Hasat dolunayı, Ah.. ne kadar da yerinde bir cümleydi Carter ailesi için. Berrak gökyüzü, parlayan yıldızlarla taçlandırılmış gibi gözüküyordu. Sessizlik.. Huzurlu geceyi ürkütücü kılacak cinsten rahatsız edici bir güzelliğe sahipti. Güzel bir sitede; mütevazı sayılabilecek evin bahçesini elma kokusu doldurduğu sırada gıcırdayan salıncak sesi, sessizliği bozdu. İçeriden gelen kahkaha sesleri evin tam kalbi olan mutfaktan geliyordu. Bahçeye doğru açılan mutfak kapısının yanı sıra geniş sayılabilir bir mutfaktı. Salonun ve mutfağın birleştiği tasarım, odanın daha da büyük görünmesini sağlıyordu. Mutfak tezgahının hemen önünde bulunan kadın, ellerini mermer zemin üzerine bırakmış; koltuklar üzerinde zıplayan neşeli iki çocuğa dönerek konuşmuştu.
"Hadi, hadi gelin.. şimdi tutanın tadına bakabilirsiniz."
Çocuklar neşesini asla kaybetmeden kadının yanına doğru koşmuş ve tezgahın üzerinde bulunan çatalları kaparak, hazır olan tabaklarını aldıkları gibi koltuklara yeniden yöneldiler. Kadın, çatalını eline aldı ve turtadan bir parça aldı. Elmalar ıslanmış, oldukça sulu gözüküyordu. Burnuna dolan tarçın kokusu ise onu eşi ile tanıştığı zamanlara götürmüştü.
Samuel ile lise yıllarında tanışmışlardı.
O zamanlar okul çıkışlarında mutlaka Badovic'e uğrar, kocaman bir milkshake eşliğinde elmalı turta paylaşırlar; dünyanın geri kalanını unuturlardı.
Aradan geçen yıllar birçok şeyi değiştirmişti.
Ama Sarah'nın elmalı turta sevgisini değiştirememişti.
Mezuniyetin ardından evlenmiş, kısa süre sonra da kendisini ailesine adadığı bir hayatın içinde bulmuştu. Bundan hiç şikâyetçi değildi.
Ev hanımlığı bir meslek olsaydı, Sarah o mesleğin Vakko'su olurdu.
Her sabah gün doğmadan kalkar, çocuklarının beslenme çantalarını hazırlar, kahvaltı masasını kurar ve eşiyle çocuklarını uğurlardı. Ev onun için yalnızca yaşadığı yer değil, özenle koruduğu küçük bir dünyaydı.
Bu dünyanın bir parçası da yakın çevresiydi.
Rose...
Lotus Sitesi'ne taşındıkları ilk gün kapılarını çalan kişi olmuştu. Yıllar içinde komşuluktan çok daha fazlası olmuş, Sarah'nın ailesi kadar sevdiği bir dostuna dönüşmüştü.
Linda ise Sarah'nın tam tersiydi.
Kurallardan hoşlanmaz, aklına geleni söylemekten çekinmezdi. Çoğu zaman başını belaya soksa da Sarah'nın en çok güldüğü anların büyük kısmının sorumlusu oydu.
Birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da Sarah, Rose ve Linda'nın hayatında vazgeçemeyeceği iki insan olduğunu biliyordu.
Ağzında dağılan kurabiyenin verdiği o sıcak his ve sulu elmanın bir uyandırdığı mutlulukla gözlerini kapatmış, usulca lokmasını çiğneyerek kendisini anılara bıraktığı sırada; tezgahın üzerine doğru bırakılan çanta ile irkilerek gözlerini açtı. Eşi Samuel karşısında duruyordu. Samuel'in yüzündeki yorgunluk son zamanlarda daha belirginleşmişti. Buna rağmen mavi gözleri hâlâ Sarah'nın lise yıllarında âşık olduğu adamın gözleriydi.
Belki de bu yüzden hiçbir şeyden şüphelenmemişti.
Çünkü o gözlere baktığında hâlâ kendisini dünyanın en şanslı kadını gibi hissedebiliyordu. Yüzünde oluşan gülümseme ile eşine doğru döndü.
