İçeriğe geç

İnançların Savaşı

Bölüm 3 · 16 dk okuma

İnançların Savaşı

Bölüm 3

3. Bölüm

Bu yıldan sonra savaş meydanları kadar şehirlerin içi de kana bulandı. Mezhep ve ırk kavgaları yıllarca sürdü; kalemle anlatılamayacak kadar kirliydi. Bu yüzden tarihe yalnızca sonuçları kaldı.

Aradan on yıl geçmişti. İzzettin Savaş çoktan zehirlenerek ölmüştü. Boz Devleti parçalanmıştı. Beyler ve komutanlar kendi boylarını kurmuş, kendi hükmünü ilan etmişti.

Hatice Sultan; yanında kalan beyler, komutanlar, askerler ve hatunlarla birlikte başkent Bozyurt’a ve çevresindeki altı şehre çekildi.

Artık bir kral yoktu. Devletin toprakları işgal altındaydı. Cahan zehirden kurtulmuştu; Cahan, Tiber, Rahşan ve diğer İttifak Birliği liderleri Boz topraklarını istila ediyordu.

Zerkler ve Yaseriler de topraklara girmişti. Darkin Krallığı Kralı Karatan öldükten sonra, evlatları tahta geçmek uğruna birbirlerini boğazladı. Bu kargaşada Kral Safahan ve Kral Haşmen fırsat buldu; Cahan’la birlik olup Akşan Devleti’ne saldırdılar.

Süleyman Sancak ve Yağız Han ise iç karışıklıklar nedeniyle Akşan Devleti’ne yardım edemiyordu. Bütün devletlerde ve imparatorluklarda kaos hâkimdi. Korucalar ve Savalar bağımsızlık ilan etmişti. Melek Birliği dağılmıştı.

İttifak Birliği ise kısa süre içinde kendi içinde iç savaş çıkarmış, birliği fiilen parçalamıştı.

Her devlet toprak kazanmak için birbiriyle savaşıyordu. Cahan ayak bastığı yerleri yakıp yıkıyordu; İttifak Birliği ise şehirleri yerle bir etmiyor, insanları katlediyordu. Halk, sığınaklara ve kalelere kaçıyordu.

Hasan Selçuk, az ordusuna rağmen yedi devlet, boy ve imparatorlukla aynı anda savaşıyordu. Rahşan, Akap şehrine giremiyordu; çünkü önünde, sadık askerleriyle bir bent gibi duran Hasan Selçuk vardı.

“Şehirleriniz on devlet tarafından istila ediliyor; siz Bozyurt’u ve Akap’ı savunsanız ne fark eder?” diyerek Rahşan, Hasan Selçuk’la alay ediyordu.

Rahşan’ın bilmediği bir şey vardı: Geriye kalan tek bir Boz insanı bile, intikam için yeniden bir devlet kurmaya yeterdi.

PAŞAHAN:

“Bir millet vardır ki savaş meydanında yenilmez. Onu kılıçla, orduyla, ateşle yenemezsiniz.

Ama benliğini yok edersen, işte o zaman yenersin.”

“Irkını, soyunu, dinini, tarihini unutturursan; kansız, sessiz ve içten istila edersin.”

“Başka ırkları topraklarına yerleştir. Kılıç sallamana gerek kalmaz.

On yıl sonra dön bak; kendi ırklarının nasıl yok olduğunu seyret.”

Boz topraklarını İttifak Birliği; Yaseriler’e, Zerkler’e ve Sarkarlar’a altın tepside sunmuştu. Sarkarlar vahşi savaşçılardı. Savaş meydanlarında dayanılmaz bir kuvvettiler.

Diğer devletler gibi uçları ele geçirmek istiyor, kimsenin ezemeyeceği büyük bir devlet kurmayı amaçlıyorlardı.

On yıl içinde toparlanmış, hatta iyice güçlenmişlerdi. Küçük bir prenslik gibiydiler; zorunluluktan, altın karşılığında savaşlara katılıyorlardı. Yeni Sarkarlar lideri Kamari, kuvvetleriyle Aska’ya ulaştı.

Şehrin önüne geldi ve Kamari uyardı:

“Şehri boşaltın, ben de canınızı bağışlayayım.”

