düşer.” diyerek kollarımı çekiştirmişti ki daha sıkı sarıldım.
“Aa! Ama ne konuşmuştuk?” dediğim sırada sert bakışları bana dönmüştü.
“Tertibin kardeşine yan gözle bakılmaz Nehir, in şu sırtımdan.” diyen Barkın’ın sesi kulağıma ulaşmıştı.
“Niyeymiş? Ne güzel tanıdık adam işte, adam gibi adam yahu. O almayacakta kim alacak, değil mi?” diyen Nehir’le gözlerimi devirirken dudaklarımı Han’ın kulağına yaslamıştım.
“Gitmezsen üst düzey terapi veririm.” dememle kollarımı açmaya çalışan eli duraksamıştı.
“Ne kadar üst düzey?” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken kollarımı tekrar sıkılaştırmıştım.
“Gemi desem?” diye kulağına fısıldamamla geriye doğru bir adım atmıştı.
“Daha üstünü isterim.” demesiyle gözlerim açılırken geriye çekilip yüzüne baktım.
“Onun bir üstü şey Han.” dediğimde dudakları kıvrılırken tek kaşı havalanmıştı.
“Ney?” diyerek sırıttığında bakışlarımı kaçırırken gözlerim bizi izleyen çevremizdekilere kaymıştı.
“Tamam, hepsine tamam.” dedim hızlıca. Sözlerimin ardından gülerek önüne dönen Han sıkıca bacaklarımdan tutmuştu.
“Hayırlı olsun kardeşim, eğer üzersen belanı sikerim.” diye sırıtarak konuşmasıyla Cem’in kaşları havalanırken bakışları bana dokunmuştu. Sessiz teşekkürüyle kafasını salladığında bende sallayarak onu onaylamıştım.
“Mutluluklar dilerim kardeşim.” diyen Barkın’da sırıttığında Nehir’le bakışlarımız kesişmişti. Dört parmağını kaldırarak bana salladığında anlamayıp ona bakmaya devam etmiştim.
“Dörtlü date.” diyerek sırıttığında beni de güldürmüştü. Deli kız!
“Babam duyunca ona da böyle silah çekebilecek misin bakalım?” diyen Mecnun’la ona dönmüştük.
“Onuda hallederim.” diyerek Cem’in yanına ilerlediğinde parmaklarını Cem’in eline sarmıştı. Sırıtan bakışları yanındaki kızdan ayrılmayan Cem’in gamzesi olduğunu bile yeni fark etmiştim, meğerse bizim yanımızda hiç gerçekten gülmemişti.
Birbirlerine aşık bakışlarını izlerken başımı sırtında olduğum adamın başına yaslamıştım. Hep birlikte mutlu olduğumuz o andaydık, umarım asla bozulmazdı…
***
“Tamam, güzelsin Nünü. Bir sakin ol.” diyen Nehir’i umursamadan aynaya bakmaya devam ediyordum. O günün üstünden tam bir hafta geçmişti ve şu anda nişanım vardı, bizim nişanımız…
Üstümdeki beyaz elbiseyle sahiden bir kuğuya benzerken saçlarımı damadın özel isteği olarak dalgalı yapmıştık. Gözlerimde ki hafif makyajla gerçekten güzel olmuştum. Etrafımda dönerek beni izleyen kızlara döndüğümde hepsi yüzlerinde ki gülüşle bana bakıyorlardı.
“Nüha yenge gerçekten kuğuya benzedin.” diyen Beril’e göz kırptığımda çalan kapının sesiyle kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı.
“Ay geldiler mi? Nasılım? Çok iyiyim değil mi?” dediğimde hepsi kahkaha atmaya başladığında onları umursamayarak hızla odadan çıkıp aşağıya koşturdum.
“Uiy! Ne kada da cüzel olmiş benum kizum.” diyen Fuat amcayla karşısında durduğumda bakışları beni süzmüştü. “Kedi olalu bir halt ettu sonunda kıt kafali.”
“Duyuyorum.” diye kapının arkasında haykıran Han’la gülerek kapıya doğru ilerledim. Yavaşça açılan kapıyla karşımda gördüğüm siyah takım içindeki Han’la dilim tutulmuştu. Bu adama takım yasaklanmalıydı, nasıl bu kadar çok yakışabilirdi? “Kuğu…” diye mırıldanması kulağımı doldururken elindeki beyaz lale demetine kaymıştı bakışlarım.
Gözleri beni süzerken aralanan dudaklarında gözlerimi gezdirmiştim. Hayranlık grilerinde kol gezerken bana doğru bir adım attığında onu ikinci bir deri gibi saran takımında gezindi gözlerim, çok seksiydi.
“Damat bey eror verdi arkadaşlar.” diyen Cem’in sesiyle kendime gelirken elindeki lale demetini ve çikolatayı alarak içeri girmesine izin vermiştim.
“Çok güzel olmuşsun.” diyerek tekrardan beni süzdüğünde hafifçe gülümseyerek grilerine baktım.