" Geldiğini duymadım, nasılsın hayatım? günün nasıl geçti?"
Eşinin yanına doğru gitti ve elini adamın boynuna doğru sardı. Adamın yanağından bir öpücük aldığı gibi, kafasını geriye doğru çekip adamın mavi gözlerine doğru bakındı. Samuel gülümsüyordu. Hafifçe dudaklarını aralayarak konuştu.
" İyi.. iyi diyelim. Mm..Sarah.. Yukarı çıkıp duş almalıyım sonrasında hemen çıkacağım."
Adam gözlerini, sol bileğinde bulunan saatine doğru kaydırdı. Bu sırada kadın kafasını hafifçe sallandırdığı gibi tek kaşını kaldırarak adama baktı.
"Nereye gideceksin?"
"İş toplantısı var. İnan, sadece duş almak için vaktim var. Çok geç kaldım."
Adam yeniden saatini kontrol ettiğinde kadın tamamen geriye çekilip kafasını olumlu bir şekilde sallandırdı. Yüzünde oluşan gülümsemesi eşliğinde eşinin hızlı adımlarla merdivenlerden yukarıya doğru çıkışını izledi. Mutfağı temizlerken yukarıdan gelen telefon sesi kulağına doldu. Uzun bir süre çalan telefon sonunda susmuştu. Eşi banyoda olmalıydı. Telefonun tekrar çalması üzerinde önemli olduğunu düşündüğü için merdiven gıcırtısı eşliğinde yukarıya doğru çıktı. Yatak odasına vardığında telefon üçüncü kez çalıyordu. Tam telefonu eline aldığında ise sustu ve ekran karardı. Şu zamana kadar eşinin telefonunu eline hiç almış sayılmazdı. İçine bir his doldu. Sanki bir ses açıp bakması gerektiğini söyler gibiydi. Kafasını olumsuz bir şekilde salladı. Tüm bu düşünceler saçmalıktan ibaretti. Samuel onun çocukluk aşkı, biricik çocukları Andre ve Fenna'nın çok sevgili babasıydı. Elindeki telefonu komodinin üzerine bırakırken gelen “tık” sesi, odanın içindeki havayı bir anlığına böldü.
Bildirim ekranı ışıldadı.
| Victoria’s Secret – 1.247$
Sarah birkaç saniye sadece baktı. Ekranın beyaz ışığı yüzüne vururken kaşları hafifçe kalktı. Sonra dudaklarının kenarı neredeyse fark edilmeyecek bir gülümsemeye dönüştü.
Evlilik yıldönümleri yakındı. Başını hafifçe eğdi.
“Demek… güzel bir gece hazırlığı.”
Banyodan gelen su sesi, evin içinde ritmik bir perde gibi akıyordu. Telefonun tuş kilidini parmağının ucu ile kapatıp telefonu komodinin üzerine bıraktı. Eşinin kıyafetlerini toplamak için dolaba doğru yöneldiği sırada telefonun ışığını uzaktan gördü.
Tık.
Ardından bir ses daha geldi ve ışık yeniden yanıp söndü.
Tık
Sarah çok önemsemedi. Eşinin büyük bir araba galerisi vardı. Harika bir müdür olmasının yanı sıra müşterileri dahil çalışan bir çok elemanı sık sık arar ve mesaj yağmuruna tutardı. Eşinin toplantıda giymesi için hazırladığı kıyafetleri yatağın üzerinde doğru bıraktı ve merdivenlerden aşağıya doğru, salona yöneldi.
Banyonun kapısı açıldı ve Samuel ardında ıslak adımlar bırakarak yatak odasına doğru yöneldi. Tek elini kafa havlusuna sarmış saçlarını kuruturken, diğer eli ile telefonunu kavradı. Sıcak sudan buruşmuş parmakları yardımıyla zar zor açtığı tuş kilidinin ardından gelen mesajlara doğru bakındı.
Dantelli iç çamaşırlarının gözler önüne serildiği bir fotoğraf.
Altında ise tek bir cümle:
“Seni özledim.”