Boz Devleti yıkılmıştı ama Boz halkı ilk kez ayağa kalkıyordu. Koca şehrin içinden kalın bir ses yükseldi. O ses diyordu ki:

“Ey zalim Kamari! Buralara kadar geldin; ayak bastığın her yeri kana buladın. Korkmak yok, yılmak yok, pes etmek yok! Tüm devletler karşımızda olsa da biz buradayız.”

Sesin sahibi ortaya çıktı. Elinde çifte baltası, arkasında mağaralarda yaşamış ordusuyla Şahin Bey duruyordu. Düşmana atıldı. Meydan kana doydu. Kanlı bir savaş yaşandı; iki vahşi ordunun savaşıydı bu.

Sarkarlar zırhsız oldukları için Şahin Bey’in ordusuyla başa çıkamıyordu. Şahin Bey, Kamari’nin etrafını sararak onu yok edecekti; ancak Yaser ve Servan destek kuvvetleriyle yetişti. Bunun üzerine Şahin Bey geri çekilerek şehre döndü.

Boz Devleti toparlanabilecek miydi?

Yaser ve Servan şehri kuşattı; Kamari ise önden girdi. Şehir fiilen düşmüştü. Şahin Bey, çaresizce ordusunu ve halkı güvenli şekilde şehirden çıkarmayı başardı; fakat Aska’yı koruyamamıştı.

Gözleri yaşlı halde Hatice Sultan’ın karşısına çıktı. Hüzün içindeydi; toprağını savunamamıştı.

"Affedin Sultanım… Koruyamadım."

Utancından Hatice Sultan’ın yüzüne bakamıyordu. Aska zalimin eline düşmüştü.

Koskoca, köklü bir devlet yıkılmıştı. Birçok devlet ve boy tarafından istila ediliyordu. Hasan Selçuk, Şahin Bey, Osman Çavuş, Satur Bey…

Ne olursa olsun topraklarını savunuyorlardı. Cahan; Tiber, Servan, Rahşan ve niceleri yurdu işgal ediyordu. Ellerindeki az askerle kurtarmaya çalışıyordu komutanlar. Akşan Devleti tamamen çökmüştü; Cahan, Safahan ve Haşmen tüm topraklarını istila etmişti.

Darkin Krallığı’nda kardeş kanı akıyordu. Bu kaos en çok Cahan’ın işine geliyordu. Saldırı altındaki topraklar kan ağlıyordu. Yirmi beş bin beş yüz insan öldürülmüştü; yarısı kadın ve çocuktu.

Bu sayı yalnızca Boz topraklarında katledilenlerdi. Süleyman Sancak ve Yağız Han iç karışıklıkları çözmüştü; desteğe geleceklerdi. Ancak denizde Korsan Kaptan Hartak ile savaşa tutuldular.

(Hartak, denizin en acımasız kaptanıydı; Darkin Krallığı’na hizmet ediyordu.)

Kadzar Devleti çökmüştü. Demir Krallığı ve Tabar İmparatorluğu tarafından istila edilmişti. Kadzar Kralı Kadem, Kalkan Süvarileri’ne sığınmıştı. Akşan Devleti Kralı Tanut ise Asak İmparatorluğu’na kaçmıştı.

(Demir Krallığı ve Tabar İmparatorluğu bağımsız devletlerdi.)

Topraklar paylaştırılmıştı. Koca devletler küçük boylara dönmüştü. Başkurt Mehmet tahta geçti. Boz Devleti’nin tecrübeli ve özel komutanıydı.

“Kelle alarak kurduk bu devleti. Yine kelle alarak kurarız. Sorun yok, kafirler.”

Başkurt Mehmet…

Kanlı Alakan…

Başkurt Mehmet:

“Yeniden var olacağız, yeniden büyüyeceğiz. Onlar yendiklerini sansın; atalarım küçük bir boydan devlet kurduysa ben de yeniden kuracağım.”

“Ey karanlık, seni yıkacağız.”

Konuşmasını bitirdi ve emrini verdi:

“Atlara binin askerlerim, komutanlarım. İlk hedef Aska’dır.”

At üstünde yola çıktı. İçinde tek bir amaç vardı: Topraklarını geri almak. Başkurt lakabı boşa değildi; Boz Devleti’nin umuduydu.