“Sende çok yakışıklı olmuşsun, ara sıra yalnızken böyle giyinsen mi?” diye kulağına doğru fısıldadığımda arkadan gelen öksürük sesiyle geriye çekilmek zorunda kalmıştım.
“Geçun içeri bakalum.” diyen Fuat amca önden geçerek salonda baş köşeye oturduğunda Han’ın bakışları da bana dönmüştü.
“Sen benimle evlen de istersen günün her saati takımla gezeyim yavrum.” diye fısıldamasının ardından salona doğru adımladığında gülmeden edememiştim.
“Aman gelin hanım bu ne güler yüzlülük, sonra kocaya kaçmak için heveslisin sanarlar.” diyerek omuz atan Nehir’le daha çok gülmüştüm. Bulmuştum dalyan gibi yakışıklıyı bir de ağlayacak mıydım?!
Han’ın peşinden içeri giren Melek ablayla bakışlarım ona dönmüştü.
“Çok güzel olmuşsun güzel gelinim benim.” derken elinde ki tüllere sarılmış büyük bohçayı elime bıraktığında sırıtmıştı. “İçinde ki her şeyi damat bey kendi seçti, haberin olsun.” diyerek salona doğru ilerlediğinde elimde ki kocaman pakete bakakalmıştım.
“Nünü yenge!” diye haykıran prensesle bakışlarım ona döndü. Pembe elbisesiyle çok güzel görünüyordu.
“Ay! Prenses, çok güzel olmuşsun.” dediğimde saçlarını geri atarak hafifçe gülümsemişti.
“Mersi şekerim.” diyerek içeri geçmesiyle hepimizin bakışları Nehir’e dönmüştü.
“Ne var? Ne güzel şeyler öğrettim işte.” diyen Nehir hızla elimdeki büyük paketi kavradıktan sonra duraksamasıyla bakışlarım diğer gelenlere dönmüştü.
“Darısı bizimkine.” diyerek geçen Cem’le kaşlarım havalanırken Beril’in kızaran yanaklarını fark etmiştim. Son ki silah olayından sonra daha da yakınlaşmışlardı.
“Amin, inşallah.” diye Cem’in ardından geçen Barkın’da bakışlarını Nehir’e çevirdiğinde bu sefer omzunu dürten ben olmuştum.
“Neyseki hiç umrumda değil.” diye geçen Özgür’le gülmeden edememiştim.
“Senin yüzünden artık sıradaki benim Nünü, sus da gel şu çeyize bakalım.” diyerek beni çekiştirmesiyle hızla üst kata çıkmıştık.
“Lan benim aşağıda durmam gerekmiyor mu? Sonra bakarız.”
“Valla çatlarım, dur iki saniye.” diyen Nehir hızla çeyizi açtığında ayak ucuma düşen paketi elime almıştım. İçini açtığında gördüğüm şeyle pakete hızla geri soktum. Yüzüm az önceki çıkardığım gecelik gibi kırmızı olurken Nehir’in baktıklarıyla iyice mora dönmüştüm. “Bir şey diyeyim mi? Enişte çeyizi çok yanlış anlamış.” diyerek elinde ki siyah ve dantelli iç çamaşırı takımını çıkardığında elimi sertçe alnıma çarpmıştım. Melek ablanın her şeyi damat aldı demesinden anlamalıydım tabi!
“Yenge…” derken elindeki neredeyse tamamen açık olan gri geceliği tutan Beril bana dönmüştü. “Bunu giyeceğine giymesen daha iyi sanki.”
“Kızım işin fantezisi orada.” diyen Nehir geceliği alıp bakmıştı. “Her şey belli olacak ama giyinik olacaksın. Şık şık şık!” En son ki nida da göğüslerini sallamasıyla gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Sadece gecelik mi almış gerçekten?” diyen Leyla da çeyize bakındığında yanaklarının kızardığını fark etmiştim. Masum kelebek!
“Yok, topuklu terlik ve sabahlıklarda var.” diyerek elinde ki tüylü terlikleri gösterdiğinde yüzümü buruşturmuştum. Bunları hiçbir zaman giymeyeceğime emindim.
“Her neyse işte, koyun hepsini yerine. Bende aşağıya bir ineyim.” derken hızla arkamı dönüp aşağıya doğru adımlamıştım. Salona girdiğim an bakışlarımız çakışırken gözlerimi kısıp ona imali bir bir bakış attım. Çeyiz yerine gerdek seti düzmüştü adam!
“Damat beyimuz ne işle uğraşiy? Benum kızuma bakabilur mu? Evü var mıdur? Arabasi? Yati, kati?” diye peş peşe soruları dizen Fuat amcayla Han yerine daha çok Cem yutkunmuştu. Henüz Fuat amcanın haberi yoktu ve Cem biraz! tırsıyordu sanırım.
“Askerim efendim, evimde var arabamda. Hatta motorum ve gemimde var.” demesiyle bakışları tekrar bana dokunduğunda yüzük için fazla evham yaptığımı fark etmiştim. E bu zengindi!