Her karanlığın içinden bir kahraman çıkar. Şehrin önüne geldi ve gür sesi meydanı yardı:

“Ey Kamari! Sakın şehirden çıkma. Seni bağışlamayacağım. Bizim olanı almaya geldim.”

Kamari ordusuyla şehirden çıktı.

"Ben kimseden korkmam. Yedi komutanınız yoluma çıktı, kellesini aldım. Sıra sende."

Savaş başladı. Bir tarafta özgürlük savaşçıları, diğer tarafta devlet ordusu vardı. Zırhsız Sarkarlar birer birer dökülüyordu. Kuvvetliydiler ama zırhlı ordu karşısında şansları yoktu.

Çelik sesleri düğün gibi çınladı.

Kamari ordusunun kaybedeceğini anlayınca yirmi askerle kaçtı. Başsız kalan ordu kısa sürede yok oldu. Bu, Başkurt Mehmet Bey’in ilk zaferiydi. Şehre bayraklar asıldı.

Diğer şehirleri komutanlarına bıraktı:

Hasan Selçuk Riya, Osman Çavuş, Levan, Şahin Bey, Başkın…

Satur Bey Kutlun, Seyit Bey ise Safar şehirlerini almaya yola çıktı.

Cahan, Başkurt Mehmet Bey’in geldiğini duyunca ordusunu geri çekti. Sava boyunun topraklarından geçmek zorunda kalan Kızıl Ordu’ya Savcı Bey saldırdı; Cahan güçlükle ülkesine döndü.

Cahan gider gitmez Alakan’a haber gönderdi: Asker topla, Sava topraklarına gir, şehirleri yak. Alakan dört ayda yirmi bin kişilik Kızıl Ordu’yu topladı ve Sava şehirlerine yürüdü.

Emir verdi: Şehirlerin etrafını ateşe verin. İçeri ateşli oklar atın. Ordu girmeden insanlar, hayvanlar, ağaçlar yansın. Topraklara girdi, başkente ilerledi. Karşısına çıkan Sava askerlerini çukurlara attırdı, diri diri yaktırdı.

Savcı Bey’in sarayını bastı. Merhamet göstermedi. Yol üstündeki hayvanları, bitkileri bile öldürdü. Savcı Bey’i atının arkasından sürükleyerek götürdü. Halk korku içindeydi. Alakan uçlara ateşin sadece kıvılcımını getirmişti.

Geride yıkılmış şehirler bıraktı. Türklere cehennemi getirdi. Haber Hasan Selçuk’a ulaştığında Atak Ordusu’yla yola çıktı.

Sava topraklarını geçince tuzağa düştü.

Alakan pusu kurmuştu; her yanları sarılmıştı. Alakan iri yapılıydı, yüzünde yalnızca acımasızlık vardı. Ne korku ne tereddüt.

“Ya kelle alacağız ya kelle vereceğiz. Geri kaçmak yok.”

Hasan Selçuk buyurdu.

Alakan yüzünü sertleştirdi:

"Boz Devleti’nin önemli veziri sensin ha."

Eli pusatının kınındaydı. Hasan Selçuk, korkmadan Azraili olduğunu söyledi.

Alakan’ın namı büyüktü. Kanlı Alakan… Bazı devletler ona Ölüm Komutanı derdi.

Girdiği şehirleri yakar, taş üstünde taş bırakmazdı. Hasan Selçuk, kalabalık orduya rağmen korkusuzca saldırdı. İki ordu çarpıştı. Atak Ordusu, Alakan’ın kalabalığı karşısında eridi. Savaş kesin zaferle Alakan’ın oldu. Hasan Selçuk yakalandı.

“Senin gibi yiğit düşmanı mertçe öldüreceğim Hasan Selçuk. Kaybedeceğini bildiğin halde kaçmadın.”

Kılıcı ensesine dayamıştı.

Hasan Selçuk ve Savcı Bey’in yüzünde ne korku vardı ne pişmanlık. Sadece şehadet huzuru…

“Allah’ım, benim yerimi boş bırakma.”

Boğazını kesti ve orada şehit etti.

Hasan Selçuk’un bedeni Bozyurt’a getirildiğinde şehir sessizliğe gömüldü. Ne ağıt yakıldı, ne söz söylendi. Sadece sancak yarıya indirildi.

Kılıcı sarayın taş duvarına asıldı. Kimse dokunmadı. Herkes biliyordu: O kılıç artık sahibini beklemeyecekti. Bir devletin aklı toprağa verilmişti. Savcı Bey’in ardından askerler saf tutmadı.

Çünkü onun düzeni, yoklukta bile ayakta duran bir disiplindi. Defnedilirken tek bir emir yankılandı: “Nöbet bozulmayacak.”

Gece çöktüğünde karargahta bir ateş eksikti.

Kimse konuşmadı.

Ama herkes şunu hissetti:

Devlet, bir direğini daha kaybetmişti.

İki gün sonra Akan da gelip doğuya saldırdı. Her taraftan saldırıya uğrayan ahali, merkez şehirlere çekildi. Osman Çavuş, Başkurt Mehmet Bey’i uyardı:

"Efendim, siz daha iyi bilirsiniz lakin Ruan Krallığı Sayman Devleti’ne saldırmış. Onlara yardım etmezsek…"

Sözünü Mehmet Bey kesti:

“Onlar Ruan Krallığı ile aramızdaki benttir. O bent yıkılırsa bizi ve Korucaları da yıkarlar.”

Orduyu toplamasını emretti. Koruca Beyliği’ne ulak gönderdi; alplerin toplanmasını istedi. Sayman Devleti’ne yardıma gideceklerdi. Osman Çavuş, Şahin Bey ve Satur Bey orduları topladı, sefere çıktı.

Mehmet Bey orduyu ikiye böldü. Osman Çavuş ve Başkurt Mehmet Bey batıya gidecekti; Şahin Bey ise doğuya tek başına ilerledi. Yenilmek üzereyken Boz Ordusu’nun desteğiyle savaşı kazandılar. Möç ve Patrik doğuya doğru geri çekildi.

Mehmet Bey’in ordusu üç günde ancak yetişebilmişti. Alakan şehirleri tek tek yakıyordu. Kral Sayvan ve ordusu önünü kesti. Büyük savaş başladı. Kan akıyordu. Say askerleri azalıyordu; binlerce Kızıl askeri öldürmelerine rağmen düşman eksilmiyordu.

Alakan’ın arkasından dalga dalga gelen ordu bitmek bilmiyordu. Savaş saatler sürdü. Say Ordusu tükeniyordu. Askerlerin direnecek gücü kalmamıştı. Koca ordu yok olmanın eşiğindeydi; savaş Alakan’ın lehine dönüyordu.

Kral Sayvan’ın etrafını sarıp ele geçirmek üzereyken Aka Bey ve Kasım Bey desteğe geldi. Ardından Mehmet Bey de yetişti.

Üç bey ile aynı anda çarpışamayacağını anlayan Alakan, zafere bu kadar yaklaşmışken kaybetme öfkesini içine gömdü.

Ordusuyla Sava topraklarına çekildi. Yollara tuzaklar kurmuştu; beyleri üzerine çekmeyi planlıyordu. Alakan’ın istediği oldu. Aka Bey ve Kasım Bey peşine düştü. Düşmanın kaçtığını gören beyler cesaretlendi. Mehmet Bey bunun bir tuzak olduğunu söyledi ama iki bey de dinlemedi ve Alakan’ı kovaladı.

Alakan Sava topraklarında bir kamp kurdu; az sayıda asker bıraktı. Beyler kampı görünce saldırıya geçti. Bu askerler yemdi.

Beyler kampın içine girdiğinde tuzak kapandı. Kampın etrafı ateşe verildi, ok yağmuru başladı.

Asker sayıları eriyince Alakan ordusuyla hücuma geçti. Tuzak olduğu anlaşıldığında artık çok geçti. Aka Bey direndi ama Alakan tarafından orada şehit edildi. Kasım Bey yaralı hâlde geri çekildi.

Aka Bey’in şehadet haberi geldiğinde kimse inanmadı. Çünkü o, geri çekilmeyenlerin adıydı. Zırhı parçalanmıştı ama dizleri bükülmemişti. Olduğu yerde durmuş, orada can vermişti.Onu tanıyanlar tek bir cümle söyledi: “Yerini terk etmedi.”

Bazı adamlar ölünce mevzi olur.