“Sorularumun içunde kü en iyusunu atladun.” dedi Fuat amca.
“Bakabileceğimi düşünmesem böyle bir yola adım atmak istemezdim Fuat enişte, onu gönlümün en güzel yerine koymuşken dünyamdaki yaşantısı sorun olmaz. İstediği her şeyi yaparım.” dediğinde duygulanmadan edememiştim. Parmaklarım elbisenin kumaşını kavrarken yavaşça yutkundum. Bir sessizlik oluştuğunda Gülşen hala yandan Fuat amcayı dürtmüştü.
“E gı bendekü sorular tükendu, daha önce heç gız vermedum ki ne bileyum.” diyen Fuat amcayla bakışlarım yanımdaki Beril’e kaydığında onun Cem’le bakıştığını fark etmiştim.
“E işta senda prova etmiş oliysun Fuat efendu, ne olir ne olmaz da.” diyen Gülşen halayla kaşlarım havalanırken gülmemek için kendimi kasmıştım. Hala doksana atmıştı lafı!
“Yok öle bişey, benum kizum kırkina kada benumla kalacak.” demesiyle Cem’in öksürük krizine girmesi bir olmuştu.
“Yuh baba, turşumu da kur istersen.” diyen Beril’le Cem’in melül bakışları etraftaydı.
“Kizum değul musun? Kurarum.” diyen Fuat amca bana döndüğünde kendime gelmeye çalışmıştım. “Hadü gelun kizum, kahvelerimuzu et bakalum.” dediğinde hızla ayağa kalkıp mutfağa geçmiştim. Tüm kahveleri hazırlarken çevreme doluşan kızlarla sakin olmaya çalışıyordum.
“Kız, tuz koyacak mısın?” diye fısıldayan Nehir’i iterek bala uzandığımda hepsi kıkırdamaya başlamıştı. Kıyamazdım tuzlu içmesine. Balı koyup güzelce karıştırdığımda tüm kahveleri alarak içeri geçmiştim.
Herkese teker teker dağıttıktan sonra en son ona geldiğimde alırken bakışları gözlerime dokunmuştu.
“Çok mu tuz koydun?” diye fısıldamasıyla başımı olumlu anlamda salladım. “Başka ne koydun?”
“En son tuz ruhu da koyuyordum da kızlar yazıktır deyip durdurdular beni.” dediğimde hafifçe gülerek kahvesini dudaklarına götürüp bir yudum aldığında bakışları hızla dudaklarımı bulmuştu. Hepsini içtikten sonra fincanı geri koyduğunda elini ceketin cebine atarak bir tane kırmızı gül çıkarmış ve fincanın yanına bırakmıştı.
“Gelelim sebebi ziyaretimize.” diyen Melek ablayla yerimde dikleşmiştim. “Gönül isterdi ki bu güzel birlikteliği Halil de görsün ama olamadı, kader böyleymiş.” dediğinde herkesin bakışlarında hüzün kol gezinmişti. “Gençler birbirlerini görmüşler beğenmişler, bizlere de onları kabul edip yardım etmek düşer.” Derince bir nefes alıp bana bakan Melek ablayla kalbim durmak üzereydi. “Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızımız Nüha’yı oğlumuz Mirza’yla istiyoruz.”
Kalbimin sesi kulaklarımda atarken bakışlarım Fuat amcaya dönmüştü.
“Senun rizan var midur kizum?” diyen Fuat amcayla kafamı olumlu anlamda salladığımda gülerek önüne dönen Fuat amca Han’a bakmıştı. “Vermeyrum.” demesiyle gözlerim irice açılırken hepimiz gülen yüzüne bakıyorduk. “Ula şaka da şaka, verduk gittu.” dediğinde derin bir nefes alarak ayaklanmıştım. Bir an gerçekten olay çıkacak sanmıştım.
Fuat amcanın önüne geldiğimizde yandan Beril yüzükleri de getirmişti, alyanslarımız takılırken bakışlarım grileriyle çakışınca gülümseyerek kalbimin sahibine baktım. Artık tamamen bir olmuştuk.
“Allah mutlu mesut etsun, yüzunuz hiç solmasun inşallah.” diyen Fuat amca ipi kestiğinde eli elime tutunurken bakışları gözlerimdeydi.
Etraftaki sesler uğultu halini alırken kalbimde ki huzuru iliklerime kadar hissediyordum. Ömrümü geçirmek istediğim adam kollarımdaydı ve ben daha ne isterdim ki hayattan…
~~~~~~~~~~~
Vee bölüm sonuuu…
Bu bölümün nefes kesiciliği şaka mı? (!)
Bir yanımda Cem diğer yanımda Mirza, kafam allak bullak oldu ayol. Hangisini seçmeli acaba? Sizce hangisi???
Sizce bölüm nasıldııı???
Biraz geç gelmiş olsa da bence tadında bir uzunluğu vardı bu bölümün…
Okulumun ilk haftasıydı, o yüzden biraz sekteye düştüm arkadaşlar. Kusura bakmayın 🥺
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️