Mehmet Bey haklı çıkmıştı. Kral Sayvan ona can borçluydu. Doğuda ilerleyen Akan’ın önünü Şahin Bey ve Kadra Bey kesti. Akan, abisi gibi ayak bastığı şehirleri yakıyordu. İki ordu meydanda karşı karşıya geldi. Savaş başladı.

Asker kalmayınca Akan ile Kadra Bey yüz yüze çarpıştı. Akan kazandı; Kadra Bey’i öldürdü. Akan çevikti, Kadra Bey ise yaşlı bir beydi. Şahin Bey’in vahşi ordusu Kızıl Ordu’yu deliyordu.

Tam bitti derken Akan bayrak kaldırdı; arkadan yine dalgalar hâlinde asker gelmeye başladı. Şahin Bey okçulara emir verdi:

“Tek bir ok bile boşa gitmeyecek. Her ok bir can alacak.”

Oklar yağdı. Şahin Bey’in korkusundan tek bir ok bile boşa gitmedi. Ordu etraflarını sarmıştı. Akan haykırdı:

"Hiçbir asker bu cehennemden çıkamayacak!"

Osman Çavuş karşılık verdi:

"Burası sana cehennem olacak, iblis soyu!"

Desteğe gelerek saldırdı. Kızıl Ordu eriyordu. Akan geri çekildi. Yorgun askerler tek tek düşüyordu. Alakan ve Akan Sava topraklarına çekildi. Mehmet Bey işi şansa bırakmadı; ordular geri dönmedi.

Doğuda Osman Çavuş ve Şahin Bey, batıda Başkurt Mehmet Bey ve Kasım Bey kamp kurdu. Mehmet Bey gece saldırısı olacağını hissediyordu. Kimse uyumadı. Haklı çıktı. Gece saldırıya gelen Alakan boş kamplarla karşılaştı. Ne olduğunu anlayamadan etrafı sarıldı.

Tuzak olduğunu fark etti ama çok geçti.

Alakan zekiydi; Möç ve Patrik’i son anda kurtardı. Gecenin karanlığında savaş çıktı. Alakan ikinci kez mağlup oldu. Alakan ve Patrik kaçtı; Möç’ü ise Mehmet Bey savaş meydanında öldürdü.

Akan ve Alakan uzaklarda kamp kurdu. Cahan’dan ordu istedi. Alakan artık kolayca istila edemeyeceğini anlamıştı. Planını değiştirdi. Mehmet Bey’i, Kasım Bey’i ve komutanları öldürürse iş kolaylaşacaktı.

Kasım Bey’in içinde Aka Bey’in acısı dinmiyordu. Önce onları yok edecek, sonra istilayı tamamlayacaktı. Cahan’ın verdiği sınırsız yetkiye layık olmak zorundaydı.

Hasan Selçuk, Savcı Bey ve Aka Bey gibi büyük isimleri öldürmüş, buna rağmen bir devleti dize getirememişti. Bu onun için utançtı. Cahan’ın ona güvenmesinin sebebi geçmişte yenilgi sayısının ikiyi geçmemesiydi.

Günlerce destek ordusunu beklediler. Bu sırada Alakan, elindeki kuvvetle bir cepheyi kapatmak zorundaydı. Şahin Bey ve Osman Çavuş’a saldırdı. Ama beklenen buydu.

Ordu gizlenmişti.

Aka Bey’e kurulan tuzağın aynısını ona kurdular. Alakan üçüncü kez mağlup oldu. Bir yenilgi daha alırsa, Cahan’a hesap vermek zorunda kalacaktı.

Kanlı Alakan..

Bir ay sonra…

Cahan, Alakan’ın emrine büyük bir ordu verdi. Yanına en güvendiği komutanlardan biri olan Alexsin Alnovaxsin gönderildi. Ordu, Sayman Devleti’nin başkenti Alvan’ı kuşattı. Alakan, şehir surlarının önünde son kez konuştu:

“Teslim olun, şehri boşaltın. Aksi halde yakar, yıkarım.”

Kral Sayvan teslim olmadı. Korkmadığını haykırdı. Alakan bu kez kılıçtan önce aklını kullandı. Akan ve Patrik'i doğuya gönderdi; gelecek yardımları kesmek için.

Alexsin Alnovaxsin batıya yöneldi, diğer şehirleri almakla görevlendirildi. Alakan ise başkenti bizzat almak istiyordu.

Mehmet Bey ve Kasım Bey’in yardıma gelebileceğini biliyordu. Bu yüzden Yaser, Servan ve Kamari’ye güney hattını kestirdi. Şehre günler öncesinden asker sızdırdı. Alvan artık nefessizdi.

Emri verdi. Aynı anda binlerce ateşli ok gökyüzünü kapladı. Şehir alev aldı. Evler, sokaklar, insanlar…

Kadınlar, çocuklar, askerler canlı canlı yanıyordu. Çığlıklar surları aşıp göğe yükseliyordu.

Alakan, o çığlıkları duydukça keyifleniyordu.

Şehre haykırdı:

“I brought you hell.”

Ve ordusuyla içeri girdi. Mehmet Bey, ordusunun geri çekildiği haberini bilerek yaymıştı. Cahan’ı ve Alakan’ı, destek kuvvetlerin döndüğüne inandırmıştı. Plan sessizce işliyordu.

Alakan şehre girdikten sonra, başkentin çevresindeki obalarda gizlenen Mehmet Bey ve Kasım Bey orduları ortaya çıktı. Şehri kuşatan düşman askerleri imha edildi. Bu kez Alvan kuşatılmıştı.

Mehmet Bey ordusuyla şehre girdi. Ancak geç kalınmıştı. Alakan, zalimliğini sonuna kadar göstermişti. Önüne çıkan herkesi öldürüyordu. Bir ay içinde Yağız Han ve Süleyman Sancak da destek kuvvet göndermişti.

Başkurt Mehmet Bey’in emrinde, Kızıl Ordu’nun iki katı büyüklüğünde bir güç vardı artık. Alakan askerlerinin eridiğini fark etti. Çember daralıyordu. Elinde yalnızca Kral Sayvan kalmıştı. Sarayı bastı.

“Buradan ben canlı çıkacağım. Siz de Kral Sayvan’ı canlı alacaksınız.”

İlk kez çaresizdi. Tek çıkış yolunun kral olduğunu biliyordu. Mehmet Bey ve Kasım Bey istişare etti. Alakan’ın tereddüt etmeden kralı öldürebileceğini biliyorlardı. Şehir içinde hala Kızıl Ordu unsurları vardı. Risk alamazlardı.

Mecburen izin verdiler. Toprakların işgaliyle kralın ölümü arasında fark yoktu; ikisi de devletin sonu demekti. Kral ölürse taht kavgası çıkacak, Sayman Devleti zaten çökecekti.

Alakan, Kral Sayvan’ı canlı kalkan yaptı. Kuşatmayı yararak ordusuyla çıktı. Şehirden uzaklaşınca kralı bıraktı. Topraklarına döndü. Ordusundan geriye çok az kişi kalmıştı. Bu başarısızlığın bedelini Cahan’ın ödeteceğini biliyordu.

Yine Mehmet Bey’in elinden kurtulmuştu. Kasım Bey, Koruca askerleriyle doğuya gitti. Kardeşi Akan’ın yanına. Ama geç kalmıştı. Şahin Bey, Akan’a tuzak kurmuştu. Akan öldürülmüş, Osman Çavuş ile birlikte Kızıl Ordu yok edilmişti.

Batıda ise Alexsin Alnovaxsin zaferle dönmüştü. Mehmet Bey’in komutanı Hasan ile savaşmış, onu yenmişti.

Hasan Komutan’ın kellesiyle topraklarına döndü. Cahan, Alexsin’i ödüllendirdi. Alakan’ı ise cezalandırdı.

Alakan sürgüne gönderildi. Bir adaya. Kamari, Alakan’ın yenildiğini ve canını zor kurtardığını duyunca güneyden çekildi. Ardından Servan ve Yaser ile birleşip Bozyurt’u kuşattı. Büyük kayıp verdi ama başkenti aldı.

Bozyurt…

Kurt yuvası. Alınamaz denilen şehir.

İlk kez istila edildi. Atak Savaşçıları başkenti Akap’a taşıdı. Hatice Sultan, düşmanın eline düşmemek için kendini öldürdü.

Kamari, zafer sarhoşluğuyla Akap’a yöneldi. Şehri kuşattı. Ama bu kez yenildi. Mehmet Bey ve komutanları topraklarına döndü. Bozyurt’un düştüğü haberini alan Mehmet Bey sinir krizi geçirdi. Etrafındaki her şeyi parçaladı. Sonra ayağa kalktı.

Yeni bir ordu kurdu. Süleyman ve Yağız Han’ın gönderdiği birliklerle gücünü birleştirdi. Büyük bir ordu topladı ve Bozyurt’un önüne geldi. Kamari şaşkındı. Bu kadar kısa sürede toparlanmalarını beklemiyordu.

İlk kez korku içine tamamen yerleşti. Ama şehri terk edemezdi. Mehmet Bey uyardı:

“Teslim olun.”

Yanıt olumsuzdu. Mehmet Bey karargah kurulacak alanı önceden tuzaklatmıştı. O yer artık bir ölüm kuyusuydu.

“Hiç yenilmedin belki,” dedi, “ama bu savaş yenilip canından olacağın savaş olacak.”

Savaş başladı. Ordu şehre giriyordu. Kamari, on askerin gücünde savaşıyordu. Şehri bırakmak istemiyordu. Kaybettiğini anlayınca planını devreye soktu.

Şehrin arkasındaki dağlık bölgeye asker konuşlandırmıştı. Başkurt Mehmet Bey’i kapan içine almak istiyordu. Geceyi bekledi.Karanlık çöktü. Kuşatma uzadı. Atak Savaşçıları tükeniyordu. Kamari saldırı emrini verdi.

Ama saatler geçti. Ses yoktu. Karargah ateşi hala yanıyordu. Kılıç ve çığlık sesleri geliyordu ama haber gelmiyordu. Kuşatan askerlerin bir kısmı karargaha yöneldi.

İşte o an…

Mehmet Bey’in kurduğu tuzaklar çalıştı. Kamari’nin askerlerinin çoğu can çekişerek öldü. Sağ kalanlar gecenin karanlığında birkaç Atak Savaşçısını öldürmeyi başardı.

Kamari’nin planı kısmen işlemişti.

Ama Mehmet Bey hayattaydı. Kamari onu görünce dondu. Mehmet Bey konuştu:

“Çakal kapanına kurt düşmez.”

Başkurt, savaşı durdurdu. Ordusu azalmıştı. Devam ederse kaybedecekti. Geri çekildi. Akap’a döndü. Kamari zafer kazandı. Ama Bozyurt hala onun elindeydi. Savaş bitmemişti.

Mehmet Bey, Kamari’yi hafife almıştı.

Ve bunun bedelini ödemişti. Doğrudan kuşatma hataydı. Şehrin arkasındaki dağları kullanmalıydı. Bu kez aynı yanlışı yapmadı.

Süleyman Sancak’tan ve Kral Sayvan’dan asker istedi. Bu defa daha kalabalık, daha kararlı bir orduyla yola çıktı. Ertesi gün planını uygulamak için harekete geçti. Kamari yine aynı oyunu kurmuştu.

Ama Mehmet Bey bu kez öndeydi. Kamari’nin yedek kuvvet olarak bıraktığı askerler, daha savaş başlamadan öldürülmüştü. Şahin Bey ve vahşi askerleri şehre önden saldıracak, kuşatmayı başlatacaktı.

Mehmet Bey ise ordusuyla dağın arkasında bekleyecekti. Kamari, Şahin Bey’le çarpışırken askerlerinin çoğunu öne yığdı. Mehmet Bey tam da bunu bekliyordu. Kamari ön cephede savaşırken, Mehmet Bey ordusuyla şehre arkadan girdi.

Kamari yedek askerlerine saldırı emri verdiğinde cevap alamadı. O an anladı.

Kaybetmişti. Mehmet Bey şehirde temizlik yapmıştı. Kamari iki ateş arasında kalmıştı. Adamlarının çoğu ölmüştü.

Kapana düşen çakal olmuştu. Bozyurt tamamen alındı. Kamari esir edildi. Bu, Kamari’nin ilk yenilgisi ve son savaşıydı. Cahan, Kamari’yi altın karşılığında istedi.

Mehmet Bey ise Alakan’ı istedi.

Cahan vermedi. Mehmet Bey de Kamari’yi vermedi. Kamari asıldı. Bir büyük düşman daha düşmüştü. Akan’dan sonra kazanılan en büyük zaferdi bu. Artık hedef diğer şehirlerdi.

Valide Hatice Sultan, esir olmamak için canına kıymıştı. Mehmet Bey hüznünü geceleri yaşadı, gündüzleri belli etmedi. Bu kadar acının yasını tutacak zamanı yoktu.

Hatice Sultan düşmanın eline düşmedi.

Kendi kaderini kendi kesti. Odası açıldığında zaman durmuştu. Ne feryat vardı…

Ne kan…

Yerde düşmüş bir tespih ve yarım kalmış bir dua vardı sadece. Boz Devleti o gün anasını kaybetti. Ve herkes yetim kaldı. İntikam alınmıştı. Mehmet Bey, Hatice Sultan’ın mezarına gitti ve bu haberi ona verdi.

Artık sıra Servan ve Yaser’deydi. Aska ve Levan’a kendi gitmedi. Şahin Bey ve Osman Çavuş’u gönderdi. Akan’a karşı kazandıkları zaferi biliyordu. Başaracaklarından emindi.

Büyük yılan yok edilmişti.

En güçlüsü Kamari’ydi. O da ölmüştü.

Geri kalanlar…

Sadece zamandı.

Bir Hafta Sonra.

Şahin Bey ve Osman Çavuş zaferle geri döndü. Aska ve Levan yeniden Boz toprağı olmuştu. Mehmet Bey, iki zaferin de karşılığını verdi. Şahin Bey’e Aska,

Osman Çavuş’a ise Levan verildi.

Aileleriyle birlikte orada yaşayacaklardı.

Bu, kılıç hakkıydı. Boz Devleti’nde ilk kez böyle bir uygulama yapılmıştı. İzzettin Savaş zamanında komutanlar yalnızca şehirlerin güvenliğinden sorumluydu.

Şehirlere komutan atamasını bizzat İzzettin yapardı. Şehirler devlete aitti; kimseye verilmezdi. Ama Mehmet Bey farklı bir yol açtı. Şehirler hala devletindi.

Fakat bir bölünme ya da büyük bir tehdit olursa, o şehirleri koruma sorumluluğu bu komutanlara aitti. Devlet düşerse, şehir onların olacaktı. Bu bir ödül değil, emanetti.

Ve Boz Devleti…

Yeniden genişliyordu.

Gamşah.

“Onları karanlığa mahküm etmek için geliyorum. Şahları yeniden birleştireceğim.

Eskisinden çok daha güçlü olacağız.”

Yeni Şahları toplamak istiyordu. Her yere haber saldı. Karanlığa ve Cennet’e inanan tüm insanları ve devletleri birliğe çağırdı.

Yıllarca Yargıç Tera tarafından yargılanmıştı.

Karan’ın dinini yaydığı için hakkında sayısız iftira atılmıştı.

Sonunda savunmasının haklı olduğu anlaşılmış, zindan hayatından kurtulmuştu.

Hem bir din adamıydı, hem zeki bir komutan,

hem de bir büyücüydü.

Yaser hayatta olmasına rağmen, Yaseriler’in başına geçmek istiyordu. Herkesi toplamaya başladı. Şehirlerin içinde isyanlar çıkardı.

Yaser’in destekçilerini öldürttü.

Gamşah ve ona inananlar, kendi kanından ve dininden olanları bile katletti; yalnızca Yaser’i destekledikleri için. Gamşah, karşı çıkanların çoğunu ya zindana attı ya da öldürttü.

Kanla başa geçti.

Yaser, Boz topraklarını işgal ederken; tahtını ve tacını kaybetmişti. Gamşah ordu topladı ve Zerkler üzerine yürüdü. Servan’ın yokluğu, onun en büyük avantajı oldu. Servan taraftarlarını ortadan kaldırdı. Eski birliği isteyen tarafların desteğiyle iki prensliği birleştirdi.

Ayrılıp kendi prensliğini kuran komutanları ve destekçilerini astırdı; ibret olsun diye meydanlarda sergiledi. Bir yıl içinde tüm tarikat kollarını yok etti. Şahları yeniden birleştirdi ve Şahlar Birliği’ni yeniden kurdu.

Gamşah:

“Ben onların en büyük belasıyım.”

Son sözünü verdi:

“İttifak Birliği, Boz topraklarını bölüşüyormuş.

Gidelim…

Payımızı alalım.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.